4 Yorum

Çifte Standartlı Ayarlar

Anne İtirafları’na Instagram’da bir sayfa açtık geçenlerde…

Çoğul konuşuyorum çünkü kollektif bir aklın ve çabanın sonucuydu.

View this post on Instagram

Neredeyse iki sene önceydi, bir sabah “Yardım etmek istiyorum” başlıklı bir e-posta aldım. “Bu sabah ‘Blogcu Anne’ye yardım etmem lazım’ diye uyandım, senin için ne yapabilirim?” diyordu. Böyle samimi bir teklifi bile “Birisi senin için bir şey yapacak ve sen onun karşılığını vermeyecek misin? Bunun adı yardım değil, emek sömürüsü olur” diyen tarafım reddetti. Kaybedense #anneitirafları ve onu takip eden kitle oldu, çünkü düzenli moderasyona ihtiyacım vardı ve vakit ayıramıyordum. . Bu kişinin “karşılıksız yardım” teklifini nasıl değerlendireceğimi bilemedim ama biz bu süreçte dost olduk kendisiyle. Çılgın biri çıktı bu kadın, değişik enerjisi olan, uzak da olsak düştüğüm anlarda bir çeşit telepatik hisle belki, elimden tutup kaldıran… Bana iyi gelen bir insan, bir arkadaş oldu. . Bundan birkaç hafta önce bir başka kadın mail attı: “Blogdaki #anneitirafları iyi güzel de, devir Instagram devri, acaba bunları Instagram’da mı paylaşsan?” dedi. Onun bunu demesiyle taşlar yerine oturdu. Dedim ki diğer dostuma, “Bana hâlâ yardım etmek istiyor musun?” Yanıtı şaşırtıcı değildi. O gece @anneitiraflari’nın instagram sayfası açıldı ve şimdi onun ellerinde. . O olmazsa yapamazdım çünkü zaman ayırmam mümkün değil. Diğer okurum olmasa bu fikir ortaya çıkmazdı çünkü başımı gömdüğüm yerden etrafımı görmüyorum. Benimle iletişime geçene kadar hiç görmediğim iki kadın, başka kadınlara iyi gelen bir şeylere vesile oldular, sağ olsunlar. . Yukarıdaki kitapta yazana gelecek olursak: “Kadınlar arasındaki bağ, yeryüzünde en korkulan, en problemli ve potansiyel olarak en dönüştürücü güçtür.” 💜

A post shared by Elif Dogan (@blogcuanne) on

İtirafların hepsi birbirinden farklı/komik/eğlenceli/düşündürücü/iç acıtıcı (buraya daha bir sürü sıfat gelebilir). Bu yazıyı yazmama sebep olan itiraf ise şu:

Anne İtirafları’nın Instagram hesabındaki bu itirafı ben de kendi (Blogcu Anne) hikâyelerimde paylaştım ve “beğenilme isteğinin ne zamandan beri ahlaksızlık olduğunu” sordum.

Beğenilme isteğinin değil, itirafçının başka bir erkekle sevişme isteğinin ahlaksızlık olduğu yönünde çokça yanıt geldi.

O zaman ben de sorumu şöyle yenilemek istiyorum: Bu sayfa anne itirafları değil de baba itirafları olsaydı, itirafçı bir kadın değil de, bir erkek olsaydı, ve karısından başka bir kadınla sevişmek istediğini söyleseydi onu da ahlaksızlıkla itham eder miydik? Yoksa ‘Erkektir, yapar!’ deyip geçer miydik?

Ya da şöyle soralım: Bir başkasıyla sevişmeyi istemek -sadece aklından geçirmek- ahlaksızlık mı? Ya da şöyle genişletelim: bize tanımlanan kalıpların dışında bir şeye istek duymak, ahlaksızlık mı? Hayata geçirilmesi halinde toplumca -ve son derece oynak bir zemin üzerinde- belirlenmiş kurallara göre ‘ahlaksızlık’ olarak nitelenecek bir eylem, sadece bir insanın aklında, fikrinde, kalbinde kalıyorsa ona ahlaksızlık diyebilir miyiz?

Burada kişiler üzerinden konuşmuyorum; ne bu itirafçıyı (kim olduğunu zaten bilmiyorum) ne de yorum yapanları işaret ediyorum. Gerçekten işin teori kısmını sorgulamak istiyorum: Erkekler için normal, doğal ve hatta hak olarak görülen bazı hal, tavır ve davranışları kadınların yapması halinde onları ahlaksız yapan nedir? Nitekim, kadına yönelik erkek şiddetinin altında yatan sebep de bu sorunun yanıtıyla birebir ilişkili…

Cinsiyetçi toplumsallaşma yoluyla biz kadınlara, cinselliğin zorlu bölgesinden geçerek kalbimizin isteklerine ulaşacağımız öğretildiyse, erkeklere de kalplerindeki isteğin seks ve daha fazla seks olması gerektiği öğretildi

diyor bell hooks, Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi adlı kitabında.

bell hooks’un, Feminizim Herkes İçindir‘den sonra elimden bırakamadığım ve her satırını çizmek istediğim bu kitabı da kalıpyargıları yerle bir eden, ama bunu, başlığının hakkını vererek, ‘sevgi’yle hareket eden bir yerden yapan, inanılmaz ufuk açıcı bir kitap…

bell hooks’un bu saptamasından yola çıkarak, ‘eşinden başkasıyla sevişme isteği’ni erkek için normal kılanın işte bu ‘seks ve daha fazla seks’ ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Toplumsal cinsiyet kalıplarına göre kadınların böyle bir ihtiyacı yok, olmamalı ve olması halinde kadın ‘ahlaksız’ olarak yargılanmaktan kaçamaz.

Siz hiç eşini aldatan bir kadın için ‘Kadındır, yapar’ dendiğini duydunuz mu? Ben de duymadım. O kadın için ‘kahpe, şıllık, orospu’ dendiğini duydum ama. Ve aynısını bir erkek yaptığında ‘Erkektir, yapar’ diye onandığını, en azından normalleştirildiğini de duydum.

Sizce bu çifte standartlı ahlak anlayışında bir sorun yok mu?

Bence de var.

Ataerkil bir düşünürün illa ki erkek olması gerekmediğini açığa kavuşturan vizyon sahibi çağdaş feminist düşünceye rağmen, çoğu kişi ataerkinin sorunu olarak erkekleri görmeye devam eder. Oysa bu doğru değil. Kadınlar da erkekler kadar ataerkil düşünce ve eyleme bağlı olabilir

diyor aynı kitapta bell hooks.

Bu toplumda yetişip de ataerkil kodlamalardan muaf kalmak neredeyse imkansız. Hepimizin, alıcılarımızın bu çifte standartlı ayarlarıyla oynanmasına ihtiyacı var. O da ancak, bize dayatılan kalıpları reddetmek ve sorgulamakla olabilir.

4 yorum

  1. Yeni bir dizi var “çocuk” adlı. Bu dizide de kendi çocuğunu yeni doğurmuş olan (ağır bir lohusa depresyonunda olduğunu düşündüğüm) annenin evlat edindiği çocuğuna karşı kötü davranışlarından dolayı sürekli azarlandığını görüyoruz (tabi ki kadının davranışları hakikaten sorunlu). Fakat babayı denklemde göremiyoruz. Çok detaylı anlatamadım ama tıpkı tully filminde de gördüğümüz gibi baba diyor ya en sonunda çocuklarını yalnız bırakmazdı. E siz evde değil miydiniz. Evdeydi ama çocuklar yalnızdı?????? Bu bana çok çifte standartlı bir durum gibi geliyor ve toplumun algısının aşırı baskın olduğu bir konu bu. Çalışan anne var ama çalışan baba yok????? Kadın masayı hazırlarken oturup şarkı söyleyen baba ve çocukların olduğu reklam…. ve daha bir sürüsü…. bunları değiştirmekten başlamaları gerekirken daha da gözümüze sokuyorlar gibi geliyor.

  2. Aklı başında hiçbir insan kadın için ahlaksızlık olarak tanımlanan bir davranışın erkek için gayet normal olduğunu söyleyemez, bu düşüncenin bizzat kendisi ahlaksızlıktır.Ve katılıyorum sadece zihinden geçen düşünceler kişiyi ahlaksız yapmaz,o düşünce fiil haline gelmeden kişiyi sorumlu tutamaz ve ahlakını sorgulayamayız. Aklımıza gelen düşüncelerden değil.o düşünceleri davranışa çevirecek kadar uzun bir süre o düşüncelerle meşgul olup işi uygulamaya geçirmekten sorumluyuz.

  3. İki gün önce takibe başladım anneitiraflari sayfanızı ve gönderileri okumaktan kendimi alamadım. Biz annelerin böyle içini dökebileceği bir sayfa olması çok yaratıcı ve güzel olmuş teşekkürler.

  4. Merhabalar, o kalıpları ben çoktan reddettim ve terkettim. Baskıcı bir toplum, geleneklerine bağlı gibi görünen aileler, namus adı altında yaşanan namussuzluklar. Bu ülkede kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri oluyorsa bunun o ülkenin ekonomik standartlarıyla ve saçma sapan ahlak anlayışıyla ilgisi olduğunu düşünüyorum. Daha bugün bir arkadaşımın evliliğini sorguladık. Erkek kişisi penis bölgesinde mantar hastalığı var ve erken boşalma problemi. Belli ki bunu sorun olarak görmüyor ki evlilik uzun bir süreden beri devam ediyor. Sözüm ona dindar bir kişi. Cuma namazlarını kaçırmıyor. Ailesi belli bir tarikata bağlı, kızın bütün maaşını elinden alıp ailesine gönderiyor. Kız çalışıyor ama maaşını görmüyor. Erkek kişisi görünür de çok saygılı, efendi. Kim inanır ki diyeceğimiz türden. Bu kızımız toplumsal kurallara bağlı kalmayıp iş resmiyete dökülmeden cinselliğini yaşayabilseydi böyle bir adama senelerini vermiş olmayacaktı. Ama yaşasaydı adı orospu olurdu dimi! O toplum ki bir çoğunun kocası işyerinde statü olarak kendine bağlı çalışan, işe ihtiyacı olan kızlarımıza, kadınlarımıza asılan erkeklerden oluşuyor. Ama verilmesi gereken bir ahlak dersi mi var yine aynı erkekler başrolde. Geçenlerde bir tweet okumuştum. Erkekler evlenilecek kadın ararlar sonra bir ömür boyu eğlenilecek kadınlara bağlı kalırlar diye. Yalanda değil. Cinselliğini sorgusuzca yaşamak kadınların hakkıdır. Olayın din boyutu başka. Herkes inandığı gibi yaşamakta özgür olmalı, o özgürlüğü kendisine vermeli. Yoksa bu toplum hep alır ama hiç vermez. Ve gelelim asıl konuya aklında, fikrinde kalbinde kalmıyorsa da bu ahlaksızlık olmamalı. Dediğim gibi din boyutu ayrı. Herkes nasıl inanıyorsa öyle yaşar. Ne kadın için, ne erkek için karşılıklı iki kişi birbirini istiyorsa bunun ayıbı olmaz bence. Buna kadar o kadar çok ayıpları sıralayasım var ki…