6 Yorum

Üç canlı ama çok kalabalık bir aile…

Dayanıklı Aileler, Biricik Hikâyeler serisinin bu bölümü için Bengü ailesinin “üç canlı ama çok kalabalık” ailesinin evine konuk olduk geçtiğimiz haftalarda…

Ziyaretimizi okul çıkışı bir Cuma günü denk getirip çocuklarla birlikte gittik Deniz’lerin evine… Ben “Her zamanki rutininiz neyse onu yapın, hiçbir şeyi değiştirmeyin” demiştim, Deniz de rutinlerinin kalabalık olmak olduğunu söylemişti. Öyle olunca biz de kuralı bozmadık, çoluk çombalak gittik çekime…

Deniz’lere vardığımda herkes yerlerini almıştı. O gün ben bir toplantıdan direkt geleceğim için çocukları okuldan Ferhan almış, benden önce varmıştı. Ben geldiğimde çocuklar kaynaşıp bahçede oynamaya başlamışlardı.

Deniz’i çok yakından olmamakla birlikte uzun zamandır tanıyorum. Onunla ilgili duyduğum şeyler hep “ne kadar iyi bir insan” olduğuna dair oldu… Eşi Berk’in hastalık haberini duyduğumuzda, birçok insanın duygusu “Bu kadar iyi insanların başına bu gelmemeli…” olmuştu.

Ama geldi. Berk bundan yaklaşık iki sene önce, pankreas kanseriyle bir süre mücadele ettikten sonra bu hayattan ayrıldı.

Deniz geçen sene bir yazı yazmıştı bu blogda… “Mutsuzsanız, değişin” demişti yazısında ve okuyanları hem kendilerine, hem ilişkilerine dışarıdan bakmaya davet etmişti. Çok kişiye iyi gelmişti Deniz’in o yazısı…

Deniz’in, Berk’in ölümünden sonraki, hayatın her haline karşı dayanıklı duruşu, birçok insana iyi geliyor. Bir insanın, böyle büyük bir acıyla başa çıkması, böyle bir yas yaşaması bir başkasına iyi gelir mi diye sorabilirsiniz. Geliyor. Çünkü Deniz, her şeyi olduğu gibi, “gelişine” yaşıyor. İşte onları anlattı buluşmamızda…

 

Deniz’ler, Aras yaklaşık 1 yaşında olduğundan beri bu evde, komşuları Aslı ve ailesiyle yan yana yaşıyorlar. İstanbul’un kentsel dönüşümden nasibini alan bir bölgesinde ancak sessiz ve sakin bir sokakta, aynı terasa açılan iki dairede oturuyorlar. Çocuklarının aynı anaokuluna gitmesiyle başlayan tanışıklıkları, yıllar içinde birbirlerini aileden saymaya dönüşmüş. Deniz’in “üç canlı kocaman bir aile” olarak tarif ettiği aile çemberinde Aslı ve ailesinin çok önemli bir yeri var.

Deniz ve Aras’ın dahil olduğu “üç canlı” ailenin üçüncüsü kedi Osman. Osman, ailelerine ilk katıldığında Pamuk’muş adı. Berk değiştirmiş onun adını… “Böyle Pamuk mu olur, olsa olsa Osman bu!” demiş.

Söyleşimiz sırasında çocuklar sürekli eve gidip çıktıklarından, bir odada bekliyor Osman. İnanılmaz uysal bir İran kedisi olmakla birlikte, dışarıda 10 kaplan gücüne ulaşıp mahallenin bütün kedilerini sıra dayağına çektiğinden, biz oradayken dışarı kaçmasın diye odaya kapanmak zorunda kaldı… Hava serinleyip içeri girdiğimizde, evden ayrılmamıza yakın nail olduk kendisiyle tanışma şerefine… Dünyanın en pofuduk, en yumoş kedisi… Instagram hikâyelerine de bayağı bir videosunu koymuştum çekim akşamı…

Deniz’le sohbetimiz çok doğal aktı. Bir oradan, bir buradan konuştuk. Kâh gözlerimiz dolup boğazımıza bir yumru oturdu; kâh Deniz anlatırken kahkahalara boğulduk. Hayatın Berk’ten sonra tam da böyle devam ettiğini söyledi Deniz.

Mutlu yaşıyoruz, mutsuz yaşıyoruz. Derin yaşıyoruz, sığ yaşıyoruz. Neşeli yaşıyoruz, öfkeli yaşıyoruz. Eller havaya yapıyoruz, ağlıyoruz… Bunların bir kısmını, çok yıpratmadan, başkalarının duygusuna da saygısızlık etmeden paylaşmak istedim… Bilsinler, görsünler: Burada bir yaşam var. Aras’a bakıyorum. Kendime bakıyorum. ‘Buradayım’ demek istedim.

şeklinde anlatıyor Deniz bu söyleşiye katılmak istemesinin sebebini…

Herkesin yası yaşayış biçimi farklı… Deniz de kendince yaşıyor yasını… Ancak bir yandan yas tutarken, bir yandan hayattan da kopmuyor. Yası, hayatın bir parçası olarak yaşadığını anlatıyor.

Bu süreçte en büyük öğrenme ne oldu diye sorsalar yanıtım ‘Geçecek’ olurdu. Bu ağır his, hep orada kalmayacak.

Her olayın içinde bir iyilik bulmaktan bahsedilir ya hani… Deniz, bunu farklı değerlendiriyor:

Bir olay kötüyse kötüdür. Berk’in ölmesi çok kötü bir şey… Çok haksızca, çok kötü bir olay. Ve biz bu kötülüğü yaşadık. Aynı olayın içindeki iyiliği görmenin ötesinde, hayatın içindeki iyiliği görmeye dönüyorsun sonunda…

Yasın bitmediğini, ağırlığının ve hatırlama sürecinin azaldığını anlatıyor. “O, orada. Geçmişinde duruyor. Sen ona dönersin, dönmezsin. İstersen arada döner, sonra yoluna devam edersin. O orada hep duruyor. Ama başka iyilikler görüyor insan…” diyor.

Gerçekten de çok iyilik gördüğünü anlatıyor Deniz. Berk’in hastalığı sırasında ve ölümünden sonra, arkadaşlarından oğlunun servis şoförüne kadar herkesten yardım teklifi geldiğini ve hepsine de kucak açtığını söylüyor.

Yapabildiğimin en iyisini yapıyorum. Bilmediğim bir duyguyu çıkartamıyorum. Kendime eskisi kadar eziyet etmiyorum. Yapamadığım bir sürü şey oluyor. Ama biliyorum ki tek başıma değilim. Çok fazla destek görüyorum ve ben de bu desteklerin hepsine kalbimi açtım. Tercih ettiğim şeyler de vardı, kendim için bir psikolog, Aras için bir pedagog… Bildiğim doğru yolları bulmaya çalıştım. Hemen yalnız kaldım, düzenimi çok bozmadım. Annemi, babamı hemen gönderdim. Yapabildiğim kadarını yaptım hep… Bir şeye de yetmiyorsam, artık yetemiyorum. Odağım, “sevgiyi veriyor muyum?” oldu.

Güçlü olmak, güçsüz olmak…

Deniz, ilk tanıştığı insanların kendisine “Güçlü olmalısın, senin bir çocuğun var” dediklerini  ve bunun hoşuna gitmediğini anlatıyor. Bunun iyi niyetle söylendiğini bildiğini, ancak böyle bir kayıp yaşayan bir insanın bu acıyı yaşamayı, hissetmeyi öğrenmesi gerektiğini anlatıyor. Çünkü zor. Gerçekten zor…

Neye üzüleceğine şaşırıyorsun. Çocuğunun babasız büyüyeceğine, bir erkeğe dönüşürken ilklerinde babasının olmayacağına mı? Gelişimi sırasında dertlerini babasıyla paylaşamayacağına mı? Ben bu yaşımdayım, hâlâ babam var. Lüks içinde yaşatmıyor beni ama düşmeme de izin vermiyor. ‘Tedavi için ihtiyacım var’ dediğimde çıkarıp para gönderen bir ailem var arkamda, babam var. Ve Aras bunu hiçbir zaman yaşayamayacak. Ve ben onun ne hissettiğini hiçbir zaman anlayamayacağım çünkü babamı hiç kaybetmedim.

Berk’in ölümünden sonraki bir babalar gününde, kocasından boşanmış bir arkadaşı Deniz’i arayıp babalar gününü kutlamış. Deniz’in hoşuna gitmemiş bu, gücenmiş. Öncelikle Berk’in yaptığı babalığa saygısızlık olduğunu düşünmüş. İkinci olarak da kendisine çok büyük haksızlık, çünkü aşırı bir yük olduğunu hissetmiş.

Bu çocuğun bir babası var. Ama yaşamıyor. Bundan sonra da böyle olacak. Bu gerçeği herkes ne kadar çabuk kabul ederse o kadar iyi olur. Babası yok ama amcaları var. Arkadaşlarının babaları var. Futbol öğretmeni var, ayakkabısını bağlıyor, saçını okşuyor. Babasının çok yakın arkadaşları var, artık onlarla birebir iletişim kurabiliyor. Baba, evdeki işbirliği yaptığın kişi değil sadece; duygusal bir boşluktan bahsediyoruz. Babalık, yeri doldurulabilecek bir şey değil ki?..

Gelen gideni çok olan, üç canlı ama çok kalabalık bu ailenin hayatı çok hareketli. Ama evde çoğunlukla ikisi kalıyorlar; Deniz ve Aras. “Bu ikilik ve kedi bir boşluğu doldurmuyor. Evet, baba yok. Ama ben de bir baba olmaya çalışmıyorum.” diyor Deniz.

Sadece baba olarak değil insan olarak da Berk’in yerinin doldurulamayacağını anlatıyor. Kendisi yarın bir gün biriyle tanışsa da, ve belki Aras’ın hayatında yeni bir baba figürü olacak olsa da, Berk’in yerini Deniz’in ya da bir başkasının doldurmaya çalışmasının mantıklı olmadığını söylüyor.

Hem, Berk’in yeri boşlukta değil ki dolsun? Berk gülerken, ağlarken, hep var zaten. Sadece farklı bir formda.

Eşini kaybetmiş bir arkadaşının babası, bir gün Deniz’e çok iyi gelen bir şey söylemiş: “Berk artık bir Ata oldu. Çocuğunun atası. Çocuğunun çocuğunun atası. Bunu kabul et ve hayatına atalarınla birlikte nasıl devam ediyorsan öyle devam et” demiş. Deniz’e çok iyi gelmiş bu…

Hayatta kalan sensin

Deniz, Berk’in ölümünden sonra koşmaya başladı. Bunu miş’li geçmiş zamanla söylemiyorum, çünkü ben de tanığım buna… Baş sağlığına gitmek üzere aradığımda çoğunlukla dışarıda olduğunu söylemişti Deniz ve biz onunla evinden önce dışarıda karşılaştık hakikaten… Bu hareket ihtiyacının, bedenin istediği bir şey olduğunu söylüyor. Bir nevi, üzüntünün yarattığı toksik birikimi atma ihtiyacı da denilebilir belki…

Hayatta kalan sensin. Biri öldü. Sen hayattasın. Hayatın içinde akabilmek için buna ihtiyacın var. Bende doğru çalıştı. 

Anlatma İhtiyacı

Deniz’in hayatı Berk yaşarken/Berk öldükten sonra şeklinde ikiye ayrılıyor. Berk’in ölmesi hayatında çok önemli bir dönüm noktası ve bunu herkesle paylaşma ihtiyacı hissetmiş Deniz. Arabasına bindiği taksiciye, rutin kontrol için gittiği doktora “Biliyor musunuz? Benim kocam öldü” derken bulmuş kendini bir dönem… Sonrasında kimi zaman oturup ağlamış, kimi zaman gülme krizine girmiş. “Dalga geçmen gerekiyor bazen” diyor. “Çünkü bu çok saçma… Berk’in ölmesi çok saçma…”

Berk’in ölümünden kısa bir süre sonra bir arkadaşı ona “Ne kadar şanslısın, şükredecek bir sürü şeyin var” deyince, o sırada yanlarında olan bir diğeri ona “Deli misin?!” der gibi bakmış, “Kadının kocası öldü!” Sonra kahkahalara boğulmuşlar hep birlikte… Yasla kahkaha yan yana…

Ne dışarıdan göründüğü kadar zor, ne de içinde olduğun kadar kolay. Bazı şeyler zor. İlk doğum günü… Dişinin düşmesi… Bunlar çok ağır. Hayatta bir tane insan var bunları paylaşacağın. Boşanırsın, ayrılırsın… Ama çocuğunla ilgili özel bir şey paylaşmak istediğimde, benim içimde hâlâ Berk var. Ve paylaşamıyorum. Bu çok vurucu bir şey… Çok büyük bir eksik kalma hissi…

Hayatın akışı

Evin düzeni şöyle akıyor: Proje bazlı çalışıyor Deniz. ODTÜ ve Boğaziçi mezunu, çalışkan akıllı iş odaklı bir kadın. Kağıt üzerinde çok daha fazla şey yapabilir, çok daha fazla para kazanabilir aslında… Ama Aras’a bakıyor. Onu okula götürüp getiriyor. Kendine bakıyor. Kendine bakarken kendini gezdiriyor da… “Ruhunu eğlenceye açtığını” söylüyor. Yalnız kalmak istediğinde yalnız kalabildiği bir alanı var. Bunları kimseden izin almadan yapıyor.

Hayat ona bir fırsat sunmuş. Bu fırsatı, hırslarına yenilmeden, rahat çalışmayı tercih ederek, bazı şeyleri yapamayacağını bilerek değerlendirmiş. Bunu yapmaya izin verebilmesini, destek almasına yoruyor Deniz.

Hiçbir şey tesadüf değil.

Bundan yaklaşık üç sene önce, tümörü gördükleri günün akşamında, Aras’ın şu anda okuduğu okulun tanıtım toplantısı varmış. O güne kadar Aras’ı devlet okuluna göndermeyi düşünüyorlarmış. Ancak Berk’in hastalığını öğrenip, süreç boyunca Deniz’in Aras’la yakından ilgilenemeyeceği ortaya çıkınca, Berk, Aras’la daha çok ilgilenilebileceğini düşündüğü bu okulu tercih etmek istemiş. Okul, Berk’in hastalığının gidişatını da göz önüne alarak, özel durumundan dolayı Aras’a burs vermiş ve Aras hâlâ bu bursla okuyor.

Hesap kitap yaptım, ne harcadığımı biliyorum. Zaten kafam da finans işlerine basıyor. Bu şartlar dahilinde Aras’ı özel bir okulda okutup, bir yandan standartlarımı düşürmemeye çalışarak mutlu olmaya çalışmam  matematiksel olarak mümkün değildi. İki ebeveyn belki bu denklemi çözebilir. Ama halihazırdaki şartlarda benim çözmem imkansızdı.

diyerek bu iyiliğin çok kıymetli olduğunu söylüyor Deniz.

Tam da bu sırada, bu iyiliklerin tesadüf olmadığını geçiriyorum aklımdan… Hayat biraz da dışarıya ne verirsen onu aldığın bir denklemden ibaret değil mi?..

Deniz ve Aras zor zamanlar geçirmişler. Hâlâ da geçiriyorlar, ancak bir düzen oturtmuşlar ve yola devam ediyorlar. Bundan bir süre önce Aras’ın terapisti, üstelik de Deniz’in kendini hiç iyi hissetmediği bir anda, Deniz’i arayıp Aras’ın terapisini sonlandırabileceklerini, bundan sonra büyük bir patlama beklemediğini, ihtiyaç olması halinde görüşebileceklerini söylemiş. Bunu duyunca sanki Aras’ı üniversiteden mezun etmiş gibi hissetmiş Deniz, çok mutlu olmuş.

Deniz’in, hem kendisinin, hem de Aras’ın tüm duygularına alan açan yaklaşımı sonuç vermiş. Aras, babasını kaybetmiş olmanın verdiği yokluk hissinin yarattığı öfke nöbetlerini, annesinin telkinlerinin de yardımıyla geride bırakmış.

İstediğin kadar öfkelenebilirsin. Buradayım. Ben de çok öfkeliyim. Çok zor bir süreçten geçiyorsun, bunu kabul et. Duygunu olduğundan az görme.

demiş Deniz, Aras’a… Ciddi bir ağlama nöbetinin ardından, ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi, huzur içinde uyanmış Aras. İyi gelmiş ona annesinin kabulü…

Deniz ve Aras bu yaz ilk kez birbirlerinden ayrı tatil yapmışlar… Aras anneanne-babaanne-hala ekseninde gezmiş, Deniz’in İstanbul’da kalıp çalışması gerekmiş. 10 günden sonra Deniz Aras’ı gördüğünde, Aras ona çok büyük bir sevgi ve özlemle sarılmış, sonra oyununa devam etmiş. “Biz özlemeyi öğrendik” diyor Deniz. “Anda kalabiliyoruz, oyun oynuyoruz, zevk alıyoruz, sonra dönüp sarılıyoruz ve devam ediyoruz.” Kuvvetli bir bağ var aralarında.

Deniz bu aralar yine bir değişim arefesinde… Yaklaşık 8 senedir, çok da severek yaptığı bir işi devretmeye hazırlanıyor. Hataya çok fazla tahammülü olmayan bir insan olarak, bu ara işinde yanlışlar yaptığını ve bunun ona bir şey anlattığını düşünüyor. Geçenlerde bir gün, kendince oldukça önemli bir hata yaptığını fark edince oturup ağlamış. Kimse ona, kendinden daha fazla kızmasa da, herkesin yapabileceği basit bir hatayı bu kadar önemsemesinin bir anlamı olduğunu düşünüyor.

Hayatta tek bir sorumluluğum var, onun dışında da tek sorumluluğum kendi iyiliğim… Şu an ihtiyacım olan şey artık bırakmak… 8 senedir neredeyse sıfır hata yapan bir insan, işletme defterinde bu kadar büyük hata yapıyorsa, bu bir şey anlatıyor.

Hayatında, olabilecek en iyi noktada olduğunu söylüyor Deniz.

Şu eksik, bundan eksik kalıyorum dediğim olmuyor. Evet, daha çok gezebilirim, daha çok eğlenebilirim belki… Ama çok şükür.

Her şey şans mı, yoksa biraz da yaratıyor musun? diye sorduğumda “Aslında tercih ediyorsun” diyor. Deniz, şu an yaşadığı hayatı tercih ediyor. Bazı şeylerden vazgeçiyor, bazı şeylere kucak açıyor. Ve tercihleriyle, duruşuyla, yaşayışıyla, örnek bir dayanıklılık hikâyesi sergiliyor.

Bu dünyada en çok sevdiklerimden Berk… Ailem, dostum, sevgilim… Berk’i çok sevdim. Sevdiğim adamla yaptığım bir parça bugün 8,5 yaşında. O kadar yüce, o kadar büyük bir sevgiye sahipsin ki bu varlığa karşı, hayata devam etme gücü içine giriyor. Başka türlüsü mümkün değildi gibi… Acı, ama işte güç de buradan geliyor. Güçsüz olduğunda da, güçsüz olduğunu kabul etme gücü… Yapabildiğinin en iyisini yapıyorsun, kendine biraz şefkat ver. Ağlama izni…

Hayatı her haliyle yaşayan bir örnek Deniz. Bir yandan acıyı yaşarken, bir yandan iyileşildiğinin canlı örneği… Tam bir dayanıklılık hikâyesi onunki: Hayata karşı dayanıklı olmanın, her zaman ve sürekli güçlü olmak anlamına gelmediğinin, kendine karşı şefkatli olarak ve zaman zaman güçsüz olma izni vererek de iyileşilebileceğinin kanıtı… Tüm yaşadıklarından sonra, “Çok şanslıyım, böyle sevmek ve sevilmek her zaman mümkün olmuyor” demeye devam eden, sımsıcak, kocaman bir kalp Deniz’inki…

Deniz’e hem bana kendisini daha yakından tanıma fırsatı verdiği, hem de hikâyesini burada paylaşarak birçok insana ilham olduğu için çok ama çok teşekkür ederim.

Dayanıklı Aileler, Biricik Hikâyeler serisindeki tüm hikâyeleri buradan okuyabilir, İstanbul içindeyseniz dayanıklılık hikâyenizi paylaşmak için siz de iletisim@blogcuanne.com adresine yazabilirsiniz. Tüm fotoğraflar Ferhan Saral tarafından çekilmiştir. 

Profilo

Bu yazı dizisi, ‘Ebeveynlerin zorlu koşulları varsa, bizde de onların hayatını kolaylaştıracak Profilo’lar var’ söylemiyle hayatı kolaylaştıran Profilo Dayanıklı Ev Aletleri’nin desteğiyle hayata geçirilmiştir. Uzun ömürlü ve yaşam süresi boyunca sorunsuz ürünler sunmanın yanı sıra ailelerin yanında olmayı, onların zorlu koşullarını anlamayı ve bu rutinde ev hayatında ailelere destek olacak ürünler sunmayı hedefleyen Profilo’ya bu projede yanımda olduğu için teşekkür ederim. Profilo Ev Aletleri’nin web sitesini buradan inceleyebilir, Instagram ve Facebook hesaplarını takip edebilirsiniz.

6 yorum

  1. Sevgili Deniz… Bilmem küçücük bir artısı olur mu hayatınıza ama… buradan tam da kalbimden kocaman, içten, sıcacık bir sevgi dalgası gönderiyorum size ❤

  2. Deniz! Dün bir rüya gördüm ve ona inandım. İlker i kaybetmiştim. Yüreğim sıkıştı ve uyanmak istemedim. Sonra sen aklıma geldin. Bu olduğunda senin de yanımda olduğunu bilmek bile beni rahatlatıyor. Biraz benle ilgili bir yorum oldu ama aslında öznesi sensin. Varlığın hayata bir armağan senin kesinlikle 🤘💟🎈🍀

  3. Yüreğimde bir sevgi alevlendi hayatın akışı bu hayırlısı ile gelir herşey. Canım deniz seni yüreğimle kucaklıyorum gönlüne ağırlık yükleme. Geçecek gerçekten sen yaşama devam ettiğin sürece geçecek .

  4. Sevgili Deniz o kadar etkilendim ki. Amacının bu olmadığını yada bir amaç edinerek yazmadığının farkındayım ancak sanki tüm doğruları yapmışsın gibi. Böyle bir durum da böyle bir dipsiz kuyudan çıkmanın tek yolu buymuş ve siz onu yapmışsınız gibi 💕

  5. O duvara o uçan balonu çizebilmek.. Zorluklar yolumuza çıktığında sadece hayatta kalmak değil, yaşamı güzelleştirmek.. Ufacık ayrıntılar var Deniz’in evinde, çok güzeller, insanın içini ısıtıyor. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk da ne güzeldir kim bilir.. Sevgiler!

  6. Galiba ağlamaya çok ihtiyacım vardı. Başından sonuna kadar ağladım. Hissettiklerinizi anlayabiliyorum. Ama geçecek. Paylaşımlarınızı eminim gökyüzünün ardında olan eşiniz görüyor, duyuyor, izliyor sadece tepki veremiyor. Aslında hep yanıbaşınızda. Ve ağlayan gözlerinizin güzel olduğunu bildiği kadar gülen gözlerinizinde çok daha güzel göründüğünü biliyor ve gözlerinizin hep gülmesini bekliyordur. Aslında anlatmak istediğim çok daha fazlası ama benimde boğazıma bir yumru oturdu. Sevgiler