2 Yorum

Yargılamanın Dayanılmaz Hafifleticiliği Üzerine

Yazar Hakkında

Handan TOPRAK – 4 yıldır anne, 10 yıldır psikolojik danışman, kendini bildi bileli koltuğuna birden fazla karpuz sığdırmaya çalışan bir kadın. Eylül 2016′ dan beri @pusulamcocuk adıyla Instagramda annelik ve psikoloji üzerine yazıyor.

Paylaşmak insana, hele hele kadına fevkalâde iyi gelen bir şey. Ayrıca paylaşmanın iki ucu da mucizevi. Paylaştığım için benim omuzlarım hafifliyor, öteki paylaştığında yalnız olmadığımı fark edip bir kez daha hafifliyorum. Bu mucizevi şeyi sosyal medyanın hayatımızın tam ortasında yer edinmesiyle daha sık deneyimler olduk. Pek çoğumuz takip ettiğimiz isimler tarafından, hem de birbirimizi hiç tanımadan sarıp sarmalanıyoruz, yaralara merhem sürüyor ve birlikte iyileşiyoruz. Bu iyileşme hali bizi, kurtuluşun kadınlar birleştiğinde mümkün olacağına inandırmaya başladı neredeyse. Ancak hani Selçuk Erdem “tam aydınlanıcam bir gülme geliyor” diyor ya karikatüründe, ben de tam birleşip daha güçlü olacağımıza umutlanacağım, bir fesatlık geliyor. Sadece kadına has bir fesatlık değil ama bu. İnsanın hemcinsine dair duygularının fazlaca ikizli olması gibi bir gerçek var bu hayatta. O yüzden ”kadın kadının kurdudur” türünden fazla yargılayıcı bir ifadeyi öncelikle yazının içeriği nedeniyle kullanmayacağım.

Bilirsiniz, insanoğlu diğeri tarafından yargılanmayı sevmezken aynı zamanda diğerini sıklıkla yargılamaya bayılır. Hayatından ayrıntısıyla haberdar olduğunuz yakınlarınızı yargılamak teknik olarak değil ama duygusal olarak bir masumiyet durumu yaratır belki de, sokakta gördüğümüz, metroda karşılaştığımız, sadece TV’den tanıdığımız birinin hayatına dair hiçbir bilmezken, üstelik çoğu zaman da tek bir fotoğraf ya da olay üzerinden üstten üstten yorum yapabiliyor oluşumuzu hangi özgürlük tanımı açıklar?

Bizimki gibi toplulukçu kültürlerde herkesin en fazla yorum yapma hakkını kendinde bulduğu alan annelik davranışları biliyorsunuz. Çocuğun nasıl besleneceğini, hava durumuna göre nasıl giydirileceğini, nasıl iletişim kurulması gerektiğini anneden daha fazla düşünen insanların bulunduğu bir ülke burası. O yüzden kadınlar en çok anne olduktan sonra çekerler şimşekleri üzerlerine… Ancak o şimşekler çoğu zaman yine kişinin hemcinsi tarafından yollanır, hem de acımasızca ve frene basmadan…

Bana göre bu davranışın sosyokültürel düzeyle de bir ilişkisi yok. Mahalledeki Şükran teyze çocuğunu karda kışta kalın giydirmediği için komşu gelinini yargılıyorsa, eğitim ve kültür seviyesine güvendiğimiz Eda Hanım da çocuğa yaklaşım biçiminin yanlış olmasıyla yargılıyor aynı kişiyi. Aynı anlayışla farklı konularda yargılamış oluyorlar sadece.

Geçtiğimiz günlerde okulun ”problem” öğrencilerinden birine yaptığımız aile ziyareti sonrasında gözüme daha da bir görünür oldu bu sorun. Yaptığım ayıpla kaç kez yüzleşip nasıl kınadım kendimi anlatamam. Parçalanmış bir ailede 2 çocuğuna tek başına ebeveynlik yapmaya çalışan bir kadının hikâyesiydi yüzleştiğim. Etrafta annenin yapamadığı ebeveynlik, çocuğa veremediği terbiye konuşulurken çoğu zaman katıldım fikirlerine. Hatta annenin ait olduğu sosyal grup kaynak gösterilerek namusuna dil uzatacak şeyler söylendi, kimsenin ağzını kapatmadım. Peki ne biliyorum ben o insanların hayatına dair? Koca bir hiç! Kimdim ben öteki hakkında bu kadar kolay yorum yapabilen?

Geçtiğimiz sene sosyal medyada sıkça paylaşılan bir foto vardı, mutlaka görmüşsünüzdür. Bir kadın hava alanında en fazla 6 aylık olan bebeğini yere yatırmış kendisi akıllı telefonuyla ilgileniyordu. Aman Allahımdı! Bu ne duyarsızlık, ilgisizlik, ne tür bir çocuk ihmal ve istismarıydı! Hesaplarımızda önce bu yorumları okuduk, birkaç gün sonra da o annenin o gün saatlerdir havaalanında beklediğine, bebeğinin kas ve kemik sağlığı açısından orada yatmasının önemli olduğuna, zaten kendisi de sağlıkçı olması hasebiyle bu konulara duyarlı olduğuna dair açıklamalarını okuduk. Hiç tanımadığımız bu kadını bir dünya insan elbirliğiyle açıklama yapmak zorunda bıraktık. Hem de tek bir fotoğraf karesine bakarak, müthiş bir magazincilik örneği sergileyerek.

Bu kadar dert tasanın içinde başkalarınınkini de üstlenmek nasıl bir sorumluluk duygusu acaba? Yoksa hiç tanımadığımız insanlar üzerinden kendimizi temize çekmek midir ihtiyacımız? Diğeri tukaka olunca ben mi olacağım makbul olan? Haydi o zaman herkes kendini bir hesaba çeksin bakalım.

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

2 yorum

  1. ötekilerin davranışını izlerken, sağlıklı yargılama yapabilsek sorun olmayacak. sağlıklı yargılama, herhangi bir şeyin niteliğine ve size uygun olup olmadığına dair içsel bir karar verme sürecidir. ve hayati önem taşır. Kendimizi dünyaya anlatmamıza ve sapla samanı ayırmamıza yardımcı olur. iki şeçenek arasında karar vermemize yardımcı olur. Bu çeşit yargılama karar vermede özgür olmayı ve çevreyle ilgilenmeyi gerektirir, seçmediğimiz yolu tahrip etmemizi gerektirmez. Sosyal medyada en büyük sorun insanların kişisel yargılarını kendisi gibi olmayanları tahrip etmek için kullanmasıdır bence.

  2. Güzel bir yazı olmuş elinize sağlık