8 Yorum

Instagram ve düşündürdükleri…

Birkaç hafta önce bir milat gerçekleşti: Deniz oğluma bir Instagram hesabı açtık.

Bu çocuk ne ara bu kadar büyüdü, ona dair bir şeyler paylaştığım insan nasıl oldu da kendisi bir şeyler paylaşmaya başladı, işin o kısmını aklım almıyor. Daha dün ilk dişi çıkmıştı, bugün Instagram kullanıyor. Dijital dünya için küçük ama bizim için büyük bir adım!

Yeni Türkü’nün “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” sözü, ebeveynliğe de uyarlanabilir: Çocuklarımız büyüdü ve kirlendi dünya… 

“Bunlar daha iyi günlerin” diyenlerle arama mesafe koymaya özen göstererek bir şey söyleyeceğim: Giderek, ebeveynliğin en tasasız ve kolay kısmının hamilelik olduğuna ikna olmaya başlıyorum çünkü çocukların yaşları ilerledikçe uğraşmak zorunda kaldığınız sorunların sayısı da kapasitesi de artıyor gerçekten…

Dijital medya kullanımı da bunlardan biri…

Böyle deyince korkutucu ve yıldırıcı görünse de, hiçbir şey göründüğü kadar da zor değil aslında çünkü dünyanın sadece kötü ve hayatın sadece zor olduğu görüşünü reddediyorum!

Ben çok kuralcı biri olsam da, Instagram/Facebook/Twitter alemlerinin giriş yaşı 13 olsa da, 12 yaşını geride bırakıp 13’ten gün alan oğlumu kendi ellerimle Instagram kullanıcısı yaptım.

Biraz, dijital aletleri oyunun ötesinde amaçlar için de kullanabileceğini göstermek istedik aslında… Ve belirli kurallar dahilinde yapmaya özen gösterdik, bir çerçeve çizmeye çalıştık bunu yaparken… Sadece çizimlerini paylaşması için açtık bu hesabı…

Birkaç gün sonra okuduğu bir kitabı da paylaşmak istedi, bize de çok güzel geldi bu fikir… O günden beri #DDkitaplığı adı altında okuduklarını da paylaşıyor. Çok özeniyor yazdıklarına ve bence bu çok güzel bir şey…

Ve çok enteresan bir his oğlumla aynı platformda olmak… Bir yandan yazdıklarımı artık sadece babamın değil ve oğlumun da okuyor olması beni düşündürtse de, özellikle kadın ve anne olmaya dair sansürsüz paylaştıklarımın, onun da ufkunu açacağını ve belki beni daha da iyi anlamasına yardımcı olacağını umuyorum.

*

Ashoka Türkiye ile geçtiğimiz bir senedir “Fark Yaratan Ebeveynlik” kapsamında yaptığımız canlı yayınlara bir yenisini daha ekledik dün akşam: Bilgi Üniversitesi’nin Dijital Medya ve Çocuk platformu proje koordinatörü Esra Ercan Bilgiç’in de katıldığı “Dijital Dünyada Fark Yaratan Ebeveynlik” konulu sohbetimiz, bu akşam 21:30’a kadar Instagram hesabımdan izlenebilir.

Dijital dünya, ben de dahil çağımızın birçok ebeveyninin endişeyle yaklaştığı bir alan… Her ne kadar çoğumuz orada yaşıyor olsak da çocuklarımızın burada öyle ya da böyle yer alması bizleri kaygılandırıyor. Dün geceki yayında -bence- çok faydalı ve yol gösterici şeyler konuşuldu, izleyemeyenler ya da daha sonra okumak isteyenlere iyi gelmesi açısından burada da paylaşmak istedim:

Öncelikle bi sakin olalım dedi Esra Ercan Bilgiç. (Daha hoş bir şekilde ifade etti tabii de ben konuşma diline çevirdim). “Ahlâki tepki” denilen “Eyvah çocuklarımız/gençlerimiz/dünya elden gidiyor” gibi tepkiler telefon ve televizyon dahil her türlü teknolojik değişim sırasında yaşanmış. Bu da onlardan çok farklı değil.

Hak temelli yaklaşım: Dijital dünya söz konusu olduğunda çocukların iki hakkı var: (1) Dijital dünyada yer alma -ve kendini ifade etme- hakkı ve (2) Dijital dünyadaki risklerden korunma hakkı.

İfade özgürlüğü, en temel insan haklarından biri ve çocuklar da bundan muaf değil. Dijital dünya, kendimizi ifade etmek için yeni ancak son derece geçerli bir alan. Dolayısıyla çocuklara da burada alan tanımak gerekli… Dijital amaçlardan, katılım ve sesini duyurma amaçlı olarak yararlanma hakkı var çocukların. Bu hakkı onlara tanımamız lazım.

Ve bu hakkı kullanırlarken, onları karşılaşabilecekleri riskler hakkında bilgilendirmek ve korumak konusunda ebeveynlere büyük rol düşüyor. Dijital Medya ve Çocuk Platformu’nun bu anlamda çok net bir önerisi var: Yasaklama, yönlendir. Ki biz de, bazı şeyleri yasaklayarak çıktığımız yolda bunun hiçbir faydası olmadığını, tam tersi, doğru, temiz bilgilere ve içeriklere yönlendirdiğimiz bir dijital medya kullanımının çocuğumuzla aramızdaki çatışmayı azalttığını deneyimledik.

Dijital dünyadaki riskler: Çocukların, dijital dünyada karşılaşabilecekleri beş tür risk var: kullanım riskleri (çevrimiçi-çevrimdışı dengenin bozulması, bağımlılık vb.), temas riskleri (dijital ortam üzerinden kötü niyetli kişilerle karşılaşma), içerik riskleri (yaşa uygun olmayan içerik, yanıltıcı içerik, pornografi, şiddet vs.), mâli riskler ve kontrat riskleri (kişisel veri). Bunların her biri, çocuklarla konuşmamız ve dijital dünyayı aktif olarak kullanmaya başlamadan önce onları bilgilendirmemiz gereken alanlar.

Kurallar ve sınırlar. 3-6-9-12 kuralından bahsetti Esra, ki çok rahat akılda kalacak bir formül: Çocukların televizyonla 3 yaşından önce, herhangi bir dijital araçla 6 yaşından önce, internetle 9 yaşından önce ve sosyal medya ile 12 yaşından önce karşılaşmamaları öneriliyor. Bir başka deyişle, 3 yaşına kadar çocukları mümkün olduğunca tek yönlü iletişimden uzak tutmak, dijital oyunlarla tanışmaları için 6 yaştan sonrasını beklemek, internete tek başlarına (ama denetimli bir şekilde) girebilmeleri için 9 yaşında olmalarını beklemek ve sosyal medya hesabını (birlikte!) açmak için 12 yaşını beklemek basit ancak önemli bir kural.

Ve fakat, ebeveynlikle ilgili her konuda olduğu gibi, bu konuda da kurallar ve uygulamalar her ailenin koşullarına göre değişiklik gösteriyor. Bu satırların yazarı da, o zamanlar 0-2 yaş olan “televizyon yok” kuralına 15 ayda pes etmiş ve duşa girebilmek için çocuğunu Susam Sokağı ile tanıştırmış bir insan neticede… Çocukları önerilen yaştan önce ekranla tanıştırmak zorunda hissediyorsak eğer, o zaman denetimli, çocuğun yaşına göre ve en önemlisi başı ve sonu olan (mümkünse 20 dakikayı aşmayan) programlarla bunu yapmak en doğrusu. Videoların birbiri ardına devreye girdiği ve son derece denetimsiz bir şekilde karşınıza her an her türlü içeriğin çıkabildiği YouTube, küçük bir çocuk için hiç uygun değil.

Sağduyu. Tüm bunların ötesinde, çocuklarımızı dijital dünya ile tanıştırırken en çok aklımızda tutmamız gereken şey sağduyu… Çocukların, günlük hayatta sokakta karşılaşabilecekleri riskler dijital ortamda da geçerli, ve nasıl gece karanlıkta tek başlarına bırakmıyorsak çocukları, dijital dünyada da bırakmamız lazım. Nasıl parkta oynarken tanımadıkları insanlarla konuşmamalarını, onlardan bir şey almamalarını öğütlüyorsak, dijital medya için de aynı uyarıyı yapmamız lazım. Sadece, günlük hayattan biraz daha farklı olarak, bazı kavramlarla biraz daha erken tanıştırmamız gerekebilir çocukları (bazı içeriklerin onlara göre olmayabileceği, karşılıklı oyun oynadığı ve 14 yaşında bir kız çocuğu olduğunu söyleyen bir insanın aslında öyle olmayabileceği, kişisel bilgilerini ve konumunu kesinlikle ve hiç kimseyle paylaşmaması gerektiği…) gibi ki bu o kadar da sorun değil çünkü biliyorsunuz “Çocukların anlayamayacağı hiçbir sorun yoktur. Olsa olsa, dinleyenlerin yaşına göre, konuların anlatılış biçimi değişebilir.” Ve Ashoka’nın Fark Yaratan Ebeveynlik olarak adlandırdığı, fark yaratan becerileri temel alan ebeveynlik yaklaşımı, tam da bunun altını çizmeyi amaçlıyor: Açık iletişim.

Bu yazının başlığı olan tarihe notumuza geri dönecek olursak, işte tüm bu ahval ve şerait içinde, oğlumuza Instagram hesabı açtık biz. Lisedeyken babam beni karşısına oturtup biranın tadına baktırmıştı. “Nasıl olsa merak edeceksin, hiç olmazsa benim yanımda dene” demişti. O ana -ama babamın koltuğuna- döndüm biraz Deniz’e bu hesabı açarken: Nasıl olsa bu dünyaya adım atacaksın, bari ben tanıştırmış olayım. 

Ve fakat, umutluyum geleceğe dair… Bana ne gibi fırsatlar, ne gibi dostluklar kazandırdığını düşününce, dijital dünyanın insanı nerelere götüreceğine dair çok da fena bir örnek sayılmam sanırım…

8 yorum

  1. deniz’in #ddkitapligi altinda paylastiklari o kadar ozenli yazilmis ve kendini yasina gore o kadar güzel ifade etmis ki kitap okumanin hicbir zaman demode olmayacagini görüp buna da sevindim mesela ben sahsen 🙂
    cocuklari sosyal medyadan uzak tutmak hic gercekci gelmiyor kulaga o yüzden en makulu takip edilebilecek & uzaktan da olsa kontrol altına alabilinecek gibi yapmalarını saglamak herhalde.
    daha neler cıkacak acaba cocuk yetistirmeyle ilgili dert edilmesi ve karar verilmesi gereken 🙂

  2. Aslında o değil de, benim gibi ekransız 5 yaşına getirdiği çocuğu ekranla nasıl tanıştıracağını bilemeyen (instagramsız yani uzaylı) anneler naapsın Elif??? Yani bir “ekranlı hayata giriş” yazısı gelmesin mi şimdi bunun ardından?? Ne izleyelim, ne oynayalım, nerden ne bakalım bir de onu anlatsan? Çocuk doğaya elişine gerçek ilişkilere doydu yani 😀 Bir yerden başlamak lazım ama nerden? Karşılığında çok temiz “ekransız ama aklıselim yaşam” tüyoları veririm, söz 😀

    • Evet, ben de resmen bu dertten müzdaribim. Yorumunuz için çok teşekkürler. Kızım 4 yaşına doğru ilerliyor, ve ekran dozunu nasıl artırsam ya da disney filmlerini nasil izlemeye başlayacak diye düşünüp duruyorum. Sonucta doğru dürüst ekrana maruz kalmamış çocuk bir anda 1.5 saatlik film izleyemez ki! Şok olur herhalde. Resmen nasıl başlanır ve ilerlenir eğitimi istiyorum.

      • E bence izlemesin zaten 4 yaşındaki çocuk 1,5 saatlik filmi 😀
        20dk nelerine yetmiyor canımmm?! Ya hep ya hiç yapmayalım bence, az az.. Ama az az ne? Sorun o 😀 Çok bilgisizim bu konuda, doğada büyüteyim derken resmen hippi olduk biz, mutluyuz ama garibiz de, bi ara noktası lazım..
        Elif yardım eeet 😀 (devlet baba bize el uzat der gibi oldu yahu)

    • Benim aklıma ilk olarak “Common Sense Media” platformu geliyor, orada yaş grubuna göre çok güzel öneriler oluyor. Türkçe olarak da Çocukla Sinema başladı yayın hayatına, giderek zenginleşiyor oranın da içeriği…

      Ben olsam direkt 1,5 saatten değil ama evet, küçük küçük filmlerle başlardım yavaş yavaş…

  3. Biz uzun suren detayli konusmalardan sonra karsilikli bir anlasma imzaladik oglumuzla sosyal medya kullanimiyla ilgili. Kurallarin cogunu da kendisi koydu, biz bazi eklemeler yaptik sadece.

  4. Artık eskiye nazaran biraz daha zor hayata tutunabilmek. Hep nerede o eski zamane sözleri var insanların aklında. Çocukluğumuz ve şimdiki zaman dilimi. Yeniliklere korkuyla alışmaya çalışıyoruz. Hem güzel yanlarını düşünüyoruz hemde daha çok küçükken bize söylenildiği sobaya yaklaşma! cızzz… gibi etkiler. Yeni Türkü nasılda biz büyüdük ve kirlendi dünya sözleriyle hislerimize tercüman olmuş. Belki de eski zaman şimdiki zaman değilde çocukken dünyayı daha bir pembe, daha bir mavi  gibi görebilmemizden ve büyüdükçe kara kara renkleriyle de tanışmamızdan geliyor zamanla ilgili problemimiz. “Eyvah! Dünya elden gidiyor.” Ne kadar da haklı bir endişe hepimiz için. Sahip olduğumuz güzellikler, komşuluk, arkadaşlık, akrabalar arası sıklıkla bir araya gelme, misafir olma, misafir ağırlama durumları, soba üzerinde kestane kebap eğlenceleri, ekransız kışın kasvetiyle evde kalınan durumlarda oynanan gölge oyunları, sessiz sinemalar. Ah! o beş dakika…daha izin alabilmek için ailemizden eğlencesine doyum olmayan sokak oyunları. Hepsini geçmişte bıraktık. Ben çok uğraştım oğlumun arkadaşlarını tek tek arayıp gölün orada buluşup yakan top, voleybol gibi sokak oyunlarıyla arkadaşlıkları pekişsin sosyal olarak daha aktif olsunlar diye. Ancak tek başıma bir yere kadar. Çok özverisiz, çok bencil insanlar var. Yaş aldıkça bencilliklere ve özverisizliklere maruz kaldıkça da kabuğuma çekilmeye başladım. Yalnızlığı tercih ettim. Benimle birlikte çocuklarım da.  Hal böyle olunca özverisiz ve çıkar ilişkisine dayalı sosyal bir ortam varken dijital dünyaya bir adım daha yaklaşmak çok daha kolay. Kontrolsüz yaşadığım çocukluğumu çok özlüyorum. Çocuklarıma sağlayamadığım, benim yaşadığım çocukluğumu onların yaşayamamış olması hayal kırıklığım. Sosyal medyanın artılarıyla hayatımızda rol almasını diliyorum.

  5. #ddkitapligi için ilk paylaşımlar oldukça güzel. Umarım devamı gelir. Deniz diğer yaşıtlarına güzel örnek olur. Başarılar