14 Yorum

Başka bir ülkeye göç

Yazar Hakkında

BURCU CUYLAN – Tası tarağı toplayıp, işi gücü bırakıp Birleşik Krallık’ın puslu havalarına göç etmiş, bir çocuk annesi. Hamile kaldığını öğrendiği ilk gün başladığı “süper anne” olma hazırlıkları dördüncü yılında da tüm hızıyla devam ediyor. Sokrates’in dediği gibi, “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir ama tecrübelerim herkese açık. Tecrübelerini blogunda paylaşıyor.”

Hayatımızın en büyük kararlarından biri evlenmek, diğeri çocuk sahibi olmak idiyse üçüncüsü de ülke değiştirmekti. Üç kişilik bir aile olarak yaz başında attığımız bu adımla ilgili çevremden çok soru alıyorum. Bunu çocuklu ve çocuksuz olarak iki defa tecrübe etmiş birisi olarak şunu söyleyebilirim çocukla gidiş tabii ki daha zor ama bazı durumları göz önünde bulundurup hazırlıklı gidilirse çok rahat da atlatılabilir.

Öncelikle her ne kadar gitmeyi canı gönülden istediysek de tabii ki ailelerden ayrılmak, üstelik de üç yaşındaki bir çocuğun büyüklerinden uzakta büyüyeceği gerçeği herkes için zordu. Yıllar önce Türkiye’ye dönüş kararı alırken çocuğumuzun kalabalık bir ailede büyümesini istemiştik. Ama daha o zaman, günün birinde tekrar bir yerlere gideceğimizi de biliyorduk çünkü eğitim zamanı geldiğinde gitmek gibi bir düşüncemiz de vardı. Kısmet bugüne imiş.

“Zorlukların farkında olarak başlamak”
Belki yurtdışına taşınmak en büyük hayaldi, belki çok uğraşarak elde edildi, belki birçok şeyden vazgeçilerek gidiliyor ve o gidiş günü gelip çatana kadar hissedilen mutlulukla, gidince her şeyin çok güzel olacağından eminiz… Ancak bazı gerçekler var, gidilen ülke neresi olursa olsun, eğer doğup büyüdüğün yerden farklı bir ülkede yaşanacaksa o gerçeklerle yüzleşip öyle yola çıkmak gerekiyor.

Öncelikle en büyük zorluklardan biri çoğu durumda “yalnız olmak”. Hastalanınca gelip çorbanızı yapan, ihtiyacınız olduğunda çocuğunuzu bir iki saatliğine dahi olsa emanet ettiğiniz aileniz artık yakınınızda değil. Hayat boyu biriktirdiğiniz, binbir emeklerle ördüğünüz arkadaşlıklarınızı ardınızda bırakıyorsunuz. Eşiniz artık tek dostunuz dayanağınız ancak sürekli birbirinize yaslanacaksınız ki bu da hiç kolay değil. Konuşulan dil yabancı ve insanlar da öyle. Her kültür kendine özgü desenler taşıyor ve onları öğrenmek de zaman alıyor. Üstelik bir de yanınızda sizinle aynı anda uyum sağlamasını istediğiniz çocuk ya da çocuklarınız var. En basiti, yemek yapacaksınız ama markete gittiğinizde bilmediğiniz yiyecek markaları, alışmadığınız tatlar, bulamadığınız malzemeler olacak… Ve adapte olunması gereken herşey sırayla değil bir anda geliyor. Değişik okul, çevre, kurallar da cabası.

Ben, çocuğumu bu dönemde sanki bizi bekleyen bir sınav varmış gibi hazırlamaya çalıştım. Önümde çokça örnek vardı. Çok farklı yaşlarda çocuklarıyla ülke değiştiren birçok kişinin yaşadığı zorlukları anımsayarak öncelikle gidişimizi üç yaşındaki oğlumun anlayacağı örneklerle anlatmaya başladım. Bazen çizgifilm karakterlerinin başlarından geçenlerle, bazen de evdeki oyuncaklarıyla kendi uydurduğum hikâyelerle ona “uzağa taşınma”yı anlattım. Gideceğimiz yer bir ada olduğu için Thomas treninin hikayelerindeki Sodor Adası’yla özdeşleştirdim. Hep pozitif ve heyecan yaratacak bir dil kullanmaya özen gösterdim. Giderken de yanımıza olabildiğince çok eşyasını aldım ve kaldığımız geçici evde ona aynı eski odasındaki gibi oyun köşeleri yaptım.

Ama en büyük ihtiyaçlarından “sosyalleşme” konusunda elimden çok fazla şey gelmedi. Taşındığımız dönemde okullar henüz açık olmadığı için bir süre onun başka çocuklarla oynamasını sağlamak konusunda zorlandım. Parklarda tanıştığı çocuklarla oynadıysa da hem lisan bilmemesi hem de hep farklı farklı çocuklara denk gelip kalıcı arkadaşlar edinememesi bizi birkaç ay da olsa zorladı.

Türkiye’deyken İngilizce için ön bir hazırlık yapma konusunu sınıfındaki yabancı öğretmeniyle görüşmüştüm. Ancak yaşı küçük olduğu için İngilizce’yi çok kısa sürede öğreneceğini hatta esas derdimizin Türkçe’yi unutmaması olması gerektiğini söylemişti. Ayrıca burada tanıştığım yabancı velilerden de evde İngilizce konuşmamamız konusunda tavsiyeler aldım. Çünkü çocuklar öyle bir durumda evdekilerin aksan ve cümle yapılarıyla temel attıklarından okuldaki öğretmenlerin hataları değiştirmesi daha zor oluyormuş. Lisan konusunda yaptığım tek hazırlık İngilizce çizgi film izletmek oldu. Okul seçiminde ise çevreden gelen yorum ve tavsiyeleri dikkate aldım. Görüşmede oğlumun İngilizce bilmediğini söylediğimde, her dönem mutlaka yabancı öğrencileri olduğunu söylediler.

Okulun ilk günü -öğretmenlerin ya da yöneticilerin böyle bir talebi olmamasına rağmen- dört saat boyunca bir kenarda oturup bekledim. Benden başka bekleyen de yoktu. Oğlumun oynarken birşeyler anlatmaya çalışıp kimse ne dediğini anlamayınca ağlayıp beni çağıracağından emindim. Ama düşündüğüm gibi olmadı. Öğretmenler defalarca gelip hiç sorun çıkartmadan oynadığını söylediler. Bir anlamda bana “Beklemenize gerek yok, gidin” diyorlardı. Bu arada belirtmem gerekir ki oğlum Türkiye’de bir sene boyunca her gün iki saatlik oyun grubuna gitmişti ve çoğu sabah okulun kapısında ağlar içeri girmek istemezdi. Yani okul ile barışık bir çocuk olduğunu düşünmüyordum. Ama nasıl olduysa bu okulu, öğretmenini sevdi ve üç haftayı geride bırakırken artık her gün yeni kelimeler öğrenmiş halde eve geliyor. Dolayısıyla çocukla yurtdışına taşınma ile ilgili akla gelen ilk problem olan yabancı dil konusu bizim için sorun olmadı.

Bunlar dışında yaşadığımız bu tecrübeden öğrendiğim, biz mutluysak çocuğu da bir şekilde mutlu etmenin mümkün olduğu… Biz, endişeli, stresli, kararsız, pişman, hayal kırıklığına uğramış, çaresiz bir tavır sergiliyorsak onlarda da ayna gibi aynı tepki oluşuyor. Benim bu konudaki en büyük çabam onun alıştığından farklı tecrübe edeceğini bildiğim durumlar için onu hep önden hazırlamak, sanki benim için yeni değilmiş gibi olacakları anlatmak oldu. Okulda, hastanede başına gelecekleri anlatıp burada böyle diyerek kendimin de bunları kabul ettiğimi göstermeye çalıştım. Ben ebeveyn olarak sürekli geldiğim yer ile daha önce yaşadığım yeri kıyaslar, farklılıklardan dolayı mutsuz olursam çocuğum da mutsuz olur diye düşündüm. Sevdiği şeyleri (örneğin yiyecekler, aktiviteler gibi) burada bulamıyorsak farklı alternatifler üreterek o eksikleri kapatmaya çalıştım ki zaten kendim için de bunu yapıyorum. Ama tabi ki ailelerin eksikliğini kapatmak mümkün değil. Herkesin nerede olduğunu sorduğu zaman ona tatilde yanlarına gideceğimizi, birlikte bol bol zaman geçirebileceğini anlatıyorum. Bazen içim çok acısa da ona bunu belli etmiyor, neşeyle birlikte neler yapacaklarımızı anlatmaya odaklanıyorum.

Böylece taşınmamızın dördüncü ayını geride bırakırken kafamda büyüttüğüm en önemli birkaç zorluğu atlattığımızı düşünüyorum. Ebeveyn olarak herkes çocuğu için en iyisini ister ve ne karar vermiş olursa olsun hep “acaba doğru olan bu muydu?” diye sorgular. Bu histen belki hayat boyu kurtulmak mümkün değil ama seçilen yolun en rahat şekilde geçmesi için tecrübelerin paylaşılmasının iyi geldiğine inanıyorum. Umarım bu yazı gelecekte yurtdışına yerleşmeyi planlayanlara ya da halihazırda yola çıkmış olanlara yardımcı olur.

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

14 yorum

  1. Aileden uzak kalma kısmı boğazımı düğümlesede çocuk için kendimiz için en güzel yol yurtdışı.Umarım herşey gönlünüzce olur.

  2. Bizde birkaç yurtdışı gezimiz sonucu ve çocuklarımız için bir gelecek göremediğimizi anladığımız anda ülke seçmeye, prosedürlere kulak kabartmaya başladık. Vermiş olduğumuz zorlu kararda 7 yaşımızdaki oğlumuza konuyu yavaştan açma kararını verdik. Fakat oda aynı şekilde gitmek istemediğini büyüklerinden ayrılmak istemediği tepkisi veriyor. Kılı kırk yarar bir vaziyette mi yoksa zamana mı bıraksak diye henüz cesaret edemiyoruz. Lakin süreçleride ufaktan başlatıyor gibiyiz. Eminim ki biz mutluysak çocuklarımızda mutlu olucaklardır. Çocukken gidilirse daha kolay adapte olurlar diye düşünüyorum.

    • Katılıyorum. Benim de çevremde gözlemlediğim çocuklarda yaş büyüdükçe gitmeye direnme daha fazla oluyor. Taşındıktan sonra yabancı dil öğrenene kadar da sıkıntılı bir süreç olabiliyor kimi zaman.

  3. Yolunuz açık olsun 🙂 Zor ama çok doğru bir karar vermişsiniz..

  4. Keşke izlettiğiniz çizgi filmleri veya okul seçerkenki süreci de paylaşsanız. Bu çevreden gelen ve doğru olduğunu gördüğünüz tavsiyeler nelerdi?

    • Tabi ki paylaşırım. Konuyu genel hatlarıyla anlattım detaylandırarak ve tüm soruları da cevaplayacağım bir yazı daha yazıyorum hali hazırda.
      sevgiler

  5. Tam olarak 3 hafta önce başladığımız süreç… Ilk günler ilk haftalar olduğundan oldukça zorlaniyorum. Ama kafamda hep “doğrusu bu ve bu günler geçecek ” cümlelerini kuruyorum. 5 yaşındaki kızım tahmin ettiğim kadar tepki vermedi, hatta benden daha kolay götürüyor sanki süreci. Yazınız içimi ferahlatti..Teşekkürler

    • Rica ederim. Çok haklısınız başta tepki dahi verseler çocukların uyum sağlama süreçleri daha kısa sürüyor.

  6. 2,5 aylık küçük kızımızın geleceği için karar verdik yurtdışına taşınmaya. Süreci tamamlayıp taşındığımızda kızım 7-8 aylık olacak. Konuşmayı başka bir ülkede öğrenecek. Bu süreçte beni en çok düşündüren konu dil. Kreşte okulda aksansız öğreneceği Almancayı evde 30 yaşından sonra kursta öğrendiğimiz iş gören ama aşırı aksanlı Almancamızla bozar mıyız, evde sürekli Türkçe konuşursak kafası karışır mı gibi endişelerim var. Türkçesi iyi olsun ki esprilerimi anlasın şakalaşalım istiyorum 🙂 Ama zorlukları ne olursa olsun yurtdışına taşınmak benim için günümüz koşullarında çok zor ama çok doğru bir karar. Çevresel anksiyetem günden güne artıyor burada. Karşıdan karşıya geçerken geriliyorum. Et alırken şarbonlu mu diye geriliyorum. İşyerinde yalakaların ve torpillilerin rahatlığını ve yükselişini hayretle izliyorum. Trafikte hata yapanı uyarmaya korkuyorum. Kendim dahil herkesin bozulan psikolojisinden ürküyorum. Bu kontrolsüzlük, kuraltanımazlık ve rahatlık beni hızla tüketmeye başladı. Üstüne kızımı kreşe bırakıp aklımın bu sefer de orada kalması başlığı eklenmeden bir an önce taşınmak istiyorum. Orada tozpembe bir hayat hayal etmiyorum, elbette sorunlar olacak biliyorum ama benim bir miktar efektif kurala ve düzene ihtiyacım var. Bu nedenlerden dolayı çok doğru bir karar verdiğinizi düşünüyorum, aile konusu bence en sorunsuz kısım, Türkiye’de ailenizden ayrı şehirde yaşıyor olsaydınız da çok sık görüşemeyip tatilden tatile gidip gelecektiniz. Uçak var, panik yok 🙂 Sevgiler

    • Öncelikle hayırlı olsun. İngiltere’de yapılan bazı araştırmalar gösteriyor ki iki dili öğrenerek büyüyen çocukların dil yeteneklerinin gelişmesinin zekalarına pozitif bir katkıları var. Şu bir gerçek büyüdüklerinde bizim ikinci dilimizi konuşma biçimimizi eleştirecekler ama yine de inatla evde Türkçe konuşmaya devam etmenin ve iki dili aynı anda geliştirmeleri için destek olmanın faydalı olacağına inanıyorum. 2 yaşına kadar evde sizinle Türkçe öğrenen çocuğunuz okulda -sizin örneğinizde- Almanca’yı öğrenebilir ve kısa sürede akranlarıyla aynı seviyeye gelebilir. Bu süreci çocuğa kolaylaştıralım diyerek evde Almanca konuşursanız, şahsi fikrim Türkçe’sinin ana dil seviyesinde olamayacağı zira Türkçe aslında zor bir dil ve genelde çocukların hep okuldaki dile kayma eğilimleri oluyor. Şimdiden bol şanslar.

    • Dil konusunda endiselenmeyin, siz evinizde kendi anadilinizi konusun, o sokakta Almanca’yi anadili olarak ogrenecek. Bu surecte cocuklarin cogunlugu evde de rahat ettigi dili kullaniyor. O size Almanca cevap verebilir, siz Turkce konusmaya devam edin. Bizim oglumuz 3.5 yasina kadar Ingilizce konusurken kuzeniyle oyun oynayabilmek icin 2gun icinde mukemmel Turkce konusmaya dondu. Biz tabi cok pozitif tepki vererek aklini sabrini cesaretini overek destekledik ve o gunden beri evde hic Ingilizce konusmuyor. Turkce’de bilmedigi kelimeleri de tarif ederek soruyor. Dil kismi endise konunuz bile olmasin. Gerisi de bence es iliskisinin gucune dayanikliligina bagli. Bol sans!

  7. Biz de 10 seneden uzun bir süre önce benzer duygularla tüm yaşantımızı 4 adet büyük bavula ve 2 sırt çantasına doldurup, doğduğumuz memleketten uzaklara yerleştik. Buraya geldiğimizde yirmili yaşları süren, çocuğu olmayan bir çifttik. Zaman içinde okuduk, kariyerimizi başka yönlere çevirdik ve şimdi ilkokula giden bir oğlumuz var. Bence doğduğun ülkeden göçmek çok kişisel bir karar. Bunun doğrusu/yanlışı yok. Son dönemlerde yurtdışına büyük göç gözlüyorum. Kimi aile bundan çok memnun oluyor, kimi aile tereddütlerle geliyor/yaşıyor. Yaşadığınız yer ne olursa olsun mutluluk, kendini ait hissetme tamamen içten gelen bir duygu. Mutlu olacağınıza inanıyorsanız, mutlu olmayı hedefliyorsanız mutlu da olursunuz… Tabii aileden uzak yaşamak en zoru. Ama kimi zaman özlemek de güzel… Kocaman sevgiler…