2 Yorum

Hasta Olma Lüksü

Yazar Hakkında

NAGİHAN UZUN ORDU – Feminizmin kıyılarında gezinerek, düşe kalka, bazen ağlaya sızlaya, bazen güle oynaya tecrübe ettiği anneliğin her rengini kucaklamaktan keyif alan, 30 yaşında, evli, bir kız çocuk annesi. 

Henüz öz bakımını halletmeyi öğrenememiş küçük çocuklu bir evde asgari bir kişinin sağlıklı olması gerekir ki -bu kişi de ekseriyetle anne olur- çocuğun yemesi, içmesi, uykusu, oyunu, ağlaması, sızlaması gibi tüm güne yayılan ihtiyaçlarıyla ilgilensin. Ama o anne kişisi olur da soğuk kış şartlarında kendine “dikkat etmemiş”, yerlere çorapsız basmış, tanımadığı mikroplara vücudunu adeta “hoş geldiniz” der gibi açmışsa olacaklardan sorumlu olan kişi yine kendisidir. Çünkü hasta olmak da nedir Allah aşkına, sen koskoca annesin, biraz dikkatli olsana, öyle filmlerdeki gibi battaniyenin altında ıhlamurunu içip dinlenebileceğin bir hastalık hayal etmiş olamazsın herhalde. Eğer ediyorsan da hemen çıkar aklından böyle “uygunsuz” hayalleri, çünkü anneler asla hasta olmaz, her zaman güler, hem fizyolojik hem psikolojik sağlıkları tıkır tıkır işler vaziyette bir görev insanıdır. Çünkü hasta olabilmek bile anne için bir lükstür. Öyle değil mi? Satırlara dökülünce komik gibi dursa da sürekli ısıtılıp ısıtılıp servis edilen annelik modeli daima güler yüzlü, sağlıklı, hasta olsa da dim dik evinin başında bir kadın, değil mi?

Peki neden?

Bunun suçlusu kim? Ya da bir suçlu var mı? Varsa da o suçluyu aramalı mıyız?

Yoksa, “ne yapalım hayatın düzeni bu işte” deyip, “kadınlar her zaman erkeklerden daha fedakardır” mitine yaslanıp, o gazla “supermom” olmaya devam mı etmeliyiz?

Bana sorarsanız, hiç öyle bir niyetim yok, birileri beni şakşaklasın diye, burnumdan akan sümüğe mendil yetişmezken, vücudumdaki tüm hücreler sızım sızım sızlarken, kalkıp tarhana çorbamı kendim yapmak, ıhlamuru çocuğum bacağıma yapışmış ağlarken hazırlamak istemiyorum.

Peki istemiyorum da, ne olacak bu evin, çocuğun hali, öyle yorganın altına girip “küstüm oynamıyorum” dönemini geçeli çok oldu. Şimdi ise sorumluluklar dağ olmuş, kapıdan gülümsüyor, kapıyı yüzüne çarpıp dışarı da atamıyorsunuz, istemeseniz de tüm yüzsüzlüğüyle öylece dikiliyor. O halde bu sorumlulukları alacak bir yetişkin lazım. Çayda, kahvaltıda oturur, yemek yaparken bakınır, ev temizlerken kaytarır, acaba kim, kim? Bu satırları okuyan, o zeka fışkıran gözlerinizden öperim, tabii ki doğru cevap: baba!

Şimdi sıra geldi sorumluluk devir teslim törenine. Toplumsal cinsiyet konusunda hassas olan ve böyle törenlere, ricalara, yalvarmalara gerek kalmadan zaten yapması gerektiğini yapan erkekler de elbette var, vardır yani herhalde, yolda, trafikte falan kalmışlardır, gelirler birazdan. Uzayda falan da var diyollar ama bilmem ki!

Neyse, öhö öhöh, ciddiyet lütfen, çiçek olalım, bu ne laubalilik! Hep bir erkekleri gömmeler falan, cık cık cık!

Pek sevgili okurlar, şimdi, sorumluluk devir teslim töreninin açılış konuşmasını yapmak üzere evin en önemli odalarından biri olan mutfağı huzurlarınıza çağırıyorum. Sevgili mutfak, senden ricam, zaten çok fazla eşyamızın olmadığı şu mutfakta, bardağın, kaşığın, tabağın, rendenin, tencerenin, ocağın, buzdolabının yerini falan net bir şekilde belirtmen, çünkü hasta yatağımdan “rende alt dolaptaaaaa”, “limon buzdolabındaaaaa” diye bağırmak istemiyorum.

Devir teslim töreni için sırasıyla yatak odası, banyo, çocuk odası ve salon da konuşmalarını yapmak üzere sahneye çıktılar ve aslında yıllardır çorapların aynı çekmecede, deterjanların aynı dolapta, çocuğun kıyafetlerinin de şaşırtıcı bir şekilde çocuğun dolabında olduğunu söyleyip hatta çok tuhaf ama tuvalet kağıtları da banyo dolabında şeklinde konuşmalarını bitirip alkışlarla sahneden indiler.

Şimdi sıra üç artı bir evde kaybolmadan, mutfağı yıkmadan, ıhlamur yerine taze biberiye kaynatmadan, hasta anneyi yatağından kaldırmak zorunda bırakmadan işe koyulmak.

Evet zor, çok zor ama girince alışıyorsunuz. Alışınca da bırakamıyormuşsunuz, ay hadi inşallah, dua niyetine geçsin. Buyurun hep bir ağızdan, Amin diyelim.

Konuk Yazarlık

Nagihan’ın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

2 yorum

  1. Bütün annelerin kaderi hasta olamamak. Olsada olmamış gibi davranmak 😊

  2. Annelerimizden bir adım önde olduğumuzu düşünüyorum yine de. Bende yeni hastalık atlattım. Zatürre hastalığı. Hastalığım, yerinden çıkacakmış hissiyle ciğerlerimi tutarak ve canımın ağrısından ağlayarak öksürmelerim bana çevremdeki insanların duyarsızlıklarını düşünmeme fırsat veremedi bu sefer. Biraz iyileşip iç sesimle muhakeme yaptığımda da üzüldüm annem için. Annem parasızlıklarla mücadele ederek elde çamaşır bulaşık yıkayarak ve en önemlisi de öz annesi hayatta olmadığı için bir anne varlığını hissedemeden ve benden çok daha genç bir anne olarak bizleri büyüttü. Ve birde ilgisiz bir eş ve sorunlu kayınvalide ve eltileri ile. Bunları düşünürken diğer bir taraftan da her zaman arayan nedense hasta olduğumda bin bahaneyle aramayan arkadaşımı dert ettim kendime. Sonra onu da akladım çok düşününce. Zamanın birinde de hasta olmuştum gelmişti yardımları olmuştu diye. Eşim zaten gece hastaneye götürdü serum yedim başımda bekledi. Üç gün sonra tam iyileşemesemde yemek yapmamı bekledi. Oda haklıydı. Çocuklarımız vardı ayağa kalkmalıydı artık. Velhasıl kelam siz kendinizi düşünmezseniz kimse sizi düşünmez. Bunlara yazılı olmayan toplumsal kurallar mı diyelim, doğanın kanunu mu demeliyiz bilemem ama anneliğin kaderi maalesef. Kraliyet ailesinden gelmiyorsak bu böyle. Zalim kader