4 Yorum

Baba Olma Sanatı

Yazar Hakkında

NAGİHAN UZUN ORDU – Feminizmin kıyılarında gezinerek, düşe kalka, bazen ağlaya sızlaya, bazen güle oynaya tecrübe ettiği anneliğin her rengini kucaklamaktan keyif alan, 30 yaşında, evli, bir kız çocuk annesi. 

Anneliğe kutsallık yükleyen, cenneti annelerin ayakları altına seren, ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar gibi söylemlerin anneliğe güzelleme yaparken; aynı zamanda annelerin omuzlarına bazılarının taşıyamadığı için çöktüğü ağır yükler de konduruyor. “Acaba ben de mi bir yanlışlık var” gibi sorgulamalar süper annelik mitinden dolayı, gizli tutulup, kimseye açılamadan, son noktada insanı derin depresyonlara sürükleyebiliyor. Bu depresif ruh halini teskin etmek için kullanılan, “ne yapalım kadın olmak böyle bir şey işte, kadınlık zor zanaat” gibi basite indirgenmiş söylemler, kadınların toplumsal hayattaki rolleriyle ilgili birçok konunun üzerini örtmek için kullanılan, duygusal silahlardan. Kadının politik anlamda keskin çizgilerle belirlenmiş yerinin, var olduğu tüm toplumsal ilişkilerle bağlantılı olduğunu şu şekilde ifade ediyor Şirin Tekeli, Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat kitabında:

Kadının toplumda politika düzeyinde çok net, kristalleşmiş bir biçimde görünen, ikinci sınıf vatandaş olma, bağımlı olma durumu ile, diğer toplumsal ilişkilerde, ekonomide, ailede, ideolojide sahip olduğu yer ve oynadığı rol arasında karşılıklı bağımlılıklar vardır. Kadının politikanın yanı sıra, saydığımız bütün bu alanlarda da geri kalışını yalnız saptamakla kalmayıp, bunu değiştirmek de istiyorsak; o zaman bütün bu karlılıklı ilişki ve belirlemelerin yönünü, hangi belirlemenin birincil olduğunu ve diğer alanlardaki belirlemeleri nasıl tayin ettiğini anlamamız gerekir.

Artık dünyanın yaşı kemale erdi ve bu algıların yavaş yavaş kırıldığı, cinsiyetlerin değil, insanların ön planda olduğu yeni bir dünyaya doğru yürümeyi hayal ediyorum. Babaların da başrolü paylaştığı hayal dünyama buyurun hep beraber bir adım atalım.

Bir çocuğu 9 ay karnında taşımak, onu dünyaya getirmek, (eğer bir sıkıntı yoksa) onu kendi bedeninden beslemek kesinlikle çok kıymetli ve sadece anneliğe ait, sadece annelerin tam anlamıyla anlayabileceği yüksek duygular. Fakat hem bedeninde hem ruhunda, annesinden de babasından da izler taşıyan ufak bir insanın, senden bir parçanın, canlı kanlı, karşında, yüzüne bakıp gülümsemesi de çok mucizevi, bakıp görebilene paha biçilemez değerde. Cinsiyetçi uzmanlara, toplum baskılarına değil de, hislerine kulak verip yaşayan bir insanın, “babalık 2 yaşından sonra başlar, zaten ilk yıllar güvenli bağlanmanın anneyle olması için, çocuğun neredeyse babaya pek de ihtiyacı yok” diyebilmesine ihtimal vermiyorum.

Hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı, sadece kulaktan dolma bilgilere sahip olduğumuz bir konuyu anlamak istiyorsak ilk işimiz ne olduğunu etraflıca araştırıp, konuyla ilgili bilgi toplamak olur; ancak bildikten sonra kafamızda taşları bir yere oturtabilir ve ancak bildikten sonra anlayabiliriz. Hamilelik, doğum, çocuk bakımı, çocuk gelişimi gibi konular sadece annelerin listesinde kaldığı zaman, babalar bilmedikleri bir konuyu anlayamadıkları için yardımcı oyuncu konumunda babalık yapıyorlar. Ama ne demiş atalarımız, “bilmemek değil, öğrenmemek ayıp” , istediğin bilginin parmağının ucunda olduğu bir devirde, yeter ki bilmek iste, dünyalar açılır önünde sayfa sayfa.

Doğum öncesi birlikte gidilen eğitimler, okunan kitaplar, doğuma elele heyecanla girip, o mucizevi ana birlikte şahit olmalar son yıllarda trend haline geldiği için tam olarak yapan herkesin ne amaçla yaptığını kestirmek zor ama, bu yolculuğa beraber devam etmeye niyetliler için önemli ilk adımlardan. Çocuk bir insanın hayatında milat oluşturacak şiddette bir etkiye sahipken, bu yola en azından temel bazı şeyleri öğrenip girmek, yolda karşılaşacağınız zorlukları da güzellikleri de bilmek, hem anne hem baba için ileriye dönük iyi bir yatırım olabilir. Aksi takdirde, babalığı etliye sütlüye karışmadan, altı temiz, gazı çıkmış, uykusunu almış bebeği sevmekten ibaret sanan, bir sorun olduğunda (mesela ağladığında) kucağınıza veren, “ama ben yapamıyorum ya, o işi sen çok iyi beceriyorsun” diye de gaza basan babaların nesli hiç tükenmez. Babaları yedek kulübesinden çıkarıp, sahalara çağıran hayal dünyamın ilk durağı hayata gözlerini sizinle açacak minik insana birlikte hazırlık yapmak, bu yeni ve heyecanlı yolculuğa birlikte pedal çevirmek.

Teorik bilgiyi hayata geçirmenin, kullanılabilir kılmanın yolunun pratiğini de yapmak olduğunu, 90 soruyu cevaplayana ehliyet veren güzel ülkemden biliyoruz. Cüzdandaki ehliyetle belgeli bilgilerin pratiğe dökülmediği vakit hayata geçirilmesi ne kadar zorsa, babalık da aynı şekilde, sadece bilmekle değil pratiğe dökmekle hayata geçebilir. Babalık listesine ilk çentiği atıp, bilgileri ceplere doldurduktan sonra, vakit kolları sıvayıp, gazıydı, uykusuydu, sendromuydu, atağıydı, hepsine el atma vakti. Beraberliğin başrolü oynadığı romantik dünyamın ikinci durağında artık okuduğumuz, hayalimizde defalarca provasını yaptığımız senaryoları, oynama vakti.

Buram buram adalet kokan hayal dünyamın son durağında şöyle bir tabela çıkıyor karşımıza: “yardım çağrısında değil, alarm çalmadan gelen baba candır.”

“Canım ya çok işim var, çocuğu bugün sen uyutur musun?”

“Ay yemeği yere döktü, çocuğu al da ben yeri sileyim.”

“Bu telefona bakmam lazım, üzerini çıkardım, banyosunu sen yaptırır mısın?”

Bu cümleleri kuran bir anne olarak, yalnız olmadığımı düşünüyorum ama konuyu bu sorulara aldığımız cevaplar ve bu cevaplara bizim tepkimize doğru çekmek istiyorum. Sıraladığım talepler karşısında, en iyi ihtimalle aldığımız: “ne demek canım, tabii ki de sen işini hallet, ben ilgilenirim çocukla” cevabı karşısında çoğumuz kendini “şanslı” hisseder, çünkü eşi “acil durum çağrısına” lütfedip, tepkisiz kalmamıştır. Peki ya bu acil durumları görmek de anneliğe olduğu kadar, babalığa da dahil değil mi? Evde yönetimden sorumlu anneyken, baba neden sadece talep geldiğinde ortaya çıkan bir yardımcı oyuncu olsun? Evin dağılması, kirlenmesi, mutfakta yemek olmaması anneyi strese sürüklerken, babanın “ne olacak ya hallederiz” rahatlığı acaba gerçekten rahatlıktan mı? Aynı rahatlığı çocuk arabasının içine kustuğunda, önemli bir belgesini karaladığında nereye saklıyor acaba? Arabadan inerken eve çıkarmayı unuttuğu “sorumluluk” gömleğinin cebinde kalmış olmasın?

Babalık da annelik kadar kutsal, muhteşem, harika duyguları içinde saklayan koca bir dünya; zahmetin sonunda görülen rahmet de, karanlık kuyuların dibinde görülen ışık da her ikisinde de mevcut. Mesele kumandayı elinden bırakıp, o dünyaya girmek istemek, anahtarı biraz zorlayıp, kapıyı ittirince girebiliyorsunuz, az gayret. Duyguların evrensel olduğuna inanan babalar; perde açılıyor, sahne sizin…

Konuk Yazarlık

Nagihan’ın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

4 yorum

  1. Ah bu yaziyi bir baba yazsaymis..
    Artik nöropsikologlar ve tip insanlari, babalikla (gebeligin basindan itibaren) birlikte erkeklerin de hormonal ve nöropsikolojik bir degisim gecirdigini kanitladilar, bu konuda cok guzel yeni makaleler yayinlaniyor.. Ama tabii bu degisimin olmasi icin, erkeklerin de oncelikle “baba rolu”nu kabul etmeleri, bebekle bag kurmaya istekli olmalari geliyor. Yoksa 10 cocuk babasi olup baba vasfina erememis cok erkek var..

  2. Pardon yorumum birden yayinlandi, asil demek istedigim, babalarin bu rolu kabullenip icsellestirebilmeleri icin, bence biz annelere yine buyuk is dusuyor, istemeyi bilecegiz. Cogu kadin icgudusel olarak bebegi sahipleniyor, babaya dur oyle tutulmaz, dur ben besleyecegim, bezi dogru baglayamamissin diye “benim kadar iyi bakamazsin” mesaji veriyorlar, bence oncelikle bu alginin degismesi ve erkeklere de “iyi baba olabiliyorum” ozguvenini asilamamiz lazim. Kadinlarin anneligi kutsallastirmaktan uzaklasip, dogal gormeleri ve isyukunu paylasma fikrine acik olmalari bence biraz eksik ve sart.

  3. Geçen gün büyük kızımla 2 saatliğine dışarı çıktım evde 2 yaşındaki kızıma babası bakacaktı. Fakat 3 defa telefon tacizine uğradım durmuyor seni istiyor uyumuyor vs. Vs. Ne giitiğimden anladım ne yediğimden buyrun …

  4. Acaba çocuğumuza baba kriterinden çok kendimize sevgili kriteri mi beklentilerimiz. Yani baba şöyle olsa, böyle olsa derken bir sevgiliye mi ihtiyaç duyuyoruz. Bir zamanlar sevgilimiz olan adam şimdi kocamız ve evin babası, ama kriter dışı mı kaldı. Son zamanlarda okuduğum yazılar sanki başımızı okşayan, bize destek olan adamın çok uzaklarda kaldığını ve evin işlerine, birlikte yapılan bebeğin bakımına dahil etmeye çalıştığımız hatta zorladığımız bir karakteri anlatıyor. Öyle bir karakter ki bu bütün kadınlar araştırma konusu haline getirdik bu konuyu. “Erkekler kendinize gelin” başlıklı yazı yazasım var.