21 Yorum

LGS denilen şey

Bu yazıyı yazmaya başladıktan sonra bir sürü olay oldu. Şule Çet davası, sanığın müebbet hapis cezası alması ile sonuçlandı (Aile Bakanlığı ağırlaştırılmış müebbet için itiraz edeceğini duyurdu).  Aynı gün Twitter’da hemen her gün değişen isimlerle rastladığımız #…içinadalet listesine Ceren Özdemir isimli genç bir kadın eklendi.

Tam o sırada, o güne kadar varlığından haberdar olmadığım ve ismini “Arka odaya geçelim” repliğiyle duyduğum Can Yaman adlı şahsın olayı patladı. Duvar gazetesi’ndeki şu yazı, olayın geldiği noktayı çok güzel özetler nitelikteydi:

Can Yaman Twitter’da beşinci sıraya indiğinde, gündemin ilk dört sırasında kadın cinayetleri vardı. Bu ülkede artık giderek vaka-ı adiye klasmanına girmeye doğru yol alan, daha doğrusu o kategoriye itilmek istenen kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin yaygınlığının erkeklik gösterme azmiyle doğrudan ilişkisini kabul etmek, kabul ettirmek iyi bir başlangıç olabilir. Bu aynı zamanda, bu sorunun Twitter’dan tel’in etmekle, fetvayla, hutbeyle, bomboş kamu spotlarıyla çözüme kavuşmayacağını kabul etmek olacağı için doğru rotada atılmış bir ilk adım da olabilecektir.

Tüm bunlar olurken 2018 PISA skorları ülke gündemindeki yerini -yeterince üst sıralarda olmasa da- aldı. Milli Eğitim Bakanlığı, geçtiğimiz yıllara göre gerçekleşen yükselmeyi “belirgin iyileşme” olarak nitelendiriyor, Türkiye’nin hâlâ tüm alanlarda OECD ortalamasının altında ve 37 ülke arasından 31. sırada olduğunu söylemeyi atlıyordu. BBC’deki şu video ise, Türkiye’de eğitimin içinde bulunduğu durumu tüm netliğiyle ortaya koyuyordu:

Bu sırada Doğa Koleji’nde aylardır maaşını alamayan öğretmenler velilerle birlikte eylem yapıyordu. Doğa Koleji en çok bilinen ve en yaygın olan zincir özel okul olduğu için daha çok göze çarpıyor ancak bununla ilgili haberler paylaşıldıkça, küçüklü büyüklü birçok özel okulun benzer şekilde okul ücretlerini peşin alıp sonrasında okulu açmadığı, sadece öğretmenlerin değil, bir kısım okulun dönem ortasında kapanması sebebiyle çocukların da ciddi şekilde mağdur olduğu konuşuluyordu. (Yine BBC’deki şu video, bu okulların neden kapandığını anlatıyor)

İşte böyle bir ahval ve şeraitte, ben çocuğumun önümüzdeki Haziran’da gireceği LGS ile ilgili bir yazı yazmaya çalışıyor ve bu yazının başlığına “LGS Yolculuğu” mu yazayım, “LGS Gerçeği” mi yazayım, emin olamıyorum. En nihayetinde, yazıyı bitirip dönüp baktığımda da, bunu bir “şey” olarak tanımlamak en doğrusu gibi geldi…

22-23 Kasım’da Bilgi Üniversite’nde düzenlenen “Çocuğun Katılım Hakkı: Neredeyiz? başlıklı sempozyumda rastladığım bir görsel

“Bu sene Deniz’in sınav yılı.” Şu sıra sıklıkla kurduğum bu cümleyi kuracağım pek aklıma gelmezdi ancak durum bu: Deniz bu sene LGS’ye girecek.

Neden bu cümleyi kuracağım aklıma gelmezdi? Çünkü LGS bizim için önemli değildi. Hedefimiz hiç değildi. Çocuğumuzu sınava kanalize edip varını yoğunu bu sınava vermesini beklemeyecektik. Biz de hepimiz için, maddi manevi yorucu olacak bir süreçten mümkün olduğunca uzak kalacaktık.

Ama şunu atlamışız: Çocuğumuzu LGS’ye sokmayacaktıysak eğer, o zaman daha ortaokula başlarken bu kararı verip, ona göre adım atmış (ona göre bir okul seçmiş) olmamız gerekirmiş. Kısacası, LGS ile temas etmek istemiyorduysak, lisesi olan ve ortaokuldan sonra lisesine -sınavsız bir şekilde- devam edebileceği bir okul seçmemiz işimizi kolaylaştırırmış.

E biz öyle yapmadık. Fide kararını verdiğimizde bir “temel eğitim” okulu olarak yola çıkmıştı Fide, yani ilk 8 sene eğitim verecekti… Biz de bunu bilerek, “Ortaokulu hele bir tamamlayalım da, sonrası Allah kerim” diyerek girdik içeriye… Bu süreçte Fide’nin lise açma planı ortaya çıktı ve bu bizi çok heyecanlandırdı. Yaşasındı, ooooh sınavı düşünmemize gerek kalmayacaktı, güvendiğimiz bir okulda mis gibi liseye devam edecekti oğlumuz, bize neydi LGS’den!

Ama Fide’nin lisesi bizimkilere yetişmedi. Lise için gerekli gördükleri donanıma sahip bir arsa bulamadıklarını, ama daha da önemlisi, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik darboğazda, böyle bir yatırımın altına girmeyi ertelemeyi gerekli gördüklerini söylediler. Bu, her ne kadar bizi mutsuz etse de -şimdi birbiri ardına kapanan özel okulları görünce- anlaşılır bir karardı.

Durum böyle olunca “Yeterince uzun süre görmezden gelirsek belki sonunda yok olur” diye düşündüğümüz LGS gerçeği tüm heybetiyle karşımıza çıktı.

Pis LGS. O kadar mesafeliydim ki kendisine, bu okul yılı başına dek adını bile bilmiyordum; TEOG deyip duruyordum. Deniz beni sürekli düzeltiyordu, “An-ne TE-OG değil!” diye. Uzuuuun tekrarlardan sonra öğrenebildim adını: Liselere Geçiş Sınavı’ymış adı.

Bu gerçek karşımıza dikildikten sonra  Fide’de bir toplantı oldu. Özetle şöyle dendi: “Çocuğunuz sınava girecek olsa da, bir özel okula (ya da MEB’in atayacağı herhangi bir devlet okuluna) sınavsız devam edecek olsa da önümüzdeki seneyi bir akademik kamp yılı olarak görmesini öneririz.” Okulun, uzun zamandır tanıdığımız, çocuklarımızla ilgili birçok konuda destek aldığımız, psikolog olan müdürünün bu seneyi, çocuğumuzun “disiplinli çalışma prensiplerini kazanacağı bir maraton” olarak görme önerisi aklımıza yattı. Ne de olsa disiplinli çalışma denilen şey, ona hayatının her alanında gerekli olacaktı.

Peki dedik, madem öyle, kolları sıvayalım. Nasıl sıvayalım? Öyle hem özel ders, hem dershane sarmalına girmeyelim (Evet, dershaneler kapatıldılar. Ama adı ‘dershane’ olmayan ve aynı işlevi gören yerler var. Eğer henüz haberdar değilseniz, çocuğunuz ortaokul 6-7. sınıfa geldiğinde cep telefonunuza gelen SMS’ler sayesinde haberdar olacaksınız). Biz dedik, çocuğumuzu -varsa- temel derslerdeki eksiklerini özel dersle tamamlayalım. Ama önce LGS denilen şeyi bir tanıyalım. Nasıl bir sınav bu? Neden bahsediyoruz?

Geçtiğimiz sene itibarıyla, şundan bahsediyorduk:

  • Toplamda 90 soruluk bir sınav.
  • 20 Türkçe, 20 Matematik, 20 Fen, 10 İnkılap, 10 Din, 10 da İngilizce sorusundan oluşuyor.
  • Sadece sekizinci sınıftan sorular soruluyor.
  • 135 dakikalık bir sürede, bir kez mola veriliyor. Öğleden önce sözel, öğleden sonra sayısal sorular çözülüyor.
  • Her soruya ortalama 1,5 dakikalık bir süre düşüyor.
  • 500 tam puan üzerinden değerlendirme yapılıyor.
  • Türkçede dilbilgisi ve anlam bilgisi, matematikte ise gerçek hayatta problem çözme bilgisi ölçülüyor.
  • Her yıl yaklaşık 1 milyon 200 bin çocuk bu sınava giriyor.
  • Bundan 8 sene önce başlatılan ve şahane bir şekilde bizim de kurbanlarından olduğumuz 4+4+4 uygulaması sebebiyle oluşan yığılmadan dolayı bu yıl bu sayı 1 milyon 800 bin civarında.
  • Bu 1 milyon 800 bin öğrencinin sadece %10’u “nitelikli” olarak adlandırılan devlet okullarına girecek.
  • Bunun için de 90 soruda ennnnnn fazla 1, hadi bilemedin 2 yanlış yapmak lazım.Ortalamanın yüksek olması da cabası…

Dediğim gibi bütün bunlar, geçen seneki sınavdan yola çıkarak bu yıla yansıtılan öngörüler. Elbette MEB, bu maddelerde kimseye sormadan, gerekirse sınava günler kala değişiklik yapma hakkına sahip!

Bu gerçekler bizi SBS’ye (bak şimdi de SBS dedim) pardon LGS’ye daha da mesafelendirdi. Ama istediğimiz kadar mesafelenelim, pis LGS bize “You can run, but you can’t hide” diyordu – Kaçabilirsin ama saklanamazsın. 

Burada biraz geriye çekilip, LGS’yi neden önceliklendirmediğimizi de tarihe not düşeyim. Her ikimiz de taşrada büyümüş ve ailesinin desteğiyle Türkiye’nin o dönemki -ve hâlâ- en iyi okullarından birinden mezun olmuş ebeveynler olarak, çocuğumuzun da iyi bir eğitim alması bizim için elbette önemliydi. Ancak:

  • Devrin birçok anlamda değişmiş olması,
  • Bildiğimiz anlamdaki kitlesel eğitimin öneminin azalmış ve giderek azalacak olması
  • Uzaktan eğitim, online eğitim gibi kavramların giderek popülerleşmesi
  • Türkiye özelinde, eğitimin bir amaç değil bir araç olması;
  • Bu sene özelinde, 4+4+4 yüzünden geçen seneye oranla %50’ye yakın daha fazla çocuğun girecek olması
  • Ve en önemlisi bu ülkede hiçbir şeye güven olmayıp, bugün LGS denilen şeyin bir gecede kaldırıp yerine bambaşka bir şeyin gelme ihtimalinin, o da olmasa soruların çalınıp toplum mühendisliğine alet edilme ihtimalinin, hiiiiiçbiri olmasa çocuğun soruları kaydırma ihtimalinin, ne bileyim o sabah hastalanıp, karnı falan ağrıyıp 1 senelik emeğinin çok altında bir performans gösterme ihtimalinin olması bizi bu sınava karşı mesafeli durmaya zorladı.

Özetle biz, en başından beri çocuğumuzun böyle bir yarışın içinde olmasını istemiyorduk. İsteseydik zaten bambaşka bir okul tercihi yapar, onu sınav için gerekli teknik yeterlilikle donatma sözü veren bir okul tercih ederdik. Fide “sınav-odaklı”, yani sınavı var oluş sebebi yapan bir okul değildi. Sınavı önemsemeyen ve “çocuğunuz sınava girecekse bu okul size göre değil” diyen bir okul da değildi. Her çocuğu kendi özelinde, kendi ihtiyaçları için gerekli yeterliliklerle donatmayı hedef aldığını söyleyen bir okuldu.

Çocuğumuzu böylesine zor ve yorucu bir yola sokmayı istemiyorduk ama aklımızda bazı soru işaretleri de vardı: Ya biz, onun için böyle bir tercih yaparken o, ileride bu tercihin onun için en doğrusu olmadığına kanaat getirirse? Ya “Keşke beni sınava hazırlasaydınız!” derse? O böyle bir şey demeyecek olsa bile, ya bir şansı varsa ve biz sınavı ciddiye almadığımız için bu şansı kaçırırsa? Özetle, ebeveyn olmak neden bu kadar zor?!

Her ikimiz de Türkiye’nin o dönemdeki en iyi okullarından birinde okumuş, çocuğumuza da aynı imkanları verebileceğimizi düşünmüştük. Kendim Tarsus Amerikan Koleji’nden mezun olarak, İstanbul’da yaşayacağım belli olduğunda çocuğumu da Üsküdar Amerikan’a vermeyi hayal etmiştim taaaa çocuğum olmazdan önce… Bu ihtimal ve istek, yıllar içinde eridi, birçok sebepten… Birincisi, rekabet çok fazlaydı. Bizim sınava girdiğimiz 1987 yılından bu yana ülkenin nüfusu artmış, ancak okul sayısı neredeyse aynı kalmıştı. Bizler 300 bin çocuğun arasından sıyrılıp iyi bir özel okula girebilmiştik, şimdiki yarışan çocuk sayısı bunun 6 katıydı. Dahası, okulların fiyatları çok artmıştı. Babamların zamanında bizim okula ödediği parayla, şimdiki kolejlerin istedikleri ücretler arasında uçurum vardı. Haydi birini verdik diyelim, geriden gelenleri ne yapacaktık? Ve son olarak, eğitimin niteliği bozuldukça, okullar arasındaki uçurum da artıyordu. Evet biz de özel okulda okumuştuk; ancak taşradaki bir okulun sosyo-kültürel yapısıyla İstanbul’un orta yerindeki bir özel okulunki çok farklıydı. Mesele özel okulun parasını ödemekle de bitmiyordu; o okulda okuyor olmanın sosyal “gereklerini” yerine getirmek zorunda hissetmek istemiyorduk.

Nitelikli devlet okulları ise başka sıkıntılarla doluydu. Bir kere girmek bir meseleydi. İkincisi, diyelim girdiniz, o okulun bir gecede “proje okul”a dönüştürülmeyeceğinin, yıllar yılı biriken okul kültürünün MEB’in atayacağı bir müdür tarafından alaşağı edilmeyeceğinin ve çocuğunuzun o okula girme sebeplerinin bir kalemde üzerinin çizilmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktu.

“Fala inanma, falsız kalma” olmuştuk: Ne LGS’li, ne LGS’siz. Uzuuuuuun istişareler sonunda şu noktaya geldik: LGS ülkenin bir gerçeği. Bu yıl sonunda, çocuklar -istisnalar dışında- bu sınava girecekler. Sınava girip, alabileceği en yüksek notu alıp, iyi bir anadolu lisesine girmek ya da bir özel okuldan, aldığı puan doğrultusunda, burs almayı hedefleyerek yola çıkmak en doğrusu olacaktı.

Ve Deniz’in ortaokuldaki bu son senesine, sonunda bir ölüm/kalım meselesi olan bir kısa mesafe koşusu değil, bir maraton olarak yaklaşmaya karar verdik. Eğer bu sistem çocukları bu sınava girmeye zorluyorsa, e disiplinli (ders) çalışmak da, ilerideki hayatında önemli kazanımlara sebep olacaksa o zaman bu sınav senesine, bu kazanımlarla donanmayı hedefleyen bir “akademik kamp” gibi bakıp ona göre tavır almak en doğrusu olacaktı. LGS bizim için bir amaç değil, bir araçtı. Şimdi LGS düşünsündü!

Geçtiğimiz Haziran ayında, yedinci sınıf sona erdiğinde tam da bu noktadaydık işte.. Bodrum’a “yaz boyu bu disiplinli çalışma konusunda yol almak üzere” gittik. Yazın her gün, günde 2-2,5 saat ders çalışacaktı Deniz. Birkaç test kitabı da önermişlerdi ama asıl olarak “Okusun, bol bol okusun” demişlerdi. Bu yaz biraz daha hedef odaklı okumalıydı; çünkü LGS akademik bilgiden de çok bir “okuduğunu anlama” sınavıydı. Eline geçen herhangi bir metni okumasındansa, ona bu birikimi kazandıracak okumalar yapması önemliydi. Hele de geçtiğimiz yıllarda kademeli olarak devreye giren ve bu yıl neredeyse tamamının öyle olacağı “yeni nesil sorular” bilgiden de “çok okuduğunu anlama ve muhakeme” yeteneğini ölçmeye yönelikti. Dolayısıyla iyi bir okur olmak, sınavda önemli bir avantaj olacaktı.

Yaklaşık iki buçuk ay boyunca Bodrum’daydık. Hemen her gün, yarım gün denize gittik, her gittiğimizde Deniz antrenman niteliğinde yüzdü. Yaz başında koştuğumuz, ders çalışması kadar önemli bir şarttı bu: Birlikte kararlaştırdığımız mesafeyi her gün yüzecekti. Yaptı da. Faydasını gördü bence, birçok anlamda. Yine rutin yüzdüğü bir gün, denizin ortasında, ona bu seneki sınav yılına dair bir yol açacak bir edebiyat öğretmeniyle karşılaştı. Tamamen tesadüfen gelişen bu sohbetin, bu yolculukta bize en iyi gelecek şeylerden biri olduğunu bilmiyorduk.

Oğlumuz yaz boyu yüzsün, okulun verdiği kitapları (ve belki birazcık daha fazlasını) okusun, testleri de ite kaka çözsün, ben “Ebeveyn olarak elimizden geleni yapıp yapmadığımızı” sorguladım durdum. Deniz’in yaz başında karşılaştığımız arkadaşlarının bir kısmı İstanbul’a dönmüş ve dershaneye başlamışlardı. Kimisi özel ders alıyordu. Bizimki hâlâ kitap okuyup yengeç avlıyordu. Ben de karşıma çıkan eğitim içeriklerini takip ediyor, bu LGS’nin ne kadar baş belası bir şey olduğu konusundaki görüşümü perçinliyordum.

İstanbul’a döndüğümüzde, hâlâ, çok değil 9 ay sonra sınava girecek olan oğlumuzun bir dersaneye başlayıp başlamaması konusunda karar vermemiştik. Şimdi fark ediyorum ki, kararsızlığımızın sebebi isteksizliğimizmiş. İnanmadığımız bir sistemde, inanmadığımız bir sınavdan, aşırı yüksek bir puan alabilmesi için gereken yatırımı, maddi ve manevi olarak ne yapmaya, ne de ona yaptırmaya gönüllüydük. Sonunda, hem okulun yönlendirmesi, hem de denizin ortasında karşılaşıp sevdiği bir çocuğun kaygılı ebeveynlerine vakit ayırıp onlarla sohbet edecek kadar cömert olan Mine Hanım’ın da tavsiyesiyle, matematik dersinden destek almasına karar verdik. Ve ne ilginçtir ki, kendine kalsa sabahtan akşama kadar çizim yapacak olan oğlumuzun, “karikatürle matematik anlatan, öyle ki hazırladığı soru bankasına “Kankam Matematik” ismini veren bir matematik hocası oldu.

Geldiğimiz noktada, sadece matematik desteği alarak ilerliyoruz bu LGS şeysinde… Babasının ön ayak olmasıyla, birlikte karar verdiğimiz, ancak uygulaması konusunda kendimizi hatırlatma yaparken bulduğumuz bir program çıkardık. Bu hatırlatmaların doğruluğunu/gerekliliğini sorgulasak da, kendi 13 yaşımızdaki halimizi düşününce ikimizin de akademik çalışmaya çok meraklı olmadığımızı, eh armudun çok da uzağa düşmediğini hatırlıyoruz.

Gerçekten de bu süreçte sonucu değil, çabasını önemsiyoruz. Evet, çaba LGS puanıyla ölçülüyor, ancak çok da inanmadığımız fakat kendimizi içinde bulunduğumuz bu yolculuğa sebat etmesi bizim için daha önemli.

Anladığım kadarıyla, yeni tasarımıyla LGS’nin içeriği o kadar da kötü değil. Bilgiden ziyade muhakeme yeteneğini çözmeyi önemsiyor ve bu, çocukları okumaya teşvik etme yönünde önemli bir şey. “Yeni nesil sorular” dedikleri bu… Ezberden çok, bir metin verilen ve bu metni yorumlama kabiliyetini ölçen bir sınava dönüştürmeye çalışıyorlar LGS’yi.

Bu anlamda okumak gerçekten önemli… Değişik türden okumalar yapmak, bu muhakeme birikimine katkıda bulunacak bir şey. Şu Çılgın Türkler bu anlamda Deniz’in bugüne kadar okuduğu -ve faydalı gördüğünü söylediği- en çılgın kitaplardan biri oldu.

Pratik de gerçekten önemli. Kendi geçmişimden hatırlıyorum, İngilizce eğitiminin tastamam olduğu bir okulda eğitim görmüştüm, ancak TOEFL sınavlarındaki başarım, seçmeli TOEFL dersine katıldıktan sonra katlanarak artmıştı. Çünkü taktik öğrenmiştik, bol bol test çözmüştük, sıkı pratik yapmıştım. Bu LGS de öyle. Tek fark, her an, her şeyin değişebileceği gerçeği… Elimizdeki verilerle, elimizden gelen yatırımı yapsak bile, bir gecede sınavın içeriğinin, metodolojisinin değişebileceği gerçeği, bize ne kadar kaygan bir zeminde olduğumuzu hatırlatıyor.

Ben birçok açıdan çok geç kaldığımızı düşünüyordum. Çocuğuna 6. sınıftan beri özel ders aldıranlar var, bu çocuklar haldır huldur test çözüyorlar, bizimki çok geride kaldı diye endişe ediyordum. Yaz başında, biz Bodrum’dayken Derya bize kalmaya geldiğinde bu endişelerimden bahsetmiştim, o zaman bana “Bunlar senin kaygıların değilmiş gibi geliyor bana” demişti. Aslında haklıydı. Hani ben böyle bir ebeveyn olmayacaktım? Hani bu konuları çocuğumla arama nifak tohumu olarak sokmayacaktım? Hem, bana neydi başkalarının ne yaptığından?

Ama işte, etrafınızdaki telaştan uzak kalmak çok da kolay değil. Yapı olarak becerilerinden ve kazanımlarından ziyade “yeterince iyi yapmadığını” düşündüğü şeyleri önemseyen ve içindeki bık bık yargılayıcı sesi kolay susturamayan bir insan olarak, elimden geleni yaptığıma ikna olmak çok kolay olmuyor. Yıllar sonra bu günleri “boşuna yıpranmışız” olarak anımsayacağım, ama içindeyken buradan çıkmakta zorlanıyorum.

Deniz oğluma kalsa o çizim yapsın hep. Güzel Sanatlar Lisesi’ne girsin. Çok da güzel bir fikir aslında ve ben çocuğuma, onun yaptığı tercihlere güvenebilmek istiyorum. Ama hani derler ya “Sana güveniyorum ama çevreye güvenmiyorum” diye, hah işte, çocuğum sana güveniyorum ama bu sisteme güvenmiyorum. Al işte geçenlerde bir kısım güzel sanatlar lisesinde yetenek sınavları iptal oldu. Bu ülkede her an, her şey olabilir. Sen yine sınava çalış, istersen güzel sanatlara da girersin. LGS’yi önemseyemeyecek bir durumda değiliz. Ne yazık.

Özetle, ne kadar “işimiz olmaz” desek de kendimizi tam ortasında bulduğumuz bir telaşa sürüklendik biz de… Henüz 13 yaşındaki bir çocuğun geleceğini tek bir sınava bağlamaktan imtina ettik, ama yine de onu görmezden gelemedik. Sonuca değil, sürece yatırım yaptığımızı sürekli hatırlatıyoruz kendimize… Doğru mu, yanlış mı yaptığımızı zaman gösterecek.

21 yorum

  1. Çok teşekkürler aynı bakış açısına sahip olduğunu bildiğim birinden hiç bilmediğim bir konuda erkenden bilgilenmek çok kıymetli

  2. Bir rehber öğretmen olarak gönülden söylüyorum inşallah güzel sanatlar lisesine gider. Çünkü mezun öğrencilerimden güzel sanatlara gidenlerin mutluluğunu takip ediyorum

  3. Ben 7.sınıf bir çocuk annesi olarak Deniz in okuduğu kitapları ve tavsiyelerini öğrenmeyi de çok isterim
    Yine umut veren bir paylaşımdı aynı yaklaşım da aynı karmaşayı yaşıyordum kafamda çok teşekkürler

  4. Elif Hanım,
    okuduğunuz okulun lisesi olsa bile ona devam etme lüksünüz yok. Yine sınava girip orayı kazanmanız gerekiyor diye biliyorum. kazanmazsanız gidemiyorsunuz öyle olsa hepimiz iyi okullara gönderir çocukları yormazdık zaten. çünkü inanın lgs ye inanın ya da inanmayın aynı endişeleri hep yaşıyoruz ki benim kızımda sınavda 15 yanlış falan yaparak beni daha da depresyona sokuyor. elimden gelse zaten hiç zorlamam
    sevgiler

  5. Sistem sürekli değişirken ebeveynlerin pek değişmediğini okudum yazınızda. Eşim güzel sanatlar lisesine gitmek istemiş, öğretmenleri desteklemiş, ailesi de aynen sizin gibi sistem demiş, ilerde demiş, ama demiş. Üniversite de Güzel Sanatlar okumuş, çocuk kitabı çizeri şimdilerde. Su akmış yolunu bulmuş ama o lisede boşuna farklı bir okulda geçirdiği yıllarına hep hayıflanıyor.

    • Biz güzel sanatlar lisesine gitmesine karşı değiliz. Sadece onu önceliklendirmeyi göZe alamıyoruz. Kendimi sizin ebeveynlerinizle kıyaslayamam tabii ama hele de kadrolaşma, gerileşme gibi konular herhalde günümüzde çok daha fazla endişe verici…

      • Elbette, okul seçimi çok aileye bağlı bir karar, haklısınız. Sistem kadrolaşma gibi kaygılarınızın tüm liseler için geçerli olduğu önergesi üzerinden yazmıştım. Bol şans Deniz’e. Umarım mutlu olacağı bir lisede okusun.

  6. Şansı bol olsun.. Lisenin kişinin gelişiminde çok çok önemli olması ve Türkiye’de tercih ettiği liseye girmek için tek bir şansının olması (hele ki bu yıl iki katı talep varken) , bol şans dilemeyi gerektiriyor.. 2011 yılındaki tecrübelerimi paylaşayım;

    http://aslimo.blogspot.com/2011/04/13-ylda-degisen-bir-sey-yok-13-yl-sonra.html ..

    13+9 = 22 yıldır değişen bir şey yok demek daha doğru…

    Sevgiler

  7. Hatice yağcıoğlu

    Aynı hislerde ve aynı ikilemlerde yim ben de.LGS dayatması olmasa tek test sorusu çözsün istemem.Benzer şekilde çizim yapmayı çok seven bir kızım var ve güzel sanatlar liselerinin eğitimine hiç güvenmediğim için orada okumadını istemiyorum tabi bu durumu ona açıklamak çok da kolay olmuyor.Gerçeğimiz LGS ve bu süreci en az hasar en çok faydayla geçirmeye çalışacağız.

  8. Gerçekten bekledigimize değmiş, çok kapsamlı bir yazı hazirlamışsınız. Özellikle LGS’ye ‘pis lgs’ demeniz gülümsetti. Kaleminize sağlık.

  9. Duygu Türkuyan

    Kızımla bir kriz yaşadığımız, artık yorulduğunu bıktığını söylediği bir dönemde bu yazıya denk gelmek. Sadece benim değilmiş böyle endişeler. Başkalarında da varmış. Bazen diyorum sal gitsin. Bırak istediğini yapsın. Ama bazen de diyorum ki hayat hep mücadele. Hiç bir şey kolay değil. Bu da bir nevi onun provası. Şimdi olmasa 4 sene sonra yine aynı maratona girecek. İkimiz de çok yorgunuz ve daha yolun yarısındayız. Ne yapayım nasıl yapayım bilemediğim bir noktadayım. Hepsinin yolculuğu güzel olsun inşallah. Çok zorlu inişli çıkışlı bir yolculuk. Ebeveynlere de çocuklara da Allah kolaylık versin.

  10. Rehber öğretmenim. Çocuklara 9 saat dersin üzerine bir de evde yapmaları için ders çalışma planı yaparken kendimden utanıyorum. Çocukları göz göre göre çıkmaza ve aşırı kaygıya soktuğumu görüyorum ama elimden de bir şey gelmiyor.

  11. fatma davarcıoğlu özaktaş

    tüm duygularımı nasıl da okumuşsunuz …

  12. Bu yazıyı okumak nasıl iyi geldi içime su serpildi anlatamam.yalnız olmadıgımı anladım.6.sınıf oğluma test çözmelisin derken (içimden de ‘daha bu çocuk,oyun oynasın’ diye düşünürken)

  13. Sınavlar gelip geçici ,ilişkiler kalıcı diyorum …Ama aması var işte …..

  14. Bu sistemin ilk kurbanlarindan bir kizim var diye nitelendirirken kendi durumumuzu , su anda gittigi okuldan ve bolumden çok mutlu olan bir kizim var ☺ evet bolum diyorum ortaokul not ortalamasi 97 ile meslek lisesinde okuyor su anda 😍 mutluyum o mutlu oldugu icin ama 10.sinif olmasına ragmen beni yadirgayan arkadaşlarım da var neden orda okudugunu anlayamadiklarini soyluyorlar .girisim boyle oldu ama ne olur paniklemeyin 8 sinif anneleri her sey olacagina variyor benim kizima kesin bir fen lisesine girer gözü ile bakilirken sinavda matematik sorularini gorunce ben bunlari asla yapamam deyip okumadan kitapcigi kapatmış o kadar stresin sonucu bu sekilde basgosterdi bizde 😔 sonuc olarak kaldik nit ortalamamizla evimize yakin bir okula yerlestirme isine kaldi..orda da tercih listemizi evimize en yakindan degil uzak olan ama egitiminin iyi olduguna inandigimiz bir okulu basa yazdigimiz icin al sana dediler sen bizi dinlemez misin 4. Tercihimiz olan meslek lisesine kaydiniz oldu 😔 ben onyargili olmamak ve kizimi daha fazla tercih stresine sokmamak icin okulu gidip gormeye karar verdim gittik ve karsimizda bahcesi botanik bahcesi mi desem orman mi tavuklari kedileri kopekleri papaganlari bile agaclarda serbest gezen bir okul ile karsilasinca ben buraya gelicem dedi ve asla fikrini degistiremedik 😀 cok uzattim ama kusura bakmayin 😚 sonucta yapabildigimi tek sey nitelikli olarak adlandirdiklari sinifi tercih etmek oldu 25 30 kisilik bir sinifta cok mutlu su anda 💟

  15. Merhabalar, yazınızda çok güzel açıklamışsınız. Biz de geçen yıl aynı yollardan ve duygulardan geçtik. Biz de 8. Sınıfa kadar test , dersane vs konularda hiçbir çalışma yapmadık. Sadece 8’in 2. Döneminde matematikten özel ders aldırdık. Çok şükür bir türkçe yanlışı ile Kabataş Erkek Lisesine girdi. Öğrencilerin 8’e kadar okudukları kitapların dergilerin çok büyük etkisi var.

  16. Benim kızım da 8. Sınıfta ve Deniz gibi çizim yapmaya bayılıyor. O çizim yaparken “hadi bırak artık çizim yapmayı test çöz biraz” derken öyle içim acıyor ki😔 ama sistem böyle işte maalesef…

  17. Merhaba Elif Hanim,

    Bende yaklasik 16 yil once LGS maratonundaydim. O zamanki adi da LGS idi. Ailem basarili olmam icin elinden geldigince imkanlar sunmustu ve bende elimdeki imkanlari kullanmaya gayret etmistim. Sinav sonucunda Istanbul’da bir Anadolu lisesine girmistim. Simdi donup baktigimda keske dedigim bazi seyler var. Ornegin, sinava hazirlanirken keske spor, muzik vb. aktivitelerde daha fazla bulunsaymisim. Ergenligin verdigi enerjiyi ve duygu degisikliklerini daha iyi atlatabilirdim. Ikincisi, sadece okulun adi anadolu lisesi olmasi sizi herseyiyle donanimli bir lise egitimi verecegini garanti etmiyor. Okula giren ogrencilerin akademik basarisi yuksek oluyor ama ogretmenler ve idare ayni basarida olamiyor. Yani dediginiz gibi sistemde illaki bir eksiklik oluyor.

    Bana kattigi artilar, sistematik calismayi ogrenmem ve ogrendigim matematik ve geometriyi hala kullaniyor olmam (alanim saglik olmasina ragmen). Neticede her yerde bu tarz sinavlar karsimizda olacak. Su anda Amerika’da doktorami bitirmek uzereyim ve geriye donup baktigimda LGS hakkinda dusunduklerim bunlar. Umarim siz ve aileniz icin bu surec kolaylikla gecer ve Deniz’e olumlu donanimlar kazandirir.

    Sevgiler,
    Mel

  18. Merhabalar
    Benim oğlumda LGS hazırlığı içinde, ama ne hazırlık. Çevremizde de sizin yazdıklarınız gibi örnekler var 6. Sınıftan itibaren özel ders alan öğrenciler mi dersiniz, dershane adı olmayan “…eğitim kurumları” gibi yeni isimlerin olduğu kurumlara gönderenler yahut yazılıdan 90 aldı neden 100 değil bu not diyerek baskıcı ebeveynler mi desem. Gördüklerime inanamıyorum ben açıkçası. Oğlumda sizin oğlunuz gibi adı Deniz oda çizime meraklı Güzel Sanatlar lisesi istiyor bir taraftan da fen lisesine gitmeliyim diyor bu çalışmasıyla pek mümkün gibi görünmese de devlet okulundaki arkadaşlarından çok şikayetçi izinsiz çantasını karıştırdıklarını, boş derste çok ses yaptıklarını ders ortamında onların sesinden derse kanalize olmadığını vs vs söylüyor fen lisesinde öğrencilerin daha zeki olabileceğinden daha duyarlı da olabilecekleri gibi bir kanaate varmış kendince. Biz zorlamıyoruz açıkcası. Bu yaşta okul artı dershane onu zaten zorluyor birde hadi oğlum demek istemiyorum. Toplumu, devletin öngördüğü düzeni belki değiştiremiyoruz ama kendi beklentilerimizi, kendi isteklerimize orantılı çözüm yolu olabileceğine inanıyorum.

  19. Bu arada devlet okullarında eğitim yayınını izleyince ve yazınızı okuduktan hemen sonra sevgili öğretmenimiz watsapp sınıf grubumuza şöyle bir yazı göndermiş. “Değerli velilerim sınıfımızda aidatını ödemeyen 8 velimiz kaldı. Lütfen bu cumaya kadar halledelim. Gelecek pazartesiden itibaren bu çocuklarımız sınıf içindeki etkinlikler ve ödevlerden yararlanmayacaklardır. Saygılarımla” yazı bu şekilde. Bu durumu olmayan 8 öğrencimizin gidebileceği devlet okulundan daha aşağı bir okul maalesef ki yok. Bu gidişata dur diyende yok. Bu mağdur veliler hiçbir şekilde haklarını savunamıyorlar. Zaten maddi yetersizliklerle yaşamak için savaşıyorlar. Veli beni aradı sınıf temsilcisi olduğum için. “Kızımın buna maruz kalmasını istemezdim” diyerek. Öğretmenin gönderdiği yazıyı aklım almıyor, o çocuklara bu şekilde söylemesine hiç katlanamıyorum velinin şikayet edememesi ayrı bir konu. Sessizce olayların bu şekildeki gidişatını izlemek insanlıktan çıkarıyor beni. Aman şikayet edemeyiz, çocuğumuz mimlenmesin. Böyle de bir algı var. Buna birilerinin söyleyecek sözü, yapacak işlevi olması gerekmez mi?