9 Yorum

Fazla güveni olan var mı?

Geçtiğimiz bayram tatilinde yurdun dört bir yanından, özellikle de tatil beldelerinden aynı konu hakkında sesler yükseldi: Çöp salgını.

Bodrum da bu feryatların en yüksek sesle duyulduğu mekânlardan biriydi.

Yaklaşık iki aydır annemlerin yanında, Bodrum’dayız. Temmuz ve Ağustos’ta iş için İstanbul’a gittiğim birer haftayı saymazsam İstanbul’dan tamamen koptum diyebilirim. Bodrum’da İstanbul’dan ne kadar kopulabilirse tabii… Neticede 160 bin olan nüfusun bayram tatili boyunca 2 milyona çıkmasında (bizim de arabamızın dahil olduğu) 34 plakaların payı büyük. Aynı 34 plakalar, İstanbul insanının hoyrat, saldırgan, sabırsız davranışını burada da devam ettiriyor. Bodrum’un yerlisi olsam çok sinirim bozulurdu, olmadığım halde bozuldu.

Bodrum’a geldiğimizden bu yana plajlardaki pislik dikkatimizi çekiyordu ve bayram tatili boyunca boyut değiştirdi.

Geçen sene sürekli gittiğimiz tesis şezlong başına 50 TL harcama limiti uygulamasına geçip biz de her gün öyle bir para vermek istemeyince bu sene kendimize yeni bir yer arayışına girdik ve hemen yanı başındaki halk plajını keşfettik. Hem de denizi daha güzel, canıma değsin! . Halk plajlarının durumu malum; her sabah ciddi bir mıntıka temizliği yapıyoruz; ben diyeyim bebek bezi, sen de dondurma çubuğu, müze açsam dolar, öyle ciddi miktarda bir pislik. Bu vesileyle sosyolojik bir araştırma yapma imkânı da bulmuş oldum: topladığımız çöplerden yola çıkarak halkımızın sahilde en çok Kent sigarası, içecek olarak da Tuborg Malt birayı tükettiklerini söyleyebiliriz (yazar burada çöpünü bırakanlara “zıkkım içsinler” demek istemektedir.) . Halk plajında karşılaştığımız bir başka handikapı da paylaşmadan edemeyeceğim; sabah erkenden (hatta gece) plaja gelip tek peştemalı üç dört şezlonga üzerine taş koyarak sermek suretiyle yer kaptığını zanneden uyanık bir kesim var. Hayır efendim, nasıl ki belediye otobüsünde yer tutamıyorsanız halk plajında yer tutamazsınız. Eğer plaja keyfî bir saatte gelmek istiyorsanız o zaman bi zahmet az ötedeki paralı tesislerden ayırtacaksınız; parasını verince bal gibi ayırıyorlar, siz gelinceye kadar tutuyorlar. Diğer türlü erken kalkıp sizden önce gelen insanların hakkını gasp etmiş oluyorsunuz; ki öyle bir hakkınız yok. . Tüm bu pislik ve karmaşayı yaratan insanlara söyleyecek söz bulamazken, koca sahile tek bir temizlik görevlisi koyan, iki küçük çöp kovasıyla idare edilmesini bekleyen @bodrumbelediyesi’nin hiç mi kabahati yok diye düşünmeden edemiyorum. 160 binlik Bodrum nüfusunun bayramda 2 milyona çıkmasında katkısı olan bir insan olarak “neden su kesiliyor” deme hakkı görmüyorum kendimde; ama iki aydır sahilde tek bir temizlik görevlisi olması bu hizmetin yetersiz olduğunu düşündürtüyor; ki yerlilerin de benzer şikayetleri var. . @selcuksirin hoca günlerdir çöpleri yazıyor; milli çöp günü yapalım, toplayalım diyor. Elbette temizlik ne güzel olur; ancak çöp atmamayı öğrenmemiş insanlara toplamayı öğretebilmek konusunda iki aydır gördüklerimden sonra oldukça karamsarım; ciddi bir zihniyet temizliği gerekli sanki… #teşekkürleriyigünner

A post shared by Elif Dogan (@blogcuanne) on

Bu çöp salgınına İstanbul’dan da alışığız biz. İnsanların ne kadar pis olduğunu görmek için hafta başında sahil boyunda yürümek yeterli (bizim durumumuzda Moda’da mesela). Hafta sonu boyunca sahil şeridini işgal eden kalabalığın çekirdek kabukları, kırık bira şişeleri, cips paketleri her yeri sarıyor. Aklım almıyor!

Sadece İstanbul da değil, uzun yol seyahatlerimiz boyunca durduğumuz şehirlerdeki çocuk parklarında da çekirdek kabuklarını gördük defalarca… Ve ne zaman sosyal medyada bununla ilgili bir paylaşım yapsam farklı şehirlerden de benzer sesler yükseliyor.

Bu bayram tatili boyunca memleketin her yeri çöp kustu. Datça’dan, Foça’dan, Kaz Dağları’ndan, Çeşme’den, Bodrum’dan, İstanbul’da Avcılar’dan, Florya’dan… yapılan paylaşımlara bizzat ben tanık oldum, kim bilir daha neler vardır kaçırdığım ya da paylaşılmayan…

Ben böyle insanlarla aynı havayı solumaktan utanç duyuyorum. Homo Sapiens kitabının yazarı, Mehveş Evin’e verdiği bir söyleşide “Gereksizler” diye bir insan sınıfı türeyeceğini söylemişti. O, bazı mesleklerin insansız yapılabilmesinden dolayı sistemin bazı insanlara gerek duymayacağından bahsediyordu, ancak bence bu insanlar için de böyle bir tabir kullanılabilir. Yediği, içtiği, tükettiği her şeyin çöpünü ortada bırakan lüzumsuz bir insan türü!

Yaz boyu gittiğimiz plajlarda çoğu zaman etrafımızdaki çöpleri toplamak durumunda kaldık; hiçbir şey olmazsa şezlonga dökülmüş dondurmaların üzerine su akıttık. Kirli bebek bezi de gördüm, içi çiş dolu pet şişe de… Topladığım sigara izmaritlerini art arda dizsem buradan Fizan’a yol olur. Gerçekten utanç içindeyim!

Tüm bunlara çocuklar da şahit oldular, çoğu zaman çöpleri birlikte topladık onlarla… Söylendiler, başkalarının pisliğini neden biz topluyoruz dediler, zorunda mıyız dediler, neden başkaları da toplamıyor dediler, dediler de dediler ve biz, bazı insanların sorumsuz olduğunu, ne bileyim kötü davranışlarda bulunduğunu ama işte bunun bizim de yanlış yapmamıza fırsat vermemesi gerektiğini, kendi doğrumuzda devam edeceğimizi falan filan anlattık ve artık bu muhabbet de baydı.

Artık çocuklarımda da etraflarına karşı bir mesafe, bir güvensizlik ve en kötüsü bir boşvermişlik sezmeye başlıyorum. Bizdeki “Burası Türkiye, burada her şey olur” algısını bizden görüyor ve kopyalıyorlar ve bu çok üzücü… Bana öyle geliyor ki bu ülkede iki tür insan var: (1) Hiçbir kuralı ciddiye almayarak ve tamamen kendi kuralını yaratarak “Nasılsa bi şey olmaz yea!” diyerek yaşayan insanlar ve (2) Kurallardan sapmamaya çalışarak yaşamaya devam eden, kuraldışı davranışları nereye şikayet edeceğini bilmeyen, dahası, şikâyet etse de hiçbir şeyin değişmeyeceğini bilen bir insanlar. Biz ikincisiyiz.

Bu ülke hiçbir zaman düzen nizam ülkesi olmadı, bunu şimdi daha çok görüyor ve anlıyorum. İnsanlar hep kuralları eğip bükmeye çalıştı. Hep “Bir kere kırmızıda geçsem/bir tek ben geçsem bir şey olmaz” dediler. Hep “Sigaramı yere atarım, çöpçünün işi ne, zaten vergi veriyorum?” dediler. Vergiyi, kendi pisliğini toplatmak için zannettiler, eğitim hakkını, sağlık hakkını talep etmek için değil. Bunlar hep vardı… Ancak son yıllarda ayakkabı kutularının havada uçuştuğu, madenci yakınlarına tekmelerin atıldığı, memleketin şeyine şey yapacağını söyleyenlerin vergi aflarıyla ödüllendirildiği, yüzlerce insanın öldüğü maden facialarından, tren kazalarından, terör saldırılarından sonra tek bir kişinin hesap vermediği bir ülke haline gelmiş olması, geriye dönülmesi çok uzun sürecek bir yozlaşmaya yol açtı.

Evimize hırsız girdiğinde, düğünde takılan ve manevi değeri maddi değerinden çok daha fazla olan bir avuç takımı götürdüklerinde karakola verdiğimiz ifadenin ardından polis “Merak etmeyin, helâlse geri gelir” demişti. Herhalde helâl değildi ki (!) gelmedi… Şimdi ben bir daha polise güvenir miyim? Güvenmem. Peki evime hırsız girse yine polise gider miyim? Giderim. Çünkü gidecek başka yerim yok.

Bu güven sorununun yaşamsal bir önemi olduğunu düşünüyorum ben… İnsanın içinde yaşadığı toplumda kendini güvende hissetmemesi çok tehlikeli bir şey bence…

Babam yıllar önce Erdal Atabek’in bir yazısını kesip saklamıştı; bana da okutmuştu zamanında… Bu geldiğimde tekrar okudum. Okuyan insanda çok yer eden bir bakış açısı sunar Atabek “Kime Güveniyorsunuz?..” başlıklı yazısında.

Der ki

… gelişmiş ülke insanı ilk kez gördüğü birini “bütün olumluluklara sahip” kabul eder ve tam puan olarak 100 puan verir. Eksikliğini, yanlışlığını gördükçe puanını indirir.

Bizim de içinde olduğumuz azgelişmiş kültürlerin insanı ise ilk kez gördüğü birine sıfır puan verir. Böylece “onu” güvenilmez, çıkarcı, yalancı, fırsatçı, ikiyüzlü, karaktersiz, belirsiz sayar, tanıyıp olumlu yanlarını gördükçe puan ekler.

Eski felsefeden bir örnek:

-Bir atın yelesinden bir kıl koparırsanız ne olur?
– Hiçbir şey olmaz.
– Hiçbir şey olmaz, diye yeleden kıl koparmaya devam ederseniz ne olur?
– Ortada yele kalmaz.

Olay budur.

Kırmızı ışıkta karşıya geçmeyi “zekâ” sayan vatandaş, bu davranışıyla bankaları soymak arasında doğrudan ilişki bulunduğunu hiç düşünmez. Ama bunu düşünmediği için de “o”, kırmızı ışıkta geçerken onun gibi düşünen “bu” da bankanın içini boşaltır.

Hiç kimse de “kırmızı ışıkta geçmekte hiçbir yanlış görmeyen vatandaş”ın toplumsal güveni baltalamakta olduğunu düşünmez. Böyle düşünülmediği için de toplumda güven kalmaz.

Sonuçta, atın yelesi kalmamaktadır.

1990 yılında yapılan bir araştırmada, “Çoğu insana güvenirim” diyenlerin oranı %10’du. Araştırma, 1997 yılında yeniden yapıldığında bu oran %6.5’a düştü.

İnsanımız “insanlara güvenmiyor”.

İnsanımız “kendine güvenmiyor”.

“Sosyal sermaye”miz çok düşük. “Sosyal sermaye”, bir toplumdaki insanların arasındaki “güven, işbirliği, iletişim, etkileşim, ortak değerler, ortak hedefler, birbirinden güç alma”dan oluşuyor.

Eğer bir toplumda “sosyal sermaye” düşükse, mali sermaye ne düzeyde olursa olsun toplumun gelişmesi için yeterli olmuyor.

Erdal Atabek’in bahsettiği bu araştırma şimdi yapılsa “Çoğu insana güvenirim” diyenlerin oranı ne kadar çıkar acaba? Ben çok iyimser değilim.

Bu güven sorununun bir devamı (ya da paraleli olarak mı demeli bilmiyorum) olan bir konu daha var: Tahammülsüzlük. Kimse kendi gibi olmayana tahammül edemiyor, dahası etmesi gerektiğinin de farkında değil. Tam tersi, özgürlüğü, hoyratlıkla karıştırıyor insanlar; yok çocuklu aileler tatile gitmesin, yok yaşlılar sokağa çıkmasın. Bunun ortaçağdaki karşılığı engelli/hasta/eşcinsel insanları yok etmekti.

Herkes kendi yolunu bulma, kendini kurtarma peşinde; çevresine karşı müthiş bir umursamazlık, dahası küçümseme ve saldırganlık var.

Kimsenin kimseye güveninin de, tahammülünün de kalmaması, çocuklarımın, bu ülkedeki tüm çocukların, bu ülkenin geleceği için beni çok endişelendiriyor.

İnsanlara güvenmek istiyorum. Erdal Atabek’in de söylediği gibi, karşımdaki kişiyle ilgili bir fikir yürütürken 100 puandan başlamak istiyorum. Ancak başkasının çöpünü toplamanın “salaklık”, karşındakine “siz” demenin “eziklik“, kendini ifade etmenin “karı gibi konuşmak”, seviyeli olmanın en iyi ihtimalle “naiflik” olarak algılandığı bir ortamda ben de giderek umudumu da, güvenimi de kaybediyorum.

9 yorum

  1. Bi de bu ulkenin adalet sorunu var ki! Temmuzdan beri ugrasiyoruz. Guvende hissetmemegi iliklerine kadar yasiyorsun. insanlarin çogu durumdan habersiz. Ben umudumu yitirdim. Bundan sonra bu ulkeyi en az dusunenim..

  2. Henüz çocuk sahibi olmamama rağmen ben bile doğacak çocuklarım adına endişeleniyorum ama bi taraftan da bu potansiyel gereksiz insan profilinin varlığına tahammülde ben de zorlanıyorum..

  3. 4 gündür gökçeadayız tatil için. kaldığım otelde gittiğim köylerde en derin hissettiğim şey güven duygusuydu. kızım (6) merkezdeki otelin sokağında serbestçe tek başına dolaştı. ben obu otelde bırakıp pazara gidebildim. nasıl bir rahatlık. istanbulda insanlardan taşıtlardan, yamuk yumuk kaldırımlardan korkarak yaşamak ne kadar yorucuymuş. sonra neden burası güvenli diye düşündüm. çünkü herkes birbirini tanıyor, gülümsüyor, sohbet ediyor, yardımlaşıyor. hasret kaldığımız şeyler. tam da bu tatilde Homo Sapiens’ i okumama ne dersin? kitapta diyor kien fazla 150 kişilik grupta güvenli ilişkiler kurup huzurlu yaşayabilirmuş insanoğlu. daha kalabalık insan gruplarında insanları bir arada tutmak için mitlere ihtiyaç duyulurmuş. din gibi, vatan gibi, demokrasi gibi. boylece insanlar hic tanımadıkları insanlara bu ortak değerler üzerinden güvenebilirlermiş. işte yaşadığımız bu şiddetli güvensizlik hissinin temeli bu değil mi zaten? toplumumuzun ortak değerleri artık o kadar da ortak değil sanırım.

  4. imza.

    benim çocuğum, elinde çöp varsa çöp kutusu bulana kadar elinde gezdiren bir çocuk.
    televizyonda bir görüntüde yere atılmış çöp gördüğünde; “anne yere çöp atmışlar, ne ayıp değil mi” diyebiliyor, bina yapılacak diye kesilen ağaçlar için işçilere “napıyorsunuz, ağaçları kesmeyin, durun” diye bağırabiliyor.
    onu ben yetiştirdim böyle. böyle yetiştirmemiz gerektiğine inanıyorum çocuklarımızı.
    ancak Elif, tıpkı senin benim gibi, onlar da yıpranacak ve maalesef bizim çocuklarımız hep başkalarının çöpünü toplayacak.
    çok üzgünüm…

  5. Maalesef hepimiz ayni durumdayiz.guven sorunu yaşıyoruz. Ama birazda hakliyiz.cok kullanıldık.çok tükendik.duyarsız insan kalabalığıyız.mersinde yaşıyorum ve sahile çocuğumu gezmeye götüremiyorum.burdaki mis gibi denizi bırakıp antalyaya denize girmeye gidiyoruz.gerçi misligi falan da kalmadı. En son geçen sene girdiğimizde tam dört tane ölü balik yanimizda yüzuyordu.o kadar kirlendi o kadar kötü oldu ki mersinli olarak denizi unuttuk.suriyeden gelipte bizden daha ülke vatandaşı olan tipler mersini mersin olmaktan çıkardı. Zaten aldığı goclerle yorulmuş olan portakal kokulu şehrimiz suan her köşeden çıkan tavuk döner ve nargile kokularıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Keske bir sihirli deynek olsa hersey duzelse.yada biz bir avuc insan baska yere isinlansak.son olarak deniz kenari ve çekirdek ikilisini ben hiç çözemedim.siz cozebildinizmi?

  6. Hastanede ortak kullanilan mutfakta lavaboda bulunan pislikleri elimle alayim derken elime kan alma ignesinin batmasi..Cocugumu birakip acile tetanoz ignesi olmaya gittim.6 aydir kolum agriyor igneden…Kadin evini temizliyor balkondan hali cirpiyor alt kattakilerin evi toz doluyor…

  7. bugun sahilde onumuzden cekirdek yiyerek yuruyen ve kabuklari yere atan bir kadin gecti. 12 yasndaki kizimla ayni anda birbirimize baktik napiyor bu kadin diye. z sonra bir adam sigarasini denize firlatti biz yine birbirimize baktik oyle. yapacak bir sey yok cunku. sasirip susuyoruz. kizim cop kutusu bulana kadar copunu elinde tasir. karsiya gecmek icin yaya gecidi arariz. arac olmasa bile yesili bekleriz. bazen kendimi bu ulkeye ait hissetmiyorum. cevrede benim gibi dusunen insan goremiyorum cunku. ama sizi ve size yazilan yorumlari okuyunca yalniz degilim diyorum. siz de umudunuzu kaybetmeyin lutfen. biz okuyuculariniz icin.

  8. Ben bu güven meselesi yüzünden 38 yasımda terapi aldim .. tam olarak dipteydim … son yıllarda ülkedeki yaşanan enteresan efsanevi olayların da etkisiyle insanlar ückagitta level atlamış ! ben de nasibimi aldım zannımca ….terapistim, yedigim es dost kazıklarına bakınca insanları 100 puandan başlatmasan mi artık dedi hakliydi… artık olur olmaz iyi niyetler falan bitti bende herkesler bitik gözümde ,bu da pis bisey yanı güvensizlik …

  9. Ağzınıza kaleminize sağlık👏..maalesef aynı duygular içerisindeyim 😔