2 Yorum

‘Böyle’ Olmak

Instagram’ı ben en çok, o an yapıyor olduğum şeyi paylaşmak için kullanıyorum. Hikâyelerim genelde bir yerden bir yere giderken yaptığım çekimlerden oluşuyor: Derya’yla okula giderken/okuldan dönerken, karşıdaki bir toplantı için vapura yetişmeye çalışırken, vapurda boğaza/bulutlara bakıp kendi kendime terapi yaparken…

Hepimiz, Instagram’da olan bitenin norm olduğuna dair bir yanılgı içindeyiz. Oraya konulan fotoğrafların, insanların normali/doğalı olduğunu düşünüyoruz. Değil.

Paylaşımlarımın ardından zaman zaman ne kadar sakin olduğuma, ses tonumun ne kadar yumuşak olduğuna, çocuklarımın nasıl da hiç kavga etmediklerine, ne kadar çok kitap okuduklarına, kısacası, her şeyin ne kadar düz ve düzgün olduğuna dair yorumlar alıyorum. Ve onlara demek istiyorum -ve diyorum ki- hayat, Instagram’da gördüklerinizden ibaret değil.

Çocukları kavga etmezken koymak daha kolay, çünkü (bir), kavga sırasında ben kavgayı ayırmaya çalışıyorum ve (iki) yaşları itibarıyla kavga ederkenki hallerini paylaşsam beni topa tutarlar. Sesim yumuşak çıkıyor, çünkü sakin olduğum bir anda, mutlu olduğum bir şeyle ilgili bir şeyler anlatıyor oluyorum çoğunlukla. Takdir edersiniz ki BEN SANA KAÇ KERE ODANI TOPLA DEDİİİİEEEĞĞĞĞMMM diye bağırırken kayıt yapmak insanın aklına gelmeyeceği gibi pek paylaşılası bir an da değil…

Derya’yla geziyoruz sıklıkla, neredeyse doğal bir uzantısı haline gelen denge bisikletiyle gidiyoruz her yere… Çok alıştı ona ve çok rahat kullanıyor; nerede nasıl durması gerektiğini biliyor; hele de sürekli gittiği yollarsa otopark geçişlerini falan da tanıdığından özgürce gidiyor kaldırımlarda. Bu anları paylaştığımda “Ben olsam bu kadar sakin kalamazdım/Ben o köşeyi dönene kadar kalp krizi geçirirdim/Ben böyle olamazdım” diyor (çoğunlukla) anneler…

Ben de ‘böyle’ değildim. Bir kere ben zaten sakin bir insan değilim; yetiştiğim çekirdek ailemin en telaşlı ferdi olmakla eleştirilirdim hatta. Eh, benden en az birkaç misli telaşlı bir insanla hayatımı birleştirdim; haliyle bizim evde “sükunet” en son rastlanılan şeylerden biri…

Ama tecrübeliyim. Aynı yoldan üçüncü kere yürüyor olmanın verdiği bilgelikle, neyi, nasıl söylersem karşımdakinin (3,5 yaşında da olsa) anlayacağını artık üç aşağı, beş yukarı kestirebiliyorum. En azından belli durumlarda…

Ve çocuklara güvenmeyi de öğrendim. Elbette çocuk olmalarının verdiği bir bilinmezlik, bir “ne yapacağı belli olmaz”lık var ve bu, insanın sürekli tetikte olmasını gerektiriyor. Ancak bir yandan da biliyorum ki, belli tehlikeleri, belli şekilde anlatıp onlara mantıklı gelecek halde açıklayınca, birçok şeyi kabul ediyorlar.

O yüzden, ne zaman taze anneler bana “Ne kadar sakinsin, ne kadar şöylesin, böylesin” deseler “Ben de böyle değildim ki?” demek istiyorum.

İlk iki tecrübem bana çok şey öğretti, en çok da neyi, nasıl yapmamam gerektiğini… Bazen düşünüyorum da, şu an başkalarına “Ben kesinlikle yapamam” dedirten, benimse rahatlıkla yaptığım (ya da öyle bir izlenim yaratan) şeyler için ilk iki çocuğuma teşekkür etmeliyim.

Ve belki de onlardan özür dilemeliyim. Daha önceki turlarda bu kadar sakin/sabırlı/anlayışlı ya da işte bu kadar ‘böyle’ olamadığım için…

Şimdiki aklım olsa birçok şeyi çok daha farklı yapardım. Eskiden yazdıklarıma bakıyorum da, ne kadar başka bir yerden bakıyormuşum ebeveynliğe… Kendim için de, çocuklarım için de zorlaştırmışım bazı şeyleri, hiç gerek yokmuş bu kadar yıpranmaya… Ama işte, yaşamadan bilemiyor insan; bu yolu yürümeden önce hangi kıvrımlardan geçeceğini, nerede gaza basıp nerede frenleyeceğini bilemiyorsun ki?..

Babam çok genç yaşta araba kullanmaya başlamış; ehliyetsiz araba kullanmanın mümkün ve hatta normal bir pratik olduğu zamanlarda yaylanın daracık yollarından götürüp getirirmiş ailesini… Benim çocukluğumda Gözne yolu, babamın küçüklüğüne göre çok daha iyileştirilmiş olsa da keskin virajlı, gidiş-geliş, zor bir yoldu ve babam o yolu biz yayladayken her gün gider gelirdi. Nasıl bu kadar rahat kullandığını sorduğumda -çünkü benim yüreğim ağzıma gelirdi!- 15 yaşından beri bu yollardan gittiğini, artık her dönemeci avcunun içi gibi bildiğini söylerdi.

Çocuk konusu daha farklı tabii; neticede her çocuk birbirinin aynı değil ve hepsi yeni bir şeyler öğretebiliyor insana… Ancak ebeveynlik aslında çocuklarla değil, ebeveynlerle ilgili bir kavram ya; kendinle ilgili çözdüğün bazı şeyler her seferinde işine yarıyor. 13 senedir döne dolaşa iletişim kuruyorum çocuklarla; bazen doğru oluyor, bazen yanlış; ama çekirge hikâyesini yeniden yazacak olursak, birincisinde yanılan, ikincisinde yanlış yapan çekirge üçüncüde bir şekilde tutturuyor bazı şeyleri. Bak bazı şeyleri diyorum, her şeyi değil.

Bu süreçte en çok deneme tahtası olan ilişkim, ilk çocuğumla olan oluyor. Sanırım en çok özrü onunla biriktiriyorum (Bkz. Anamın ilki olacağıma ormanda tilki olaydım). Şu an bana “Henüz ergenliğin başındayız ve ben bıkDım” dedirten şeyler muhtemelen ikinci seferde bu kadar zor gelmeyecek; üçüncüsünde ise “Bana bunlar sökmeğğzzzz” kıvamına geleceğim (Bkz. Bende Buna Kanacak Göz Var mı?)

Bu işe kökten bir çözüm bulmanın bir yolu var aslında: Daha önce de söylemiştim; bir çeşit ebeveynlik simulasyonu. Ebeveynlerin her birine bir ya bi şişme çocuk, ya robot bi şey falan verilecek, ama tamamen insani tepkileri olan bi şey olacak bu. Biz iyi/kötü her türlü ebeveynlik tecrübesini onun üzerinde deneyeceğiz, her türlü hatamızı onunla öğreneceğiz falan, böylece sonraki seferlerde -gerçek insan çocuklarımızla- birçok şeyi ilk kez yaşamıyor olacağız ve kimse zarar görmeyecek.

Olur mu?

Olmaz di mi?

Peki…

#teşekkürleriyigünner

2 yorum

  1. Çok güzel anlatmışsınız Elif Hanım. Simülatör harika fikir gerçekten, ancak benim çocuklarımdan daha zorlu çocuklar tasarlayacak bir simulatör olsa iyi olur. O tasarımla aşırı zorlanayım ki benim çocuklar bile kolay gelsin artık bana… Dört çocuğumun üçü birbirinden zor…

  2. Yakın zamanda bir arkadaşım eşinden ayrı 4 çocukla hayat mücadelesi veren ve yetişemiyorum diyen bir arkadaşıma yalnız değilsin blogcu anneyi oku senin gibi ne kadar çok var gör dedim. Okuduğunu ve okudukça kendini daha çok yetersiz hissettiğinden bahsetti. Ve burada olan annelerin hep mükemmel olduklarından bahsetti. İşte ona cevap gibi bir yazı. Hepimizin eksileri var, yolunda gitmeyen çok şey, gürültü, patırtı var ama yine de hayat gülümseyince daha bi güzel oluyor değil mı? İyi günner efendim ❤❤