29 Yorum

Şifa olan kız kardeşler

Aşağıdaki yazı, ismini saklı tutmak isteyen bir Blogcu Anne okuru tarafından kaleme alındı.

***

Bir daha dünyaya (ve yine bir kız çocuğu olarak) gelsem, kendimi okumaya ve bilime adamak yerine biçki dikiş, yemek yapmayı öğrenmek, ev ekonomisi, çocuk bakımı konularına adamayı tercih ederdim.

Bu yazıyı yazarken içinde bulunduğum amaçsızlık, kaygı bozukluğu, panik atak sarmalının içinde sanki bir şimşek çakması gibi aklıma gelen şu oldu: Yıllar sonra karşılaştığım yüksek lisans tez danışmanım kadın profesör “Eee, neler yapıyorsun şimdi?” diye sorduğunda biraz da utanarak; “Eee, hocam şey; çocuklara bakıyorum, yemek yapıyorum, temizlik yapıyorum.” demiştim. Halimi ve ruh durumumu anlamış ve gerçekten kabullenmiş olarak; “Kafana takma, ben de dün Milli Eğitim Bakanı’yla toplantıdan çıkıp eve dönünce kuru fasulye pişirdim.” demişti.

Aradığım yanıtın ne olduğunu yavaş yavaş bulduğumu sanıyorum. Benim gibi şu sıralar 30-40 yaşlarını süren, küçüklüğü orta gelir seviyesinde, genellikle annenin dışarıda çalışmadığı evlerde büyüyen kız çocuklarının genel ruh haliydi bu. Yeni gelişen dünya düzeni, televizyonun evlere yaygın bir şekilde yerleşmesiyle kadın için de dışarıda bir hayat olduğunu keşfettik. Kadın öğretmenleri, avukatları, mühendisleri örnek aldık. O yaşlardaki her kız çocuğu gibi annemizden farklılaşmanın yolunu aradık. İşte ben de o kız çocuklarından biriydim. Her zaman çalışkan, itaatkâr ve başarılı. Başarılı ve uyumlu olması kanıksanan, zaten öyle olması gereken bir kız çocuğu… Okuldan gelip ödevlerimi yaparken annemin sofra hazırlanması için çağrıldığı, ama aynı zamanda oyun oynayan abime kalk ödevlerini yap dediği bir evde büyüdüm. (Burada feminist duygularım kabarsa da, o başka bir iç dökme yazısının konusu olabilir.)

Yıllar içinde benden beklendiği üzere okul toplantılarında hep övülen ama bu övgüler evde hiç övülmeyen (!), dönem ve yıl sonlarını takdir ve iftihar belgeleri ile tamamlayan bir kız çocuğu olarak okudum. Bu süreçte abime özel dersler aldırıldığı, dershanelere yazdırıldığı dönemler de oldu, geçiniz.

Üniversite, yüksek lisans, başarılı bir kurumsal çalışma hayatı, gerçekten tatmin olma duygusuyla geçen yıllar sonrası aşık oldum, evlendim. Evlendim, çünkü sevdiğim insanla bir arada olmak için başka çarem yoktu. Evlendim, çünkü toplum tarafından onaylanma duygusuna ihtiyacım vardı. Ve o bir türlü kurtulamadığım mükemmel olma, ancak mükemmelliği sağladığım ve koruduğum sürece kabul edilebilir olduğumu sanma duygusundan henüz haberdar değildim. Evlilikten birkaç yıl sonra sırada ne vardı, toplum benden ne bekliyordu: Çocuk! Onu da yaptım, onaylanma duygusunun tatminiyle öyle başım dönmüştü ki henüz çocuk isteyip istemediğimi düşünmemiştim bile. Çocuk olduktan sonra tabii ki işi bırakacaktım. Tabii ki burada, şu anda rolüm neyse onu da en iyi şekilde yapmalıydım ve bunun yolu fedakarlıktan; işi gücü, belki de kendimi boş verip çocuğuma bakmaktan geçiyordu. İşte film burada koptu.

Mutsuzdum, kendi seçiminden dolayı yaşadığım mutsuzluğu kabullenemedim. Yıllarca kendimi dışarısı için eğitip birden bire evde kalmanın beni depresyona soktuğunu fark etmedim. Annem, ananem yapmış ben de yapabilirim dedim, kendime hiç şefkat gösteremedim. Yemek yapamadım, çocuğumun söküğünü dikemedim, temizlikte çuvalladım ve bütün bunları asla kabul edemedim. Bu kabullenmeme sürecinde çocuk dediğin kardeşsiz kalmamalı bilinçaltıyla bir çocuk daha yaptım mı, ohhhh! Gelsin kaygı bozukluğu, gelsin isteksizlik, depresyon, panik atak.

Şimdi geriye dönüp baktığımda seçimim ne olursa olsun onu kabullenmekle işe başlardım. Ne tarafı seçersem seçeyim aklımın diğer tarafta kalacağını anlayışla karşılaşarak, yorulduğumda kendime, içimdeki o kız çocuğuna sarılarak yaşamayı seçerdim. Korktuğumda, güçsüz hissettiğimde, kendimi başarısız bulduğumda çok sevdiğim bir arkadaşıma söyleyeceğim “Geçecek, şu anda sadece çok yorgunsun, üzerinde çok fazla sorumluluk olduğunu düşünüyorsun.” gibi cümleleri kendime söylemeyi seçerdim. Belki böylece, sadece ama sadece fiziksel bir rahatsızlığım olduğunda ilgisini bana döndüren ebeveynlerimin, eşimin ve çocuklarımın dikkatini çekmek için vücudum bu kadar sinyal vermeyecekti. Bilemiyorum.

Sadece kadın olduğun için; batının bazı yanlarını alıp bazı yanlarını “Aaaa, bu bize uymaz” diye almayan bir toplumda, ataerkilliğin hafıza DNA’larımıza işlediği bu topraklarda yaşamak zor. Başkasının dertlerini sana anlatıp bak insanlar neler çekiyor diye sana moral vermek isteyen insanlara başkasının dertlerine bakıp onlar üzerinden kendime şükredemeyeceğimi anlatmak da zor. Biz sadece kelimelerimizle birbirimize şifa olan kız kardeşleriz, bu yazımla kendime ve orada uzaktaki birilerine sıcacık sarılmak ve sırtını sıvazlamak dileğiyle…

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

29 yorum

  1. O kadar berbat geçen bir sabahta, öyle iyi geldi ki cümleleriniz… “Bu yazıyı ben yazmış olabilir miyim?” sorusuna ciddi ciddi odaklandım. Önce gözyaşlarımı tuttum, son kısımda ise ferahlık buldum. İyi ki varsınız sevgili isimsiz kız kardeşim. Yollarınız dikensiz olsun. Teşekkürler.

  2. Tam da ikinci çocugu yaptığm bu süreçte bu yazı nasıl da beni anlatmış dedim. Gözlerimi doldurdun hiç olmayan kız kardeşim oldum gerçekten. Bu kadar aynı şeyleri yaşayıp bu kadar mı aynı şeyleri hisseder insan. Ben yazmışım gibi yazıyı eşime gönderdim bak ben yalnız değilmişim diye.

  3. Çocuğunu ağlaya ağlaya zorla kreşe bıraktıktan sonra işe dönen ve aklını toparlayıp beş dakika bile calisamayan ve bu arada sadece “ne yaptin?” diyerek bilgi almak isteyen baba kişisine de anbean bilgi vermeyi kendine görev edinen bir kız kardeş de burda… sevgiler…

  4. Daha yeni anlattım arkadaşlarıma.”bizi okutmak için kendini zorlayan anne babalarimizin ve bizim unuttuğumuz bir şey vardı.okuyup kendi ekmek paramizi kazanıyorduk.hep calismaya odakliydik.kendi ayaklarimizin üstünde durmaya programlandik.ama çocuk yapınca her şey tepetaklak oldu.kimse çocuklarımıza hem çalışıp hem nasıl bakmamız gerektiğini söylememis, anlatmamisti.dahası yeni anane ve babanneler torun bakmak istemiyorlardi.işte ben ve kız kardeşlerim çocukla beraber çokça depresyon yaşadık.anadan atadan gelmeyen yardımı bilimde ve kitaplarda aradık.ve bakicilarda…
    Ve kısır döngü nereye kosacagini bilemeyen anneler…hayalleri idealleri ve çocukları…
    Ben şimdilik 3 çocukla az hayal çok sıkıntı çok şükür vs yaşıyorum.

  5. Benimmm_kitap_dunyam

    Geçenlerde bir yerde duydum, kadın kadının yurdudur bir o kadar da kurdudur diye. Çok hoşuma gitti. Neden birilerine yurt olmak yerine kurt olmayı seçiyoruz acaba? Kendi adıma yaşadığım tüm süreçleri birebir takip eden kız kardeşlerime yurt olmayı seçtim. Çalışan anne olmak bunu gerektirir çünkü. Dilerim bir gün hepimiz bir diğerimizin yurdu oluruz.

  6. yüreğim burkularak okudum…

  7. Sayımız öyle Cok ki…..
    🙁

  8. Ben de hep ataerkillige isyan etmisimdir Bir anne olabiliriz ama bir insaniz bir bireyiz ve bunu anlamayan bir insan(!) ordusuna karsi savas vermekten yoruldum ben de… sizin yaziya döktülleriniz hislerime tercüman ama ben kabullenmeyip hala savas verenlerdenim…

  9. Bize biçilen roller olmaya çalıştığımız kişiyle, içimizden geleni yaşayan bize büyük geldi.

  10. İlki 3 yasinda bir cocuk annesi olarak -tup bebekti- 40’a merdiven dayadigim şu gunlerde ikinci cocuk handikapinda kendimi ikna etmeye calisirken yaziniz karsima cikti.İşimi,ailem ve cevremi,şehrimi hatta ulkemi ardimda birakip yillar sonra tekrar bulduğum ilk aşkimin pesinden baska bir ulkeye geldim.Ne yurtdisinda yasamaya ne ev hanimligina alisabildim.Esinden para istemekten tutun tekrar calisamama korkusu,degersiz hissetme,asosyallesme,ustune alerjik bir cocukla tek basina cabalama,eşin işten baska birsey dusunmemesi duyarsizligina sürekli kadinsal çığlıklarla karşılık verme ve daha neler neler.Sonra durup cocuguna bakmak , saglikli oldugu icin haline şükretmek, birgün kendim için de birseyler yapmaya sıra geleceğini düşünüp umutlanma ve kapanış.Aslinda yazarken bile fark ettigim şudur ki ne kadar güçlüyüz.Buradaki yazilari okudukça bunu daha çok hissediyorum.Birgun kendi içimdeki güçlü kadının da kendisi için bir adım atmasi umuduyla günü bitiriyorum.Iyi ki varsiniz, iyi ki varız.

  11. Taa içeride, derinlerde bir acı hissettim yazınızı okurken. İfade edemediğim hatta anlamlandıramadığım duygu ve düşüncelerimi ne de güzel sıralamışsınız. İyi ki yazmışsınız, iyi ki varsınız. Sevgiler.

  12. bu nasıl yazmak😍bunlar nasıl tespitler.. öyle dokundu ki bu yazı bana kelimeleriniz tek tek kalbime kalbime işledi…gerçekten hissettim sıcacık sarilisinizi…daha çok yazın daha çok sarılın bize..sevgiler😍

  13. Yalnız değiliz

    Okurken dedim ki “Yalnız değilsin bak biri daha var senin gibi.” Lise hayatım boyunca sabah 4te uyanıp ders çalıştım. Üniversite sınavında derece yaparak Türkiye’nin en iyi özel okullarından birinde tam burslu okudum okulu Onur derecesiyle bir yıl erken bitirdim. Sevgilimle beraber yaşarken doğduğum şehire ailemin yanına dönmeyi seçtiğim için “mecbur” evlendik. Çok iyi bir şirkette çalışıyordum bir yandan da yüksek lisans. Çocuk yapalım dedik, bir sürü( evet ne yazık ki bir sürü) düşük yaptım, en sonunda bir daha hamile kalmadan işi bıraktım, bir daha hamile kalınca okulu da bıraktım. Bin şükür sağlıkla Doğum yaptım, evde çocuk bakıp, ev işlerini yapıyorum, eşime göre hiçbir şeyi tam yapamıyorum millet 8 çocuk bakıp ev idare ediyor. İngilizce ve Fransızca biliyorum dereceyle girip dereceyle bitirdiğim üniversitem, yarım kalmış yüksek lisansım, en tepesinde bıraktığım bir işim var. Ne iş yapıyorsun dediklerinde çocuk bakıyorum demeye utandığım için işe ara verdim evden ufak işler yapıyorum diyorum. Sahi ben bunun için mi yıllarca gün ağarmadan uyandım, telefonumda toplantı planı yaparken ne ara aşı takvimi takip eder oldum, bir de bir ara bir sevgilim vardı sevişirdik seve seve, öpüşürdük sonra evlenmiştik ama şimdi evde sürekli “senin yüzünden, gene yapamadın, sen beceremezsin” diyen adam benim sevgilime çok benziyor ama o olamaz diyorum içimden, eğer oysa bazen fırsat bulup aynaya bakınca gördüğüm o yorgun kadın da bensem “bize ne oldu?”

    • off ya aglattiniz beni…bu hikayenin aynısı bizim evde de yaşandığı için…en çok da o çok sevdigim adamın beni sürekli eleştirerek yetersiz hissettirmesi koyuyor bana…

  14. Bu konuda bugüne kadar okuduğum en iyi yazı ve tespit. tebrikler.
    Erkek egemen dünyada, erkeklerin koyduğu düzene, tabulara, kurallara ve şartlara dişi olan biyolojimiz ile katlanmaya ve var olmaya çalışıyoruz. bunu anladığımızda da 40 yaşına gelmiş oluyoruz.

  15. Okurken,sanki kendi yazdığım günlüğünü okuyor gibi hissettim,aynı,iki tarafa da ait olamama hissi,aynı toplum tarafından kabul gormeyen düşünce yapısı ve aynı ,düşüncelerim farkli olsa da toplumun istedigi gibi yasayan ben. Bazen dusunuyorum da acaba bizim kusaga yani 70’li yillarda dogmus olan kusaga ozel bir durum mu bu diye…duygularima tercüman oldu bu yazi…sevgiler…

  16. Dünden beri aklımda dönüyor bu yazı, üstüne bir haber okuyunca paylaşmadan edemedim. Efendim, OECD ülkeleri içinde 24-30(buna yakın sayılardı) yaş arası ne işe ne okula giden genç nüfus oranı en yüksek ülke Türkiye’ymiş. Bu kişilerin yüzde DOKSANI ise kadınmış. Şaşırdım mı? Nayn! 25’imde evlendim, hemen hamile kaldım, gebeligimin son iki haftasına kadar da çalıştım ama şu an dört yaşına yaklaşan tek çocuğum doğduğunda acı bir gerçek gelip suratımı dağıttı? Çalışmak istesem onu nereye birakacaktım? Annem uzakta ve zaten ona güvenmiyorum, kayınvalidem yakın ama hasta ve haftanın 4 günü hastanelere gidiyor, etrafta kreş yok, olanlar çalışmam durumunda maaşımın hepsini talep eder hatta borçlu çıkarız, güven meselesi de içimi deler? Eee? Almanya’da yaşayan teyzem boşanma işlemleri baslatınca eşinin sigortalı günlerinden kesilip onun calismadigi, üç çocuğa baktığı yıllara denk gelecek şekilde kadının hesabina yatırdılar. Bunu duyan ben çıldırdım tabii. İşinde terfi üstüne terfi alan eşim ve tekrar nereden başlayacağını bilemeyen, zar zor üniversite kazanıp işinin gayet iyi bir noktasinda bırakan ben. Prim günü eklemeyi, ücretli izinleri, nitelikli eğitim veren devlet anaokulu ve kreşlerini talep etmek bile “marjinal” yaparken bizcağızları, daha çooook OECD listesinde çakılır kalırız. “Teşekkürler, iyi güNNer.”

  17. Yine sizler okutulmuşsunuz. Kendi çabalarımla lise ve üniversite açıktan. 2 cocuk aman büyüsün. Şimdi bile hobi kursuna gitmek isteyince bi kursun bitmedi okuman bitmedi. Diyenler.. Hepimizin kaderi..

  18. Annenin çalışmadığı bir evde büyüyen kız çocuğu olarak kadının maddi özgürlüğe sahip olmasının önemine gereğinden fazla (belki de gereğinden erken yaşta) maruz kalarak büyüdüm. Dolayısıyla önce eğitim hayatıma gore sekillendirdigim hayatim, sonrasında kendi ayaklarımın üzerinde duracağım bir gelire sahip olmam gerek düşüncesi ile kariyer peşinden koşmakla geçti. Sonuç 30lu yaşların başında henüz evlenmemiş ve çocuk sahibi olmamış bir kadın olarak (topluma göre evlenEmemiş ve çocuk sahibi olAmamış sayılıyor) yetersiz ve eksik olduğuma dair imaların aile icinde, iş yerinde, mezunlar gününde her yerde ne kadar yoğun hissettirildigini anlatamam. Bu noktada sevgili kız kardeşlerim toplumun o zamanki baskılarını dinlemeyip farklı yollara gidip farklı kararlar almış olsaydınız da durum değişmeyecekti. Malesef yapmadıklarımıza, yapamadıklarımıza ve yapmak istemediklerimize odaklanan ve surekli onları sorgulayan, yargılayan bakış açısı çok yoğun. Ama bizlerle kadınlarla değişeceğine inancım güçlü. Pek yorgun, çok becerikli anneleri sevgiyle kucaklıyorum.

    • toplumla baş ettiğiniz için ben de sizi kucaklıyorum, dilerim yolunuz sizi hep anlayacak olan sevgilerle kesişir.

  19. Beni mi anlatıyor acaba gizli bir kamera diye bir duraklama yaşamadım değil. Zaten benzer bir kafaya gelmiş 2 çocuklu bir kadın olarak yarın cumartesileri de yarım gün çalışan bir firmaya iş görşmesine gidip ücreti mukabilinde haftasonu çalışmama isteğimi masaya yatırıcam🤔 isteyenin bir yüzü, vermeyenin empatisizliği…

  20. Kendim yazsam kelimeleri bu kadar güzel seçemeyebilir ve kendimi bu kadar ifade edemeyebilirdim, birebir aynı süzgeçlerden geçerek hayatı başka yerlerde yaşamışız. Hala çabalıyorum zaman zaman düştüğüm anlarda dimdik hayatta tutabilmek ve o iş hayatındaki tutkulu kızın kaldığı yerden devam ettiği gibi devam edebilmek için, içimdeki o alevi özledim…

  21. Yazıyı okurken hissettiğim acı, üzüntü ve yakınlık duyguları üzerine bir de yorumları okuyunca 2ye katlandı…çok güzel bir yazı ve her bir kız kardeşden ayrı ayrı güzel yorumlar..Yüreğinize sağlık

  22. Sıcacık sarılmanizi hissettim şu an.harfi harfine aynı şeyleri yaşıyorum.bir yardimci olsa diye aralarda inliyorum.yok yaa annesin olacak o kadar onu da yapma bari ne işe yarıyorsun diyorlar ama eşim “bu aralar zorlanıyorum bir eleman daha almam lazım “diyebiliyor.

  23. Çocuk anneye mi zimmetlidir? Evin islerini yaparim diye bir yerlere imza mi attim? Kocanın peşini toplarım diye söz mü verdim? Kocam kariyerinde pıtır pıtır yükselirken sana desteğim derken ben ne ara evden de olsa çalışacağım. Yemek, çamaşır, ütü, sil, süpür, toz alma, çocuğu besle, oynat, yıka, gezdir tüm günümü alırken bilgisayarı bile açamazken nasıl? Icten içe sana benzemeyeceğim dediğim anneme benzedim. Yalnız degilmişim. Hala içimde bir umut var. Bu sırt sıvazlama ne iyi geldi anlatamam.

  24. Öyle benzer ki duygularımız. Aşure misali bambaskayiz ama hep beraber aynı tatdayiz. Teşekkürler yazı için.

  25. Aynı duygularla yıllarca yaşamanın sonucu olarak şuan bir hastanenin psikoyatri servisinde ikamet ediyorum..Dedim ki hocalara ölene kadar burda yasayabilirm..

  26. yazınızı sindire sindire okudum, sonra yorumları okudum. ne çok yüreğe dokunmuşsunuz. herkeste ve bende de uyandırdığınız his aynı olmuş, >aa aynı ben, yoksa bu yazıyı ben mi yazdım!’ hissi. böyle yazılar okuyunca yalnız olmadığını bilmek yükümü hafifletiyor diğer taraftan da başkasının da aynı zorlukları yaşadığını düşünüp onun yükünü de yükleniyorum. ben yıllarca abime yapılan ayrıcalığa rağmen (sizin de yazdığınız gibi ben nasıl olsa kendi kendime çalışıyorum diye ona özel hocalar tutmalar, özel okullara yollamalar vs. ), bu negatif ayrımcılığa rağmen doktora yapıp, kariyer yapmaya çabalarken şu an evde 2 çocuk bakıyorum. işsiz ve eşimden bime gidicem de 20 lira bırakır mısın noktasına nasıl geldim hiç bilmiyorum. Ancak şunu biliyorum ki gerçekten bu ülkede astronot da olsan kadınsın, evin kirli olmaz, çamaşırların ütüsüz hiç olmAZ.

  27. Bu hayata tutunabilmek için olmazsa olmaz birşey varsa o da kızkardeşliktir. Bu soru(n)larla yaşayan bu kadar çok kadın olduğunu bilmek bi yandan üzüyor bir yandan da yalnız olmadığını hissettiriyor. İyi ki varsınız❤️