12 Yorum

Babalardan Israrla İsteyiniz

Yazar Hakkında

BURCU CUYLAN – Tası tarağı toplayıp, işi gücü bırakıp Birleşik Krallık’ın puslu havalarına göç etmiş, bir çocuk annesi. Hamile kaldığını öğrendiği ilk gün başladığı “süper anne” olma hazırlıkları dördüncü yılında da tüm hızıyla devam ediyor. Sokrates’in dediği gibi, “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir ama tecrübelerim herkese açık. Tecrübelerini blogunda paylaşıyor.”

Zihninizden geçen bazı konular var ki onları yazmak yazarken kimseye çarpmamak çok zor. Tepki alırım diye korkarken de yanlış gideni değiştirmenin imkanı yok. Ama içimde ve kaynıyor madem, mecbur yazacağım.

Kafamda hep dolaşan bir tilki sürekli aynı soruyu soruyor. Türkiye’de belli bir eğitim düzeyindeki ailelerde neden çoğunlukla bir, bilemedin iki çocuk var? Ve hatta arkadaş çevrem tek çocuklu çiftlerle dolu. Evet çocuk işi masraflı ama bunu “yalnızca” ya da her aile için maddiyata bağlamanın çok kolaycılık olduğunu düşünüyorum.

İşin sosyal boyutunu da düşündüğümde, Türkiye’de yaşarken bakıcı problemlerinin, kariyerlerin, yaşam koşullarının zorluğunun bu kararda rol oynadığına inanmıştım. Evet bunların etkisi yadsınamaz ama hepsinden daha baskın bir sebep var; bu da annelerin hali hazırda evlerinde olan hiç büyümeyen oğulları, yani “babalar”.

Geçen gün nerede okuduğumu hatırlamadığım bir yazıda Türk erkeklerinin büyümeyen ergenler olduğundan dem vuruluyordu. Bunun çok doğru bir tespit olduğuna, gerek toplum baskısının gerekse -maalesef- annelerin oğlan çocuklarına ve eşlerine davranışlarının bunda rol oynadığına inanıyorum.

Şimdi buna itiraz eden olursa birkaç örnekle gidelim: bebek doğduğunda anne sütü için anneye muhtaç. Bunun haricindeki tüm işleri baba da yapabilecekken neden bebeğin altını değiştiren babalar bizi şaşırtıyor? Neden bir anne doğumdan kısa süre sonra, her hafta sonu tüm gün evden çıkıp bebeğini babaya emanet edip gezme özgürlüğüne sahip olamıyor da, babalar için hiç bir kısıtlama yok? Neden bir baba gerektiğinde iki yaşında bir bebek için yemek hazırlamayı bilemiyor da anne evden çıkarken yemeğini hazırlayıp çıkmak zorunda kalıyor? (O yemeği yedirmeyi bilen baba da çok değil ya, neyse…) İki üç çocuğu olan bir annenin evde üçüyle birlikte zaman geçirmesi normal iken bunu bir babanın yapması için çocukların ancak reşit olmalarını beklemek zorundayız?

Yapamıyorlar mı yapmıyorlar mı? Tersi durumlardaki parmak ile gösterilecek babalar herkes için “helal olsun vallahi” olduğundan, onların kim olduklarını çok iyi biliyoruz. Halbuki aynı rolu üstlenmiş anneler bize olağanüstü bir şey yapıyor gibi gelmiyorlar. Bir yanda bu babalar, diğer yanda dolaptaki yemeği ısıtıp yiyemediği için açlıktan ölebilecek olanlar…

Yalan değil; birçoğumuz böyle babaların çocuklarıyız ve çoğumuz da tek çocuk değiliz ama bu bence, annelerimizin cesur oluşundan değil, erken evlenip erken çocuk sahibi olmaya başlayıp doğum kontrolüne pek yanaşmamış olmalarından idi. Veli toplantılarımız, okulun ilk günleri, müsamereler, okuma bayramları, her şey anneler içindi çoğu zaman. Şimdi o zamanlardan fersah fersah iyi olsak da hala Avrupa normlarına ulaşmış sayılmayız. Yaşadığım yerde her işin nöbetleşe yapılabildiğini görüyorum, alt değiştirme, mama-süt içirme, yemek yapma, okula bırakma-alma, doğum günlerine götürme, spor, sanat, sosyal faaliyet ve etkinliklere bırakma-alma, veli toplantıları, hastalıklar… “Baba sadece sabah işe gitsin, akşam işten gelince oynasın” dediğimizde bunların her biri için işinden izin almak zorunda kalan, bu uğurda kariyerini, enerjisini kaybeden kadınlarla doluyor etrafımız.

Ve sonra bu annelerin neden ikinci üçüncü çocukları düşünmediklerini merak ediyoruz. Anne ve babanın aralarında iş bölümü yapması fikrine karşı değilim ama rollerin keskin çizgilerle ayrılmasına, babaların bazı konularda hiç sorumluluk almamasına, “yok ayol, o hayatta yapamaz” olmalarına karşıyım. İş hayatının yazılı olmayan kanunları kitabında çocukla ilgili konularda “yalnızca anneler izin alabilir mi deniyor?” Kariyeri, özgeçmişi ne olursa olsun, çocuktan sonra iş hayatında bir tık geriye çekilmek zorunda olan da her zaman kadın. Bu zorunluluğu üstünden atmaya çalışanlar kadınlar da yine kadınlar tarafından karalanıyor…

Şu an savunduğum kendi hakkım ya da kadınların hakları falan da değil; mutlu evlilikler için hepsi. Belki bu yazının bu konuda yazılmış daha birçok yazıdan bir farkı tam da bu satırlardan sonra olacak. Bu ihtiyacın sadece kadına ait, kadın için değil, aslında evliliğin sağlığı için de gerekli bir şart olduğunu kabul etmeliyiz. Bir yerlerde sabah çocuğu okula hazırlama telaşında gömleğini ters ilikleyen ve bin parçaya da bölünse asla hiçbir şeye yetemeyen, tüm yorgunluğa rağmen sırtı sıvazlanmayan ve “herkes yapıyor sen de yaparsın” diyerek altında kaldığı koskoca yükü hafife alınan kadının çok iyi bir anne olacağından hiç şüphem yok ama o ilk evlendiği günkü kadın olabilir mi acaba? Yoksa içinde eşine hiç bitmeyecek bir öfke mi yeşerir? Üstelik evde herkes toplum standardında analık-babalık yaparken bu öfkenin nedenini de açıklamak zor mu gelir? “Bir şeyler yanlış ama ne?” demek yerine “Çocuktan sonra eskisi gibi değiliz” der geçer miyiz?

O yüzden diyorum ki; kadınlar, siz yardım istemeyin, görev dağılımı yapın, evde oturuyorum diyip süper kahraman olmaya çalışmayın, çalışıyorum ama daha az kazanıyorum diye çocuğun tüm sorumluluğunu üstlenmeyin. Evinizde sizinle bu organizasyonda eşit görev alabilecek yetkinliğe sahip bir yetişkin daha var ve o babadan baba gibi baba olmasını ıslarla isteyin!

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

12 yorum

  1. Muhteşem bir yazı, ufuk açıcı ve cesaretlendirici! Yalnız olmadığımı bilmek çok çok çok iyi geldi. Teşekkür ederim(z). Sevgiler…

  2. O ofkeler 7. aydan sonra elimde egzamaya dönüştü.biliyor halimi bedenim,kendi kasiniyor,yariliyor,iyilesiyor ve yine sıra tekrarlanıyor.
    Bütün bunlar olurken ben daha çok ben oluyorum.
    İnanıyorum ki bu egzama ben hazır olduğumda kendiliginden geçecek.

  3. Tamamen katılıyorum.
    “…Erkekler ağlamaz insanız unutma
    Sustururum zamanla içimdeki bu acıyı
    Göz yaşların içimi acıtıyor
    Erkekler ağlamaz sevgilim sil gözyaşını…” şarkısı hit oldu bu ülkede ve bence zurnanın zırt dediği yerlerden biriydi. Niye ağlamasın ayol erkek ba ba ba ba ba… Ağlayamayan erkek içindeki hıncını bağırışlara, öfke nöbetlerine, dayağa bağladı. Sen hiç aldatan erkeğe “fahişe” dendiğini duydun mu? Niye olsun, onun elinin kiri alt tarafı… Vesaire vesaire.
    İyi ki de yazdın… Var ol…

  4. Görev dağılımı yapmak da başlı başına tam mesaili bir iş. Bence babalık eğitimleri olmalı Açev’in ki gibi yaygınlaşmalı. Babalık izni ve kreş hakkı çok önemli. Sistem annenin evde kalmasını, küçük yaşta kreşe vermenin eksik analık gibi tanımlanmasını getiriyor. Çokça kadınlar üretiyor bu rolleri. Hayır babalsr yapmaları gerekeni yapacak ve planlayıcı biz olmayacağız. Beş yıldır Her sabah bu çocuk ne giysin sorusuyla uyanıyorum. Haftada dört gün akademisyen olduğum için oğlumu okuldan ben alıyorum. Neden esnek çalışıyorum. Halbuki eşimin kendi işi benim patronum devlet. Bu yapısal eşitsizliğin giderilmesi için sadece partnerimizden değil, devletten de birşeyler istemeliyiz.

  5. Kesinlikle çok haklısınız, ben de şu söze uyuz oluyorum “ayy sağolsun eşim yardım etti” veya”yardım isteyin eşinizden” bunun adı yardım etmek olmamalı bunun adı “birlikte yapmak” , “iş bölümü”, “paylaşmak” olmalı. Mesela çalışan kadınların eşleri “karım sağolsun yardım etti de, bu ay kirayı ödedik” veya “karım sağolsun evi temizlemiş, yemek yapmış”. Bunun gibi işte, herkes herşeye yapabildiği ölçüde el atmalı.

  6. İkinci bebek için çok istekliyken, yardım, destek vs. görmediği için giderek tek çocuk fikrine alışan, hem işin hem evin yükünü sırtlanan bir anne olarak o kadar doğru buldum ki yazdıklarınızı…

  7. Çok iyi gözlemler ve tespitler var olun. Tam olarak yazdıklarını yüzünden, “biz bir hayatı paylaşmak için evlendik. İki güzel çocuk yaptık. Şimdi neden bu çocukları marketten promosyonla almışım gibi tüm ihtiyaçları ile ben ilgileniyorum .” la başlayan serzenişlerim boşanma ile bitecek. Erkek kör,sağır olduktan sonra ben görev dağıttım sonuç değişmedi. Adam bu sefer yaptıklarını lutüf sayarak baskısını sürdürdü. Olay kadınlar -erkekler değil ki erkeğin “insan” olabilmesi. İnsan olabilenler söylemeden yaparlar.

  8. “Toplum standardında analık babalık yaparken bu öfkenin nedenini de açıklamak zor mu gelir?” Olay bu işte. Toplum standardında yaşamak, toplumun istediği gibi, toplumun onayladığı gibi. Aksi durumda kötüden daha kötüsün. Bütün kötü sözcükler de kadınlar için var olmuş sanki. Bizim neslimiz kadının da çalışabilirliğini ortaya koydu bizden sonra ki nesilde belki bu istenilen olay oturur ancak. Kızlarımız evlenirken belirtirler baba-erkek kriterlerini. Belki de gençlerin evlilik hayallerini birbirlerine anlatırken erkek kişisi “ben, benim babam gibi baba olmak istemiyorum, annem çok yoruluyordu” gibi cümlelerle başlar hayallerini anlatmaya. Kadın kişiside “evdeki işbölümü şöyle olsun” diye devam eder kimbilir…

  9. Herseyi kontrol altina alip, eslerinin yaptigi hicbirseyi yeterli bulmayan kadinlarin hic mi sucu yok? Onemli olan herseyin mukkemmel olmasi mi, birlikte paylasarak islerin halledilmesi mi? Bence bu da biraz dusunmeye deger.

  10. Kafamdakilere tercüman oldunuz. Esim Ingiltereye yerleşmek istiyor. Yogun calisan bir isadami.Ben ise 3 cocuk annes olaraki fulltime anneyim. Cocuklarin yas aralıkları az olduğu icin yardimci ve anane yardimi aliyoruz. Acaba Ingilterede bu isler boyle olmuyormus diyerek değişir mi yoksa yardim olmadan kafayı mi usuturum diye düşünüyorum…

  11. Mükemmel bir yazı ✍️ ve neden tek çocuğum var geniş özeti 👍

  12. şanslı bir kadınım eşim bir çok şeyi söylemeden yapar ve benden de iyi yapar. şuan 2. çocugumuza hamileyim ikimizde çalışıyoruz ve akşam bulaşıgını bir süredir o topluyor.
    ama şu var ben toplarken o içeriye gidip oturabiliyordu ama ben yapamıyorum onun işi bitine kadar bende etraftaki diğer işleri hallediyorum ve sonunda eline sağlık deme yada teşekkür etme ihtiyac hissediyorum. aslında yaptığının normal olduğunu biliyorum ekstra teşekkür beklemiyor belki o ama ben normal gibi davranamıyorum. içeri geçip oturamıyorum. genlerimizde mi var yoksa annelerimizden böyle gördüğümüz için mi içim rahat etmiyor:( yani sorun hep de erkeklerde değil kadınlar olarak bizimde çok yol almamız lazım. yorumların birinde bir arkadaş eşlerin yaptıkları işleri kadınların eleştirmesinden bahsetmiş ki çok haklı o yüzden kendimize de dönüp bakmalıyız…