7 Yorum

Ergenlik: Sıkıntılı Yıllar

İletişim Yayınları’nın Ergenlik: Sıkıntılı Yıllar başlıklı kitabı elime ilk geçtiğinde isminden dolayı biraz irkilmiş ve rahatsız olmuştum. Tamam, hiçbirimiz ergenlik yıllarının ballı kaymak olmayacağını biliyoruz ancak korkutucu ve negatif gelmişti kitabın başlığı. Açıkçası, yayınevi direkt gönderip “İlginizi çekeceğini düşünüyoruz” dememiş olsaydı elime alıp da okumayabilirdim.

Geldiğim noktada, kitabı okumuş bir insan olarak -henüz ergenliğin başında olan oğlumun çok da özeline girmeden- şu kadarını söyleyebilirim ki yazar az bile yazmış… Ergenlik: Sizi hayattan soğutacak yıllar falan yazsaymış yeriymiş.

Dört çocuk annesi bir psikolog olan Sara Villanueva’nın kaleme aldığı kitabın orijinal ismi olan “The Angst of Adolescence: How to Parent Your Teen (and live to laugh about it!), Türkçeye “çocuklarımıza keyifle ebeveynlik etmenin yolları” olarak çevrilmiş; ancak İngilizcesi, ergenlere ebeveynlik etmeye ve buna kahkahalarla gülmeye atıfta bulunuyor ki bence kitabın genel havasıyla daha uyumlu bu… Çünkü gerçekten pozitif, çoğu uzman kitabının tepeden bakan üslubundan uzak, oldukça empatik ve yer yer de komik bir dili var kitabın.

çocuk buluğ çağına girer ve bu sadece hormon seviyelerinde muazzam dalgalanmalar yaratmakla kalmaz … iki yaşındaki kızınızı şirin, puantiyeli bikinisiyle gördüğünüz ilk andan beri iliklerinizde hissettiğiniz korkuyu da fişekler. Birbirine sürten tombul bacakları ve tatlı göbeğiyle çektiğiniz fotoğrafları hatırlarsınız. Şimdiyse buluğa ermiş olan kızınız, iki yaşındayken giydiğinden pek de büyük olmayan bir bikiniyle kelimenin tam anlamıyla taş gibidir!

ya da

19 yaşındaki oğlumu sabahın talihsiz bir saati olan 9’da uyandırmaya çalışmak, kış uykusunun tam ortasında bir ayının inine girmeye benziyor

veya

Çocuğunuzun tam anlamıyla kemale ermiş bir adama veya kadına dönüştüğü bir yolculuk bu; her ikinizin de biyolojik üremenin artık mümkün olduğunu fark ettiğiniz bir yolculuk; onun artık büyümüş göründüğünü ve büyümüş muamelesi görmek istediğini, başkalarının (karşı cinsten) ise onun artık büyümüş… ve serpilmiş olduğunu fark ettiğini kabullenmeniz gereken bir yolculuk. İşte bu noktada anneler yavrularını sarıp sarmalayalıp 30’una dek odaya kapatmak istiyor, babalar ise beylik tabancalarına davranıyor!

gibi…

Ebeveyn kitapları -belirli bir nitelikteyse eğer- “kişisel gelişim” alanındaki kitapların başrol oyuncuları olabiliyor bence… Bu tür kitapların, kişinin kendi geçmişine ışık tutmalarından dolayı, gerçekten de okura bir gelişim fırsatı sunduğunu düşünüyorum. Bunu yapamayan kitaplar ise göstermelik bir şekilde okura akıl vermek için yazılmış oluyor ve ben bu tür kitaplardan hiç hazzetmiyorum.

Ergenlik: Sıkıntılı Yıllar ise, ergenlik üzerine okuduğum en rahatlatıcı ve akılda kalıcı kitap olarak kalbimin bir köşesinde yerini aldı. Hoş, ergenlik üzerine okuduğum ikinci kitap ama olsun. Bundan başkasını da okumama gerek yok. Neticede kaç ebeveyn kitabında şöyle bir ifadeye rastlıyorsunuz:

… kendimize ve çocuklarımıza güvenmemiz gerek. Bu çocuğu o günlere getirerek muhteşem bir iş başarmış olduğumuz ve doğru kararlar alabilmesi için gereken bilgilerle onu donatmaya devam edeceğimiz gerçeğine güvenmemiz gerek.

Kitapta bahsedilen çoğu olumsuz gerçek şu anda bizim evde sinemalarda… Örneğin

… ergen çocuklarımızın akşam yemeğinde ne yiyeceğimizden tutun da, hangi arabayı satın alacağımıza ya da tatile nereye gideceğimize kadar her konuya maydanoz olması, aile sisteminin bütün dengesini alt üst eder.

ya da

Çocuğumu hep seviyorum fakat bazen ondan hoşlanmıyorum

gibi… Öte yandan, karşılaştığımız ya da karşılaşacağımız her türlü ürkütücü dönemeci sağduyulu bir şekilde açıklıyor, sağlam temellere dayandırıyor yazar.

Sorun nerede başlıyor, biliyor musunuz? Ebeveynler, öğretmenler ve ya toplum, bu [cinsel] meraka olumsuz bir tavırla yaklaşıp da utanç ve suçluluk yarattığında. Böylelikle çocuklar ilgi ve meraklarını gizlemeyi öğreniyor. Yapılan son araştırmalara göre, “Hoşunuza gidiyorsa kötü bir şey olmalı” mesajı, cinsellikle ilgili olarak çocuklar tarafından çoğunlukla erken yaşlarda içselleştiriliyor ve yetişkinlikte fizyolojik ve cinsel bozukluklara yol açabiliyor.

Kitabın bana en büyük katkısı ise, ergenliğe adım atmakta olan çocuğuma daha empatik yaklaşmama yardımcı olması oldu. Ergenlik, benim, çocuk sahibi olmadan önce en çok korktuğum, hatta çocuk sahibi olduktan sonra da en çok korkmaya devam ettiğim bir dönem oldu. Korkmaktan da ziyade, pek yaklaşmak istemediğim ve itici bulduğum bir dönemdi de diyebilirim (evet, geçmişte ergen olmama rağmen). Ne var ki, ergenliğin, en az ilk çocukluk yılları kadar zor ve ilgi isteyen bir dönem olduğuna kanaat getirdim artık. Çocuklukla yetişkinlik arasında sıkışıp kalmış, ne ona ne de diğerine ait olunmayan, bedeni yetişkin gibi davranmaya hazır ancak aklı henüz orada olmayan, zor bir dönem… Bu dönüşümümde, yazarın kitaptaki şu gibi sözlerinin katkısı büyük kuşkusuz…

Ergenlikte ortaya çıkabilecek olası sorunları düşündüğümüzde, hemen aklımıza medyadaki klişe genç tasvirleri geliyor. Bilirsiniz ya, asık suratlı, aksi, isyankâr, haydut, kabadayı ve hatta suçlular geliyor akla. Klişe genç imgesi yasal sınırları zorlar, toplumsal kurallarla savaşır. Bu genç, anne-babasını kıvrandırır, öğretmenlerini çileden çıkartır ve daha da beteri, yetişkinlerin yönettiği bu sıkıcı ve bayık toplumun onayladığı her şeye sövme cesaretinden ötürü diğer gençlerde korkuyla ve hayretle karışık bir saygı uyandırır. Peki bu tasvir günümüz gençlerini doğru anlatıyor mu gerçekten?

Hayır, anlatmıyor ve bu bakış açısını bana kazandırdığı için yazara müteşekkirim. Her ergenin suratsız, saygısız ve asi olduğunu varsaymak, bütün doğumların Hollywood filmlerindeki gibi çığlık çığlığa ve kadının kocasına söverek gerçekleştiğini düşünmekten farksız.

Kitap boyunca ergenlik üzerine çok göz açıcı noktalara dikkat çekiyor yazar. Cinsellik konusunda, sosyalleşme konusunda, madde bağımlılığı konusunda ve dahi ergenleri ilgilendiren birçok konuda nokta atışı değerlendirmeler yapıyor.

Öyle güzel, öyle akıcı bir dille yazılmış ki kitap, yazarın sizinle sohbet ettiğini zannediyorsunuz adeta… Çevirisi de çok rahat okunuyor… Ben ki bazı kitapları sırf hataları yuvarlak içine almak üzere okuyacak kadar takıntılı bir kişiyim, kitap boyunca kayda değer tek bir yazım hatasını yuvarlak içine almışım (çok fazla çizdiğimden diğer yuvarlaklar gözümden de kaçmış olabilir).

Kitap birçok şeye sizi hazırlıyor: örneğin bu yolculuk boyunca isyan bayrağının yerli yersiz yükselecek olmasına… Bir yandan da bazı şeyleri başlamadan bitiriyor: Bu savaşı kazanamazsınız, hiç boşuna uğraşmayın.

Küçük çocukları olanlar bunları okuyup “Yapma ya, o kadar kötü mü gerçekten?” diye sorabilir. Cevabım evet. Evet, o kadar kötü. En azından o sırada o kadar kötü geliyor insana. Öncelikle şunu belirtmeliyim, geniş perspektiften bakıldığında, dünyada yaşanan açlık, kasırga, deprem ve yoksul ülkelerde çekilen sıkıntılar düşünüldüğünde, çatışma aslında o kadar da kötü bir şey değil tabii ki. Fakat ebeveyn-ergen çatışması söz konusu olduğunda pek çok araştırma gösteriyor ki, psikolojik ve duygusal çöküntü yaşayan taraf, ergenlerden ziyade ebeveynler oluyor.

Yukarıda “bazı ebeveyn kitapları, kişisel gelişim kitabı gibi” demiştim ya hani, bu kitabın, ebeveyn okurlara en iyi gelen tarafı onlarla şefkatle iletişim kurması bence… Ergenlik gibi, ergen ebeveynliğinin de yalnız bir dönem olduğunu gözler önüne seriyor yazar; neticede çocuklarımızı parka götürüp diğer ebeveynlerle sosyalleştiğimiz günler çok geride kaldı… Artık bankta yanımıza oturan kadınla iki yaş sendromu üzerine dertleşmek yerine, çoğunu sadece bizim (çocuğumuzun) yaşadığımızı sandığımız zorluklarla baş başa kalıyoruz. Oysa çok zorlandığımızı sandığımız birçok şey, çocuğumuzun gelişiminin normal bir parçası…

Çocuğumuzun ergenliğe giriyor olması bize kendimizle ilgili iki gerçeği fark ettiriyor: (1) Yaşlanıyoruz. Artık eskisi kadar genç, zinde, çekici değiliz; çocuğumuzun  kol kasları geliştikçe, memeleri büyüdükçe biz de artık orta yaş belirtileriyle uğraşmaya başlıyoruz.

ve (2) Ebeveynlik hüznü kapıda görünüyor. Evet, hepimiz çocuksuz hayatımızı çok özlüyoruz ve belki gerçekten de tüm günü çocukların uyuyup kendi kendimize kaldığımız o birkaç saat için yaşıyoruz ancak eğri oturup doğru konuşalım, bu çocukların büyüyüp de evden ayrılmalarından delicesine korkuyoruz da aynı zamanda…

İşte Villanueva, ergenlikle ilgili tespitlerine ek olarak, ebeveynlerin bu ruhsal geçişlerine de ışık tutuyor kitabında ve adeta bu süreçte elinizden tutacak bir yol arkadaşınızmış gibi hissettiriyor size…

Tüm bir kitaptan tek bir alıntı yapacak olsaydım, beni en iyi hissettiren şu bölümü alırdım:

Çocukların büyük bir kısmının ergenlik yıllarında karşılaştıkları sorunlar veya başlarını soktukları belalar belirli bir zaman aralığında (mesela ergen akran baskısı, toplumsal isyan, bir kızın ilgisini çekmek…) olan biten şeylerle ilgili (ve sınırlı) olup, hiç de gelecekte ortaya çıkacak olumsuz bir neticenin göstergesi filan değildir. Bu gençlerin çoğu en nihayetinde eli yüzü düzgün, üretken, yasalara saygılı yurttaşlar olup çıkacaktır.

Çok sevdim bu kitabı ben… Ergenlik denilen ürkütücü bilinmezle ilgili kendine yol gösterecek bir rehber arayışında olan tüm ebeveyn dostlara yürekten tavsiye ederim.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

7 yorum

  1. Sadece ergen çocukla ugrassak, bu süreçten başarılı cikabiliriz. Ama bu süreçle ilgili, davranışlarını kontrol etmemiz gereken “baba” var 🙁 Bana bu daha yorucu geliyor.

  2. Bir yandan okurken bir yandan düşündürdü yazılarınız… Benim içinde erken bir kitap ama geleceğe hazirlar en azindan. 🙂

  3. Merhabalar Elif hn. Ergenlikle ilgili bu yazinizi iki kere okudum,cok ama cok iyi geldi bana da ve hemen bu kitabi alip okumaliyim dedim,çünkü bizim de 15 yaşında bir oğlumuz var,ve biz neredeyse 2-3 yildir bu ergenlik olayinin icindeyiz ama su bi gerçek ki her 6 ayda bir farkli bir evresini yasiyoruz..ben de esim de kendi ergenligimizi hatirlayamiyoruz ikimiz de ” ya ben boyle degildim bu yaslarda ” diyoruz…gercekten bu kadar asi degildik…Ben bu olayi bi Alacakaranlik Kuşağı icindeyiz çıkışı bulamiyormusuz gibi hissediyorum…Yeter ki cocuklarimiz ruh sagliklarini kaybetmesinler,ben baska bir sey istemiyorum…Tekrar teşekkürler….Sevgiler…

  4. Tam da buna benzer birsey yazdim dijitaltopuklar’da 🙂 bu kitabi da edinecegim. Sevgiler

  5. Şu cümlenin gercekligi muhtesem bence : Bu savaşı kazanamazsınız, hiç boşuna uğraşmayın.

    cocuk sahibi olmakla ilgili her seyin büyülü bir güzellikte anlatılmaması ve zorlukların konusulmasi aşırı kıymetli ve akıl saglıgı koruyucu bir sey.

    kitabi onerecegim birkac arkadasim geldi bile aklima, elinize saglik 🙂

  6. Benden cook sonra surpriz dogan kardesimin ergenlik yillarina tanik olmak beni bu canli turunden feci bir sekilde soguttu. Ergenligi ileri saracak bir zaman makinasi icat edilmemis olmasi bilim dunyasinin buyuk ayibidir.

    Kardesimi cok seviyorum, istesin bobregimi veririm. Cok da guzel bir iliskimiz var. Ama o ergenlik yillari ne kadar korkunctu yarabbi. Annemle babama cok yazik oldu gercekten. O kadar sevgi dolu, bilgili ve destekleyici ebeveynler olmalarina ragmen kardesim ustlerinden buldozer gibi gecti. Simdi 23 yasinda. Cok duruldu tabii, ama hala da ergenligi tam bitmis degil.

    Kardesimin ergenligi benimkinden cok farkliydi. Ben cok sessiz ve icine kapanik bir ergenlik gecirdim. Kavga gurultu, kapi carpma, isyan cikarma gibi huylarim hic olmadi. Hep dersime calistim, notlarim cok iyiydi, ev okul dersane uclusunden sasmadim hic. Sanirim kardesimin de benzer bir ergenlik gecirmesini bekliyordu annemle babam. Hic oyle olmadi tabii.

    Okunmadik kitap, danisilmadik psikolog ve doktor kalmadi o donem. Ortaokulun ortalarindan universitenin ikinci senesine kadar illallah ettik ailece. Ama tunelin ucunda isik varmis gercekten. Kitapta da denildigi gibi, o ergenler bir sekilde topluma faydali iyi insanlar oluyorlar (cogunlukla). Ama o arada diger aile bireyler cok yipraniyor.

  7. Ergenlik dönemi çok zordur özellikle kız babasıysanız inanılmaz zor biz bu durumu sakin ve sevecen karşılayarak empati kurarak atlatmaya çalışıyoruz.