19 Yorum

Düzen kime hizmet ediyor?

Bodrum’da, çocuklarla alt alta-üst üste geçen bir yaz, Dijital Topuklar hazırlıklarında eve uğramadığımız bir Eylül-Ekim, evde yeri gelip 11 kişi uyuduğumuz bir Kasım ayından sonra, oldukça sakin denilebilecek bir Aralık ayının sonlarına doğru yaklaşıyoruz.

Biraz daha başa saracak olursak, bundan beş buçuk sene önce Moda’ya taşınmamızla birlikte hayatımızdan çıkan yardımcımızın, bundan üç sene önce Derya’nın doğmasıyla birlikte hayatımıza yeniden girmesinin ardından tekrar ve bu kez tamamen hayatımızdan çıkmasının ardından hem yoğun, hem sakin bir dönemden geçiyoruz.

Öncelikle evde yalnız olmayı çok özlemişim. Daha doğrusu, evde bizden başkasının olmamasını çok özlemişim. Daha da net konuşmam gerekirse, evde bir yardımcının olmamasını çok özlemişim.

Ne zaman böyle desem, bunun bir lüks sorun olduğuna dair eleştiriler, “birçok kadının yardımcısının bile olmadığına” dair hatırlatmalar alıyorum. Yardımcıya ihtiyaç duymak da, yardımcıyla sorunlar yaşamak da, yardımcın olmasına rağmen onunla mutlu olmamak da şımarıklık olarak tarif ediliyor. Öyle değil. En azından kendi adıma öyle olmadığını söyleyebilirim. Başkalarını bilemem.

Çocuklu hayat zor, İstanbul gibi bir yerde daha da zor. Bunu eş/dost/aile/yardımcı/bakıcı desteği olmadan sürdürmek fazladan bir çaba gerektiriyor. Yasemin ve Barış’la gerçekleştirdiğimiz Dayanıklı Aileler, Biricik Hikâyeler söyleşisi, bu konunun bu blogda en güncel şekilde ele alındığı bir içerik.

İşte biz şimdi öyle bir döneme girdik.

Gerçi biz tamamen yalnız değiliz. Normalde babaanneden haftada bir iki gün destek alabiliyoruz ve bu gerçekten çok kurtarıcı oluyor. Ancak genel olarak, evde gündüzleri gelen sürekli bir yardımcımız olduğu düzeni terk etmiş bulunuyoruz.

Geçenlerde “Bir devrin başı” diye yazmıştım ya; o devrin içinde yol alıyoruz şimdi. Çok kolay olmuyor, ama oluyor.

Nasıl oluyor?

Evde herkes iş yapıyor… Herkes. Derya dahil.

Cumartesi sabahlarını temizlik günü belirledik. Üç haftadır Cumartesi günleri bununla uğraşıyoruz. İlk başladığımız hafta Doğan şehir dışındaydı, çocuklarla birlikte temizlemiştik ve Deniz’in ne kadar güçlü olduğunu fark edince dedim “Daha da tek başıma ev işi hay-yat-ta yapmam.” Çocuk resmen benden güçlü, yalan değil. Geçenlerde ilk kez açamadığım bir şişe kapağı için ondan yardım istedim ve açtı! E evde bu kadar yetkin bir iş gücü varken ondan faydalanmamak, daha doğrusu onu da işe katmamak saçma olmaz mı?

Derin desen tam bir temizlik meraklısı… “Anne ben silebilir miyim? Tozu ben alabilir miyim?” Benden toz bezi istemişti, verdim. İki dakika sonra geldi, “Anne bir de kuru bez verir misin?” diye… Sen tut odanın camını silmeye başla… Islak bezle silince iz kalıyormuş, üzerinden kuru bezle geçmek lazımmış. Ben bu gerçeği herhalde kendi evim olup kendim temizlik yapmaya başladığımda öğrenmiştim. 9 yaş bunu fark etmek için iyi bir başlangıç bence…

Derya’ya göre de iş var. Biten tealight mumları çöpe atmak, elektrik süpürgesinin çekemeyeceği büyüklükteki çer çöpü yerden toplamak (yere yakın olduğu için bizden daha iyi görüyor), orada burada bıraktığı çoraplarını yerine kaldırmak da onun görevleri arasında…

Doğan işin içine dahil olduktan sonra daha da hızlandı işimiz. Her hafta biraz daha hızlanarak pratikleşiyoruz. Bence biz oluyoruz!

Yemek işini şimdilik kotarıyor gibiyiz. Geçen haftaya hazırlıksız başlamıştık, ben Pazartesi günü 2’ye kadar mutfaktan çıkamadım. Bu hafta daha hazırlıklıyız, biraz ön yıkama ve doğrama, bir kap yemek pişirerek başlıyoruz haftaya… Ben bugün ve Salı günü şehir dışındayım, Doğan kendisi idare edecek çocuklarla… Haftanın geri kalanlarında da ya hızlı bir şeyler yapıyoruz, ya iki günlük falan yemek pişiriyoruz. Bazen de kendime iş çıkmasın diye ben yulaf falan yiyorum, ne yalan söyleyeyim. “Yok ben acıkmadım, ben yemicem” — İç ses: “Ay bir tabak artsın da yarın öğlen Derya’ya öğün olsun, daha az uğraşayım!”

Böyle yazıyorum ama her şey güllük gülistanlık değil tabii ki… İşime yetişmekte zorlanıyorum; gece uykusuz kalmam gerekiyor bazen, her toplantıya Derya ile gidemiyorum, işimi yapsam kendime vakit ayıramıyorum,  okumak, dinlemek, izlemek istediğim onca şeye yetişememek bende tedirginlik yaratıyor (ve işimi gücümü de bu okuduklarım/izlediklerim/takip ettiklerimle besliyorum). Şimdilik bu tedirginliği fark etme ve ona izin verme sürecindeyim, daha sonra ne olacağını hep birlikte göreceğiz.

Tüm bu süreçte en çok duyduğum iki şey var:

Birincisi, “kurutma makinesi alsana”. Meğer kurutma makinesi ne çok insanda varmış, ben Türkiye’de (daha doğrusu sosyal medya erişimi olan, şehirli ve çalışan kitlede) bu kadar kullanıldığını bilmiyordum. Ne zaman çamaşırlarla ilgili bir şey söylesem (çünkü şu ara bizim evde önemli bir gündem) ya da Instagram’da çamaşırlık görünse (çünkü genelde salonun orta yerinde) herkes kurutma makinesi almamı ve çok rahat edeceğimi söylüyor. Sanırım bunu her duyduğumda bir kenara bir lira koysaydım şimdiye almıştık!

Babamlar buradayken bizim için bir ön araştırma yapmasını istemiştim ve anlamıştık ki 1500 liradan başlayıp 7-8 bine ve hatta daha yukarıya çıkabilen bir şey bu kurutma makinesi… Yani ekonomik bir çözüm bulunabilir, ki çokça marka tavsiyesi de geliyor.

Ancak, beni -en azından şu sıralar- tahmin ettiğim kadar yormuyor bu çamaşır işi… Bir kere makine bayağı geniş kapasiteli… Ve baktım da aslında haftada üçten fazla çalışmasına gerek olmuyor. Bu haliyle de yıkayıp asmak çok fazla sorun olmuyor, asanın ve toplayanın bir tek ben olmadığımı düşününce…

Amerika’dayken sürekli kurutma makinesi kullanırdık, başka şansımız yoktu orada… Ve nasıl özlerdim çamaşırların efil efil kurumasını… Yani tabii ki salonun ortasında efil efil falan kurumuyorlar, çorapları kaloriferin üzerine düşünce hafif cozurduyorlar hatta… Ama ben çamaşırların bahar melteminde uçuşacağı günlerin hayaliyle yaşıyorum.

Bu aralar en sık duyduğum ikinci şey de, haftada bir iki yardımcı/gündelikçi almamızın iyi olacağı. Biz aslında yardımcımızla yolları ayıracağımız zaman, haftada bir iki destek alırız diye düşünerek yola çıktık. Sonrasında hem tasarruf pek tatlı geldi (çünkü ona “enflasyonla topyekun mücadele” falan değil, bildiğin “kemer sıkma” deniyor!), hem de halihazırda elimizin altındaki iş gücünü kullanmanın daha mantıklı olacağını düşündük. Beşimizden bahsediyorum. Evde eli ayağı tutan iki yetişkin, onlardan en az birinden daha güçlü bir önergen, detaycı ve yetkin bir çocuk ve bir de yere yakın olması sebebiyle analizde kullanılabilecek beş insan varken, altıncı -ve yabancı- bir kişiyi bu denkleme sokmak gerekli mi gerçekten diye sorduk kendimize…

Bir de şöyle bir gerçek var, ki bu beni Özge Atalay Küçük’ün “Post Modern Kadın Kamusallığın Olanak ve Sınırlılıkları: Blogcu Anne Bloğu Örneği”  başlıklı tezinde çarpmıştı: Bir evdeki ev işini, bir başka kadına devretmek, kadınları, halihazırda sıkıştıkları “ev içi emek” kapanına daha da sıkıştırmak gibi gelmeye başladı. Hoş, erkek temizlikçi/gündelikçi yok, olsa da ben evime sokar mıyım/sokar mıyız tartışılır, ama kendi içimizde yapabileceğimiz bir işi bir başka kadına yaptırmak şu aralar beni iyi hissettirmeyecek.

… yazarın yardım istediği kişilerin çevresindeki diğer kadınlardan oluşuyor olmasını da (anneanne, babaanne, hala, teyze gibi…) yine çocuk bakımı işinin kadınlar tarafından paylaşılan bir sorumluluk olduğu fikrinin yeniden üretimine yapılmış bir katkı olarak okumak mümkündür.

demişti Özge tezinde şu yazımı inceleyerek. Bu “yeniden üretim” konusuna ben bundan sonra aydım. Sorgulamadan devam ettirdiğimiz bazı davranışlar, bizi belirli pozisyonlara kilitleyen durumları da tekrardan üretiyor aslında… Herkes yardım almaktan vazgeçsin demiyorum, birçok insan için bu imkansız olabilir ki birkaç ay önce benim için de öyleydi, ancak şu an, ev işini kadına, kadını da ev işine kilitleyen bu düzene, geçici de olsa, kendi küçük çapımda karşı çıkmaya karar verdim.

Burada böyle tekil konuşuyorum, yazar ben olduğum için. Bu kararların hepsini Doğan’la birlikte aldık ve uyguluyoruz. Elbette serbest çalışıyor olmamız buna fırsat veriyor (ya da bu yüzden de serbest çalışıyoruz mu demeliyim?). Takvimlerimizi eşleştirdik mesela, birimizin randevularını diğerimiz de görüyor, böylece kim hangi gün çocukları alabilir, kim ne zaman akşam geç geliyor, önceden görüp plan yapabiliyoruz. Tabii günlük olarak değişebiliyor birçok şey ancak genel olarak bir uyum yakalamaya başladık burada da…

Tüm bunlar olup biterken, kendime dönüp bakma fırsatı buluyorum.

Bundan yıllar önce, Derin’in o zamanki okulunda çalışan bir psikolog arkadaşımız, çocuğumuzla ilgili olduğunu sandığımız ama aslında bizimle ilgili olduğunu fark ettiğimiz bir sorun hakkında görüşürken ve konu evde iş bölümü yapmaya geldiğinde, Doğan’ın “Evde herkes her işi yapmak zorunda mı ki?” sorusuna “Hayır ama yapmayı bilmek zorunda” şeklinde yanıt vermişti ve bu yanıt bende bir aydınlanmaya sebep olmuştu: “Ben senin çamaşır makinesini çalıştırabilme ihtimalini sevdim.”

Evet, bence de herkes her işi yapmayı bilmeli. Ama bilmiyor işte… Ya da şöyle diyeyim: Ben annemin karnından böyle donanımlarla doğduğum için değil, tamamen cinsiyet rollerine ait kodlamalar yüzünden, bazı işleri daha iyi biliyorum. Çünkü daha çok yaptım. Daha fazla pratiğim var. Bulaşık makinesini ondan belki üç dört kat daha fazla yerleştirdim, o yüzden de nasıl yerleştirince daha çok aldığını, bardakları nasıl koyarsam alttaki tabakların iyi yıkanmayacağını daha iyi biliyorum. Bu bir gerçek. Acı bir gerçek.

O zaman iki şey yapabilirim: Birincisi, kendi düzenime o kadar âşıksam, sevgilimi bu işe karıştırmadan bulaşık makinesini inci gibi dizmeye devam edebilirim. Ve bunu yaparken de ona içten içe öfkelenebilirim. Ya da, onun kendi pratiğini kazanması için kendim geriye çekilebilir ve fakat bunu yaparken de onu eleştirmekten, “Öyle olmaz, böyle konulmaz” demekten ve daha da önemlisi, benden daha az pratik yaptığı için -ya da Tetris’te benden daha kötü olduğu için!- ona söylenmekten vazgeçebilirim.

Şu sıralar ikincisini yapmaya çalışıyorum.

Düzen kime hizmet ediyor?

İş bölümü konusuna bakış açımı genişletmeye çalışıyorum. Evet, herkesin her şeyi yapabiliyor olması önemli… Ama pratik iş bölümü de önemli… Birimiz tabakları bulaşık makinesine yerleştirmekte hızlıysak, diğerimiz tencere tavaları yıkayabilir mesela… Bu, “birimiz ev işini yapsın, diğerimiz de arabayı bakıma götürsün”le aynı değil…

Çamaşır konusunda örneğin, “Neden çalıştırmayı ezbere bilmiyor ve bana soruyor?” diye sinirlenmek yerine, ben çalıştırayım, o(nlar) assın gibi bir iş bölümünün şu sıralar daha iyi bir çözüm olduğunu buldum. Seyahatlerim artıp eve döndüğümde dağ gibi çamaşır bulursam bu fikrim değişebilir ama şimdilik öğretmekte direnmekten ziyade pratik iş bölümüne odaklanıyorum.

Özetle, evde sürdürmeye çalıştığım düzenin, kime, neye hizmet ettiğini fark etmeye başladığım bir dönemden geçiyorum şu sıralar. Bu düzenin, herkesi sağlıkla hayatına devam edebilmesi için yaşamsal bir önemi var mı? Yoksa, tanımlanmış rollerin gereklerini yerine getirmek için mi kafayı takıyorum? Evin biraz tozlu olması, hepimizi astım hastası mı yapacak? Yoksa asıl endişem “benim gibi bir kadının” (ne demekse o?) evinin asla tozlu olmaması gerektiği mi? Bana ikincisi gibi geliyor.

Bardakların BENİM istediğim düzende dizilmesi, beni, bu konuda bir otorite olarak konumlandırıyor. Çamaşırların BENİM istediğim gibi asılması, bu işi en iyi benim bildiğim (ve dolayısıyla bana sorulması gereken) düzeni devam ettiriyor. Ben aslında her şeyi benim istediğim o mükemmel (!) düzende tutmaya ve tutturmaya gayret ederken, farkında olmadan kendi bacağıma sıkıyor ve kendimi, hiyerarşik olarak evin diğer fertlerinden daha üst bir pozisyona kilitliyorum (bakın yine ‘yeniden üretim’e geldik). Bu, ilk etapta insana kendini iyi hissettirecekmiş gibi görünse de (“Kadına bak, üç çocuğu var, evi cıncık gibi”), o evi cıncık gibi tutmak için (boşa) harcanan çaba, hepimize kan, ter ve gözyaşı olarak geri dönüyor.

Oysa ev, hepimizin evi. Ve ben yuvayı yapan dişi kuş olmaktan vazgeçeli çok oldu (ya da bu konuda adım atalı mı demeliyim?). Benim olduğu kadar, bu evden benim kadar sorumlu olan diğer yetişkinin de söz hakkı var… Ben bardakları boy sırasına göre dizili bulmaktan hoşlanıyorsam, o da karışık koymayı tercih ediyor ya da en azından boy sırasını umursamıyor olabilir. Onun tercihleri de benimkiler kadar saygı görmeyi hak ediyor.

Bu evin ‘Her Şeyden Sorumlu Genel Müdür’ü olmak istemiyorsam eğer, o zaman öncelikle öyleymişim gibi davranmaktan vazgeçmem gerekiyor.

Ha gayret, az kaldı ikna olacağım.

19 yorum

  1. Her ne kadar aksini iddia etsek de, ne kadar eğitimli olsak da,eşimiz süper modern, anlayışlı ve iş bölümüne (bakınız yardım demiyorum 😁) dikkat eden bir insan olsa da, ev işlerinin paylaşımı konusunda gerek toplumsal, gerek kültürel dayatmalardan ve biraz da belki genetik kodlamalardan gelen bir kadın erkek farkı var. Kadınlar sanırım aynı işi bin beş yüz kere yapmanın getirdiği bir rahatlıkla, ev işlerinin nasıl pratik ve daha sonra sorun yaratmayacak ya da mümkün olduğunca geç bozulacak şekilde yapılma yollarını buluyorlar. Mesela eşim mutfağa girdiğinde güzel bir yemek yapıyor, ama yapma aşamasında 10 kere tencere nerede, salçayı nereye koyduk vs. diye soruyor. Mutfaktan ayrılırken doğradığı sebzelerin kabukları tezgahta, kullandığı süzgeç yıkanmamış, pirinç yerine konmamış. Kendisine sorulduğunda evet, yemek yapıldı ve afiyetle yiyoruz. Ama mutfağın hala toplanmaya ihtiyacı olduğunun farkında bile değil. O dağınıklıkları birisi toplayacak. Yemeğin yapıldığını görüp, ona şükredip, dağınıklığa takılmamak da bir seçenek, “yemeği yaptın ama mutfak dandini” diye söylenmek de bir seçenek, “bütün bunlarla uğraşacağıma çekil ben yaparım” demek de… Hiç söylenmeden yemeği yiyip, şükretmek doğru aslında… Ancak bir dahaki yemek yapılışında o pirinci yerinde bulmak, elimizi attığımızda süzgeci temiz bulmak istiyorsak arkadan topluyoruz işte… Hiç dokunmasak tezgahtaki sebze kabukları kokuşur mu? belki de gözleyip görmek lazım. Erkeklerin sehpalar tozlu, yerler kirli diye söylenmeyecekleri açık. Çünkü o işler yaşam için kritik değil. Ama sabah işe giderken temiz gömlek kalmadıysa haftasonu çamaşır yıkamanın önemi idrak edilebilir. Sanırım kadınlar da aynı erkekler gibi mükemmeliyetçilikten çok neyin yaşam ve sağlık açısından kritik, neyin estetik olduğunu ayırmalı ve ev içi iş bölümü o yönde yapılmalı… Kritikler bittikten sonra estetiğin peşinde kim koşuyorsa o sorumluluğu da o üstlenebilir 😁

  2. Ha – ri – ka! 👌

  3. @birkitapeditoru

    İki sağlıklı oğlu olan, maddi olarak zor bir süreçten geçen, yaşam standartları bir anda değişmek zorunda kalan bir anneyim. İki evladımın yekvucut olduğumuz günlerden bu yana hikayeleri, problemleri, mizaclari birbirinden çok farklı. Onları çok seviyorum. 2.dogumumda yaşadığım sağlık sorunlarından dolayı sözlü olarak jubilemi yapmış, olur da gaflete düşüp 3.’yü filan düşünecek olursam bana bugünlerin hatırlatın demiştim. Ve bir süredir o günleri yaşıyorum. 37 yaşındayım köprüden önceki son çıkıştayım gibi hissediyorum. Ve ancak evlat geldiğinde “olmasa olmazmış” dedirten o his gün içinde birçok defa yokluyor beni. Sevgili Elif Hanım, bu yazıdan sonra tüm sağlık sorunlarıma, maddi sorunlarımıza, ülke şartlarına rağmen; hem ailemizdeki o boşluğun dolması hem de geleceğe vicdanlı, ahlâklı bir yetişkin daha bırakabilmek dileğiyle 3. çocuğu düşüneceğim sanırım. 💜

  4. Kesinlikle yazdıklarınız çok doğru.Artık bende evde tüm isyukunu üstlenmeyi bıraktım.Bizde durumlar farkli biraz.Esim işbölümünu kabul etmiyor.Bende bırak dağınık kalsın modunda takılıyorum içim icimi yesede.Bakiyor ki ben toplamiyorum.Kendi topluyor.Kendime hedef koydum.Her hafta bir işi eşime yaptırmayı sağlamak.Simdilik plan başarıyla ilerliyor.Oglum dört yaşında o daha istekli iş yapmaya.onunda yaptığı işler var.insallah hep böyle istekli olur.Yazinizi okuyunca doğru yolda ilerledigime emin oldum iyice.Hep yazın nolur.Yazılarınızı tekrar tekrar okuyorum

  5. Evlendigimizde tayin beklediğimiz için tam anlamıyla bir ev kuramamistik.Sonrasinda herkesin çeyiz yerleştirme olarak dugunden önce yaptığı işleri eşimle beraber yaptık.Boylece evdeki herşeye ve herşeyin yerine ortak oldu.Temizlik,ütü ,alışveriş ,yemek,çocuk bakımı konularında da gerçekten çok sansliydim.Bir gün apartmana yeni taşınmış olan bir bayanla konuşurken oturduğum daire numarasını söylediğimde çok sasirmisti çünkü eşimi camları silerken gördüğü için bekar olduğunu düşünüyormuş.Bu konularda hani genelde anne eğitimine atıfta bulunuyoruz ama ben kişinin daha çok içinde olduğunu düşünüyorum.Yoksa eşimin iki erkek kardeşi gibi herşeyi annesinden bekleyen,yumurta kırmayı bile bilmeyen,erkek işi kadın işi ayrimiyla evdeki her iş i kadınlardan bekleyen zihniyetten ayrı olmasını başka türlü yorumlayamiyorum.Oğlum da babasından gördüğü şekilde her şeye ortak oluyor.Umarim bu ilerde değişmez tabi..😊

  6. Sevgili Elif, uzuuun suredir dusundugum bir konuyu yazmissin. Boyle yavas yavas degisecek bu dusunce yapisi.

  7. ben hala yuvayı yapan dişi kuşum. ama evden en az benim kadar sorumlu olması gereken kişiye söz hakkı tanımadığım ya da saygı duymadığım için değil, sorumsuzluğu çocuklarımızı tehlikeye attığı için. örneğin mutfak dışında kuruyemiş yemesini istemiyorum. çünkü döke saça yiyor ve kabuklarının 1 yaşındaki bebeğimin boğazına kaçma ihtimali var. kahve içtiği fincanı sehpadan kaldırmak zorundayım çünkü kırılıp çocukların eline batma ihtimali var. balkona girip çıktıktan sonra kapının kilitlenip kilitlenmediğini kontrol etmek zorundayım çünkü 5 yaş altı 3 çocuğumuzun balkondan aşağı düşme ihtimalleri var. eşime kalsa akşamdan buzdolabına kaldırılması unutulan bir çorbayı çocuklara vermekte bir sakınca yok, bence zehirlenme ihtimalleri var. bunlar her gün karşı karşıya kaldığım durumların çok çok küçük bir kısmı. hani ne zaman böyle konular açılsa kadınlara siz yapmayın, mecburen erkekler de sorumluluk almaya başlayacak deniyor ya bu öneri uygulanabilir birşey değil bunu anlatmaya çalışıyorum. ben marketten yoğurt alsam bozuk mu diye, yemek ısıtsam acaba çok mu sıcak diye tatmadan çocuklara vermem ancak eşimde böyle bir bilinç, uyanıklık göremediğim gibi bin kere söylesem de öyle bir algıyı yeşertemiyorum. üstelik çok söylersem adım bir de dırdırcıya/mükemmeliyetçiye çıkıyor. halbuki temel güvenlik önlemleri bu bahsettiklerim. temizliğe, yemeğe hiç girmiyorum, o zaten bende. bari çocukların bakımını paylaşalım diyorum o da olamıyor saydığım nedenlerle. bu noktada neden işbölümü istiyoruz’u sorguluyorum. yükümüz hafiflesin diye mi? yoksa o da bu evde yaşıyor, en az benim kadar işlere katılmalı düşüncesiyle mi? e ortalık savaş alanına dönecekse erkeğin evi süpürmesinin, mutfakta bomba patlamış gibi olacaksa kuru bir makarna yapmasının ne kıymeti var? ben bu işbölümü savaşını kaybettim ve vazgeçtim çünkü yetişkin bir adama ne yapması gerektiğini her gün her konuda defalarca anlatmak beni daha çok yoruyor. keşke gerçekten cinsel tercih diye birşey olsaydı ve ben lezbiyen olmayı seçebilseydim. eminim bir kadınla yaşamak beni zihinsel olarak daha az yorar daha çok mutlu ederdi.

  8. Muhteşem bir yazı olmuş. Ben rahat bir anneyim, çalışmıyorum ama asla evi evdekilere zindan etmiyorum. Herkes nasıl istiyorsa öyle yaşıyor ve biliyor musunuz çok mutluyuz evde. Sadece evimize bağğzı misafirler geldiğinde ben geriliyorum sinirleniyorum, misafirlerden dolayı evdekilere çıkışıyorum filan. Neyse böyle işte, çok da şaapmamak lazım.

  9. Ellerinize sağlık, hepsi bir yana yazınızın akışı harika. bu konuda sorun yaratan birkaç farklı bakış açısı daha var. mesela benim yaşadığım.
    “eve yardımcı almak benim üç kişilik evi çeviremem demekti, nasıl beceremezdim ve bir yandan da o kadıncağızın (hepi topu ayda iki kez gelse, sigorta yaptırsam ve şartlarını kendimce iyi sağlasam bile) bizim çer çöpümüzü temizlemesi ne kadar da ayıptı…”
    yetersizlik hissi ile kapitalist şişko patron hissi bir arada….of ne fena.:D
    yeni düşünceler geliştirdim ve düzen daha iyi gitmeye başladı. (sanırım).:)

  10. Ev içi kollektif yaşama merhaba.Yaklaşık bir yıl önce sizin yaşadığınız süreci biz ailece yaşadık. 12 yıl sonrasında yardımcısız bir hayata başladık. Ben de artık evimi başkasıyla paylaşmak istemiyordum. Şuan geldiğimiz noktada çok rahatım. Evde yaşayan herkes evin hijyeni ve konforu için çaba gösteriyor. Ev içi paylaşımlar arttı.Yardımcıya bitirilecek işleri, yapılacak yemekleri söyleme derdi yok. Kafamıza göre yemek listesi yapıyoruz. Buzdulabında hiçbir şey bozulmuyor. Evi temizlerken düzenli olarak ayıklıyorum . Evin her yerine ve her şeyine hakimim. Evim hiç bu kadar düzenli olmamıştı. Ailelerden uzakta yaşamak, tüm sorunlarımızı çekirdek aile olarak çözmeye çalışmak kuvvetli bağlarla bağlıyor birbirimizi. Size de iyi gelir umarım ve bu süreçten kazanımlarla çıkarsınız.

  11. Bir seminere katılmıştım. Orda şu soru sorulmuştu; bir pazar sabahı ev dağınık bir haldeyken siz yataktan çıkmış vaziyette, daha yeni kahvaltıdan kalkmışken arkadaşınız aradı ve dediki: sizin evin ordan geçiyoruz. Evdeyseniz kahvenizi içmeye geçeceğiz derse ne yaparsınız??
    Önce evi mi toplarsınız?
    Önce kahvaltıyı mı toplarsınız?
    Önce duşa girip üstünüzü mü giyinip hazırlanırsınız?
    Cevaplar farklı farklıydı tabi .
    Olması gereken kendinizi toparlamakmış. Misafirin sizin evden ayrılıken aklında sizin derli toplu olan haliniz kalırmış. Evin dağınık tozlu olması değilmiş.
    Zaten öyleydim ve zaten evime giren insan benim için geliyor evimin hallerini incelemek için değil. Temizlik hijyen içindir, sağlık içindir☺

    • Öyle de gerçekten. Misafirlerimin bir gün öncesinde bana bebek görmeye geleceklerini öğrendiğimde sabaha kadar uyumamış önce temizlik sonra pasta, börek yapmıştım ve sonrasında sıfır uykuyla onlar geldiğinde ruh gibiydim. Herşeye fransız, kendi evimde yokmuş gibi. Eminim gittiklerinde evde olmadığımı onlarda hissetmişlerdir.

  12. Kurutma maknesi candır. Ev işi yapan kocada candır 😊

  13. Işığınız parlasın, sevgili Elif. Ego mühim mesela. Hiç bisiklete binmemiş biri olarak, bisiklete binmenin inceliklerini anlatıyormuşsunuz gibi hissediyorum. Birden çok bisikletiniz olması, onlara binebiliyor olmanızı da gerektirmez. Zira, bi işi bilmeyi satın alamıyorsunuz. Bu beni neden ilgilendirsin? Kör sevdim…

  14. Evleneli 5 yil oldu, iki kisinin evde is bolumu/is paylasimi 5 yilda anca oturdu bizim evde. Ama yine de hicbir is benim standartlarima gore yapilmiyor. Onceleri kendimi nevrotik, sorunlu hissediyordum bu yuzden. Ama neden ben belli temizlik ve duzen standartlarim oldugu icin kotu hissetmek zorundayim?

    Bu sene esim yeni bir is kabul etti ve baska bir ulkeye tasindi. Uc aydir yalniz yasiyorum. Evin her seyi, ama her seyi istedigim gibi. Ne kimsenin arkasini topluyorum, ne kimse benim arkami begenmeyecegim bir birimde topluyor. Anladim, ben esimle birlikte yasamak istemiyorum. Bunu ona da soyledim. Hayalim ileride birbirine minik bir kopru ile bagli iki ayri evde yasamak, ya da karsi komsu dairelerde oturmak. Herkesin ayri mutfagi, tuvaleti ve banyosu olsun. Mis gibi. O bana misafire gelsin, ben ona gideyim. Yeterince para kazandigimiz bir gelecekte mutlaka yapmak istedigim bir sey.

  15. Şu yazıyı, yaptığım hiçbir işi asla beğenmeyen sonra yapmak istemediğimi belirttiğimde de benimle kavga eden anneme günde 4 öğün yüksek sesle okumak istiyorum!

  16. İkinci el alışverişe bayılan birisi olarak kurutma makinesini oldukça ucuza almıştım. Yazdığınız fiyatları düşününce ne de iyi yapmışım. Küçük evi olanlar için iyi bir teknoloji olduğunu söylemeliyim. En azından benim için böyle. Hiçbir zaman uzun süreli bir yardımcım olmadı. Hatta çok sayılıdır yardımcının evime girmesi. Çünkü hepsi için söylemiyorum ama benim şahit olduklarım o şekilde rahatlatır rahatlatmaz ayrı mesele. Sizin özel hayatınız o kişinin dilinde. İnanın şahit olduklarım çok bu konuyla ilgili. İşleri evimizde işimizi görmekse, dışarıda kendine göre eleştirmek, özel hayatı ortaya dökmek gibi görevleri. Altını çizerek söylüyorum benim şahit olduğum bazı yardımcılar. Olmayanları tenzih ederim. Yardımcısız hayat zor olsa da benim içinde daha tercih edilebilir seçenek. Kesinlikle düzen aşığı değilim. Tabiki her kadın gibi evim toplu olsun isterim ama buna çok çaba gösteremiyorum. Keyfi keder yaşamayı seviyorum. İlk evlilik yıllarımda kayınvalidem benim dağınık olmama çok söylenirdi bende burda insan yaşıyor müze niyetine kullanmıyorum evimi derdim. Dağınığım çünkü benim evim. Evimin dağınıklılığıyla ilgilenen kişilerden mümkün olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum. Eşim Karadeniz erkeği. Benden çok daha iyi temizlik yapar ama gerek duymuyor çünkü çok çalışan kişi o. Ben çalışmıyorum ama evdeki kilit kişi de ben değilim. Mesela pazar kahvaltısını hazırlayan kişi de ben değilim. Rahat bir kişilik olmam aslında evdeki herkesin olaya bir şekilde dahil olmasını sağlıyor. Birisi mi gelecek hep birlikte hallediyoruz. Halledemiyor muyuz “benı böyle sev seveceksen” diyebildiğim kişilerle görüşüyorum. Abimı düşünüyorum bana gelirken kıvırcık al demiştim de o ne demişti. Eşim birçok konuda harika. Şanslıyım demiyorum. İnsan olmanın getirisi. Bilmek zorunda. Öğrense mi öğrenmese mi değil. O olgunlukta olmasa zaten benim eşim olamazdı. Kodlanmalar filan yok o girdapa girmem hiç.

  17. Elif yazdıklarınıza yürekten katılıyorum eşimi ve çocukları işlere bende dahil ediyorum kahvaltı hazırlamak babamızdan,silip süpürmek toz almak hep beraber bizim Evde..ancak lütfen çamaşırlarınızı odanın içerisinde çamaşır telinde veya radyatörün üzerinde kurutuyorsanız vazgeçin bu alışkanlık maalesef ciddi akciğer hastalıklarına yol açıyor. Uzmanların bu konudaki uyarıları çok önemli. Örneğin, kıyafetlerinizi radyatörün üzerinde kurutuyorsanız, oda içerisindeki nem miktarını yüzde 30 oranında arttırmış oluyorsunuz. Bu da havadaki küf, mite ve çeşitli mikroorganizmaların hastalık yaratacak boyutta çoğalmasına zemin hazırlıyor. Çamaşırlar kururken üzerlerindeki su molekülleri buharlaşarak havayı nemlendiriyor yani oda daha nemli bir hale geliyor. Bağışıklık sistemini etkileyen astım, öksürük ve nefes darlığı gibi hastalıklar çoğunlukla böyle ortamlarda oluşuyor..çamaşırlığı balkonda tutmak en güzeli

  18. Hollanda’da yaşıyorum ve Hollandalıların günlük yaşam tarzları, aile ilişkileri beni etkiliyor( tabi çevremde gördüklerimden itibaren, herkes öyle olmayabilir). Çocuklarla zaman geçirdikleri zaman gerçekten yüzde yüz çocukla ilgilenirler, ev işlerine neredeyse hiç yardımcı almazlar, özellikle salonlar derli toplu ışıl ışıldır. Yemek konusunda ilk başta çok yadırgadığım ama düşününce mantıklı bulduğum şey, öğlenleri sıcak yemek yerine sandviç yemeleri. Çocuklar da böyle yiyor ve ben de bazen deniyorum inanılmaz farkediyor iş yükünde. Biz kuru kuru sandviç yeterli besin alınmaz diye düşünüyoruz genelde ama içine zengin içerikli bir meze, peynir veya bir et (salam, somon, vs) konulduğunda yanında da süt ile (genelde süt içerler) çok sağlıklı bir öğüne dönüşüyor. Belki siz de bir öğün telaşını bu şekilde hafifletebilirsiniz.