7 Yorum

Burası Bodrum

İş için İstanbul’a gittiğim 5 günü saymazsam, 5 haftadır Bodrum’un yerlisi gibi yaşıyorum.

Yerlisi gibi derken, halk plajlarına gidiyor, toplu taşıma araçlarını kullanıyor, pazardan alışveriş ediyor, çocukları burada parka götürüyorum.

Bodrum’un ne kadar yerlisi kaldı tartışılır tabii, nüfusun ciddi bir oranı -çoğu İstanbul’dan olmak üzere- göçmen ve bu, şehrin dokusunu ciddi ölçüde etkiliyor.

Bodrum çok hoyrat yönetilen bir şehir. Taa 87’den beri birçok yazımız burada geçti. Arada Amerika’da yaşadığımız ve sonrasına da Kaş’ı tercih ettiğimiz yazları saymazsak Bodrum’da bayağı bir vakit geçirmişliğim var. Şimdi, bundan yaklaşık 3 sene önce annemlerin buraya yerleşmesiyle birlikte yazlarımızın neredeyse tamamını burada geçirir olduk.

Bundan 30 yıl önce Bodrum’la tanıştığımızda kelimenin tam anlamıyla çakallar uluyordu. Sonrasında milletin evinin yan başına tatil köyü falan yapıldı, şaka gibi… Şehrin tüm yollarına tabelalar kusmuş gibi, eski “beyaz ev” zorunluluğundan eser kalmamış, hele de inşaat şirketlerinin girmesiyle birlikte küçük bir İstanbul oluvermiş üzerinize afiyet. (Yalıkavak’ta teyzemlerin taa 90’lardan beri oturdukları bakir koya pek meşhur bir zincir inşaat şirketinin yaptıklarını görüp de içi acımayan insan değildir. Keza Güvercinlik’teki bir orman yangınından sonra (!) dikilen kazulet oteller de cabası)

Yeni başkan bunlara dur diyecek mi, demeyecek mi, bunları tartışıyor yerliler. Ben de dışarıdan dinliyorum. Metin’in şu yazısını okudum geçenlerde, Bodrum’da yapılması gereken çok iş var ve umarım yeni başkan bu yönde adımlar atar.

Bense, Bodrum’un en yoğun sezonunda yaklaşık 2 ay yaşayan biri olarak başka bir boyuttan bahsedeceğim -ki Metin’in yazısındaki yönetim anlayışından hiç bağımsız değil: Bodrum’un çirkin yüzü.

Hayır, rant değil, tabelalar da değil -buranın bir kısım esnafının, buraya geleni yolunacak tavuk (ya da Zeynep’in aşağıdaki videosunda söylediği gibi Kaz) olarak görmesi.

Geçenlerde Fethiye’de yaşayan bir tanıdığımız ziyarete geldiğinde, torunları için orada oynadıkları kova küreğin aynısından almak istemiş. 15 liraya aldığı tıpatıp aynı kovaya 25 lira demişler Gündoğan’da. Aynısını Fethiye’den 15 liraya aldığını söylediğinde de “Eee burası Bodrum” demişler.

Aynı kovayı Gümüşlük’te sorduğunda bu kez 35 lira olduğunu öğrenmiş. Sebebini sorunca bilin bakalım ne demişler? “Burası Bodrum!”

Aynı ifadeyi amcam, marketten 8 liraya aldığı üzümü pazarda 15 liraya görünce duymuş. “Eee, burası Bodrum!” (Üzümün 8 TL olması bile sorun!)

Dün çocuklarla denizde yüzerken “Kakam geldi” dedi Derya. Çişi hadi hallediyorsun da, kakaya yapacak bir şey yok, tesislerden birine sığınacağız mecbur. Hemen yakınımızdaki tesise gittim Derya’nın elinden tutarak, dedim “Oğluma tuvaletinizi kullandırabilir miyim?” Alık alık baktı garson, hık mık bilmem ki falan dedi, bir başka garsona sordu “Tuvaleti kullanabilirler mi?” diye, kafasını bile kaldırmadan “Hayır” dedi beriki. Dedim ki “3,5 yaşında bir insanı reddettiğinizin farkında mısınız?” Ben öyle deyince “Buyrun, gelin” dediler, “Yok” dedim, “almayayım.” Son derece tenha bir saatte, tuvalet ihtiyacını karşılamak için kapına dikilen bir insanı reddetmek de “Burası Bodrum” anlayışından kaynaklanıyor herhalde… Ya da klozetleri altın varakla kaplı ve kaka yaptıkça (!) aşınıyor.

Instagram’ım toplu taşımada çocuklara yapılan akıl almaz muamelelerle doldu, taştı. “O çocuğu oradan kaldırır mısınız?!” diye çocuğa eşya muamelesi yapanlar mı istersin, “Bu kadar doğurmasaydın” diyenler mi? “Neden böyle yapıyorsunuz?” diye sormaya korkuyorum birisi “Burası Bodrum” diyecek diye…

Halk plajlarındaki şezlonglar kaldırılmıştı, sadece 65 yaş üzeri yaşlılar, 5 yaşından küçük çocuğu olanlar ve engelliler kullanabiliyordu, şimdi o uygulama yeniden değişti. Şezlonglar geri geldi, kıç kadar plajda şezlongların üzerinden atlayabilene aşk olsun. Tabii şezlonga havlu atıp kaçanlar da cabası ama olacak o kadar, Burası Bodrum!

Geçen sene miydi hatırlamıyorum, Melis Alphan Yunan adalarının ne kadar güzel -ve ucuz- olduğundan ve turiste nasıl zarif davrandıklarından bahsetmişti. (Şimdi baktım, 3 sene önce Hürriyet’teki yazısıymış. Hürriyet’e link vermeye içim el vermedi, “Niye Alaçatı’da kazıklanalım?” diye yazarsanız bulursunuz.) Nasıl üzerine gitmişlerdi, yok efendim vatan hainiymiş de, bilmemneymiş de. (Vatan hainliğinin ne olduğunu bilmeyen öğrensin bu arada: Kaz Dağlarının üstü, altından değerlidir) Yunan Adaları’na gitmedim, ancak anlattıklarında en ufak bir abartı olmadığından eminim. Kendi memleketimizde kazıklanıyoruz!

Evet biliyorum, altyapı çok yetersiz. Yollar, sinyalizasyon zaten berbat. Bayramda 2 milyonu bulduğu oluyor Bodrum nüfusunun, ve bunların çoğunluğunu -benim de ait olduğum İstanbul güruhunun, oranın hızlı ve talepkar yaşamını buraya taşıyanlar oluşturuyor. Zart zurt kornaya basanlar, en civcivli zamanında verdiği siparişi hemen şimdi en iyi şekilde önünde görmek isteyenler, sadece kendine hizmet edilmesini isteyen, en iyi yeri kapmaya çalışan, part edilmeyecek yere park eden akıllılar… Bu tiplemelere İstanbul’da da dayanamıyorum ancak şimdi burada ister istemez daha fazla maruz kalıyoruz ve gerçekten çok iticiler.

Eh, bunun karşılığında da gözü dönmüş işletmeler, karşısındakini ben diyeyim yolunacak tavuk, Zeynep desin kaz, siz diyin ayaklı banknot olarak gören fırsatçı esnaf ortaya çıkıyor.

Ben Bodrum’da olduğumdan bu yazıyı Bodrum için yazdım, eminim bunun benzerleri başta “Burası Alaçatı” olmak üzere birçok sahil şehri için yazılabilir.

Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı kazdan bilmiyorum. Birbirimizin üzerine çıkmadan, kimsenin ayağına basmadan denizin tadını çıkarmak, kendi memleketimizde huzur içinde tatil yapmak neden bu kadar zor, anlamıyorum.

7 yorum

  1. Yillardir Bodrum’da tatil yapmamistim ve gecen sene ilk defa gittim. Daha da gitmem dedim. Sezlonglar o kadar ust uste ki kucuk bir cocukla sahilde olmamin tek yolu taa denizin kenarina indirilen sezlongda oturmam. O nasil olacak peki? Sabah 6da kalkip havlu atmam lazim. Yoksa cocugu yan sezlongdaki insanin kucagina birakmak zorundayim.
    Oglanin deniz simidini orda ivir zivir satan dukkana sisirtmis babam. Yaninda bir seyler de almislar yanlis hatirlamiyorsam. Ve adam simidi sisirdigi icin bile para aldi 3.5 lira mi ne. Hicbir sey almamis olsak bile gercekten o kompresor 30 sn calistigi icin iflas etme durumunuz olabilir mi? Ama burasi Bodrum.
    Uzgunum Bodrum, heralde bir on sene daha gitmem. Muhtesem bir dogasi yoktu ama denizi nasil guzeldir hala. Cok aci ne yazik ki.

  2. Elif Hanım,
    Yunan Adaları’nın ucuzluğunu, hizmet kalitesini vs geçtim… “Türk müsünüz?” diye sordukları her yerde, “Evet!” yanıtını alınca, boynumuza sarılanlar mı dersiniz; “Biz kardeşiz!” diye sohbete dalanlar mı, “Ben de Türkiye’de doğdum, söyle nasıl oralar?” diye ağlayarak hasret dindirmeye çalışanlar mı… Türküz diye masaya gelen tonla ikramdan bahsetmiyorum bile…
    Bunun yanında, Sakız’a geçerken Çeşme’de yediğimiz yemekte önümüze gelen bayat ekmekle yapılan sandviçe tonla para almaları da ne kadar turist sever bir esnafımız olduğunu kanıtlar nitelikte…
    Kendi topraklarımızda tatil yapamaz olduk, maalesef… Vatan hainliği? Kim daha hain tartışılır bence… Bir ellerinde oklavayla kovalamadıkları kaldı yerli turisti…
    Bu arada, tavsiye ederim; mutlaka çoluk çocuk bir Yunan adasına tatile gidin…Bizimkiler bayılıyor! Kesinlikle aile dostu tatil anlayışındalar… 🙂
    Sevgiler;
    Ece

  3. Merhaba,bende senelerdir Bodruma geliyorum.Baska yerlerinde tatil yaptiktan sonra yaklasik 7 senedir vazgecilmezimiz Yahşi..Sahili kucuk otelleri..Burda kaziklanmiyoruzda 😄 Kaldigimiz otelde ogle yemegi dahil degil, senelerdir ev yemekleri yapan bir kafede yediriyorum kizima oglenleri ve gercekten evde yapmaya kalksam ancak o kadar masraf yaparim,cok uygun.sahilde bulunan kucuk marketlerdeki hemen hemen herseyde ayni fiyatta.Bodrum cok buyuk bir yer tabi ve her yeri farkli..Yahşi bence her anlamda uygun olan yeri.Yazilarinizi surekli takip ederim,gecen gun dolmusa bindik Bodruma inmek icin donerken cok doluydu,ayakta kaldik tabi.Sonrasinda bir yer boşaldi ve hemen bana gosterdiler coxuk otursun diye 😊 Birseyler duzelecek,duzelmeli soyleye soyleye yaza yaza..

  4. Bodrumluyum,yerlisi yani. Bu dediğiniz şeyleri bodrumun gerçek yerlisi yapmaz. Rant peşinde koşanların hepsi malesef dışarıdan gelenler,bodrumdan alacağını aldıklarında da başka yerleri talan etmeye gidecekler. Okulların açılmasını dört gözle bekliyoruz çünkü ancak o zaman bu çılgın ve herşey bizim hakkımız diye düşünen kaba saba tatilci grubundan kurtulacagiz. Trafikte nasıl araba sürdüklerine deginmiyorum bile…

  5. Çok üzülerek söylüyorum bodrumda 40metrekare bir dükkanın fiyatı 120bin lira. Şimdi dükkan sahipleri bu abartı kiralardan vazgeçse esnaf da o kovayı 35lira yerine 20liraya satmaz mı?bir esnaf olarak samimi söylüyorum satar. Gerçekten sahil kısmında dükkan işletmek çok zor. Yoksa kimse kimseyi kaz olarak görmüyor inanın

  6. Bu sene Bodrum’a gitme şansım oldu fakat tamamen şişirme bir yer olduğunu düşünüyorum aman aman ne güzelliği ne de bir esprisi var malesef. Marmaris oraya beş çeker. Tamamen ünlülerin şişirdiği bir yer. Bir dükkana girdik hediyelik beğendik 35 diyor abi 30 de bir alim diyoruz abi sen almazsanda ben bunu turistlere peynir ekmek gibi satıyorum sen bilirsin diyor 🤦‍♀️

  7. Çok üzücü, bazen yerlileri için bazen de tatilciler için esas olarakta iyi niyetli sadece huzur isteyen insanlar için çok üzücü gerçekten. Ben beni yolunacak kaz gibi görenlerden alışveriş yapmıyorum açıkçası. Ancak gıda konusunda mecbur kalabiliyorum tabiki. Bizim yazlıkta Çanakkale’de. İstanbul’dan Çanakkale’ye otobüs biletleri kaçtı bilmiyorum ama 100 liradan az fiyata gelindiğinı iyi biliyorum Ancak Gelibolu’dan Koruköy’e 100 liranız yoksa gelemezsiniz iki yıl öncesinin fiyatıydı buda. Dolmuşla gelmeye kalksanız bir 40 yıl öncesine geri dönersiniz günün belli saatleri çok az dolmuş geçer ve yazlığa 20 dakika yürüme mesafesinde bırakır sizi. Sizde yol kenarlarında sincap yılan tilki en güzel tesadüf kaplumbağa gibi hayvanlar karşınıza çıka çıka elinizde valiz yürümek zorunda kalırsınız. Taksicilerde üç ay çalışıyoruz diyorlar geri kalan dokuz ay demek ki yatıyorlar. Gerçek anlamda üretim üretim üretim. Gerçek anlamda insanlık ve huzur isteyenlerdenim bende. Çözüm olarak aklıma gelen tek şeyde seçim zamanında ev ev dolaşan siyasetçilerin normal zamanda da ev ev dolaşıp Beşeri Münasebetler dersi verilmesi. Siyasetçiler vermesin tabii 🙂