14 Yorum

Annelerin Kızlarına Ettiği

Yazar Hakkında

NS – Yazmayı çok seven ve hep yazıyla kol kola ilerleyen kariyerine mecburi bir ara veren aylak yazar. 40 yaşında, evli; bir kız çocuk, iki de kedi annesi.

Hani hep derler ya “Anne olunca anlarsın!” diye… Bu cümle çoğu zaman ‘başına gelecek var’ anlamında mı yoksa ‘ah o tarifsiz sevgiyi sen de tat’ manasında mı kullanılıyor, pek emin değilim. Ama bir serzeniş içerdiği kesin.

Geç sayılabilecek bir yaşta, 36’mda anne oldum. İlk başlarda, kucağımdaki minnacık şeyin hayatımın merkezi olacağını düşünüp panikledim. Becerebilecek miydim onu iyi yetiştirmeyi? Elimden geleni yapacaktım. Beni şaşırtan, dönüştüren, kendimi sorgulatan, gülümseten bir cimcimeye dönüştü kızım.

Anneliğimi sorgularken, kendi annemle olan ilişkimi de düşünmeye, çözmeye çalıştım. Çözdükçe dağıldım. Annelerin kızlarıyla tanımlaması zor, inişli çıkışlı bir ilişkisi var. Didiklemeye meyilli. Klişe deyişle, hepimiz eleştirdiğimiz/benzemekten imtina ettiğimiz annelerimize mi dönüşüyoruz gerçekten? Nerede düğümleniyor bu ilişki?

Annemizi seçemiyoruz evet ama (eğer anne olmayı seçtiysek) nasıl bir anne olacağımızı seçebiliriz. Artık bize ayna tutacak, silkinip kendimize getirecek kitaplar, internetten ulaşabileceğimiz yazılar, sosyal medyada kendimize yakın bulup takip edebileceğimiz anneler var. (“Kızımın elbisesi şurdan, pabucu buradan; çok severek giyiyoruuuz” tarzı instamom’ları kastetmiyorum.) Yani karanlık bir okyanustaymış gibi hissediyorsak, bize ışık tutacak anneler… Kusursuz olmak zorunda değiliz, bizim de hatalarımız var ama belki fark edince başlayacak değişim.

Başta yönümü bulmakta zorlandım, annem bizimle yaşamaya başlamıştı. Kendimi yetersiz hissedip panikledim. Bir sürü hata yaptım ama eleştiri dozu arttıkça daha da panikledim. Şimdi hatalarımı görebiliyorum ve onları düzeltmeye çalışıyorum. Kolay değil, zorlanıyorum. Durduk yere kızıma bağırırken bulduğumda kendimi, onun gözlerindeki korku beni de korkutuyor.

Neyi becerirsin ki zaten!

Kendimi neden yetersiz/eksik hissettiğimi düşünüyorum… Annemle olan tartışmalarımızda söylediğim cümle yankılanıyor kafamda: “Bir kere de ‘yapabilirsin, becerirsin sen, kendine güven’ dedin mi bana? Demedin! Ben yapabileceğime, altından kalkıp başa çıkabileceğime inandırılmamışım ki hiç!”

Şimdi bile 4.5 yaşındaki kızımın yanında “Ah kuzuum, annen beceremiyor artık sen ayıklarsın balıkları. Annen yapmıyor, sen yaparsın börekleri!” laflarını işittiğime göre değişen bir şey yok. Torunum sana söylüyorum, kızım sen anla. Kendi çocuğumun yanında aşağılanmayı geçtim, annelik sırf mutfak maharetleriyle mi ölçülür oldu? Evet, annemin kekleri börekleri enfestir, yemekleri lezizdir herkes bayılır ama keşke nevresimlerinin güzel kokması için gösterdiği özeni, kalburabastısının kıvamı için gösterdiği çabayı beni sevdiğini göstermek, bana güven aşılamak için de harcasaydı…

Gelir gelmez evimin kirli köşelerini temizlemeyi boşverip şöyle karşılıklı oturup kahvelerimizi içerken, samimi bir şekilde muhabbet edebilseydik… Birbirimizi iğnelemeden, imalara boğulmadan… Kek kabarmasın mühim değil, ama yürek kabarmasının sonuçları daha üzücü. “Gel, sahilde kahve içelim” dedim, “Halim yok” deyip istemedi. Ama şimdi, ben bunları yazarken, dün süpürdüğüm halıları silip çıkan kiri bana gösteriyor! “Gel gör neyi süpürmüşsün!” demeyi ihmal etmeyerek. Demek ki böyle mutlu. Süpürsün. Ben hizmetçi ruhlu olmak istemiyorum, mutlu olmak istiyorum yahu!

Artık 40 yaşındayım. 7.5 yıllık evli, 4.5 yaşında bir kız çocuğu annesiyim. Annemle olan meselemi çözmek için psikoterapiye başlıyorum. Yarın. Geç de olsa kendimle ve annemle barışmak, özgüven kazanmak ve benzer şeyleri kızıma yaşatmamak için. Yine bir tartışmamızda “Git, tedavi ol! Ziyan edeceksiniz bu çocuğu!” suçlamasına, “Ben ziyan oldum, kızım olmasın diye çabam! Belki zamanında sen tedavi olsaydın her şey çok farklı olurdu.” demem gibi. Çoğunu yutsam da, bazen dilimin ucuna gelenleri söylüyorum işte. Tutamıyorum kendimi. Bu yaşta işten çıkarılınca “Kesin bir şey yapmışsındır, neden bilmemkimi çıkarmadılar!” suçlamasından da, öğrenciylen azar işittiğim öğretmenimi, tartıştığım arkadaşını anlatınca da “Kesin sen bir şey yapmışsındır, çenen durmaz ki!” suçlamalarından bıktım yoruldum. Hiç mi ben haklı değildim, hep mi ben hata yaptım?! Bir kez dinleseydi… O yüzden şimdi hiçbir şey anlatasım yok, o yüzden sohbetler kuru kuru.

Annem yapmazsa ben şımartırım kendimi

Anne sevgisi de, anne (nefreti demek istemiyorum) çatışması da, başa baş gidiyor içimizde. Bizimle birlikte büyüyor. Sonra içimizdeki o çatlak büyüyüp kocaman kırıklara dönüşüyor. Hayatımızı ele geçiriyor. Sürekli eleştiri, hep beceriksizlikle suçlayarak motive etme çabası hiçbir zaman işlemez, işlemiyor.

Tam tersi hep yetersiz hisseden, kendinden sürekli şüphe eden, özgüvensiz, potansiyelini anlamadan hayatını heba eden insanlar yaratıyor. Pırıl pırılken, “Nasılsa yapamam” diye hiçbir şeye cesaret edemeyen insanlar… İçimizdeki o merakı, heyecanı; gözümüzdeki o pırıltıyı söndürüyor. Mutsuz ediyor. Ne au-pair olmak istediğimde “Sen daha kendine bakamıyorsun, başkasının çocuğuna mı bakacaksın?!” sözlerinin, ne de üniversiteye hazırlanırken “Bu çalışmayla Sütçü İmam’ı bile kazanamazsın!” laflarının acısı çıktı içimden. (Ki biri güzel sanatlar fakültesi olmak üzere 2 üniversite kazandım) Böylesi bir hırsla kazanılan başarıdan hayır gelmez.

Eskiden esprili, neşeli bir insan olan ben kızımdan duyduğum “Anne çok ciddisin, şakaları hep ben yapıyorum!” cümlesiyle tokat yemişe döndüm geçenlerde. Şaşırdım. Demek öyle görüyor beni, demek öyle birine dönüşüyorum ben! Hemen bir şeyler yapmalı. Ben bu değilim, olmamam lazım. Çocuk haklı. Boşuna demiyorlar, anne iyiyse çocuk da iyi. Önce kendim iyi olmalıyım, çünkü kızım benim yansımam. Bende ne görürse o. Benim davranışlarım rehber onun için, söylediklerim değil. Onu anlamak için daha çok çaba sarf etmeliyim. Bunu hak ediyor. Derine inmeli, altlara ittirmek olmaz.

Ben annemden, annem anneannemden böyle görmemiş olabiliriz. Ama zincirin bir yerlerinde düğüm var; o, kızımı da içine almadan çözmem lazım. Evet, perdelerim annemin evindeki kadar temiz olmayabilir, nevresimlerim de onunkiler gibi jilet ütülü olmayabilir… Ama evim de yaşanmayacak kadar leş, yaptığım her yemek de yenmeyecek kadar kötü değil ya! İyi yaptığım bir şey illa vardır! 4’ündeki torunuyla pişirdiği kadar kurabiyeyi, 40’ındaki kızıyla pişirdi mi acaba annem? Döküp saçmadan, taşırıp yakmadan öğrenilmez ki bu işler! Önemli olan o an’ı paylaşmak değil mi, jüriye yemek beğendirmek ya da Michelin yıldızlı şef olmak değil ki derdimiz! Ben ya kötü olursa, ya annem laf ederse diye börek pişirmedim bugüne dek! Mis gibi incik pişiren ben, börek mi yapamayacağım?! Yapacağıma inandırılmamışım ki ben… Sabahattin Ali’nin yazdığı gibi inanmak noksanmış bende. Ben de istiyorum annemle yakın olayım, yargılanmadan/eleştirilmeden içimi açayım, sahilde yürüyüş yapıp sohbet edeyim, hayattan konuşayım… Hatalarım varsa da (ki illa vardır) suçlanmadan çözümü için cesaretlendirileyim, gösterilen yolda ilerleyeyim… Anne-kız birbirine en yakın iki arkadaş olabilecekken, kadın kadının, ana evladın halinden anlayabilecekken neden bu didişme?!

Yoruldum, üzüldüm. Ama yetti. Kızım için, kendim için çözeceğim. Bu yara beni çok incitti, içimi çok acıttı. Hatasını kabul etmeyen birine laf anlatmaya çalışmak da cabası. İyileştirmek için, yaranın kabuğunu kaldırmak gerekse de korkunun ecele faydası yok. “Ben anamdan ne gördüm ki kızıma ne göstereyim!” deyip kafamı kuma gömemem. Belki anlatmayı öğrenirim, olmuyor mu; o zaman da su tutmayan kumaş gibi lafların içime işlemeden kayıp gitmesini sağlarım. İş bende bitiyor, o değişmezse ben yönümü değiştiririm. Haydi vre!

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

14 yorum

  1. 2 de kedi annesiiiii!!! Bence bu ütülü nevresimlerden ve lezzetli böreklerden çok daha zor 🙂 yürek lazım çünkü, sevgi dolu olanından. Emek lazım. Ben yapamam, yapanlara hem çok saygı duyuyorum hem gıpta ediyorum.
    Başlamak bitirmenin yarısı derler ya. Siz kararınızı vermiş, yola çıkmışsınız, yolunuz bahtınız açık olsun 🙂

  2. Resmen biri beni anlatmış diyerek okudum yazınızı..Sanıyorum sayımız az değil çok varız böyle anne ile sağlıklı iletişim kuramayanlar olarak. Annemi çok seviyorum saçının teline zarar gelse mahvolurum fakat biz de hiç yakın olamadık. Annem hep çocuk gibiydi..Nerede ne konuşulması gerektiğini bilemeyen, her zaman avutulması gereken sürekli çocuk gibi hareket eden bir yetişkin..Bense her yaşımda onun çocukluklarıyla baş etmeye çalışan bir yetişkin oldum hep..Hayatımda en çok ihtiyaç duyduğum şey olgun, mantıklı ve üzüldüğümde başım sıkıştığında bu olgunluğu ile bana deva olacak bir anne 🙁 Yine de Allah yanımızdan eksik etmesin onları..

  3. Ben de annesinin eleştirilerinden bolca nasibini almış bir evladım. Tek fark bana yapamazsın demedi hiç ama hep bu da dert mi ima edildi, hastalığım hastalık değil derdim dert değil. Yaptığım şeyler beğenilmez, hele de ev işiyse. Bu tavırdan eşim de aldı nasibini. En son yahu adama romatoid artrit teşhisi kondu, strese gelemiyor, yoruldum kardeşimle babamın kavgalarından dedim diye ben de strese gelemiyorum, zaten hastalığı genetik onun cevabını da aldım. Normalde de hiç acımasız değildir. Diğer iki kardeşime de böyle değildir. o şekilde kabul ettim. 40 yaşla ve 4.5 yaş oğulla bana da bir aydınlanma geldi. Mesafe koydum. Hayatımda ilk defa geniş ailemin eşim ve çocuğumdan önemli olmaması gerektiğini, onları eyleyeceğim diye diğer ikisini harcamamam gerektiğini anlıyorum.

    Size de okurken ah canım annesinden yaralanmış kız kardeşim diye sarılmak istedim. Hepimiz bu topraklarda annesinden yara almış gönül kardeşleriyiz. Ne diyelim. Zinciri kırarız elbet.

    • annesinden yara almış gönül kardeşleri ….valla ofiste hüngür hüngür ağlayacağım…:(

      • Ben de annemle benzer bir ilişki içindeydim ve halen içindeyiz. Hem hayat mağduru (ne çileler çekmiş) ama hep mükemmel (yani, en güzel yemekleri yapan, en temiz evi olan, hep ütülü) olan annemin yanında ne yapsak olmuyor. Ne yapsak tam değil. Can cana sohbet etmek diye bir eylemimiz hiç olmadı. Önceleri bunun için çok uğraştım. Ama çok mağdur ve hayat ona çok şeyler yapmış, o yüzden de o ney yapsa ne istese çocukları kabul etmeli algısıyla yaşayan bir anne olarak yaptıklarına devam ediyor… Ben de bol bol okuyorum. Olabildiğince az iletişim kuruyorum. 3 yaşındaki kızımla böyle bir ilişki kurmadığımı düşünüyorum. Ama yine de hem kendi gözlerimin önünde hem de kızımın önünde annemle böyle bir anne-kız ilişkisi yaşamak istemiyorum. Önce maddi sıkıntılardan şimdi iş yoğunluğundan dolayı henüz bir psikologa gidemedim ama bir an evvel gitmek istiyorum.

  4. annemle bu yazıda bahsedilene benzer olaylardan ve yıllardır bizi sömürülecek kaynak görüp hiçbir zaman gerçek anne olamamasından dolayı 37 yaşımda 2 çocuk annesi olduktan sonra bağımı koparmaya karar verdim.sadece zorunlu olarak arayıp görüşüyorum zorlama ve itelemeyle samimiyet ,ilişki kurulmuyor.bizi sevsin diye niye yalvarayım ki hiç bir zaman imrendiğim anne örneği olmadı.onu o şekilde kabul ettim. beni sevmeyen zarar veren dibe çeken annemi hayatımdan duygusal olarak çıkardım.aramıyormu aramıyorum gelmiyormu gitmiyorum.çok da rahatım 1 yıldır.kendimi eşimi çocuklarımı çok seviyorum.o babamdan nefret ettiği için bizlerden de nefret etmiş ve bize o kadar çok zarar vermiş ki yıllar sonra farkına vardım .kan bağı değil gönül bağı.herkes umarım kendi başlangıcını yapar.nasıl mutlu olacağınıza dair iç sesinize güvenin.sevgiler

  5. Annem ruh hastasi. Sozel olarak beni de kardesimi de epey hirpaladi. Uzerimizde deli kontrol ve baski kurdu. Hala da buna devam etmeye cabaliyor. Duygusal olarak bir yakinlik hissetmiyorum. Olse sevinecegim kurtulduk en sonunda diye. Cocugumu kenara cekip arkamdan konusuyor. Sacma sapan hareketler. Duyan inanamiyor tabi. Beni abartmakla sucluyorlar. Narsist kisilik bozuklugundan muzdarip oldugunu dusunuyorum. Sorunu olmadigini dusundugu icin tedavi olmayi reddediyor. Bununla ilgili yazilmis epey kitaba denk geldim. Yalniz degilmisim. Oyle sak diye hayatimdan da silemiyorum. Mesafe koydum. Uzmanlar da boyle soyluyor. Biraz para biriktirirsem tedaviye de baslayacagim. Her doguran anne olmuyor arkadaslar. Anneleri ile yakin ve saglikli iliski icinde olanlar cok sansli. Yaralardan tamamen kurtulmak mumkun degil belki, ama biraz da olsa iyilesebiliriz. Benim de dahil oldugum sessiz cogunluk sayisi azimsanamayacak kadar cok cunku. Hepimize gecmis olsun.

  6. Yaşadığınız kalp kırıkları için üzüldüm, keşke olmasaymış ama anneniz de muhtemelen bunu bilinçli yapmamıştır. Size yansıttığı belki de onun kendi büyürken evliyken maruz kaldıklarının yarısı bile değildir. Neden temizliğe bu kadar taktığını, yemekleri iyi yapmaya uğraştığını düşündünüz mü. Şimdi olayın farkında bir yetişkin olarak onu olduğu gibi kabul edip, kendinizi şifalandırırken onu da şifalandırma zamanı.

  7. Ah, nasıl da anlatıyor beni, bizi! Hasta olduğum için ıhlamur yapmıştı bana annem, ”senin için yaptım, içsene” dedi diye ağlamıştım. O kadar kırılıyor ki insan, o kadar işliyor ki içine, uzun zamandır bana söylediği en güzel şey o olduğu için ağlamıştım.

  8. Merhaba ben görülmeyen kız evlat. Akıllı, self servis, uyumlu, düşse de kendi kalkan. Şu ara re-parenting yapmakla meşgulüm kendime. Ebeveynlik hizmetinde de iş başa düştü. O da self servis. Peki. Ama iyi geliyor. Gerçekten iyi geliyor. Bu her zaman açık kalacak bir yara. Kapanmasını beklemiyorum. Üzüldüğümde geçeceğini biliyorum. Bunun benim değerimle alakası olmadığını biliyorum en önemlisi ve kolaylaşıyor bir şeyler. Benim şu yaşımda ve gücümde bile ihtiyaçlarımı karşılamakta yetersiz kalmış bir annenin ben ona yaşamak için dahi muhtaçken bana ne denli yanlış şeyler öğretebilmiş olabileceğinin farkındayım (değersizlik, özensizlik, önceliksizlik). O küçük kıza ara ara sarılıyorum gözlerim kapalı, yanındayım diyorum. Kendi güvenilir ve huzur veren yetişkin yanımın onun yanında olmasının dünyayı artık ne denli güvenilir kılacağını anlatıyorum, hissettiriyorum ona. İyi geliyor. Bu kendi içine dönen bir döngü. Annem aramasa bir hafta yine döngünün başındayım (aramıyor!). Ama daha hafif. Daha hayatın bu kadardan ibaret olmadığının farkında. Dünyayla ilk bağı annemizle kuruyoruz evet ama sonra ona başka başka kollarla sarılmak bizim elimizde. Bizler yaralı, kafası karışık, pek de ne yaptığını bilmeyen annelerimizin yansıması olmaya gelmedik. Ve benim cidden kafam karışık değil ve ne yaptığımı (annelik yaparken) biliyorum. Biraz yaralıyım belki, o kadar. O kadar. Hayat kısa, kuşlar uçuyor.

  9. Benden kıymetli mi

    Dayanamadım içimde kalmasın bir kaç bişey söylemek istedim. Bu ve benzeri tacizlere muhatap insanların annemdir babamdir kirilmasin diye düşmanının yanlış olduğunu düşünüyorum. Söylüyorum anlamıyor diyorsanız aklına bir kazık gibi çakacak şekilde anlatmanın yolları var. En azından sonra düşündükçe belki kendini sorgular. Örneğin yemek konusundaki laflara cevaben gayette güzel yapıyorum. Gecen senin böbreğinden bile güzeldi. Parmaklarınızı yedik. Temizlik konusundaki eleştiriye benim vaktim kıymetli, o işi yapan profesyoneller var veriyorsun parayı yapıyorlar nedir yani dünyanın en önemli işi gibi yuceltiyorsunuz bu temizlik işini. Onu herkes yapabilir benim yaptıklarımı herkes yapamaz. Gibi. İsten cikarildiksa ve bundan eleştiri geliyorsa, bilmediğin konularda ahkam kesmek kolay, öyle gerekiyordu öyle oldu. Gibi. Bazen insanlara sinirinizi zorladığını hatırlatmak gerekir. Bu sizin kendinize borcumuz. İcabında ” benimle kimse böyle konuşamaz “da demek gerek hem de yüksek sesle. İnsanlara duracaklati noktayı bilmediklerinde göstermek gerekiyor..

  10. Bu yazıyı ben mi yazdım acaba diye düşündüm bir an 😌 Aynılarını yaşadım yaşıyorum. Farklı olarak neredeyse 1,5 yıl terapi aldım. İyi bir terapistle çok çok yol alacaksınız. Sarsılacaksınız ama iyi olacaksınız. Artık kendimi ve yaşadıklarımı annemin gözünden görmeyi bıraktım ben, hafifledim. İlişki iyileşmiyordu, önemsememeyi öğrendim. Maalesef ki annenin doyuramadığını dünya doyuramıyor. Ama daha iyi hissetmek mümkün. Çok sıkı sarılıyorum ❤️

  11. Tam Alice Miller okurken yazınıza denk geldim. Ben de kendini feda etmekle övünen kurban rolündeki bir anneden sevgi almadan büyüdüm ve hiç çocuk olamadım. Şimdilerde ise kendime ebeveynlik yapmakla meşgulüm. Annemi affetmek zorunda değilim. O’nu anlamak zorunda değilim. Yaralıyım ve bu yara öyle iyileşecek bir şey değil. Üstünü kapatıyorum ve affetmiş gibi yapıyorum diye iyileşmiyor. Artık beklentilerimi sıfıra indirmek, kendime başka destek kaynakları bulmakla şifalanmaya çalışıyorum. Alice Miller yaramın kabuğunu kaldırdı evet, ama enfeksiyona kapılmaktansa biraz can acısını yeğliyorum. Dilerseniz siz de Beden Asla Yalan Söylemez ve Yetenekli Çocuğun Dramı ile bu serüvende yol alabilirsiniz…

  12. Cok güzel bi yazi olmus 🙂