18 Yorum

Ebru ve Deniz’in Hikâyesi

Ebru ve Deniz’in Hikâyesi

Ne hamileliğimin bu kadar kolay, ne de doğumumum bu kadar zor geçeceğini hayal etmiştim..O kadar ki Elif’e doğum hikayemi “pozitif doğum hikâyeleri” başlığı altında yazabileceğimden emin olmadığımı söylediğimde, ‘mutlu sonla biten her hikâye pozitiftir’ cevabı beni ikna etti bu hikâyeyi yazmaya.

Amsterdam’da gebelik takibi yapan ebelerime göre 40, Türkiye’deki doktoruma göre 41. haftanın içindeydim ve bende hâlâ tık yoktu. (Bu fark, birinin son adet tarihime göre, diğerinin ise kalp atışını duyduğumuz tarihe göre hesaplamasından kaynaklanıyor). Artık günler bıkkın bir şekilde bekleyerek geçiyordu ki 40+5’te yataktan yoğun bir akıntı ile zıpladım.

12 Eylül 6:30 – Uyku ile uyanıklık arasında garip rüyalar görürken (rüyamda araba kullanıyor, debriyaj ile freni karıştırıyordum) birden yoğun bir sıvı geldi, yataktan fırladım. Ahaa nişan geldi deyip tuvalete bile gitmeyi beklemeden kontrol ettim ama değil, renksiz bir akıntı, yine hayal kırıklığı. Sonra biraz daha geldi, biraz daha derken kısa bir çığlık attım, “suyum geliyooor” diye ilan ettim ev halkına ve hemen küvete geçtim. Küvete öyle bir zamanlama ile geçmişim ki fooşşş diye büyük bir dalga geldi. O anda Ali de geldi banyoya ve ikimiz de donmuş bir şekilde bacaklarımın arasından gelen o soluk beyaz renkli suya baktık. Bir an “o kadar su nerden geliyor acaba?” diye düşündüm. Korkuyla karışık heyecanlandım, işte beklediğimiz an geldi! Gelen suyun sıcaklığı ve yumuşaklığı bana bebeğimin çok yakında olduğunu hissettirdi. Gelen suya dokundum, kokladım, sevdim. Küvette 2 saate yakın kaldım. Her çıkma girişimimde yeni bir dalga geldi, koyduğum büyük hasta pedleri bile işe yaramadı.

Deniz hareketli, ben de rahattım, sancılarım da ha başladı ha başlayacak diye bekliyorduk. Deniz ne manidar bir gün seçti doğmak için diye konuştuk, 12 Eylül’de doğmuş, adı Deniz olan biri… Annem bize güzel bir kahvaltı hazırladı, Ali de işe gitmekten vazgeçti suyum gelince. Önce bir güzel kahvaltı yaptık. Saat 9:00 olunca ben ebe kliniği aradım, hani bana “suyun gelir gelmez arama, sancıları bekle” diyen. Sırf o yüzden acil hattı değil, mesai telefonu aradım ama beni yine acil hatta yönlendirdiler. Acil hatta bekleyen nöbetçi ebe birkaç saate beni ziyaret edeceğini söyledi. Öğleye doğru Marlouse geldi eve, Deniz’in kalp atışlarını dinledik, benim durumumu kontrol etti. “Her şey normal, sancıları bekleyeceğiz, evde yatakta tıkılıp kalma, normal hayatını yaşa” deyip gitti. Hatta giderken Ali’ye neden işe gitmediğini sordu.

Evde sancı beklemekten sıkılınca Ali’ye dışarda biraz gezinti yapmayı önerdim. Parkta bayağı dolaştık, her gün yürüyüş yaptığım yerde son bir kez hamiş hatıra fotoğrafı çektirdim (saçlarım nasıl da parlak ve sağlıklıymış!) Sonra hızımızı alamayıp markete bile uğradık, sırf laf olsun diye doğumu hızlandırdığını duyduğumuz ananas alıp çıktık marketten.

Akşam olduğunda hala sancılarım başlamamıştı. Okuduğum kitaplarda büyük ihtimalle 12 saat içinde, bilemedin 24 saat içinde sancılar başlar diyordu. Yavaştan endişelenmeye başladım. Deniz’i ara ara hissetmeme rağmen sanki hareketleri de yavaşlamıştı. Deniz’i görmek istedim; ancak iyi olduğunu bilirsem bekleyebilecektim. Ebe kliniği ile konuşunca beni hemen hastaneye yönlendirdiler. Bu arada tüm gün boyunca minik minik suyum gelmeye devam etti, tam bitti artık dediğim noktada yeni bir dalga geliyordu, hastaneye giderken yine foşş diye bir dalga geldi, sırılsıklam oldum. Hastanede Deniz’i gördük ultrasonda, “her şey yolunda” cümlesini bir kez daha duyduk ve suyumun gelmesinden itibaren 72 saat bekleyebileceğimi söyleyip bizi eve gönderdiler. Biz de paşa paşa eve döndük, akşam yemeği yedik. “Her an gelebilecek sancılar için güç toplamalıyım” diye düşünerek yatağa geçtim.

İlk sancıyı 23:30 gibi hissettim. İnsan acıyı, ağrıyı neşeyle karşılar mı? Tabii henüz gerçek sancılar başlamadığı için büyük bir neşeyle karşıladım. Hadi gelin diyordum, daha büyük, daha güçlü gelin! Meydan okudum sancılara. Yarım saat içinde yatakta yatamaz duruma geldim, oturma odasında geçtim, koltukta kıvrıldım. Sancılar 10 dk bir geliyordu ama hala pozisyon değiştirerek rahatlayabiliyordum. Ev ahalisini gerçek sancılar başlayana kadar uyandırmamaya karar verdim. Sabah 6 gibi onlar uyanıp yanıma geldiler ve biz yine sakin bir şekilde kahvaltı yaptık.

Kahvaltı sırasında sancılar 5-6 dakikada bire indi ve telefona yüklediğim uygulama artık aktif doğum fazına yaklaştığımı söyleyince ebeyi aradım. Ebe kliğini suyumun gelmesinin üzerinden 24 saat geçtiği için onların devreden çıktığını, direkt hastaneye gitmem gerektiğini söylediler. Bu demek oluyor ki gebelik takibimi yapan tanıdığım bildiğim insanlar yanımda olmayacaktı. Hastane seçiminde önceliği evimize yakın olana vermiştik ama o sabah hastanenin dolu olduğu söylediklerinde bayağı hayal kırıklığına uğradığım. Daha önce hiç gitmediğim başka bir hastanede yer bulduk. (Neyse ki!!) Hastaneye vardığımızda ben artık yürümekte zorlanıyordum, sancılar geldikçe bi yere dayandım. Beni direkt NST’ye (burda CTG kullanıyorlar) bağladılar.

Hemşireler aktif doğum fazına geçmem için 10 dakikada 3-4 kere sancımın olmasını gerektiğini söylüyordu, ama benimki hala 5-6 dk bir geliyordu. Bir ara beni eve geri gönderebileceklerini bile söylediler, sanırım Ali itiraz etti. Zaten zor gelmiştik, zor yer bulmuştuk. Eve gidersek sancılar sıklaştığında tekrar hastaneyi arayacak, yer varsa gelebilecektik. (Yok artık!!) Sonrasında sancılarımın sıklığı ne arttı ne azaldı, ama çok güçlü gelmeye başladılar. O kadar ki öğleye kadar birkaç kez kustum. Her defasında güç toplamak için bir şeyler yedim ama yine kustum. Hatta öğleden sonra da kusmaya devam ettim. Artık tükendiğimi hissedip epidural istedim, “henüz erken” dediler. Sancılar artık o kadar güçlü geliyordu ki bana masaj yapmak için gelen Ali ve annemi artık kendime yaklaştırmıyor, elimle uzaklaşın hareketi yapıp kovalıyordum. Hatta bi ara Ali’yi sancı sırasında yumrukladığımı hatırlıyorum.

Biz bunları yaşarken akşam oldu ve hemşireler nöbet değişimi yaptı. Bir de şansımı mesaiye başlayan hemşire ile deneyeyim dedim ve durumumu anlatınca bana epidural + oksitosin (sunni sancı) vermeye karar verdi, nasıl sevindim!! Ne yalan söyleyeyim o an oksitosin pek umrumda değildi, bir bağımlı gibi epiduralı bekledim. O kadar ki gözümü kapıya dikip ‘hadi bir sonraki sancıya kadar lütfen gelmiş olun” diye dua ederek anestezi uzmanını bekledim. Anestezi uzmanı akşam saat sekize doğru geldi yani o geldiğinde ben tam 20 saattir sancı çekiyordum ve 13 saati 5 dakikada 1 gelen güçlü sancılardı… Sonuç mu? Sadece 3 cm açıklık.. Suyum geldiği için enfeksiyon riskinden dolayı akşama kadar açıklık kontrolü yapılmadı, ben kesin 8-9 cm olmuştur diyordum bana 3 cm dediklerinde..

Mucizenin adı: Epidural. Hamileyken okuduğum kitaplar, izlediğim videolardan olsa gerek acayip gaza gelmiştim, epiduralsiz, hiçbir ağrı kesici almadan normal doğuracaktım. “Ne var ki bunda” dedim, izaten benim ağrı eşiğim yüksek, çok rahat doğururum ben”.. Yaa öyle oldu gerçekten, o sancılar beni duvardan duvara çarparken açıdan kendimi kaybettim, Ali’ye ‘nolur beni burdan götür’ diye yalvardığımı, bir ara ise ‘Kesip alın bebeği içimden sonra da beni öldürün, dayanamıyorum’ diye saçmaladığımı hatırlıyorum.
Epidurali alınca dünyam aydınlandı, Deniz’den önce ben yeniden doğdum sanki, nihayet bir şeyler yiyebildim, içimdeki bebeğimin farkına vardım ve “tamam” dedim “şimdi doğurabilirim”..

Bu arada gün içinde her kusma girişimimde, dolabın birinde bulduğumuz kağıt tabağı (fotoda yatağımın yanında duruyor) kullanıyordum. Her biri benim için yeni bir kusmuk tabağına dönüştü. Ne güzel dedim, her şeyi düşünmüşler. Meğerse o tabak, doğum sırasında çıkan plasenta içinmiş.

Verilen oksitosin açılmayı acayip hızlandırmıştı bu arada, o kadar ki 3 saat içinde yani gece tam 00:00 açılma 8-9 cm’i buldu. Biz 12 Eylül’de suyum geldiğinde Deniz’in doğmak için manidar bir tarihi seçtiğini düşünüp sevinmiştik ama işte 13 Eylül’ü de kapadık.

En zor gece, 14 Eylül. Çok heyecanlıyım artık, her an itme hissinin gelmesini bekliyorum. Bu hastaneye pek de bilmeden, sırf yer bulduğumuz için gelmiştik ama oda mükemmel, büyük, ferah, tam teçhizat bir banyosu var… Doğumu da bu odada yapacağımı söylediler, yattığım yatak bir anda doğum yatağına dönüşebiliyor.
Gecenin ilk saatlerinde bir hemşire geldi ve NST’de bir şeyler göremediğini (veya garip bir şeyler gördüğünü) söyleyip benim pozisyonumu değiştirdi. Aradan bir süre geçti, yine geldi ve yine pozisyonumu değiştirdi. Saatler gece 02:00’yi gösterdiğinde içeri daha önce tanışmadığım iki hemşire girdi ve bana bir sürü bi şeyler anlattılar. NST’de Deniz’in kalp atışları iyi gitmiyordu, her sancı sonrası çok hızlı bir şekilde yavaşlıyordu. NST’nin her zaman güvenilir olmadığını ve aslında Deniz’in iyi olabileceğini söylediler. “Eee” dedim, “ne yapcaz? Bebekten kan alacağız” dediler.

Durdu kafam, anlamadım. Anlattıklarında beynimden vurulmuşa döndüm. Bebeğin başına bir çizik atıp, birkaç damla kan alıp, test yapacaklardı ve biz öyle anlayacaktık Deniz’in iyi olup olmadığını (sonradan İngilizce çevirinin azizliğine uğradığımızı anladık, çizik değil plastik bir iğne batırıyorlarmış. Gerçi bu haliyle de kulağa korkunç geliyor.). Bir an kafayı yiyeceğimi hissettim, henüz görmediğim, dokunmadığım bebeğimin başına çizik atıp kan mı alacaklardı? İçimden haykırmak geldi, kabul etmek istemedim. Bir sürü soru sordum, niye dedim, zorunda mıyız? Bebek hisseder mi? Canı yanar mı? Başka bir riski var mı? Bütün cevapları aldıktan sonra elimde başka soru kalmayan ben hemşirelere “niye bu kadar zorluyoruz?” diye sordum. Şöyle ki; Deniz anne karnında ters duruyordu, 37. haftada eksternal sefalık versiyon ile çevirdiler. Sonra suyum geldi ama sancılarım başlamadı, sonra sancılarım başladı ama açılma olmadı, oksitosin verdiler vs vs. Neyi zorluyorduk; doğal olanı isterken doğal olmayan şeyler yaparak bebeğe ve bana ne kadar zarar veriyorduk? Ben işin felsefik boyutundayken işini yapmaya çalışan kızcağızlar kibarca beni anladıklarını söylediler ve kararımı sordular. Sonunda bilime inanan ben bir şekilde ikna oldum.

Kısa bir süre sonra ellerinde aletlerle odaya geldiler. Yatağımı doğum yatağına dönüştürdük ilk önce. Elimde olmadan titremeye başladım, ama tutamıyordum kendimi zangır zangır titriyordum, çok korktum, Deniz’e en ufak bir zarar gelmesini istemedim, küçücük bir çizik bile. Ama dedim, daha büyük riskler var Ebru, bu kan alma hikayesini büyütme lütfen. Durumu trajik hale getirmek istemedim ama o an gerçekten trajikti benim için. Hani anneler çocuklarının eline diken batsa üzülürler ya benimkinin henüz dünyaya gelmeden kafasından kan alacaklardı, kulağa çok garip geliyor, tıbbi olarak çok basit bir işlem ama duygusal boyutu fena. İnce uzun plastik bir huni yerleştirdiler vajinama. Ali üstüme eğilip sarıldı bana, iyice çektim Ali’yi kendime sırf yapılanları görmemek için ve rica ettim ona, kulağıma güzel şeyler söylesin, konuşsun, beni meşgul etsin diye… Hemşireler bu arada bebeğin kafasını gördüklerini ve saçları olduğunu söylüyorlardı beni rahatlatmak için, hatta anneme gösteriyorlardı ama ben ne bilmek ne de duymak istedim, bi an önce olsun bitsin ve gitsinler diyordum içimden. Kısa bir süre sonra her şey bitmişti ve Deniz’in kan sonuçlarının iyi olduğunu söylediler. Bu durumda oksitosin vermeye devam edeceklerdi.

Gecenin devamında NST bir türlü iyiye gitmedi, açılma bir türlü tamamlanmadı ve hemşireler tam 3 kez daha geldiler odaya Deniz’in kafasından kan almak için. Kan değerleri her seferinde normal çıktığı için devam ediyorlardı oksitosin vermeye ama açıklık bir türlü 10 cm’ye ulaşmadı. Bir ara, sanırım gece 4 gibi Deniz ile konuşmayı denedim, onunla tam bir saat sohbet ettik gıyabında, annem, Ali ve ben, kâh gülerek kâh ağlayarak. Ona nasıl bir evde yaşadığımızı, kedimiz üzüm’ü, akrabaları, gelecek yaz tatile nereye gideceğimizi, birlikte neler yapacağımızı anlattım. Bilmiyorum etkisi var mıydı ama o muhabbetten sonraki kan değerleri süper çıktı! Ama açıklığım 9,5 cm’de kalmıştı ve hala itme hissi gelmemişti. Bi ara hemşireler itmeyi denememi teklif etti. Yatağımı yine doğum yatağına dönüştürdük. Nasıl ve neyi ittiğimi bilmeden, biraz da izlediğim Holywood filmlerinin etkisiyle itmeye çalıştım, tabii ki sonuç alamadık.

 

 

Uykusuzluk, yorgunluk, yaşadıklarımız derken hepimiz tükenmiştik, saat sabahın 5’i oldu ve odaya hemşireler 4. ve son kez kan almaya girdiklerinde bitmiştim, hadi ne olacaksa olsun artık, savaşmaya gücüm kalmadı dedim. O ana kadar soğukkanlı duran ve bebeğin başından kan alma işleminin aslında çok basit bir işlem olduğunu söyleyen hemşire emeklisi annem bile artık inceden ağlamaya başlamış sonradan anlattığına göre. 4. kez bebeğimin başından kan aldılar ve bu seferki sonuçlara göre Deniz artık hiç iyi değildi, strese girmişti, onların deyimiyle her oksitosin verildiğinde ‘ben şimdi ne yapacağım?’ diyordu ve kalp atışları hızla düşüyordu. Bana sezaryen yolunun göründüğünü söylediler.. Deniz de ben de çok yorulduk, onu sağlıklı kucağıma almak için artık ne gerekiyorsa yapacaktım. Bu arada sezaryenden önce dilersem son kez itmeyi denemeyi ve vakumla çekmeyi önerdiler. Hâlâ itme hissim yoktu. Kabul etmedim. “Hadi” dediler “o zaman, birazdan geliyoruz seni almaya.”

Sanırım o an hepimiz güzel anlamda tekrar heyecanlanmaya başladık. Aslında bir tarafım büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu; epidural öncesi 20 saat sancı -ki bunun 13 saati 5 dk 1 gelen sancılardı-, 9.5 cm açıklık ve sonra sezaryen!

10 dakika sonra operasyon odasına giderken hemşirenin biri fotoğraf makinemizi istedi. Bütün operasyonu bizim için fotoğraflayacaktı, o anda elimizde olan cep telefonunu verdik ona. Operasyon odasına girdiğimde saatler önce tanıştığım anestezi uzmanıyla tekrar merhabalaştık. Onun işi kolay oldu, sadece epiduralın dozunu artırdı. Ameliyatı yapacak doktorları da vardiyaları bitmiş tam evlerine giderken yakalamıştık, hatta bir daha hamile kalırsam bir sonraki vardiyayı beklememi rica ettiler esprili bir dille. Ameliyat odasında müthiş tatlı bir telaş vardı, herkes birbiriyle muhabbet ediyor, espriler havada uçuşuyordu. Ben yine zangır zangır titriyordum, korktum çok, belli etmemeye çalıştım ama. Neden bu kadar titrediğimi soran birine de oda çok soğuk deyiverdim. Oda gerçekten soğuktu ama çok hissettiğimi sanmıyorum. Doktorum, 9,5 cm açıklıkla sezaryane geldiğim için üzgün olduğunu, bebeğin bir türlü gelmek istemediğini söyledi ve sonra başladı ameliyata. O anda Ali’ye korku dolu gözlerle baktığımı hatırlıyorum, benimle yerli yersiz konuşmasını, meşgul etmesini istiyordum. Kısa bir süre sonra doktorun ‘bu küçük bir bebek değil’ dediğini duydum. Doktorlarla aramda naylon bir pencere vardı. Deniz’i doğar doğmaz ilk oraya koydular. Yani saat tam 7:00’de, suyum geldikten 48,5 saat sonra 3.460 gr olarak doğdu Deniz!! Hayatım boyunca unutamayacağım o anı…

Deniz muhtemelen beni görmüyordu zaten, öyle korkmuş bakıyordu ki naylon pencereden bana doğru, tam olarak ağlayamıyordu bile, garip bir ses çıkarıyordu sadece. İlk söylediğim şey  “Alnında bir çizik mi var?” oldu (başından kan alınması bayağı sinirlerimi bozmuştu.) Doktor baktı, eliyle siliverdi, neyseki sadece bir kan pıhtısıydı benden gelen. Deniz tam olarak 41. haftasında doğduğu için (istanbul’daki doktoruma göre 42) üzerinde hiç verniks kalmamıştı. Başımı hafifçe kaldırıp naylon pencereden hoş geldin dedim oğluma, başka ne diyeceğimi de bilemedim, garip bir his. Naylonun üzerinden öptüm vücudunu. Sonra aldılar Deniz’i oradan ve beni dikmeye başladılar. Ben karnımdaki müthiş bir hareketlilik hissediyordum bu arada, birden midem bulanmaya başladı ve ameliyat masasında kusmaya başladım. Ali göbek bağını kesmek için ayrılmıştı yanımdan. Onlar baba oğul romantizmi yaşayadursun, ben ameliyat masasında kendi kusmuğunda boğuluyordum. Bir bu kalmıştı yahu, kusarken başımı kaldıramadım tam, yüzüm, saçlarım pis kokulu kusmuk oldu bir anda, bir hemşire yardım etti devamında neyse ki, şu plasenta konulan kağıt tabakların birini ağzımın kenarına dayadı (aklın yolu bir!), yüzümü sildi. Hemen sonra Ali, Deniz’i getirdi bana, yüzüme yaklaştırdı. Bir an kusmuk kokumdan utandım, çocuğumu öyle karşılamış olmak nasıl rahatsız etti…

Ali, Deniz ile birlikte kaldığımız odaya çıktı, benim de dikişlerim kısa bir süre sonra bitti ve beni başka bir odaya aldılar bir süreliğine. Bu arada hala espriler dönüyordu ameliyathanede, ‘hayatın bir daha eskisi gibi olmayacak hahha’ diye gözümü korkutuyorlardı. İyileşme odası dedikleri bir odada yaşlı bir amca bakımımı yaptı, bacağımdan morfin verdi sanırım, dalmışım bir süre. Hemşireler beni odama çıkarmak için geldiğinde, Deniz babasının çıplak göğsünde 1 saattir yatıyormuş. Ben odaya gelince babasının göğsünden alıp benim göğsüme koydular. Hemşireye emzirip emziremeyeceğimi sorduğumda bebeğin çok oralı olmadığını söyledi ilk. Ama Deniz ağzını oynatıyordu, bence hazırdı, hemşirenin yardımıyla göğsüme koydum onu, hemen emmeye başladı Denizciğim.

İki gün hastanede kaldık. Ali annemi eve bırakmıştı bu arada. Şanslıydım, müthiş tatlı bir hemşire ordusu vardı. Bana nasıl emzireceğimi, Ali’ye de altını nasıl değiştireceğini öğrettiler. O kadar acemiydim ki bir göğsümden diğerine alırken hemşireyi çağırıyordum, bebek gece ağlayınca ne yapacağım diye hemşireyi çağırıyordum, altını değiştirmek için her defasında hemşireyi çağırıyordum. Bu arada beni ameliyat sonrası sildiler temizlediler, ertesi gün ise ayağa kaldırdılar, hemen duş aldırdılar.

Ahh be Deniz’im, ne zor geldin be oğlum! Böyle durumlarda derler ki zorluklar unutulur akılda yalnızca güzel şeyler kalır. Sanırım o süre henüz geçmedi, çünkü biz hatırladıkça, Ali ile konuştukça o anları yaşıyoruz tekrar, gözlerimiz doluyor. Deniz 12 haftalık oldu bile ve ben yeni yeni normale dönmeye başladım.. Tabii bu işin bir de psikolojisi var ki ona hiç girmiyorum burda.

Şanslıyım, 13 saat boyunca 5 dk bir gelen her sancıda yanıma masaj yapmak için koşan bir Ali var hayatımda. Kendimi kötü hissettiğimde her şeyimi sansürsüzce anlatabileceğim, beni yargılamadan dinleyen, sadece destek olan bir Ali. Şanslıyım, annem, ailem hep yanımda. Şanslıyım, bana yardımcı olan bir sürü doktor ve hemşire vardı etrafımda. Şanslıyım, Deniz sağlıklı, ben sağlıklıyım.

Bu hikâyeler hep bir teşekkürle biter, ben de bu kuralı bozmayayım.

Bana Deniz’i verdiği için bu hayata teşekkür ediyorum, artık sadece güzel geçen günlerime değil, her günüme şükrediyorum.

Gebelik Günlükleri

Ebru’nun Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

18 yorum

  1. Yazınızı okurken gözlerim doldu.. Ne acılar çekmişsiniz doğumda ahh.. Normal doğum yapmak her zaman en kolayı, enn rahatı değil malesef:(( geçmiş gitmiş ama:) sağlıkla büyüsün deniz:) sevgiler

    • oyle mi dersiniz? Insan yasayamadigini daha kolay zannediyor sanirim..guzel dilekleriniz icin
      cok tesekkurler!

  2. Merhabalar
    Oncelikle cok tebrik ederim. Saglikla mutlulukla buyutun bebeginizi. Ben gebelik gunlugunuzu de okuyordum. Hatta yorum da yazmistim. Yurt disinda olmanin getirisiyle gebeligimizde ne kadar benzer seyler hissetmisiz diye merakla takip ediyordum sizi. Meger dogumumuzda cok benzer olmus.. Tek diyecegim yakinimda olsaniz cok kocaman sarilirdim size..Sevgiler

    • Gokce hatirliyorum, senin minik de gec gelmisti degil mi:) dogumumuzun benzer olmasina pek sevinemedim dogrusu..kocaman sariliyorum sana, guzel dileklerin icin cok tesekkurler!

  3. Ne kadar güzel bir bebek, güle güle büyütün!

  4. Okurken agladim. O kadar benzer seyler yasamisiz ki. Ben de sizin gibi ama sizden daha az saat sanci cekip (8 saat kadar) kizimin basindan uc defa kan alinip, en sonunda acil sezeryana girdim. Ama Elif’in de dedigi gibi sonu iyi biten her hikaye pozitif. Oglunuzla, hep birlikte saglikli omur diliyorum.

    • sanirim bu kan alma hikayesi sandigimdan daha yaygin.. ben ilk defa kendi dogumumda ogrendigimden belki de daha zor geldi. Hislerimi paylastiginiz icin cok tesekkurler, sizin hikayenizin de pozitif oldugunu anliyorum:)

  5. Hepiniz hem duygusal hem de fiziksel çok yorulmuşsunuz, sonunun sağlık ve huzurla bitmesine çok sevindim…siz dinlenirken Deniz’in babasının göğsüde huzur bulabilmesi ne kadar güzel. Sağlıkla, mutlulukla büyütün…

    • tatli bir ayrintiya dikkat etmissiniz:) paylasiminiz ve guzel dilekleriniz icin cok tesekkur ederim!

  6. “kesip alın bebeği içimden” ne kadar tanıdık bir düşünce. bunu okuduğum yerde duyduğum kişiye sarılmak istiyorum, ne hissettiğini biliyorum diye. kaç kere bağırdım bunu hatırlamıyorum bile. neyse ki artık gülerek anlatabiliyorum, sen de gülerek anlatabileceksin emin ol.

    • Bazen bu kadar dogal bir olayin neden bize bunlari soyletecek kadar zor geldigini dusunuyorum. Yoksa bu da modern hayatimizin bir sonucu mu:) ote yandan gecmisi gulumseyerek anma konusunda cesaretlendirdigin icin cok tesekkurler! Sevgiler

  7. Bi anda kendi durumum geldi aklıma sürekli Bi pişmanlık o kadar telaş yapmıycam diyim 40+3 de sabah 5 de nişanım geldi ve ben kontrol altında olmak için 8.30 sancısız hastaneye gittim doğal olarak suni sancı verdiler herşey çok iyidi taki öğlen 1.30 da artık gözlerim karardı midem bulanıyordu ve açıklık sabitti çok güçsüz kalmıştım ı noktada sezeryana karar verdim hala düşünüp dururum evde bekleyseydim böğle olurmuydu durumum diye sonradanda hayırlısı buymuş diyorum akışına bırakmak o anki gidişata göre hareket etmek en iyisi ama birazda dayanma gücü önemli tabiki

    • her dogum essiz olsa da korkularimizda ortak bir nokta var degil mi? ben de diyorum bazen bu kadar prosedure ne gerek vardi diye ama iste bunlari yasadiktan sonra soyleyebiliyorum boyle:) paylasiminiz icin tesekkurler

  8. Yazınızı okurken gözlerim doldu.. Ne acılar çekmişsiniz doğumda ahh.. Normal doğum yapmak her zaman en kolayı, enn rahatı değil malesef:(( geçmiş gitmiş ama:) sağlıkla büyüsün deniz:) sevgiler

  9. Ne kadar güzel görunüyorsunuz . Bizde bekliyoruz. Melis ceyhun burak yilkin cifti.

  10. benzer bir şekilde doğum yapmışız. sadece benim sürecim daha kısa olmuştu. en başından beri normal olması planlanan ve hastaneye yatana kadar da öyle olacağı düşünlen bir hamilelikti. ama beni nst ye bağladıkları andan itibaren doktorumuz bebeğin nabzını istediği gibi alamadığını söyledi. serum vs rağmen memnun değildi. suyumda gelmişti ve bu yüzden ultrasonla da göremiyordu. epidural bağlanmıştı ve 9 cm açıklığa gelmiştik. öğleden sonra saat dörtte başlayan hastane maceramda gece 2 ye varmıştık ama doktorum sıkıntı hissettiğini ve eğer onayım olursa sezaryen yapmak istediğini söyledi. tabi ki onunla tartışacak değildim ve kendisine çok güveniyordum. hızlıca genel anestezi verdiler uyandığımda ağlıyordum. ve iyi ki doktoruma güvenmişim çünkü sevgili yaramaz oğlum göbek bağını hem düğümlemiş hemde kendine dolamıştı.düğümlü göbek bağının resmi hala duruyor 😉
    gözünüz aydın ve geçmiş olsun . anneli babalı büyüsün 😉

  11. yaşadığınız inanılmaz zorluklardan bebeğiniz ve siz sağsağlim çıkmayı başarmışsınız ne mutlu! okurken ağladım (: (14 saat sancı-normal doğum)
    dikkatimi en çok çeken şey; yahu ne kadar çok yemek yemişsiniz🙂 bana bir yudum su vermemişlerdi, çok ama çok zordu ☹️