2 Yorum

Ebru’nun Gebelik Günlüğü, 35-37. hafta

Yazar Hakkında

EBRU Y. – Yemek yapmayı seven ama yemeyi sevmeyen, dağınık ve plansız yaşamaktan keyif alan ama bunu pek başaramayan, enerjisini güneş ışığından alan, hayvanlara büyük zaafı ve doğaya sonsuz saygısı olan biri. 34 yaşında. Eşiyle ve kedisiyle birlikte Amsterdam’da yaşıyor.

Dön Bebeğim. Deniz’in bize hazırladığı sürprizden habersizdik son ultrason kontrolüne gittiğimizde. 35. haftanın ortalarına doğru gelişimine ve pozisyonunu kontrol edilecekti. Gelişiminin süper iyi gittiğinden bahsederken doğum için doğru pozisyonda olmadığını söyledi ebemiz. “Eee ben bunu biliyorum” dedim içimden. Deniz’in çok uzun zamandır kafası sol göğsümün altında, poposu sağ göğsümün altında ve ayakları da aşağıda duruyor. Hatta bir süredir yaşadığım Braxton Hicks kasılmaları sırasında kafa ve poposu sağ ve sol tarafımdan çıktığında karnım popoya benziyor. “Popo karın” diyorum böyle zamanlarda, çünkü kasılma ile göbek deliğim de içeri giriyor ve karnım tam popoya benziyor.

Gebeliğim boyunca sadece problem yaşadığımda araştırma yapan ve cehalet mutluluktur mottosunu benimseyen ben, bu pozisyon olayını da hiç önemsemedim o anda. Hatta ilk tepkim “Ama hala çok vaktimiz var, değil mi?” oldu. Meğerse çok vaktimiz yokmuş, bebeklerin büyük kısmı bu vakte kadar başaşağı dönüyormuş, zaten doğuma kadar kolları, bacakları öpülesi gamzelerle dolacak bu tombik yaratıklar için zaman geçtikçe yer daraldığı için dönme olasılığı da azalıyormuş. Durumun ciddiyetini beni hastaneye yönlendirdiklerinde anladım. Sanıyordum ki ebem, bana yapmam gereken şeylerin bir listesini verecek (egzersiz vs) ve doğuma kadar bekleyeceğiz. Oysa bu ülkede ebeden doktora yönlendirildiğinizde bir sorun var demekmiş.

Yoksa sezaryen mi? 36. haftada hastaneye gittik, ultrason ve sonrasında doktor görüşmemiz vardı. Tabii ben o vakte kadar araştırma yaptım ve ne zaman nette bir konuyu araştırmak istesem mutlaka blogcuanne’den bir yazı çıkıyor, ciddi bir gebe ve anne arşivi. Şuradaki yazı aslında benim de geçtiğim tüm sürecin yorumsuz bir özeti gibi. Ama ben yine de kendi öykümü anlayatım.

Ultrasonda detaylı bir kontrol yaptılar, bebeğin pozisyonuna, gelişimine ve neden ters durduğuna dair emareler aradılar. Deniz uzuun süredir hep aynı pozisyonda… Bir bebeğin bu pozisyonda durmasının birçok sebebi olabiliyormuş, plasentanın önde oluşu (plasenta previa), amniyon sıvısının çokluğu, amniyon sıvısının azlığı, rahimdeki şekil bozuklukları gibi… Bizim öykümüzde ise her şey normal görünüyor, sadece muhtemel sebep olarak amniyon sıvımın çok olmasına dem vurdurlar. Deniz’in yukarıda keyif sürdüğünü ve fazla amniyon sıvısının onu baş aşağı dönmesi konusunda yeteri kadar cesaretlendirmediğini söyledi doktorumuz. Bu arada biz pozisyonu ile ilgilenirken, Deniz’in son düzlükte büyük bir gelişim atağı yaptığını da öğrendik. Şu ana kadar ortalama bebek büyüklüğünde seyreden gelişimi, hafif iri bebek sınıfına geçmiş. İnanamadım, ultrasonda bakan hemşireye femurun 1-2 hafta geriden geldiğini ve Deniz’in kitaplarda geçen ortalama gelişimi seyrettiğini söyledim. Tekrar, tekrar baktı, ölçtü. “Üzgünüm daha kısa ölçemiyorum femurunu” diyerek konuyu kapattı. İşte tam da bu yüzden, Deniz’in haftasına göre hafif iri olmasından endişelen doktorumuz ertesi güne eksternal sefalik versiyon (external cephalic version – ECV) randevusu vermek istedi. Ben ise direndim. Bu, makat duran bebekleri bir tür çevirme operasyonu, böyle dışardan doktorlar elleriyle deyimi yerindeyse karnınızı yoğura yoğura çeviriyorlar bebeği. Kulağa biraz ürkütücü geliyor değil mi? Ben bayağı korktum doğrusu.

Doktor makat gelişte vajinal doğumun riskli olduğundan bahsetti ve bu operasyonla birlikte bebek dönerse vajinal doğum yapabileceğimi söyledi. Eğer Deniz bu şekilde ters durmaya devam ederse sezaryen seçeneğim olduğunu da ekledi. İçimden diyordum ki “Nasıl yani bebeğim makat gelecek ve ben vajinal doğumu mu düşüneceğim?? Yok yok bunun imkanı yok” diyordu iç sesim. Ama makat gelişte vajinal doğum da yaptırıyorlar isterseniz.

Doktoru, bu elle çevirme operasyonu için 37. h’aftayı beklemeye ikna ettim. O vakte kadar ise Deniz’in kendiliğinden dönmesine yardımcı olacak diğer yöntemleri deneyecektim. Belli mi olur, belki operasyona kadar kendiliğinden döner ve gerek kalmaz bu can sıkıcı şeye diyordum.

Kayropraktik (chiropraktijk). Deniz’ciğimi döndürmek için ne taklalar attım desem yalan olmaz. Evde, şu linkte gösterilen hareketlerle başladım. Amaç yer çekimini tersine hareket ederek bebeğin de bir şekilde hareket etmesini cesaretlendirmek. Ağzıma gelen mide sıvılarım eşliğinde bir güzel yaptım hareketleri. Bir tek havuzda baş aşağı durmadım -ki bu şekilde sonuç alan da varmış (!)-, bu göbüşle havuzda baş aşağı yardım almadan durabilir miyim pek emin değilim zaten. Nedense bana bu hareketlerden sonuç alacakmışım gibi gelmedi hiç. Çünkü Deniz’in dönmemesinin bir sebebi olmalı ve uygulamam gereken çözüm de bu sorunu çözmeye yönelik olmalı diye düşünüyordum.

Ebru ile bir konuşmamızda aynı durumu yaşayan bir arkadaşından bahsetmişti. Hemen (Gizem’i) aradım, o da birçok yöntem denemiş ama kayropraktiğin ise yaradığını düşünüyordu. Bebeği 38. haftada kendiliğinden dönmüş. Bunu öğrenmenin gazı ile hemen tavsiye edilen kayropraktiği aradım, benim operasyona kadar 1 haftam vardı sadece ve onlar da beni beklemiyordu. Yalvar yakar 3 randevu aldım 1 hafta içinde…

Kayropraktik’e gidecektim ama ne yalan söyleyeyim pek umudum da yoktu sonuç alacağımdan, denemiş olmak istedim. Meğerse burası hamile olan, olmayan herkesin geldiğinde pişman olmayacağı bir yermiş, o kadar söyleyeyim. (Kayropraktik sana inanıyorum!). Megan’la tanıştık, ona bebeğimi döndürmek istediğimi, çok kısa bir zamanım olduğundan bahsettim. Elinden geleni yapacağını söyleyip hemen işe koyuldu. Artık tüm amacımız benim pelvik bölgesi genişletip rahatlatarak Deniz’i başaşağı dönmesi için cesaretlendirmek.
Megan’ın söylediğine göre pelvik bölgemdeki bağ dokusu çok gergin ve sert. Onu yumuşatıp, rahatlatarak aşağıda Deniz için daha ferah bir alan yaratmamız gerekiyor. Garip bir yatağı var bu uzmanlığın, bazı bölümleri aşağı inip, kalkıyor. İlk önce ortası boş olan bir hamile yastığı yardımıyla yüzüstü yattım. Omurlarıma masaj yaptı, bu arada yatak indi kalktı, masajın bazı yerlerinde bayağı bildiğimiz katır kutur kuluçlarımı kırdı. Sonra sırtüstü yatırıp pelvik bölgesine acılı bir masaj yaptı, bu arada Deniz ile konuşmayı da ihmal etmedi.

O gece rahatlayan sırt ve boynumla birlikte çok rahat bir uyku çektim. Gece bir ara karnımı yokladığımda karnımın çok hafif aşağı indiğini bile hissettim. Ertesi gün ise Megan bu hissimi doğruladı, karnım çok hafif de olsa aşağı inmişti! Tabi Deniz hala aynı pozisyonda, kafacığı sol göğsümün altında, avucumun içindeydi hâlâ. Sonraki randevularımda da tekrarlandı bu tedavi, her çıktığımda biraz daha rahatlamış oluyordum ama Deniz hala aynı yerinde duruyordu. Megan, bebeğimin kendiliğinden dönmese bile ECV operasyonu için pelvik bölgesini rahatlattığını ve operasyonun daha rahat geçeceğini söyledi.

Eksternal sefalık versiyon (external cephalic version). Büyük gün geldi, kaçış yok artık. O gün yavaş yavaş kahvaltı yaptım. Yavaş yavaş dişlerimi fırçaladım, yavaş yavaş kıyafetlerimi giydim ve yüzüme krem sürerken hayatım boyunca yapmadığım masajı yaptım. Sabah tekrar hastaneyi aradığımda “Çok yoğunuz, bugün çok fazla doğum var, sonra gelin” demelerini umarken, adımı söyler söylemez “Bebeği çevirmek için değil mi? Hemen gelin lütfen” dediler. Ali ile düştük yollara, ayaklarım geri geri gidiyordu.
Bu o kadar korkutucu bir operasyon değil aslında, şurada tam olarak bana yapılanın bir videosu var. Ama videodaki kadını taktir etmek lazım, o kadar sakin kalamadım ben. Zaten doktor canımın acıyacağını, mideme yumruk yemiş gibi hissedeceğimi söylemişti öncesinde.

Aslında korkutuğum şey Deniz’in strese girmesi. Bu operasyonun en büyük riski de bu zaten, bebek operasyon sırasında veya sonrasında çok büyük bir strese girebiliyor ve kontrol altına alınamazsa direkt doğuma alıyorlar. Çok düşük bir olasılık da olsa operasyona gidip mecburi bir doğumla çıkabiliriz. Bu yazıyı yazarken Türkçe kaynakları da okudum doğru terimleri kullanmak için. Eğer operasyon öncesinde okusaydım operasyondan vazgeçerdim. Muhtemelen zamanında bir kitaptan çevrilmiş ve güncellenmemiş bilgiler, çünkü riskleri arasında bebeğin kemiklerinin kırılması ve bebeğin kaybı bile var. Bu riskler çok olası değil günümüz koşullarında yapılan operasyonlarda… İşin uzmanları yaptığı sürece güvenli bir operasyon.

Hastanenin doğum katına çıktığımızda hemşire beni görür görmez direkt yerinden kalkıp ismimi söyledi, “Bebeği çevirmek için geldiniz değil mi?” Herkes işi gücü bıraktı beni mi bekliyor acaba?? Bizi operasyon odasına aldılar, hem bebeğin kalp atışları hem de benim sancılarımı bir yarım saat takip edip öyle başlayacaklardı operasyona. Bu arada doktor geldi ve bizimle opreasyonun bütün ayrıntılarını konuştu, sorularımızı sabırla cevapladı. Endişemi paylaşıp sonuçta bunun benim vücudum olduğunu ve istemediğim hiçbir şey yapmayacaklarını söyledi, operasyonu istediğim yerde durdurabilecektim dediğine göre.

Deniz kalp atışlarının normal, benim de sancılarım olmayınca odaya bir profesör ile birlikte doktorumuz girdi. Bu arada bir stajyer doktor ve ebe de operasyonu izlemek için izin istediler benden. Hatta stajyer doktor izin aldıktan sonra karnıma dokundu, bebeğimi yokladı. Bize bir profesörün operasyonu yöneteceği söylendiğinde bayağı kelli felli bir amca bekliyorduk. Odaya giren kişinin yaka kartını kontrol ettim, evet prof yazıyordu, kendisi maksimum kırkların başında bir Clark Kent. “Hazır mısın?” diye sordu. “Hazırım” desem de baya stresli girdim operasyona.

İlk önce doktor Deniz’in ayaklarını buldu ve pelvik bölgemden bayağı güçlü bir baskı ile çıkardı. Bu aşama canımın en çok yandığı yer, gözümü kapatıp acıyla kıvrandığımı hatırlıyorum. Sonra prof, diğer tarafıma geçip Deniz’in başını buldu ve yavaş yavaş birlikte hareket ederek Deniz’i çevirmeye başladılar. Çevirme sırasında çok canım yanmadı, artık sakindim ve yavaş yavaş nefesimi burnumdan alıp ağzımdan vermeye başlamıştım. Her nefes alışımda beklediler ve her verişimde bebeği biraz daha aşağı doğru ittiler. Bir ara yer değiştirdiklerini hatırlıyorum ama her hareketi bana önceden haber veriyorlardı. “Şimdi bebeği çalışma arkadaşıma devredip diğer tarafa geçiyorum” gibi.

Son aşamada prof, ‘Şimdi sana bir fıkra anlatacağım, sen de güleceksin ve bebek tamamen yerine oturmuş olacak” dedi ve hayatımda duyduğum en kötü şakayı yaptı. Her halükarda gülecektim zaten, Deniz için gülmeye hazırdım. Ben de kahkahalarla güldüm. Operasyon başarılı oldu, Deniz doktor amcalarıyla işbirliği yaptı ve doğum pozisyonu aldı..

Doktorlar odadan çıkınca Ali alnımı öpüp birkaç tatlı cümle kurdu. O ana kadar güçlü durmaya çalışan, gayet serinkanlı görünen ben, yaşadığım stres ve gördüğüm şefkatin etkisi ile gözyaşlarımı tutamadım, hıçkırmadan sessiz sessiz ağladım…

Haftaya görüşmek üzere…

Sevgiler,

Ebru

Gebelik Günlükleri

Ebru’nun Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

2 yorum

  1. Gecmis olsun! “Suradaki yazi”nin yazari olarak dondurme operasyonunun basarili gecmesine cok sevindim 🙂

    • hahha, bahar hikayemi okumus olmana cok sevindim:) yazin, ilk endiselerimi alip goturmesi acisindan cok faydali oldu!! Tesekkurler:)