0 Yorum

Özge’nin Gebelik Günlüğü – 10-14. Haftalar

Yazar Hakkında

ÖZGE MENCEK – Fotoğraf çeker/sever, okur yazar, anne, mühendis. Beyaz yakalı hayatın esaretinin farkına varmış, şartlarını değiştirmek için kafa yoran, anne olduktan sonra hem önceden sahip olup farkında olmadığı yeteneklerinin hem de anneliğin onda açtığı yeni kapıların hepsini ve her birini farketmiş, sevmiş ve hevesle sarılmakta olan, yaşı hep hissettiğinin çok ilerisinde olan bir hayat belgeselcisi

Bu yazıyı yazmaya 4 hafta önce başlamıştım ve başlığı “Özge’nin Gebelik Günlüğü – 9. Hafta” idi. O gün yazdığım kadarının sonuna geldiğimde telefonumdaki gebelik uygulamasından çın sesiyle bir uyarı geldi: “Tebrikler, 10 haftalık hamilesin!”. Dur yanlışın olmasın diye bakarken hakikaten aslında 10 haftalık hamile olduğumu fark ettim. Artık bazı yazıların arasına giren günleri bağlayıp mı hafta atlamıştım, yoksa başladığım-bitirdiğim haftalar mı birbirine karışmıştı bilmiyorum ama 7. ve 8. hafta niyetiyle yazdığım yazıların aslında 8. ve 9. haftalara aitti. Sonra yazıyı tamamlayamadan ailesel bir şeyler oldu, tatile çıktık, ben yoruldum derken 4 haftayı yazamadan geçirmiş oldum. Neyse, işte geldim buradayım ve bu yazıyı toparlamaya başlayıp bitirmeye niyetlendiğim 1 Eylül itibariyle tam 14 haftalık hamileyim.

Bu haftaları şaşırma işinin de ilk gebeliklerle sonraki gebelikler arasındaki farklardan biri sayılabileceğine karar verdim. Zira ilk gebelikte saatine kadar sayılıp ne kadarlık diye sorulduğunda hafta artı gün şeklinde en net cevap saniyeler içinde verilir ve o haftaya ait olan bütün gelişim aşamaları ezbere bilinirken ikinci gebelikle beraber anne kişisi “İşte 3 ay bitmek üzere galiba” kıvamına gelmiş oluyor.

Eksik kalmaması için yazmadığım haftalara ait notlarımla kronolojik olarak gitmek istiyorum:

10. hafta (şu 9 zannettiğim): Bu hafta hamileliğimin yavaş yavaş duyurulması haftasıydı. Burdan günlüğüme denk gelen tanıdıklar arayıp ya da mesaj atıp tebrik ettiler. Yıllardır sosyal medya hesaplarım vardır ama çok etkin bir kullanıcı sayılmam. Sevdiğim, ilgi duyduğum konulardaki insanları takip etmek, bilgi almak, haderdar olmak için kullanıyorum çoğunlukla. Daha çok gözlemcisiyim yani. Sosyal medyanın fikirleri, haberleri yaymada, küçük topluluklar oluşturup o topluluk içinde hızlı bir akış sağlamadaki nerdeyse sihirli diyebileceğim etkinliğini takip ettiğim hesaplarda gördüm hep. Sanırım ilk defa buna benzer bir şey ucundan kıyısından bana da oldu.

Hamileliğimin duyulmasındaki bir diğer etken de geçen hafta biterken haberi Mete’ye vermiş olmamız. Bu sayede kreşten bir akşam ben, bir akşam Hakan tebrikleri ve iyi niyetli dilekleri toplamış olarak döndük. Tabii öncesinde “Ya Mete bir şey söyledi ama biz tam emin olamadık” şeklinde bir başlangıç cümlesi vardı. Mete’nin o söylediği “bir şeyler” ise ayrı bir gülümseme vesilesi: “Biliyor musun öğretmenim, annem çok baharatlı şeyler yemiyor çünkü karnında bebek var”. “Biliyor musun annem bira içmiyor çünkü karnında bebek var”. “Ben annemin karnına kafamı koyarken artık yavaş oluyorum çünkü orda bebek var”. “Biliyor musun benim kardeşim olacak”. En sadesi bu sonuncusu ve bunlar sadece duyduklarım.

Mete’nin böyle, nispeten olumlu ifadelerle bu haberi vermiş olması biraz şaşırtıcı ve nihayetinde rahatlatıcı oldu aslında. Ona söylediğimizde ilk tepkisi “Ben kardeş istemiyorum, arkadaş istiyorum” olmuştu çünkü. Bunun da hikayesi şöyle: Mete 1-1,5 yıl kadar önce ilk kez “Benim bir kardeşim olsun” dediğinde tam bir modern zaman ebeveyn çifti olarak kardeşi olursa uzun süre bebek olacağını, ağlayacağını, ihtiyaçlarının uzun süreceğini ve kendisiyle oynayabilecek hale gelene kadar biraz büyümesi gerektiğini anlatmıştık. O zaman çok tepki vermemişti ama meğer çok iyi anlamış. Kardeşim değil arkadaşım olsun söyleminin altında yatan bu bilgiymiş. Biraz konuşmanın üstüne Hakan’la bir anlaşmaya vardılar. Hakan, onun kardeşi büyüyene kadar Mete’nin arkadaşı olmayı teklif etti. Mete de kabul etti. Hakkaten bizim dönem ebeveynleri çocuğu bireyselleştirmeyi abartıyor muyuz?

11. hafta: Bu hafta tatildeydik. İkişer üçer gün konaklaya konaklaya kıyıları gezdiğimiz bu tatilde geçen seneye göre çok daha çabuk yoruldum. Yorgunluk yolda başladı. Vücudum uzun süre oturmayı artık kaldırmıyor. Mümkün oldukça mola versek de ben sık sık arabada oturduğum yerde pozisyon değiştirme ihtiyacı duydum. Artık bağdaş kurmak mı istersin, ayağını altına alıp yayılmak mı? Yeterince rahat hissetsem ayaklarımı arabanın konsoluna da uzatacaktım ama o kadarına vardıramadım. Bu yol yorgunluğu mu, çocuklu deniz tatilinin genel sıkıntısı mı neden oldu bilmiyorum ama tatilin ortalarında bir gece ufak bir kanamam oldu. Gece tuvalete kalktığımda tuvalet kağıdında gördüğüm, çamaşırıma geçmemiş, devamı da gelmeyen bir kanamaydı; hani belki kanama bile denmezdi. Gene de beni tedirgin etti. Ertesi gün doktorumu aradım. Devamı gelmiyor ve periyodik sancılar eşlik etmiyorsa acil bir durum olmadığını, gene iletişimde kalmamı söyledi. Gerçekten de devamı gelmedi ama ben tatil bitip doktorumla görüşene kadar tam rahat edemeyeceğimi anladım. Endişe hamileliğin şanındandır.

12. hafta: Tatilden döndük ve 12. hafta muayenesine gittik. Çok şükür, her şeyin yolunda olduğunu öğrendik. “O öylesine bir kanamaymış, hiç bir sıkıntı görünmüyor” dedi doktorum. Memnun olmadığı tek şey sıfır kilo artışıyla geçmesini tembihlediği ve umduğu ilk trimesterin +4 kiloyla bitmiş olmasıydı. Başka her konuda rahat olan, cesaret veren, olumlu konuşan doktorum; konu kiloya geldiğinde bir naziye dönüşüyor. Haksız da değil. Özellikle bebeğimi besleme motivasyonunda olmadığımı, “Ay canım çok fena şundan çekti” hallerine girmediğimi, genel olarak normal düzenimden çok şaşmadığımı düşünsem de sonuç bu olup bir de doktorumdan uyarıyı yiyince canım ister istemez sıkılıyor. Neyse ki sadece can sıkıcı şeyler olmadı bu haftada. Muayenede ikili test için ultrason kontrolleri yapılıp kan alınmıştı. Doktorum burun kemiğini ve ense kalınlığı ölçüsünü ümit verici bulduğunu söylemişti zaten. İki gün sonra arayıp bildirdiği sonuçlar da oldukça düşük bir ihtimali, yani olumlu bir sonucu gösteriyordu. “Açıkçası yaşını göz önüne alınca beklemiyordum, bu yaş aralığında bir hastamda ilk kez böyle bir sonuca rastladım, gözün aydın” da diyince çok sevindim. Farketmeden biraz kafaya takmışım, onu anladım sonuçları alıp rahatlayınca.

İkili test öncesinde doktorumla Anne Kanından Bebek DNA’sı Tarama (NIPT) testi hakkında konuşmuştuk. Bu nispeten yeni olgunlaşmış testin, ikili teste göre doğruluk oranı daha yüksek sonuçlar verdiği biliniyor. Kimi hasta doğrudan bu testi tercih ediyor. Doktorum çok “cost effective” bulmadığını, ancak ikili testin sonucu yüksek bir ihtimali işaret ederse (burda bahsettiği de 1000’de 1’den daha yüksek olması) bu teste başvurmayı daha makul bulduğunu söylemişti. İkili testin sonucu iyi çıkmış olsa da “Artık karar sizin, isterseniz onu da yaptırabilirsiniz” diyince Hakan’la konuştuk. Normalde ikili test sonucu bizi tatmin ederse NIPT testini yaptırmamayı düşünüyorduk. Öyle de karar verdik gene ama Hakan doktorun “Çok az hastada bu sonucu gördüm” lafına takıldı: “Testi yanlış yapmamışlardır değil mi?”. Endişe hamileliğin şanındandır demiştim ya, o laf babaları kapsıyor pekâlâ. Sonuç olarak ikili test sonucuyla yetinmeye karar verdik. Zira bana göre bu işin sonu yok. Umarım her şey yolunda gider, biz iyi düşünelim.

Unutmadan, tıpkı Mete’de olduğu gibi, bu sefer de 12. hafta da cinsiyeti öğrendik. Bir oğlumuz daha oluyor. “Çalıştığımız yerden çıktı” esprisini hala eskitemedim.

13. hafta: Bulantılarımın tam anlamıyla bittiğini farkettiğim hafta. Yorgunluğumun normal seviyesine indiği (büyük şehirde yaşayan beyaz yakalı ebeveyn yorgunluğu) hafta. Kıyafet sıkıntısının kendini iyice gösterdiği hafta. Boyatmayı bıraktığım saçlarımın diplerindeki beyazların 2 cm e yaklaştığı hafta. Mete’nin “Anne, kardeşim karnında hareket etmeye başlayınca elini uzatırsa ona çak yapabilir miyim?” dediği hafta. Durup durup doktorumun paylaştığı ultrason videolarına bakarken hala bu oluşumun gerçekliğine inanamadığım hafta. Nasıl sıralanıyor bu aşamaların her biri, o çıkıntılar nasıl tek tek uzuvlara, organlara dönüşüyor, hangi hücre neye dönüşeceğini nasıl biliyor ve çok şükür hepsi nasıl da olması gerektiği gibi oluyor diye şaştığım, sonra da 4.5 yaşındaki ilk çocuğuma bakıp şaşkınlığımın boyutunu katladığım hafta. Hepsine “iyi ki”, hepsine “çok şükür”.

14. hafta: Hamileliğimin kendimi daha iyi hissettiğim zamanlarının Mete’nin yeni okulunun hazırlıklarına denk geldiği şanslı hafta. Kıyafetlerini aldık, programı hakkında bilgi edindik, öğretmenleriyle tanıştık, Hakan’la yeni rutinimize biraz kafa yorduk. Neyse ki Mete yeni okulu konusunda oldukça hazır ve hevesli bir resim çiziyor. Öyle ki bazı sabahlar “Ben yeni okuluma gitmek istiyoruuuuuum!” şeklinde bir okula gitmek istememe krizi yaşıyoruz. Umarım güzel bir başlangıç yapar.

Mete 16 aylıkken kreşe başlayarak hayata erken atılan bir beyaz yakalı çocuğu oldu, genelde de kreş ortamına iyi uyum sağladı. Ara ara yaşadığımız daha zorlu zamanlar olsa da onları da kreşinin güzel yaklaşımı ve öğretmenlerinin destekleriyle kolay atlattık. Bütün bunlar sonrasıyla ilgili güzel günlere dair ümit ve iç rahatlığı veriyor. Gene de bir parça merak var. Bir parça da hüzün. Mete kreş hayatının ilk 10 ayını benim işyerimin kreşinde geçirdikten sonra şimdiki kreşine başlamıştı. Bu kreşi evimize yürüme mesafesinde olması, çocukları doğayla ve canlılarla bütünleştirmesi, her çocuğun ritminin farklı olduğunu bilmeleri ve buna göre program şekillendirmeleri gibi pek çok özelliğiyle hep çok sevdim. Son bir yıldır nerdeyse her sabah üçümüz evden beraber çıkıp kreşe beraber gittik, sonrasında Hakan’la ben işlerimize gittik. İşe geç gidip akşam da geç çıkmamız pahasına bırakmadığımız bu lükse bu hafta bitimiyle veda ettik. Artık sabahları Mete’yi okuluna ben bırakacağım. İki numaramıza da böyle güzel şartlar sağlayabilmeyi çok istiyorum.

Peki bu hafta içerde neler oluyor? 12. haftadaki muayene sırasında da şahit olduğumuz ve doktorumun normal karşıladığı Braxton-Hicks kasılmalarını ara ara, çok belirgin şekilde hissediyorum. Bu kadar erken başlamış olması, ya da bana erken gibi gelmesi beni tedirgin etmişti ama doktorum bu kasılmaların bütün hamilelik boyunca gerçekleştiğini ve çok normal olduğunu söyledi. Sanırım bu ikinci gebelik olduğu için daha erken hissetmeye başladım. Kasılmaları hissettikçe büyük bir hevesle ilk hareketleri hissetmeyi bekliyorum. Mete’de 16. hafta gibi baloncuk patlaması gibi kıpır kıpır hareketler hissetmeye başlamıştım, gittikçe büyümüştü hareketler ondan sonra. Madem herşey erken oluyor, bu da erken olsa bari diye bekliyorum.

Gebelik Günlükleri

Özge’nin Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *