2 Yorum

Üçüncü Taraf

Çocukların animasyon film takıntıları var… Takıntı biraz abartılı bir ifade oldu belki; şunu demeye çalışıyorum: Önlerine iki tane film koysan, biri çizgi film, biri normal film olsa; çizgi filmi tercih ederler. Marvel değilse tabii…

Bu çok önemli bir dert olmayabilir, neticede ben de çizgi filmlere bayılır ve tercih ederdim ama biliyorsunuz kaygılı ebeveynlik (!) bazı konuları kafaya takmayı gerektiriyor. Ben de bu tıkanıklığı açmak için çeşitli yollara başvuruyorum. Yerli komediler (Hababam Sınıfı, Kemal Sunal/Şener Şen filmleri) çok işime yarıyor bu konuda.

Dijital Topuklar yaklaşırken -ve çocuklar da bu sene konuşmacı olarak daha dahil oldukları için, kendileri gibi bir başka konuşmacı olan Ayta Sözeri’yi de tanısınlar diyerek- Aile Arasında‘yı seyrettik geçenlerde… Bay-yıl-dık. Bu sabah okula giderken hâlâ Bedriye’nin Necdet’i nasıl dövdüğünü anlatıp gülüyorlardı arabada…

Deniz daha çok güldü eğlendi; Derin esprileri anlamakta biraz daha geriden geldi ve geçen Pazar günü yeni bir yerli film seyretmek istediler ve bir öneride bulundular: Ailecek Şaşkınız.

Ahmet Kural’ın filmiymiş bu. Ben bilmiyordum. Ahmet Kural’ı da, açıkçası Sıla’yı da çok yakından bilmiyorum; birlikte olduklarını da olay patladıktan sonra öğrendim.

Bizimkiler bu filmi isteyince babaları da dedi ki: “O filmi seyretmeyeceğiz.” Neden diye sordu çocuklar, babası da anlattı: “Bu başarılı bir komedyen, ancak kız arkadaşına vurduğu ortaya çıktı”; şöyledir böyledir. Oradan erkek şiddetine gelindi; biyolojik bazı farklılıkların üstünlük olmadığından çıkıldı ve Yapı Kredi’nin, Ahmet Kural’ın reklam anlaşmasına son verdiği ile kapanış yapıldı (İlginçtir -ya da aslında oldukça anlaşılır- hangi reklam olduğunu ‘robot gibi’ deyince bildi çocuklar).

Ve ben şunu düşündüm: Bilinç böyle oluşuyor herhalde… Bir olayı duyuyorsun ya da görüyorsun. Onunla ilgili etrafındaki, seni etkileyen insanların (çocukken ebeveynlerinin, büyüyünce başka değer verdiklerinin) tepkilerini gözlemliyor ve kendi duruşunu, görüşünü oluşturmaya başlıyorsun. Bu sohbetten sonra çocuklarımın, erkek şiddeti ve daha genel anlamda güçlünün güçsüze yaşattığı şiddet konusunda bir bilinç oluşturmaya başladıklarını umuyorum. Bu muhabbetten yaklaşık 1 saat sonra büyüğün küçüğe “Sana bi tane çakarsam duvara yapışırsın!” demiş olması, bu umudumu biraz baltaladı. Ama sadece biraz…

Ne diyorduk? Ah evet, son günlerin en çok tartışılan olayı. Ahmet Kural’ın Sıla’ya fiziksel şiddet uyguladığı haberi, tam da Dijital Topuklar’ın olduğu gün patladı (Evet, Dijital Topuklar 2018 oldu. Bitti. Ve o başka bir yazının konusu…) Ben tüm ayrıntıları takip etmedim, ancak açıkçası duyduğum ilk anda aklıma -kişilerden bağımsız olarak- “Ahmet Kural’a itiraf atılıyor” değil, “Aha da bir tane daha…” geldi çünkü eğri oturup doğru konuşalım, erkek şiddetine dair bir iddianın iftira olmama olasılığı, iftira olma ihtimalinden çok daha yüksek…

Sonrasında Yapı Kredi Bankası, Ahmet Kural’la olan işbirliğini sonlandırdığını duyurdu. Bu haber çokça paylaşıldı ve paylaşanlar arasında ben de vardım çünkü gerçekten önemsedim. Önemsedim, çünkü erkek şiddeti denilen şey, hele de toplumun üst/eğitimli/paralı kesiminde kanunlarla değil, sosyal/ekonomik yaptırımlarla daha kolay önlenebilir diye düşünüyorum. Hem ülkede kanunların/hukukun hali ortada olduğundan, hem de bu statüdeki erkeklerin, kanundan daha da çok ekonomik/sosyal yaptırımlardan korkuyor olmalarından…

Benim paylaşımıma itirazlar -hem yorum olarak, hem de direkt mesaj olarak- geldi. Yapı Kredi’nin ‘PR yapıyor’ olması, en çok da, yargıya henüz intikal etmiş (ya da etmek üzere?) olan ancak karara bağlanmamış bir olaydan dolayı bankanın böyle bir yaptırıma gitmesi, hukukun yerini alıyor olmasından dolayı eleştirildi. Bir Yapı Kredi çalışanı, bankanın kendi kadın çalışanlarına iyi davranmadığını, doğum izni vb. konularında kolaylık uygulamadığını ve hatta mobbing olduğunu, ancak söz konusu medyatik bir isim olunca hemen ticari kaygılarla hareket ederek böyle bir tavır aldığını söyledi.

Evet, belki söz konusu Türkiye’nin en bilinen iki ismi değil de, herhangi iki şube çalışanı olsaydı banka böyle bir tavır almayacaktı. Mutlaka Yapı Kredi de dahil, Türkiye’de, kadın meselesine dokunur görünen, bu konuda kampanyalar, projeler geliştiren, 8 Mart’ta reklamlar yayınlayan kurumları yakın merceğe alsanız birçoğunda çelişkiler göreceksiniz. Görüyoruz, duyuyoruz da…

Ancak bu, bazı davranışların gerekliliğinin ve doğruluğunun önüne geçmiyor. Yapı Kredi’nin bu tavrını, her ne kadar “reklam koksa” da, her şeyden önce herhangi iki kişi arasında yapılan bir sözleşmeye uyulmaması halinde (çünkü bir suça dahil olmak ya da adı o suçla anılmak, bir sözleşmenin feshi için yeterli bir sebep olabilir), taraflardan birinin sözleşmeyi iptal etmesi olarak görmek lazım bence…

Kaldı ki bu tavır, toplumu infiale getiren bütün konular için geçerli değil mi? Harvey Weinstein’in, Hollywood’daki birçok kadın oyuncuyu taciz etmesinin ortaya çıkmasıyla birlikte yükselen #metoo hareketiydi koskoca Miramax stüdyosunun adamı kovmasını sağlayan; yargı kararı değil. Yanlış hatırlıyorsam lütfen düzeltin.

Aynı şekilde, Ensar Vakfı’ndaki çocuk istismarları ortaya çıktığında Turkcell’in Ensar’a olan desteğini sonlandırmaya çağırmadık mı? Turkcell nanik yapınca hattımızı Vodafone’a taşımadık mı? Flormar, işçilerinin haklarını vermiyor diye Flormar almaktan vazgeçmedik mi? Gezi’den sonra çizdiği, Ali İsmail Korkmaz’ı hafife alan karikatürüne rağmen Salih Memecan’la çalışan ve gelen eleştirileri dışlayan LCW’nin ürünlerini almaktan vazgeçmedik mi? Yoksa bunları yapan bir tek ben miydim?…

… üçüncü tarafların net tavır alması şart. Yapı Kredi’nin Kural’la reklam anlaşmasını hızla feshetmesi bu açıdan iyi bir başlangıç. Yargının vereceği ceza bir yana, bu aymazlığı ve küstahlığı yenmenin yolu buradan geçiyor.

diyor Banu Güven, Diken’de yazdığı “Dayakçılar kendini nasıl savunur?” başlıklı yazısında…

Yangına su taşıyan karınca misali, bazen kayıtsız şartsız taraf olmak lazım.

Ben de üçüncü taraf olarak erkek şiddetinin karşısında, Sıla’nın -ve erkek şiddetine uğrayan- tüm kadınların yanındayım.

2 yorum

  1. Erkek şiddeti diyince bir komşumuzun eşi tarafından öldürüldüğü, eşinin yargı önünde ölen karısı için bana yetersiz olduğumu söyledi vs gibi aslı astarı olmayan iftiralarla sadece 14 yıla mahkum edildiği, 3 çocuğunun ortada kaldığı aklıma geliyor. Sonra öldüğü ana kadar gördüğü işkence. Dahası da var boğazımda düğümlenen, konuşamadığım üzgünüm çok…

  2. çok güzel bir yazı olmuş, teşekkürler….