10 Yorum

Özge’nin Gebelik Günlüğü – 15, 16, 17 ve 18. Haftalar

Yazar Hakkında

ÖZGE MENCEK – Fotoğraf çeker/sever, okur yazar, anne, mühendis. Beyaz yakalı hayatın esaretinin farkına varmış, şartlarını değiştirmek için kafa yoran, anne olduktan sonra hem önceden sahip olup farkında olmadığı yeteneklerinin hem de anneliğin onda açtığı yeni kapıların hepsini ve her birini farketmiş, sevmiş ve hevesle sarılmakta olan, yaşı hep hissettiğinin çok ilerisinde olan bir hayat belgeselcisi

Şu gebelik günlüklerini benim kadar biriktirerek yazan olmamıştır herhalde. Her hafta tıkır tıkır yazamadığım için üzülüyorum aslında, hatta kendime kızmaya varıyor bu üzüntü. Modern hayatın vazgeçilmezi, muhtemelen hepimizin içinde de az çok olan mükemmeliyetçi yanım pörtleyip yargılayacak oluyor ama burası o kadar affedici, şefkatli, kucak açan bir ortam ki kendime pek de uzun kızamıyorum aralar açıldıkça. Bunun için Elif’e bir teşekkür ederek geçelim haftaların notlarına. Neyse ki onları tutuyorum hep.

15. Hafta: Cinsiyetin belli olduğunu önceki yazımda yazmıştım ama bu konuda birikenleri yazmayı sıradaki yazıya bırakmıştım. Zira epey bir şey birikmekteydi ve bunları salim kafayla toparlayıp yazmak istedim. Adettendir, gebeye cinsiyet sorulur. Bu sorunun cevabının ne olduğu pek farketmez, soran tarafın yorumları genellikle hazırdır. Belli değilse ve ilk gebelikse genellikle “Sağlıklı olsun da cinsiyet önemli değil” denir. İlk gebelik değilse derhal öteki(leri)nin cinsiyeti sorulur, bilinmiyorsa. Burada artık gebe darlanmaya başlar. İki cinsiyet aynıysa söylenenler, farklıysa söylenenler, hatta bu durumların farklı cinsiyetler için farklı farklı kombinasyonları için söylenenler dallanır, budaklanır, alır, yürür, gider. Bu yorumlar, sorular kötü niyetli bir yaklaşımın eseri olmasa da sorulan kişiyi daraltması bakımından sonuç genelde aynıdır. Benim şu son 3 haftadır yaşadığım kişisel tecrübemde pek öyle cinsiyetçi, kötü niyetli yorumlar yoktu ama illa ki bir yorum vardı beni bu konuda gözlem yapmaya, düşünmeye ve paylaşmaya itti. Neler duydum mesela:

“Olsun” (Duymayanı döverler)

“Ay keşke kız olsaydı” (Ay neden ki?)

“Off kolay gelsin!” (Çünkü erkeklerin görevi evi dağıtmak ve sınırsızca yemekken kadınlar bu durumun gerektirdiği düzeni ve hizmetleri sağlamakla mükelleftir (!) )

“Yandın”/”Ayy çok fena” (Çünkü istisnasız oğlan çocuklarının hepsi saldırgan, yaramaz, canavar ruhludur; kırar döker parçalarlar (!))

“E iyi olmuş, iyi anlaşırlar/iyi oynarlar” (Bilemiyorum, yaşayıp göreceğiz)

“Ay evde tek kaldın” (Neyse ki dünyada tek kalmadım)

“Ne güzel evde tek oldun, özel oldun” (İyi niyetli bir dilek, oysa herkes her zaman özel)

Ve kızların daha uyumlu ve uslu, oğlanlarınsa daha yaramaz ve hareketli olduğuna dair sonsuz genelleme. Peki ben ne hissediyorum? Gerçekten bir kızım olmasını ister miydim, bir oğlum daha olacağını duyunca hayalkırıklığına uğradım mı? Ya da tam aksine çok sevindim mi? Önceki yazımda demiştim ya, “Çalıştığımız yerden çıktı” esprisini eskitemedim diye. O esprinin altında epey bir gerçek yatıyor. Sanki bebek büyütmek üzerine bildiğim her şey oğlanlar içinmiş ve eğer bir kızım olursa bir sürü şey öğrenmek zorunda kalacakmışım gibi bir algım var(dı). Ama aslında bu algı bebeğimin olası cinsiyetiyle ilgili falan değil. Benim, hatta belki de herkesin, bilinmezden çekinmesi ve mümkünse tercih etmemesiyle ilgili. Bir kızım olsa altını başka türlü temizlemem gerektiği aklıma geliyordu mesela ama ben oğlum doğana kadar bir oğlanın altını nasıl temizlemem gerektiğini de bilmiyordum. Üstelik anatomisi de bana yabancıydı (!). Gayet becerdim. Külotlu çorap giydirmek, saçını taramak, toka almak gibi şu anki durumumda hayatımda olmayan şeyler vardı aklıma gelenler arasında. Doğruya doğru, bunları kendi için minimumda tutan, makyajı düğünden düğüne yapan, topuklu ayakkabısı olmayan bir kadın olarak bunlar benim için gerçekten yepyeni şeyler olurdu. Ama çok da güzel yapardım bir kızım olsa. İki kız babası olan bir arkadaşıma söylediğimde “Hiç düşünme, inan ben onlarla ilgili her şeyi o kadar kolay ve rahat yapıyorum ki” demişti ve çok hoşuma gitmişti. Kim bilir, bir kızım olsa belki onunla ben de tarz değiştirirdim ya da belki o benim gibi bir kız çocuğu olurdu. Diyorum ya kim bilir. Kaldı ki oğullarımın giyimine, kuşamına, saçına, aksesuarına düşkün erkekler olup olmayacağını da bilmiyorum. Özetle, ikinci çocuğumun da oğlan olması bende aşinalığın verdiği sanal bir rahatlıktan başka hiç bir özel his yaratmıyor. Buyursun gelsin. Kuzum benim.

15. haftanın benim için kayda değer olayı hamile kotumu giyince yaşadığım mutluluktu. Hamileliğimin başından beri beli lastikli geniş paçalı pantolonlar, esneyen elbiseler, yazın indirimlerden edindiğim birkaç beden büyük kıyafetlerle idare ediyordum. Ama kıyafetler istediği kadar esnesin, lastikli olsun, bedeni büyük olsun, artık rahat edemiyordum. Buna rağmen hamile kıyafetlerime el atmayı ertelemiştim bu haftaya kadar. Muhtemelen kilomu dert ettiğim için, çünkü önceki hamileliğimde bu haftalara kadar daha rahat gelmiştim normal kıyafetlerimle ve bu hamileliğe daha kilolu başlamış olduğum sürekli kafamın bir yerinde duruyordu. Bir baş etme yöntemi olarak hamile kıyafetlerimi giymeyi erteliyordum. Ay meğer ne gerek varmış? Bir sabah elimi hamile kotuma atıp giyince kendimi o kadar güzel hissettim ki anlatamam. Meğer idareten giydiğim kıyafetlerin içinde hiç kendim gibi hissetmiyormuşum. Meğer vücudumda bir anormallik yokmuş, hamileymişim (!). Giymeyi sevdiğim tarz bir şey giyince yaşadığım o “yaşasın ben” hissi çok güzeldi. Gidip gelip aynaya baktım, Hakan’a “Gerçekten çok güzel olmamış mıyım?” diyip durdum, gören de sanır ki 36 bedenim ve özel tasarım bir elbise giymişim. İnsanın kendini kendi gibi hissetmesi ne önemli şey.

16. Hafta: Hamileliğimin 15. haftasını 16. haftasına bağlayan pazar günü yogaya başladım. Ne zamandır ha bu pazar gideceğim, ha gelecek pazar gideceğim derken bir şekilde başlayamamıştım. Ya enerjim yoktu ya da programımıza uymamıştı. 16. haftaya başladığım pazar günü bu makus gidişi bozmayı başardım. İyi ki de başardım. Yoga seansı fizikselden öte iyi geldi bana. İyi gelen asıl şeyse kadınlar arasında olmak. İşim gereği hep erkekler kalabalığının içindeyim ve bu o kadar uzun zamandır böyle ki kanıksamışım, kadınlar arasında olmanın verdiği hisleri unutmuşum. Bunu uzun zaman sonra ilk hissettiğim yer geçen seneki üçüncü Dijital Topuklar zirvesiydi. Sadece bu kadar kadının arasında olmak için bile gelinir diye story atmıştım. Bu yoga seansı katılan hoca hariç hepimizin hamile olması açısından daha da özeldi. Paylaşımlar yaptık, birbirimizi anladık, o enerji nasıl da iyi geldi bana. Bu yazıyı yazdığım 22 Eylül itibariyle 3 haftadır gidiyorum ve çok mutluyum.

Bu hafta itibariyle Mete de yeni okulunda üçüncü haftasına başladı. Sabahları evden çıkmayı nasıl başaracağımızdan Mete’nin yeni ortamını sevip sevmeyeceğine, yeni rutinimizin oturmasından Mete’de ne değişiklikler olacağına kadar uzanan sayısız endişem vardı ve çok şükür çoğu boşa çıktı. Sabahları daha erken kalkmaya ve güne başlamaya bir şekilde çok çabuk uyum sağladık. Ucu ucuna olsa da okula hep yetiştik. Ve en önemlisi Mete okulunu sevdi. İlk günlerde “Hep bir şeyler yapıyoruz, hiç oyun oynamıyoruz, mesela bugün hiç saklambaç oynamadık” diyerek adaptasyon sürecini özetlemişti. Neyse ki bu cümle, şikayetten öte bir gözlem olarak kaldı. Onun için olduğu kadar bizim için de farklı olan şeyler oldu. Önceki kreşinde sürekli öğretmenleriyle konuşabiliyor, haftalık sıklıkta paylaştıkları fotoğraflardan günleri hakkında fikir sahibi olabiliyorduk. Bunları yeni okulunda birebir bulamayınca bir yoksunluk yaşamadık değil Hakan’la, “Çocuk bizden ayrı okula çıktı resmen” dedim hatta bir gün. Mete de gününü sorunca anlatmaya başlayan bir çocuk olmadığı için hep altyazılardan bir şeyler çıkarmaya çalıştık ama genel olarak artan keyfi, daha güvenli ve açılmış tavırları bize güzel şeyler anlatıyor. Yine de bununla yetinmedik tabi. Hemen bir randevu talep ettik öğretmenlerinden. Modern zaman ebeveyninin veli olmakla sınanması böyle böyle başlıyor sanırım.

17. Hafta: Madem yazı gecikti, bu haftaki görüşmeye de gidelim de öyle yazayım dediğim hafta. 16+3’teyken bu ayki görüşmemizi de yaptık. O sevimsiz tartıyla bu sefer yıldızımız barıştı zira geçen aydan beri sadece 1 kilo almıştım. Çok kıymetli doktorum benim kadar abartılı bir mutluluk yaşamasa da memnun oldu. Bu ay itibariyle artık detaylı incelemelere başladık. Bu muayene hamileliğimin başından beri en uzun muayenemdi. Parmaklarının tek tek kaçar kemik içerdiğinden böbrekleri arasındaki mesafeye, kalça kemiklerinin birbiriyle yaptığı açıdan gözbebeklerinde katarakt olup olmadığına, kordon akışından genel duruşuna kadar bir sürü şeyi inceledi doktorum. Her ne kadar mesleği, uzmanlığı olsa da muayenelerde bu kadar detayı tek tek, bizim de duymamızı sağlayarak sesli bir şekilde taraması bende hayranlık uyandırıyor. En az bebeğimin gelişim sürecine duyduğum hayranlık kadar.

Bebeğim sanki abisinin birkaç hafta önceki çak yapma dileğini duymuş gibi elinin ayasını çok net bir şekilde gösterdi muayenede, yüzünü göstermeye ise pek yanaşmadı. Neyse ki her şey yolunda. İkili testin umut veren sonuçlarını doğrulayarak gelişiyor kuzucum. Abisinin de karnımda olduğu zamanki gibi yaklaşık bir hafta önden gidiyor. Ve ben her muayenede, ilk hamileliğimin aksine, muayeneler haricindeki zamanlarda hamile olduğumu unutmuş olduğumu farkedip bebeğimin varlığına tekrar şaşırıyorum. Mete’ye hamileyken aklım fikrim ondaydı ve ayda bir gittiğimiz muayeneler gelmek bilmiyor, gelince de çok hızlı bitivermiş gibi geliyordu. Şimdi ise muayeneleri kaçtır bana Hakan hatırlatıyor, haliyle bir sürpriz haline gelen muayenelerde gördüğüm her şey bol bol yetiyor. Öyle ki günlük hayatın içinde hamile olduğumu bile unutuyorum. Kardeşler arasındaki farklar doğumdan çok önce başlamış oluyor.

Yaşasın hamile pantolonu!

18. Hafta: Ve sonunda beklenen hareketlenmeleri hissetmeye başladım. Bu hamileliğin en başında doktorum “Her şey başka olacak, karşılaştırma” demesine rağmen olan her şey, karşılaştırmaktan, henüz olmayanları da ilk gebeliğimdekiyle aynı şekilde, aynı zamanda olacakmış gibi beklemekten kendimi alamıyorum. Yine aynısını yaptım ve ilk kıpırdanmaları Mete’de hissettiğim şekilde hissetmeyi bekledim. Yine beklediğim gibi olmadı. Mete’de karnımın içinde aynı anda bir çok baloncuk patlıyor gibi hissetmiştim. Bir anda başlayıvermişti ve artarak, şiddetlenerek tekmelere dönüşmüştü. Şimdi ise bundan farklı. Karnımın başka başka yerlerinde teker teker ve aralıklı baloncuklar patlıyormuş gibi hissediyorum. Belki de Mete’de hissetmediğim bir ön aşamaydı bu ve her şeyin daha hassas hissedildiği ikinci hamilelikte kendini gösterdi. Gün içinde çok kez unuttuğum hamileliğimi bana hatırlatacak bir şeyin başlaması beni mutlu ediyor.

Geçenlerde bir arkadaşım sordu, etrafındaki ikinciyi bekleyen anneler hep yeni bebeklerini ilk bebeklerini sevdikleri kadar sevmemekten korkuyormuş, bende de böyle bir endişe var mıymış? Durup bir içime baktım, hiç böyle bir endişem yok. Çünkü ben ilk bebeğimi kucakladığımda da uzun süre kendimi sanki onu sevmiyormuşum gibi hissettim. Yoruldukça, uykusuz kaldıkça, uyuyamadıkça, eski halimi özledikçe bunu bebeğimi sevmeyişime yoruyordum, yaşadıklarımı sevmeye uyduramadım. Neyin ne olduğunu zamanla, dönüştükçe anladım. O kadar derinden anladım ki, bebeğimi seveceğime dair hiç bir şüphem yok. Daha az ya da daha çok diye bir karşılaştırmam zaten yok. Her sevgi kendi içinde oluşuyor.

Gelecek yazıda görüşmek üzere, kısmetse daha kısa bir aralıkla.

Gebelik Günlükleri

Özge’nin Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

10 yorum

  1. İnşallah sağ salim alırsınız bebeğinizi kucağınıza. İkinci hamileliğimi ve bebeğimin doğduktan sonraki süreç bizde de çok hızlı geçti. İlk oğlumun peşinde koşturmaktan olsa gerek. Benimde iki oğlum var. Aynı tarz konuşmalar. Aynı cümleleri söylemeyi görev edinmiş bir toplumla iç içe yaşamak bazen kafa karışıklığına sebep olabiliyor “Ay keşke kız olsaydı” “Ay neden ki?” Cevabınızda çok sevimli geldi bana. Etrafımızda her konuda malum, her ağızdan bir ses çıkıyor. Hedef şaşırtmak harika bir yöntem.

    • Güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim. İkinci gebelik gerçekten ilki gibi geçmiyor, hayat hali hazırda daha koşuşturmacalı olunca ilkinde odaklandığımız şeylerin farkında bile olmayabiliyoruz. Mizahi cevaplar vermek benim yakın zamanda edinmeye çalıştığım bir alışkanlık. Uzun süre açıklamalar, kendimce bilinçlendirme denemeleri, savunmalarla uğraştıktan sonra en iyisinin bu olduğuna karar verdim zira o çaba sonunda çoğunlukla hem karşımdaki bir şey anlamıyor hem de ben yıpranıyorum.

  2. Allah sağlıkla kucağınıza almayı, güzel sağlıklı günlerini görmeyi nasip etsin. İkinci çocukla beraber, kalpte ona özel yeni bir yer açılıyor, en az 1. çocuk kadar seviliyor hiç merak etmeyin. Bebeği veren Allah sabrını da sevgisini de veriyor.

    • Güzel dileğiniz için teşekkür ederim. Ben de öyle olacağını görmek için bekliyorum 🙂

  3. Hamilelikte hormonlara bağlı olarak duygular bazen kat kat daha yoğun hissediliyor. Normalde size söylendiğinde “hıhı” deyip geçeceğiniz bir cümle hamileyken batabiliyor. Tabi bu demek değil ki herkes her konuda yorum yapsın, biz de tamam deyip geçelim. Fakat huzurlu, sakin, stressiz bir hamilelik dönemi için gerçekten kötü niyetli yorumlara bile gülüp geçmek, hatta bu yorumları fark etmemek, görmezden gelmek en iyisi.

    Bebeğinizi sağlıkla kucağınıza almanız dileğiyle.

    • Güzel dileğiniz için teşekkür ederim. Dediğiniz gibi, söylenenin söyleyenle ilgili olduğunu bilip huzuru koruyabilmek bazen zor ama çok değerli.

  4. iki kız annesi

    Hamileğim sırasında değil ama 2 kız sahibi olduğumu söylediğim zaman 2 oğlan çocuk annesi bir hemcinsim aa kız mı benim iki oğlum var iyi ki kızım yok erkekler kızlara göre daha güçlü oluyorlar demişti! Ne acı böylesine bir cümleyi bir hemcinsten duymak. Güç üzerine küçük bir seminer vermek isterdim kendisine ama enerjimi kendisine harcamak yerine kızlarıma harcamayı tercih ettim:)

    • Bunu bir kadından duymuş olmak beni de çok üzerdi, o bakımdan acınızı paylaşıyorum. Kim bilir ne yaşadı da böyle bir yorum yapacak noktaya geldi diye düşündüm ben de. Güç insana özgü, kimin başına ne geleceği ve bunu nasıl karşılayacağı pek cinsiyet tanımıyor diye düşünüyorum. Kızlarınızla güzel günler dilerim 🙂

  5. Her ne kadar eşim bir kayırma oluyor dese de. İkinci çocuk ilki kadar seviliyor 🙂 İki bebeğine olan sevgin bir arada katlanarak kocaman oluyor. Kocaman bir sevgi oluyor.
    İkinci hamilelik ise ilkinden daha hızlı geçiyor, biraz karambol oluyor. Benim ilk hamileliğim zordu ve ikincisi iyi geldi gene de. Sadece geçen de benzer bir yorum bırakmıştım tekrar yazayım. İlk bebeğimde emzirme yüzünden çok ağır meme ucu sorunu çektim. İkincide annesininmeleginin meme ucu yarası tedavisi yazısındaki bakım önerilerini harfiyen uyguladım: https://www.annesininmelegi.com/emziren-annelerde-meme-ucu-catlaklari-tedavisi-gogus-ucu-yaralari-nasil-onlenir-meme-ucu-yaralari-nasil-tedavi-edilir Bir de önerdiği Mumsy natural kremi ve losyonunu doğumdan önce edinip kullanmanı öneririm. Dolayısıyla gerekli desteği ve önlemleri alırsan ikinci hamilelik ve annelikte gerçekten kraliçesin. Sevgiler

    • Kadınlar arasında olmayı tam olarak bunun için seviyorum, ne güzel sözler bunlar böyle, çok teşekkür ederim! Karambol gerçekten de doğru kelime. Neyse ki tekmeler başladı da daha çok farkında olmaya başladım. Söylediklerinizi emzirme ile ilgili kendi tecrübemin üstüne koyacağım, çok teşekkür ederim.