21 Yorum

Hayatta Kalma Sanatı

Acısıyla, tatlısıyla bir yazı daha geride bıraktık.

Şikâyet edemem, güzel geçti. İşlerimi yavaşlatmak zorunda kaldım, kendimle hiç ama hiç yalnız kalamadım fakat çocukları iki ay boyunca denize soktum, yıldızları gösterdim, taze sağılmış inek sütü içirdim; beklentilerimin ve alışık olduklarının ötesindeydi yani… Şanslıyım, inkâr edemem. Çünkü doğal olanı bulmak şans oldu artık…

Ancak zordu. Çok zordu. Biz iki ay boyunca Bodrum’dayken Doğan ağırlıklı olarak İstanbul’daydı ve -arada geldiği birkaç günü ve son iki haftayı saymazsak- ben çoğu zaman çocuklarla yalnızdım. Annemle babam vardı tabii; annem yemeği üstlendi, babam çocuklara destek oldu filan ama çocukların gözünde tek otorite bendim ve bu çok ama çok yorucu çünkü durmaksızın soru soran, bir şey söyleyen, bir şey paylaşan üç insanın tek bir odak noktası olmak, nasıl diyeyim, insanı tüketiyor!

Geçtiğimiz haftalarda bir gün kuzenimde kalmaya gittik çocuklarla… Ayça zaten hepsiyle çok yakın ve çocuklar da çok seviyorlar ve fakat günün sonunda dedi ki “Bu ne?! Bu nasıl bir şey?! Bir an bile susmuyorlar!” Dedim “Ne sandın gulüm?” Dedi “Haklısın çok zor.” “Zor, di mi?” dedim. Çünkü insanın bazen tek duymak istediği o… Zor bir iş yaptığının fark edilmesini istiyorsun, o kadar…

Ben zaten sürekli çocuklara “Aynı anda konuşmayın. Birbirinizin sözünü kesmeyin. Cevabını bildiğiniz soruları sormayın” falan diyorum ama Ayça böyle dedikten sonra biraz daha takip etmeye karar verdim çocuklarla olan iletişimimi… Acaba bu çocuklar bana ne demeye çalışıyorlar? Ne anlatmaya uğraşıyorlar? Neden susmuyorlar? Bir zamanlar “Acaba ne zaman anne diyecek?” diye sabırsızlıkla bekleyen ben nasıl oldu da “Biraz da baba diyin!”e dönüştüm?

Devam eden günlerde “Anne” ile başlayan her cümleyi not etmeye çalıştım. Ve ortaya aşağıdaki liste çıktı.

Tabii ki çok daha fazlası vardı, ancak hepsini kaydedemedim çünkü ben not alırken bir şeyler sormaya, söylemeye, fikir bildirmeye devam ediyorlardı ve ben “Bir dakika, ne dedin? Onu da yazayım…” diyemedim. Çünkü kriz yönetimi böyle bir şey…

Bu nasıl bir durumdur? Benim alnımda Müracaat Bürosu ya da Şikâyet Kutusu falan mı yazıyor? Üşüdüysen üzerine bir şey giy, gözüne güneş geliyorsa yerini değiştir, babanın artık gelmesini istiyorsan inan ben senden daha çok istiyorum! Sanırsın dünyadaki her türlü olayın sorumlusu da çözücüsü de benim! Herrrrrr cümle ANNE ile başlıyor; ve hep birlikte olduğumuzda bile o kadarrrrr çok anne diyorlar ki artık Doğan “Anne demeyin, biraz da baba diyin!” diyor çünkü yeter.

Doğan İstanbul’dayken Ayça’yı da alıp çocuklarla birlikte “önümüze gelene bir tekme!” şeklinde plaja gittiğimiz bir günün dönüşünde evin arka bahçesine park ediyordum arabayı… Annemlerin arka bahçesi bildiğin bahçe, öyle park yeri falan yok, ağaçların arasına park ediyorsun. Tabii çocuklar bu sırada sürekli soru soruyorlar, soru sormasalar da sürekli şikayet ediyorlar, kimse de demiyor ki kadın arabayla geri geri gidiyor, azcık rahat bırakayım…

Neyse işte ben arabayı park etmeye uğraşır ve dört (pardon, üç) bir yandan üzerime atılan soru ve şikâyetlerle boğuşmaya çalışırken, geri geri giderken (aslında buna Mersin dilinde “anarya gitmek” denir ama pek bilen olmadığından yazar burada “geri gitmek” terimini kullanmıştır) efendime söyleyeyim geri giderken arabayı sen ağaça tosla! Çok yavaş olduğum için ağaca da, arabaya da bir şey olmadı, hepimiz birazcık sarsıldık sadece, olacak o kadar.

E tabii kimse böyle bir sarsıntıyı beklemiyordu, araba GÜMMMMM diye çarpınca Ayça yanımda, çocuklar arkada “N’oluyo?!” oldular. Ben -sanki planlı bir sarsıntıymış gibi- “Ağaca çarptık ya, bi şey olmaz” dedim ve yeni bir manevrayla arabayı ağaca paralel hizalayarak park hareketimi tamamladım.

Ayça gülme krizine girdi o an, efendim ne demek bi şey olmazmış, ne olunca bi şey oluyormuş, dedim “Çocuklar yerinde, ağaç yerinde, ha araba biraz yamulmuş olabilir, o da olsun varsın.”

“Beklentilerini oldukça düşürmüşsün” dedi gülerek… “Tabii düşürürüm” dedim, “hayatta kalmaya çalışıyorum kızım ben, araba çizilmiş, sence umurumda mı?” 

“Doğru” dedi, “resmen Survivor!”

Çünkü çocuklu yaşam Survivor gibi, adeta bir yarışmada (hayatta) kalabilme sanatı…

Ben Elif, üç çocuğumla katılıyorum, yarışmacı arkadaşlarıma başarılar dilerim.

21 yorum

  1. Yazilarinizi okumak cok keyifli elinize saglik. Yaklasik yedi yildir okuyorum tum yazilarinizi. Iki cocugum var benim de ve ben de ayni dertten muzdaribim ve ayni cumleyi kuruyorum.”Biraz da baba deyin”.Babalari yanlarindayken diger odadan benim yanima gelip anne elma, su… Sevgiyle (Ben de bir Adanali olarak anarya herkes bilir gibi geliyordu yazin öğrendim herkes filan bilmiyormus.)

  2. Aynen ben, bende bu yaz çocuklarla kafayı yemek üzereydim. Kısmen yedim, tamamını yemeden yaz bitiyor neyse ki😂 Ben de defalarca ‘ birazda baba desenize’ cümlesini kullandım. Anneeee kedim nerede, anneeee minişim nerede, anneeee kardeşim lego mu bozduuuu, anneeee çişim geldi, anneeee ben susadım önce bana su ver sonra tuvalete git, anneeee tuvaletten çık bişey sorcam, anneeee ben bu kanalı izlemicem, anneeeee ben izliyordum ama, anneeee kardeşim saçımı çekti…… o kadar çok anneyle başlayan cümle duyuyorumki bir saniyede anlatamam… Çay bahçesine gittik oturduk, yan madadaki teyzelerden bir ton fırça yedik, ki en uysal ve kavga etmeyen halleriydi, sadece anne ile başlayan, aynı anda söylenen ve önce beni dinlesin diye yüksek sesle bir yarışmaydı sadece…. teyzeler buna kafa demişler aaaaa bunlarımı dinleyeceğiz, çocuklarınızı adam gibi yetiştirin dediler. Ben sinir stres. Aynı zamanda onların sohbet gündemine oturduk, kendi aralarında ay benimki şöyle saygılıydı, böyle kibardı, ben şöyle eğitirdim…. bir bardak çay zehir oldu….

  3. Asagidaki paragraf beni ve su andaki konumumu benden bile iyi anlatiyor. Sen Bodrumdaydin saniyorlarki eller havaya hatun bodrumda. Ben is Floridadayim esim Sydneyde. Ama durum bu : Ancak zordu. Çok zordu. Biz iki ay boyunca Bodrum’dayken Doğan ağırlıklı olarak İstanbul’daydı ve -arada geldiği birkaç günü ve son iki haftayı saymazsak- ben çoğu zaman çocuklarla yalnızdım. Annemle babam vardı tabii; annem yemeği üstlendi, babam çocuklara destek oldu filan ama çocukların gözünde tek otorite bendim ve bu çok ama çok yorucu çünkü durmaksızın soru soran, bir şey söyleyen, bir şey paylaşan üç insanın tek bir odak noktası olmak, nasıl diyeyim, insanı tüketiyor!

  4. Ben misilleme yolunu denedim bir keresinde. Kızım bak bugün bu kitaba başladım. Kızım baksana bunu mu giysem. Kızım baksana evde kagıt havlu bitmiş markete gidince almayı unutmayayım şeklinde darladım kendisini. Sonunda anne ya gereksiz bilgiler vermesene bana dedi:) artık bu cümleyi ona karşı kullandığımda gülüyor ve naptığını farkediyor.

  5. Gülerek okuduğum harika bir yazı olmuş, ben de Banu tek çocukla katılıyorum. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.

  6. 27. Ayini.doldurmus,2 dilli oğlumla katılıyorum. Anneee dediginde cevap vermezsem Mammaaaaaa basliyor!

  7. Bu muhabbetin henüz “Anne ya..” diyen tarafındayım, birkaç ay sonra karanlık tarafa geçeceğim 🙂 Annemi yılda 5 kez filan görsem de hala ona en gereksiz konularda fazlaca detay vermek geliyor içimden. Ne bileyim işte düşünmeden konuşmak gibi, çünkü anne.
    Annem her şeyin en doğrusu hatta tek doğrusunu bilir sanırdım, ne zaman gerçeği farkedip hayal kırıklığı yaşadım hatırlamıyorum. Önce tek doğrunun olmadığını, aslında tercihlerimizin ve kabullendiklerimizin olduğunu anladım. Sonra annemin de aslında beni kendi doğrusuyla büyüttüğünü. Biraz bozuldum ama büyüdükçe sindirdim. Babam daha bilgili olmasına rağmen onun her şeyi bildiğini hiç düşünmemiştim, ama anne başka. O yüzden tüm annelere her şeyi bilecek kadar aydınlık, her soruyu cevaplayacak kadar sabır diliyorum. Kendi açtığımız “anneler her şeyi bilir” yolunda kolaylıklar 🙂 bebem de bir yandan tekmeliyor, artık hayırlısı.

  8. Aynı sorunu oğlumla yalnız çıktığım tatilde yasadım. O nasil bir bunalma anidir tarif edemem. 5,5 yilda bu kadar yoruldugumu hatirlamiyorum. Evde de durum ayni. Baba varken bile ‘anne’! Bunun sebenin ne oldugunu yazacaksiniz sandim, hizlica okudum. Ancak ‘kelin ilaci olsa basina sürerdi’ durumu hakim😅
    Sizi yürekten tebrik ediyor, kocaman sarılıyorum ❤️

  9. Sizi okumayı çok seviyorum ❤ Henüz çocuğumuz yok ama bu sizin yazılarınıza olan ilgi ve merakımı asla etkilemiyor. Yani bence kaliteniz, tarzınız ve başarınız annelik konularının çok ötesinde. Yani benim için kesin olarak böyle 🍀

  10. Özlem Demirezen

    Yazıyı yatakta başımda çeşitli ses tonlarında hiç dusmadan Annee ,anne , Annneee, annecim …. diyen 2 çocukla okudum😒 Hani bazı kitaplarda “bu sayfayı şu müzik eşliğinde okuyun ” diye tavsiye verirler ya😁 Benimki kendiliğinden … Neyse benim küçük Anne yaaaa diye ağlamaya başladı. Herkese başarılar. Kıbrıs’ta görüşmek üzere 💕

  11. Anarya gitmek Mersin’e mi özgüymüş yaaa, ben de herkes biliyor sanıyordum:))) sabah eşime soracam biliyor mu merak ettim bak :)))

  12. Aynı ben 😂😂😂😂 ben hep diyorum annelerin yıllık izinleri olmalı ve tek başlarına 3 gün bile olsa tatil yapmalılar. Bu hem beden hem beyin hem de ruhsal sağlıkları açısından bir dinlenme ve şarj olur 😀😀😀 en azından bir kaç gün sürekli
    ‘ anneeee ‘ diyen birileri olmaz . Tabi anneler bu ayrı kalmaya 5 saatten fazla dayanabilirse 😂😂😂😂

  13. Siz en azından eşlerinizle zaman zaman paslaşıp mola verebiliyorsunuz en azından biraz da baba desene diyebiliyorsunuz. Şikayet ettiğiniz zamanlar başbaşa tatile gittiğiniz zamanlarla kısıtlı. Ben babası başka bir kadın için çocuğunu terketmiş bir anneyim hastalıkta sağlıkta ölüm bizi ayırana kadar sevgi budalası bir şapşikle başbaşa bırakıldım. Anne Anne Anne ayyyhhhhh bazen beynim yanıyor azıcık sus kızım diyorum sık sık bazende nolur azıcık sus kızım diyorum ama ne çare 1500 yeni soru fikir belirtmesi gereken durum hissettiği şey ile yine karşımda bücür. Ben tek çocukla yalnız küçük bir farkla tek ebeveyn olarak yarışmaya katılıyorum… Tek dileğim hayatta kalabilmek. Başarılar

    • Kendi kendime kalabilme anlarımın yarısını sizinle paylaşmaya hazırım. Herkes kendi anından azcık verse, bi şeyler eder…

      Keşke yapabilseydik böyle bir şey… Kolaylık diliyorum size…

      • Bana yazılarınızı veriyorsunuz ya uzun yıllardır, yalnız olmadığımı bilmek öyle güzel ki. Teşekkürler.

  14. çok güldüm valla:D kaleminize sağlık.

    2 numaranın yolda oldugunu düşünürsek sanırım az kaldı survivora katılmama:)

  15. Ezgi Elibol Topçuoğlu

    Yine çok güldüm 🙂 Elif, keşke bir gün Doğan da yazsa; kendi ağzından üç çocuklu, #yardımdeğilişbölümü felsefesine gönül vermiş bir babanın yaşadıklarını okusak…