18 Yorum

Çocuksuz Kadın Manifestosu

Yazar Hakkında

ZEYNEP GÖNENLİ – Okumaya ve yazmaya bayılan bir kimyager

Blogcuanne.com’da okuduğum ‘Tek Çocuklu Kadın Manifestosu’ndan sonra bir ‘Görüyorum ve arttırıyorum: çocuksuz kadın manifestosu’ yazmayı kendime bir görev bildim. Çocuksuz bir insanın annelik sitesinde ne işi var diye sorulabilir tabii ama mesele çocuklu olmak ya da olmamak değil, mesele dünya üstündeki katiyen tanımadığımız birtakım insanların kendilerinde bu kadar özel, bu kadar kişisel bir konu hakkında fikir beyan etme hakkı görmelerine çok ama çok şaşırmak.

Çocuk yapmak ya da yapmamak, ikinci çocuğu yapmak, üçüncüyü istemek gibi mevzular o kadar, o kadar kişisel konular ki insan ancak o çocuğu birlikte yapmayı planladığı kişi ile konuşabilir bunu. Bazen onunla bile konuşamadan bir çocuk gerçeği ile yüzleşmiş olabilirsiniz hatta ama anatomik meselelere girmek niyetinde değilim. Şimdi derdimi bir diyalog ile açıklamak isterim:

Hayatınızda toplam üç kere gördüğünüz birisi: Merhaba!
Siz: Selam!
Hayatınızda toplam üç kere gördüğünüz birisi: Eee, yok mu artık çocuk?
Siz: Kem, küm, evet, kısmet, hayır, belki, iyi günler.

Bu konuşma kağıt üstünde ne kadar saçma görünürse görünsün gerçek hayatta her kadının en az bir kere başına gelmiştir eminim. Erkeklerin gelmemiştir muhtemelen çünkü onların canları ne isterse onu yapacağı toplum tarafından çoktan kabul görmüş bir gerçek. Çocuk yapıp yapmayacağını sorduğunuz birisinin konuyla ilgili onlarca sebebi olabilir. İstiyordur ama henüz olmamıştır, istiyordur ama komple olmayacaktır ve zaten çok üzgündür, istiyordur ama denemeye başlamamıştır, istiyordur ama bunu sana söylemeyi düşünmüyordur, istemiyordur ama bunu sana söylemeyi düşünmüyordur. Saymakla bitmeyecek kadar çok cevabı olabilir bu sorunun ama değişmeyen tek gerçek meselenin karşıdakini ilgilendirmediğidir. Hele hele cevabını asla bilmediğiniz bir soruya aklınızdan bir cevap bulup, ona göre yorumlar yapmak ve bunu karşıdakiyle paylaşmak asla yapılmaması gereken bir harekettir. ‘Ayyy çocuk evliliğin tuzu biberi’, ‘Korkma korkma büyür gider’, ‘Bir an önce yapın ki ikinciye de zaman kalsın’ gibi cümleler tozlu raflardaki yerini çoktan ama çoktan almalı.

Biliyorum başkalarına özel alan vermek toplumumuzun en meşhur özelliği değil ama birtakım ezberlerimizi değiştirmenin vakti de geldi de geçiyor. Başkalarını kırmak, üzmek, onları sinir etmek neden hayatımızda bu kadar yer kaplasın? Biliyorum bazen yaparken farkında bile değiliz ama işte her insan bambaşka dinamiklerle çalışan ayrı bir dünya ve her ezber her yerde işe yaramaz. Bir cümlenin hiçbir faydası olmayacaksa ve potansiyel zararları malumsa o cümle yine de kurulmalı mı? Bence düşünmeye değer.

Not: Çocuk sahibi olmaya karar verirsek bu yazı güncellenecek ve ‘Aaaa, herkes çocuk yapsın’ olarak revize edilecektir. Hahaaha hayır edilmeyecek.

Konuk Yazarlık

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

18 yorum

  1. ŞA-HA-NE! Ne olur “farklı yaşamlar da mümkün” yazıları artsın, çok artsın!!!!
    <3 2 çocuklu hatta 3.yü yapmamış olması içinde kalmış olan ama hayatında 1 defa bile birine "kardeş şart" ya da "çocuk ne zaman" demiş olmayan biri olarak, sevgiyle kucaklıyorum sizi. Elinize kaleminize sağlık!

  2. 38 yaşımdayım. Özellikle son 1 yıldır kafamı yastığa koymadan önce mütemadiyen ” çocuk yapsa mıydım keşke, iyi ki de yapmamış mıyım acaba ” gibi soruların derdiyle kapıyorum gözlerimi. Sonra iyi de diyorum ben geçen gün muhasebemi yapmıştım bu konuda.Hatta daha önce, daha da önce ve çok önce de yapmıştım. Tüm iteklemeleri, dürtmeleri, korkutmaları, baskıları bir kenara koyup hesapladığımda hayır % 100 eminim ki çocuk istemiyorum demiştim zaten. Her şeyi doğru yapsan, hatta dünyayı bile kurtarsan anne değilsen eksiksin toplumun gözünde. Ki o toplumun geneli çöpü çöpe atmaktan dahi aciz, dünyanın gidişatıyla ilgilenmiyor, doğurduğu çocuklara iyi bir dünya bırakmanın zerre peşinde değiller, çocuğu yaşadığımız topraklar hakkında bir parça bile bilgiye sahip değil, çalışmıyor, üretmiyor ama çocuk doğurduğu için o tastamam çocuk yapmayan ise başarısız.

    • insanın kendi sesini duymasına müsaade / tahammül eden bir toplum degil maalesef. yine de bunun boyle olmamasini soyleyen sesler de az degil. anlatmaya devam 🙂

      • Sanıyorum okurken, bana çocukla ilgili sorular sorulduğunda neden bu yazının içeriğinde ki cümlelerle konuyu kapatmadım da, her defasında ciddiye alıp kendimi açıkladım diye düşündüm ve sinirlendim. Bu nedenle şunu yazmayı unuttum, bu manifesto bir harika, teşekkür ederiz.

    • O tarz kişiler yani çocuğu yeterlilik olarak görüp çocuksuzu yetersiz gören kişilikler bizden değildir diyelim mi? Bende o şekilde düşünen insanları toplumun bir parçası olarak görmüyorum açıkcası… Aynı havayı soluduğumuz dünya da herhangi bir işlevi olmayan bir parazit… Daha geçen gün sınıf temsilcisi olarak oğlumun sınıf arkadaşının annesini aradım 15 TL fotokopi ücreti için. Kurulan cümle şu “Eşim işsiz, yeni doğum yaptım” Kaçıncı diye soruyum 6. diyor ne denir ki sonra sınıfta o çocukcağızlar hiçbir etkinliğe katılamıyor çünkü daha doğarken 1-0 eksik başlamış hayata. Doğarken binmiş omuzlarına kalabalık ve yoksul aile problemi… Diyecek hiçbirşey bulamıyorum. Yani işte bu şekilde anneler genelde o dikteleri verenler… Onlarda artı da değil inanın… İnsan olmak bu ölçütler öngörüsünde sınanmamalı. Sevgiler

      • Yeni doğum yapmış bir anneyi yargılamanın, “güle güle büyütün” yerine “kaçıncı” diye sormanın, çocuk sahibi olmayan birine “eee çocuk yok mu?” demekten hiç farklı olmadığını ve hatta sosyo-ekonomik durumuna yaptığınız vurgu nedeniyle, daha da yaralayıcı olduğunu düşünüyorum. Yazıyı, (en önemli cümlelerinden birini hatırlatarak; “…başkalarına özel alan vermek…”) tekrar okumanızı tavsiye ederim.

        • Anneyle konuşmamın tamamını buraya yazma gereği duymamıştım. Güle güle büyütün cümlesini kurdum kaçıncı diye sorarken hatalı davranışta bulunmuş olabilirim çünkü mükemmel değilim benim kaçıncı cümlemden yaralanabilecek anneler nedense çocukları devlet okulunda defalarca rencide ediliyor maalesef çocuklarının haklarını savunamıyorlar bile. Onların hakkını savunmaya geçtiğimde yanımda onlardan tek bir kişi göremiyorum. Size o çocukların devlet okulunun sınıfında gördükleri muameleden bahsedeyim. Fotoğraf alınacak 60 TL bütün çocuklara veriliyor amaçları sözüm ona aileler beğenirse alsınmış o çocuklar ne halde oluyor bir bilseniz hatta birisine öğretmen “sen hiç heveslenme, senin ailen alamaz zaten” demiş. Birisine, ikisine üçüne yardım edebiliyorsunuz edemediklerimizin kalbine nifak tohumları ekilmiyor mu? Başka bir çocuğa …. Sadece sen kaldin, bütün sınıf getirdi sende getirsen artik diye kurulan cümleleri anneler bizzat arayıp anlatıyor çocuklarının gördükleri muameleyi, hatta bir anne çok çocuklu olması nedeniyle çocuğunu servise veremediğini her sabah ve öğlen o aşırı soğuklarda yarım saat yürümek durumunda kaldıklarından bahsediyor. Ama ben söz dinlerim, yazıyı tekrar okurum, eksiklerimi kendimde irdeler, daha duyarlı davranmaya çalışırım. Tavsiyeniz ve fikirleriniz için teşekkür ediyorum. Selamlar, Sevgiler

      • Nazmiye Hanım bu konu çok dillendirilir, ben de yolun karşı tarafından yanıtlayayım. Yoksul ve çok çocuklu aile profilini bence aklınızda yıkın. Çoğumuz (Türkiye’nin %90’ı) köy kökenli, çok kardeşli, yoksul anne, babaların çocuklarıyız. Kendi ailelerimize dönüp baksak mı? Öyle anne, babalar çocuklarını sevmiyor, önemsemiyor değil; insani, vicdani olarak az gelişmiş değil -hepsi-. Güçleri o kadar, ne yapsınlar? Ben de işsiz kaldığım bir dönem 12 lirayla 1 hafta geçirmiştim, kartımda ulaşım param var diye şükrediyordum ve inanın o dönem 12 liranın ne kadar çok olduğunu anladım. 2- 3 haneli maaşlar alan sosyopat yöneticilerle, öğrencinin vücut engeli ile dalga geçen profesörle, çocukları istemedikleri halde, tonlarca para ödeyip etkinliğe/kursa yollayan ama tek amacı başından savmak, kendine hayatına bakmak olan ilgisiz, ihmalkar annelerle de tanıştım. Anlattıklarınız da asıl problem bana devlet okullarının zırt pırt velilerden para istemesi gibi geldi bana. Eğitim ücretsiz ya… Bazen hiç beklemediğin anda işten çıkarılıyorsun işte, bir bebek geliyor, diğer çocuklarının ancak karnını zar zor doyuruyorsun. Hayatın cilveleri…

        • her konunun birden cok yönü, birden cok sebebi ve sonucu var elbette. hele icinde cocuk kelimesi gecen bir konuda ne kadar hassas olsak az. ote yandan yillardir aklimizda yer etmiş konular ve cıkarımlar da var. farkinda olmak her seyin basi sanırım, yanlis da dogru da yapsak eylemlerimizin ve agzimizdan cikanlarin farkinda olmak fena bir baslangic degil.

        • Gizem Hanım merhabalar,
          Yoksul ve çok çocuklu aile profilini aklımdan yıkmak pekte mümkün görünmüyor. Çünkü çevremde o kadar çok var ki… Hergün yüzleştiğim bir durum. Benim babamda işçiydi. Bende zor şartlarda büyüdüm. Ancak çevremde gördüğüm memleketimden insan manzaraları benim yaşadığım ya da tercih edeceğim türden değil. Size de şöyle bir örnek vereyim. Komşularımızdan birisi 6 çocuklu o da. Haftada bir borç istemeye gelir. Çocuğa bez alıcam iki gün sonra büyük oğlan maaş alınca veririm. Nazmiye tabiki kayıtsız kalmaz elinden geleni yapar çünkü yokluğu bilirim bende en derininden ancak benim el uzatmam değil konu. Büyük oğul 14 yaşında lahmacuncuda çalışıyor. Benim oglum 13 yaşında okula giderken 14 yaşındaki bir çocuğun hayat dramını izliyorum uzaktan, sessizce birşey yapamadan. Çocuk her yanımdan geçtiğinde bir yumru oluşuyor boğazımda. Sonra düşünüyorum beklenen büyük deprem olsa çocuklarım hayatta kalsa bile nasıl yaşayacak. Ve şöyle birşey var insan olmanın getirisi sadece kendi çocuklarına analık babalık yapmak değil başka ihtiyacı olan çocuklara da kucak açabilmek, el uzatabilmek. Ama nereye kadar yapılabilir bu tartışılır… Hassasiyetiniz ve empatiniz için teşekkür ediyorum. Yazdıklarım birilerinizi kırdıysa affola… Selamlar, Sevgiler

  3. Kıvranarak yazıyorum bu yorumu da, bir keresinde yeni komşumuza ayaküstü sohbet esnasında lafta çocuklardan açılmışken sormuştum “eee siz ikinciyi düşünmüyor musunuz? diye… Bayanda haliyle konuşmayı sonlandırarak evine girdi. Hay dilini eşek arısı … dedim kendi kendime. Sonra günlerce çok üzüldüm belli ki bir derdi vardı tamda bu konu üzerine. Bu konular öylesine hassas ki, ağzımızdan her çıkana dikkat etmek laf olsun diye konuşmamaya özen göstermeliyiz. Çok özel alan… kendi adıma kendi özel alanıma ailem ya da en yakın arkadaşımın bile müdahalesine sinir olurken bir kadını üzmüş olmanın sızısı hep saklı kaldı bende. Az konuşmak, laf olsun diye kelimeleri boşa ziyan etmemek erdemdir. O nedenle daha çok dikkat, daha çok dikkat… Çok okuyalım, çok düşünmemize gerek yok az konuşalım kafi. Yani o kötü kadınlardan birisi de bendim üzülerek itirafımdır 🙁 Sevgiler

    • bazen oyle lafin gelisi cikiyor agzimizdan, her zaman bir merak bile icermiyor aslinda, aliskanlik. hepimiz yapabiliyoruz boyle seyler, fark etmissiniz sonra zaten. uzulmeyin bence artik 🙂

  4. Kimseye anlayamadığımız sebeplerden dolayı çocuk yapmamaya karar verdik. Bu fikri kabullendik ve böyle mutlu olduğumuzu düşünüyoruz. Ama mahalle baskısı her seferinde kalbimden yaraliyor beni. En yakinlarimdan İş için tanistigim kişilere kadar hatta alışveriş yaptığım satış elemanı dahi gecikmeden çocuk sahibi olmami tavsiye edip ısrar ediyor. Ben ısrarla lafı gecistirdikce hadi artık laflariyla beni ne kadar uzduklerinin farkında olmadan yardımcı olmaya çalışıyorlar. Çocuk yapmamak belki tercih belki zorunlu sebeplerden mümkün olmayabilir. Ben daha bunu en yakınlarıma bile anlatamıyorken sadece iş konuştuğum insanlara nasıl anlatabilirim. Ben çocuk yapmama fikri ile mutlu olmaya çalışırken çevre baskısı yüzünden mutsuz olmak istemiyorum. Sanki soyu tükenen insan nesli benim ürememe baglıymis gibi üzerimde baskı hissetmekten bıktım.

    • mahalle baskisi her konuda yorucu, tatsiz. hele böyle hassas ve özel konularda oldugunda aynı zamanda cok kirici, yorucu. bosverin diyecegim ama kolay degil biliyorum. yine de dogru oldugunu düsündügünüz ve kendi karariniz neyse ona inanmak en temizi, en güzeli 🙂

  5. Yaşları yakın 2 çocuğumla(biri 2,5 diğeri 4 yaşında) yolda yürürken bir teyze yanaşıp “ne gerek vardı da doğurdun” diyip uzaklaştı, ben şok… üst üste çocuğu olanlara da “sakın üçüncüyü yapma, dikkat et” baskıları geliyor. İnsanlar her şartta konuşuyor maalesef