14 Yorum

Bir Deli Döngü, Bir Yorgun Ana

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Pınar Ç. tarafından kaleme alındı.

Yazar Hakkında

PINAR Ç. – Hayatı boyunca anne olmak istemiş; olunca önce başı göğe ermiş, sonra ayakları yere basmış, bebeğiyle birlikte büyüyen, değişen, daha iyi biri olmaya çalışan hevesli bir kadın. 

Gözlerini kırpıştırdı. Beline yel mi girmişti gene? Üstünden sıyrılmış tişörtünü düzeltti.

“Yamuk yumuk uyumaktan hep, of..” diye düşünerek yatakta doğruldu. Dişini fırçalamaya fırsat kalmadan sızmıştı gene. Makyajını da çıkaramamıştı. Sabahın 3’ü.. “Olsun gene de kalk. Hadi.” dedi kendine. Bir gözü açık biri kapalı dişlerini fırçaladı ve yüzünü yıkadı. Uykusuzluğun ve tamam itiraf edelim, biraz da artık yaşının hediyesi çizgilere özenle kremlerini sürdü.

“Eee yüzümü yıkadım, uykum açıldı. Dur biraz instagramda gezineyim” diye düşündü. “Çocuğa şu süper organik, dut unlu kekten yapayım. O yaptıklarımı da hiç sevmiyor ama neyse.. Hep çikolata hep çikolata. Anneme söyleyeyim de bir daha vermesin ya, alıştı çocuğum. Bu bahar şurdaki otele gidebilsek keşke ama adam yerinden kımıldamıyor kardeşim!” derken oldu mu sana saat 4.. “Yarın Nilüfer’e söyleyeyeyim de yoğurt mayalasın, aa evde süt bitti, yarın internetten söyleyeyim de gelsin, ama 3-5 arası gelsin, bebe öğle uykusuna 12 gibi yatıyor bu aralar.. Neyse yarın yaparım. Yarın ne yemek yapsak acaba ya? Evde hangi sebzeler var ki acaba. Neyse ona da sabah bakarım. Haydi yatalım bakalım.”

– Anneee. Meme!
“Zaten uyumamıştım.”

-Gel yavrum. Ama emmeden uyuyabilirsin artık biliyorsun değil mi?

“Biliyor ama anlamazdan geliyor sıpa. İnstagrama bakmasaydım iyiydi” diye düşündü kendi kendine.

Eveet saatler 4:30 oldu.

“Oh uyudu. Şimdi uyuyabilirim. Ama uykum açıldı sanki. Dur 1’den 100’e kadar sayarken uyuyabilirim sanki. 1,2,3,4,zzZzzZz…”

Pencereye konan kuşun cıvıltısıyla uyandı. Çaktırmadan, yanında uyumakta olan tombik yanaklıya bir göz attı.  “Oh uyuyor. Hemen sıvışayım.”

Dişlerini fırçalarken aklında bin tilki dolaşıyordu: “Nilüfer bugün süt mayalayacak, alışveriş yapacağım, ay bu lavabonun hali ne! Bu akşam duş almadan güzelce temizlerim. İnşallah bu akşam duş alırım. Aldığım kuru şampuan hiç işe yaramadı valla. Bugün ne giysem? Kaçık olmayan bir çorap bulursam siyah elbisemi giyerim. Çorap da almam lazım.”

Elbisesini giydi. Saçını taradı.

Tak, tak, tak!
– Günaydııın.
– Hoş geldin Nilüfercim. Bizim kız uyuyor. Ben yakalanmadan çıkayım. Geçen gün de geç kalmıştım. Bugün yapacaklarımızı ben sana mesaj atarım. Hadi görüşürüz canım.

Ofiste 09:00 toplantısı.

Dünyayı kurtarmak üzere toplanmışlardı. “Projeler, projelerimiz” başlıklı toplantı devam ediyordu. Tilkiler dolanmaya devam ediyorlardı: “Çocuğun ayakkabısı küçüldü. Şu siteye girsem de hemencecik alsam birileri görür mü… Aaa marketten süt söyleyecektim. Ayakkabıdan önce onu halletmeli. Aaa dolapta hangi sebzeler olduğuna bakacaktım. Tüh be. Eee akşama ne yapacağız o zaman? Aman zaten ne yapsam beğenmiyor. Yok efendim çıkarken harika şeyler yapıyormuşmuşum da, şimdi kadının yaptıklarına mahkum olmuşuz da. Neyse makarnayı her türlü yiyor zaten. Olmadı hemen onu haşlarım. Ama bizim kıza önden yemek yedirmeli. Makarnayı görünce ıspanağını yemiyor sonra.”

– Ee Pınar Hanım, biraz da sizin projelerinizi dinleyelim.
– Efendim, X projesinde şöyle şöyle yollar katettik, Y projesinde şuralara buralara teklif verdik, gelince onları değerlendireceğiz.

“Off ucuz kurtuldum. İyi geldi aklıma ha bi anda sorunca. Bu arada market alışverişini de yapmıştım neyse ki heheheh. Nilüfer’e mesaj atayım. Bugün toz da alsın.”

Toplantı bitti. Öğle yemeği vakti geldi.

“Kış geldi gene yağ bağladık. Biraz yürüyüş yapayım. Sonra bizim kızlarla giderim yemeğe. Sakın pilav, makarna, tatlı varsa yemeeee!”

30 dakika yürüyüş yapıp, üstüne ezogelin çorba, izmir köfte, pilav ve kadayıftan oluşan menüyü mideye indirdi ve masa başına geri döndü.

“Eveeet bir kahve içelim bakalım. Bugünlük ne kaldı şimdi. 1-2 mail atacağım. Şartnamaye göz at… Aa kıza ayakkabı alacaktım. Dur onu da halledeyim bu arada.”

Saat 17:30 oldu.

“Bugün mesai yok Allahtan. Hadi kalk kalk. Koş otoparka”

Apartmanın önüne park etti ve kapı zilini çaldı; zillerin yanındaki ekrana gülümseyerek el salladı. Apartmanda bir ses yankılandı.

– Anneee!
– Yavruuum. Geliyoruuum!
– Aba, anne beni duyduu!
– Selam canım. Naber? Nasıl geçti gününüz? Oh oh pek güzel. Aaa kızım neden oyuncaklarını yere atmaya başladın şimdi? Ama oyuncakların kırılır güzel kızım. Demek seninleyken hiç oyuncaklarını yere atmıyor. Özledi herhalde beni. Akşama ne vereyim bu kıza? Sağol canım, sen de hazırlanmışsın zaten, hadi çık. Yarın görüşürüz. Teşekkür ederiz.

“Bi tuvalete girseydim iyiydi. E neden söylemiyorsun o zaman? Bende bir bozukluk var valla.”
– Anneee! Meme!

“Ve altına işedi…”

Akşam yemeği vakti geldi. Evdeki bütün oyuncaklar binbir parçaya ayrılarak evin dört yanına saçıldı. Anne bebeyi sabit tutmak ve yemeği hazırlamak için bebeye telefonu verecekti ki telefon çaldı.

Merhaba canım. Geliyor musun? Evde kıymalı karnabahar var, sebze çorbası vaar. (çocuğun yemeklerini ballandıra ballandıra anlatmaktadır. Artık yemekleri kendi başına bitirmeye çalışmaktan gına gelmiştir.) Yemez misin? (Şayze ye!) Tamam canım, sen makarna yersin. O da var. (Hemen makarna haşlamalıyım!)

Sonunda bebe telefona kavuştu. Anne yemekleri hazırladı. Baba eve geldi. Çok yorgun tabii. Önce yarım saatlik tuvalet seansı, sonra makarnanın kıvamı hakkında bir eleştiri silsilesi ile ailenin yemek seansı sona erdi. Allahtan bebe yemeğini yedi. Anne de yedi galiba. Ama bir tuvalete gitmesi gerekiyor. Anne tuvalete girdi, hooop peşinden hemen minik eller kapıyı yumruklamaya başladı. Anne klozetin üstünde otururken “Bu akşam şu banyoyu bi elden geçirmem lazım” diye düşündü.

Ardından, lego, doktorculuk, lego, küplerden kule yapma, baby tv, youtube, lego, kitap okuma, annenin ziynet eşyalarını karıştırma gibi aktivitelerle saatler birbirini kovaladı.

Sonunda bebenin uykusu geldi ve sapıttı. Karanlık odaya geçildi. Anne bebesini kucakladı ve….

Gözlerini kırpıştırdı. Beline yel mi girmişti gene? Üstünden sıyrılmış tişörtünü düzeltti.

“Yamuk yumuk uyumaktan hep, of..” diye düşünerek yatakta doğruldu. Dişini fırçalamaya fırsat kalmadan sızmıştı gene. Makyajını da çıkaramamıştı. Sabahın 3’ü.. “Olsun gene de kalk. Hadi.” dedi kendine. Bir gözü açık biri kapalı dişlerini fırçaladı ve yüzünü yıkadı. Uykusuzluğun ve tamam itiraf edelim, biraz da artık yaşının hediyesi çizgilere özenle kremlerini sürdü.

Duş alamamıştı ama en azından şu kuru şampuanı vardı. Saçları hafif yağlı görünse de en azından Hindistan cevizi kokacaktı…

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

14 yorum

  1. Dehşetle okudum, kızarak, sinirlenerek okudum ve de üzülerek. Okurken bile içimiz şişiyor, yoruluyoruz Ama her gün bu kısır döngü içinde yaşayan binlerce kadından biriyim bende. Bıktım diye bağırasım geliyor bazen… Vazgeçsek keşke herşeye yetişme isteğimizden.

  2. Can acıtıcı derecede mükemmel bir yazı. Kalemine sağlık Pınar.

    • kesinlikle! yaptığım bir iş başvurusundan 3 aşamalı mülakatı geçsem de son anda elendim, günlerdir üzüntüyle yaşarken bu yazı biraz teselli oldu bana. evde olmak, bir süre daha iki bebeyle en azından sadece evde koşturmak iyi olacak sanırım. sizi de sevgiyle kucaklıyorum

  3. 3 yillik evli ve cocuksuz bir kadin olarak korkuyorum ! Yazi harika, o kadar içine cekti ki beni kahraman olarak kendimi gözümde canlandirtti 👏🏻 Ne kadar herseye yetişmeyi reddetsekte arka planda o beyin calisip yorulacak bundan kacilmiyor galiba…

  4. Çok tatlısınız. Sarılmak istedim. Sevgiler.

  5. Mehtap gülsüm özbey

    Allahım yanlız değilim😍

  6. Sımsıkı sarılıp öpmek istedim sizi. Kolay gelsin!

  7. O kadar iyi anlıyorum ki… Bunların yanına çocuğu apartmanı anne diye inletirken işe giden, iş yerinde acaba bakıcı yavrumu boğazlıyor mu, dişlerini sıkıp sinsi sinsi korkutuyor mu düşünceleri kafasında dolanan, molalarda evdeki kamera görüntülerini izleyen, öğle araları süt sağarken ağlayan, kocadan da “sen çocuktan sonra acayip değiştin yav gergin, sinirli biri oldun!” şeklinde atar yiyen bir anne ekleyin. İşte benim!

  8. Sinema salonunda karanlık hafif güneş ışığının girdiği bir yerde esas oyuncu filmin anafikrini anlatıyor gibiydi. Anlatım diğer arkadaşlarında dediği gibi mükemmel. Bu zamanda anneliğe, kadınlığa verdiği hezimet. Makarnayı baba da yapabilir. Çocuğa anne de bakabilir ama çalışmalı anne boşuna mı okudu onca yıl, koca eline bakmamak. Az önce itirafların birinde okuduğumdan evlilik modern kölelik demiş birisi eee pekte yanlış değil hani. Yirmi yıl önce ah bir meslek sahibi olabilsem çeker miydim kocamı, kaynana mı diyen annelere inat şimdi böyle koşuşturmacalar ve yirmi yıl sonraki kadınlarımızın isteklerini şimdiden çok merak ediyorum. Şimdi anladığım kadarıyla çok zor. İyiki elde bulaşık, çamaşır yıkama zamanını atlattık.

  9. Ah ne kadar ben, iki çocuk versiyonuyla.. Yalnız olmadığını bilmek bile hafifletiyor bir nebze. Çok güzel evet ama çook zor. Sevgiler ♥️

  10. Son zamanlarda okuduğum en iyi kurgulanmış yazılardan biri! Gerçek bir “gerçek kesit” 👍

  11. Muhteşem bir yazı.. Kalemine, yüreğine sağlık Pınar.
    Yükünü hafifletir mi bimem ama, yalnız değilsin..
    Kuzucuklar büyüdüğünde yüzümüzde tatlı bir gülümsemeyle anacağız bu günleri.. 🙂

  12. Ah ne kadar da aynıyız keşke oturup dertleşsek sohbet etsek..sevgiler

  13. çok benzer (maalesef). dün gece beni babam uyutsun dediği için (sadece oğlan istediği için)çok sevgili (?) eşimi çağırdım. uyumuyorsa bırak bu saatte uyumasa nolacak dedi .(saat 22.00 ye geliyordu ve sabah 7 de uyanıp kreşe gidecekti.)
    açık konuşayım çocuk psikolojisi için babayla büyümesini önemsemesem eşimi çoktan kapı önüne koymuştum. çünkü herşeyi kendim yaparken bir de o makarnayı yapmak zorunda değilim.
    elinize sağlık.sevgiler…