11 Yorum

Uykunun sesi

İlk bebeğimin doğumundan sonra, özellikle de ilk iki ay içinde bana “Anneliği tek kelimeyle tanımla” deseler yanıtım hiç düşünmeden “Yalnızlık” olurdu.

Tek başıma değildim aslında… Doğan vardı, aktifti de üstelik, ihtiyacım olduğunda kalkıyordu, geceleri bir beslenmeyi o yapmaya başlamıştı bir süre sonra… Annem de bizdeydi doğumdan itibaren. Ama ben yine de yalnız hissediyordum çok…

“Çocuğunu karnında taşıyan ve tek yapması gereken şey iyi beslenmek” olan GEBE pozisyonundan, çocuğuyla ilgili her şeyi -altının nasıl değiştirileceğini, nasıl uyutulacağını, gazının nasıl çıkarılacağını, en son ne zaman meme emdiğini, neden uyumadığını, neden ağladığını, … … – bilmesi gereken ANNE KİŞİSİ pozisyonuna bir anda geçivermek bana zor, şaşırtıcı, ağır ve en çok da yalnızlaştırıcı gelmişti.

Geceleri çok zordu. O zamanlar (bundan 12 sene önce) doğum yaptığım hastanede “İki saatte bir emzireceksiniz” demişlerdi. Bunu öyle bir söylemişlerdi ki bebeğimi iki saatte bir emzirmemem onun açlıktan ölmesine sebep olacakmış gibi… Saati kurup kalkıyordum, emzirip geri yatırıyordum, bazen Doğan’ı da kaldırıyordum, ben emziriyordum o altını değiştiriyordu falan ama neticede onu kaldırması gereken de bendim. Her şey bende bitiyordu ve bu sorumluluk beni çok küçük ve yalnız hissettiriyordu.

Hani karikatürlerde uykuyu anlatmak için ZZZZzzz çizerler ya…. Uykunun bir sesi var hakikaten. Herkes bilmez onu… Ben çok iyi bilirim. Anneler iyi bilir. Gece, evdeki herkes uyurken bebeğini emziren, uyutmaya çalışan, ve uyumayan bir bebeğe rağmen müthiş bir istikrarla uykuya davet eden ZZZZzzz’ları, gece boyu defalarca kalkan anneler çok iyi bilir…

Herkes yattığında, o ZZZzzz sesiyle başbaşa kalırsın. Sevmezsin o sesi, müthiş bir arzu duyarsın o sesin çıkardığı koroya dahil olmak için. Bir çeşit kıskançlık hatta… Sen de uyumak istersin; bırak istemeyi, uykuya deli gibi ihtiyacın vardır, ne zaman biteceğini bilmediğin bir kısırdöngü; her akşam “Belki bu gece biraz daha uzun uyur, bir beş saat kesintisiz uyusam, ah ne kadar ihtiyacım var” diye koyarsın bebeğini yatağına… Her akşam da uyanmaya devam edersin.

Yorar seni o ses, nispet yapar gibi adeta… Tehdit eder bir yandan da… Kucağında uyuyan bir bebek var. Ya o sese yenilirsem? Ya beni esir alırsa? Ya uyuyakalırsam? Ya bebeğimi elimden düşürürsem? Ya üzerine kapanıp onu boğarsam?

Adeta savaşırdım o sesle… Sana teslim olmayacağım kandırıkçı ses! 

Uykunun bu sesiyle aramdaki mücadelede yalnızdım genelde… Başka türlüsü pek mümkün değildi… Neticede emzirmek tek kişilik bir iş ve buna dahil olmayan insanların boş yere uykusuz kalması gereksiz. Mi?..

Sevgili canım, ben geceleri “Kalk” desem kalkar, üzerine düşeni yapardı. “Ben dayanamıyorum, sen ilgilen” dediğimde sütünü verir, benim uyumamı sağlardı. Kendisinin yapabileceği bir şey olmadığında da yatardı, ne de olsa ertesi gün işi vardı. N’apsındı ki? Birimizin uykusuz kalması yeterince yorucuydu; sırf benim uykusuzluğuma seyirci kalmak için o da mı uyumasaydı?

Valla keşke öyle olsaymış…

Şimdi geriye bakınca, keşke benimle daha çok dursaymış diyorum. Sadece orada olsaymış. Yapabileceği bir şey olmasa da, yanımda dursaymış. Uykunun o ZZZzzz sesiyle mücadeleme ortak olsaymış. O ortaklığa davet etseymişim onu, yalnızlıktan kırılacağım yerde…

Tabii bunu o bilemezdi. Benim istemem gerekirdi. O zamanlar böyle bir şeyi bırak istemeyi, aklımdan geçirmeyi bile düşünmezdim. Keşke isteseymişim. Belki daha kolay olurdu o zaman… Bir iki gece benimle durmasını istesem, sonrasında daha rahat devam edecek gücü bulurdum belki…

Bazen sadece durmak lazım. Orada olmak… Hiçbir şey yapmasan da, yanında durmak… 

Çünkü annelik müthiş bir yalnızlık hissi, özellikle de geceleri…

11 yorum

  1. Günaydın, İlk çocuğumda değil fakat ikinci de tam anlamı ile hissettiğim duygu bu idi.Yalnızlık.O zamanları yazsam sadece bunları yazardım.Benzer şeyleri başkalarının da yaşadığını bilmek insana iyi geliyor nedense…zaman su gibi geçti…yalnızlık gitti…ama şimdi böyle hisseden herkes için yazınız çok iyi gelecek bence:)

  2. Yazı diliniz degişmiş??
    Sanki başka birini okuyorum gibi geldi bana 🙂

    • Bana da öyle geldi, içinde Doğan geçmese konuk yazar mı acaba diyordum😉🙂

      • Acaba iyi değişmiş mi, kötü değişmiş mi? Yoksa sadece garip mi?

        • Evet dil bana da gerçekten farklı geldi… İyi ya da kötü diye etiketlemek doğru değil belki ama “Blogcu Anne” yazılarının genelde derinliğiyle okuru sarıp sarmalayan bir havası var. Burada daha yumuşak bir dil var; o Zzzz’lar sanki şimdilerde size uğramıyor hissi uyandı bende. 🙂

        • İyi veya kötü değil, size ait değil gibi.

          • Şimdi buldum bana farklı gelen tarafı…yazı dili ile konu hüzünlü hale gelmiş oysa sizin yazılarınız da beni güldüren muzip bir yazım tarzı olurdu 🙂

  3. Yazının son kısmı kaybolmuş değil mi? Sonunda evliliklerde kadınların içinde biriken öfke ile ilgili bir kısım vardı yanlış mı hatırlıyorum🙈Tam eşime okuyacaktım şimdi!?

  4. Bugün yazıyı görünce girip okuyayım dedim çocuktan ancak akşam fırsat buldum. Kaleminize sağlık ama ilk defa yazınızı okudum ve bitti. Ben sizin yazılarınızı okurken bir dalardım giderdim, bazen delerdi, bazen okşardı… Diğer arkadaşların dediği gibi gerçekten bu yazı ilk defa bana da değişik geldi, iyisi kötüsü değil, belki de blogcuanne değil de Elif yazmış gibi diye tarif edebilirim….

  5. Uykunun nasılda davetkar olduğunu ‘ah bir saat kesintisiz uyusam’ düşüncelerini bende çok iyi bilirim. Şimdi o vakitler geçti. Her gün yeni insanları tanıma sosyalleşme ya da sosyalleşememe 🙁 farklı karakterler farklı hayatları deneyimlediğim günler bu tamamen başka bir konuya yorum olsa gerek. Ne diyorduk, uykusuzluk hadi bebekli annelerin uykusuzluğu bir dönem sonra geçer de şeker hastası çocuklarının annelerinin uykusuzlukları nasıl son bulur?

  6. Tam da dun gece cok guclu hissettigim sey;Yalnizlik..3 aylik bebegimi babasiyla yatak odasinda “lutfen bu gece biraz diger odada kalayim” diyip biraktim, yazdim, cizdim, agladim, sarki dinledim, biraz da uyudum. Sonra birdenbire uyanip yatak odasina gectim, babacik bebegimizi uyutmaya calisiyordu, devraldim:)