10 Yorum

Deniz T’nin Gebelik Günlüğü

Yazar Hakkında

DENİZ T. – 11 yıl devlet okullarında öğretmenlik yaptıktan sonra, yurt dışına taşınmış maceraperest bir kadın ve yıllarını yogaya ve yoga eğitiminlerine verdikten sonra, aynı zamanda bir yoga hocası. En büyük tutkusu sağlıklı yemekler pişirmek, yazmak ve eşiyle beraber seyahat etmek. 35 yaşında, Teo’nun ve karnındaki küçük bebeğin annesi.

Merhaba,

Benim hamilelik hikâyem, geçen sene Mayıs ayında, 3 yıl önce doktorların tüp bebekle bile şansınız çok düşük dedikten sonra, ilk denemede rahmime tutunmayı başaran oğlum Teo’ya hamile kalmamla başlıyor. Bu hikaye, baştan uyarayım, duymaya alışık olduğunuz mutlu sonlu bir hamilelik hikayesi değil. Ama bunun sebebi, gebeliklerin mutsuz sonuçlanmasının nadir görülmesinden olduğunu da söyleyemem. Tersine her 5 gebelikten 1’i düşükle (bazı istatistiklere göre 4’te 1) sonuçlanırken, İngiltere verilerine göre her 160 bebekten biri ölüyor. Bu hikâyelerle karşılaşmamızın asıl sebebi; konuşulmaması, göz ardı edilmesi ve çoğu zaman bu durumlar hiç yaşanmamış gibi davranılması. Çünkü toplum bizi bu yöne doğru itiyor, yani dışarı doğru. Ama ben, burada, blogcu anne sayesinde açılan pencereden, sesim yettiğince anlatmak istiyorum.

Eğer buradan sonra okumaya devam etmek istemez, gözlerinizi mutlu hamile profillerine kaçırmak ya da okuduklarınızı hemen unutmak isterseniz, sizi anlarım. Bu benim için yeni değil. Fakat biliyorum ki, içimizde çok fazla kayıp yaşayan aile ve acısını sessizlik içinde, tek başına yaşayan ve sonrasında kalbi ağzında hamilelik geçiren çok kadın var.

Şimdi, sevgili oğlum Teo’nun kardeşi karnımdayken, her türlü kayıp yaşamış kadının acısını çok derinde paylaşıyorum ve acımı, yasımı yaşarken aynı zamanda heyecan ve mutlulukla karışık hikayemi, duymak isteyenlerle paylaşmak istiyorum. Bu arada yanımda olmasa da oğlum Teo’ya da annelik yapma ve ona sevgimi ve özlemimi gösterme çalışmalarımı da anlatacağım.

Hazırsanız en başından başlıyorum. Yıllarca Türkiye’de öğretmenlik yaptıktan sonra, ani bir kararla, eşimle beraber İngiltere’ye taşındık. Taşındığımızda 33 yaşındaydım ve geldiğimiz 2. ay hamile kaldığımı öğrendim. Bu arada bir ajans aracılığıyla çeşitli okularlarda asistan öğretmenlik yaparak çalışıyordum, İstanbul’daki yoğun hayatımızı geride bırakmış, sakin ve küçük hayatımızı kurmuştuk. Her yere yürüyerek gidiyor, vaktimizin çoğunu parklarda geçiriyorduk. Sanki bir bebeğin hayatımıza katılması için en iyi koşulları sağlamış gibiydik. Hamileliğin ilk şokunu atlattıktan sonra, birkaç hastalık ve çokça mide bulantısına rağmen, rüya gibi güzel bir hamilelik geçirdim. Hayatım boyunca daha mutlu olduğum bir dönem hatırlamıyorum.

Hamileliğimin sonuna doğru, Teo’nun ters pozisyonda olmasından ve hareketlerinin azalmasından dolayı son günlerde birçok saati hastane geçirdik ve 38. hafta için önerilen sezaryen doğumu kabul ettik. Canım oğlumuz Teo, belirlenen tarihten 2 gün önce, eşimle beraber hayatlarımızı ikiye bölerek ve kalplerimizi paramparça ederek, bu dünyadan ayrıldı.

O günden sonra ise sanki ikinci hayatıma başladım, yeni biri oldum. Yıllarca yalnız yaşamış biri olarak, Teo’yu kaybettikten sonra, ilk defa evde yalnız kalacağım zaman düştüğüm dehşet anını unutamam. İlk defa yalnız dışarı çıktığımda da, kendimi uzayda yürüyormuş gibi hissediyordum. Uzunca bir süre eskiden kimdim diye düşündüm. Daha sonra, hayatımdan insanların birdenbire ya da bir süre sonra çıkışını izledim. Böylece yeni kimliğimin, çoğu kişinin yaşamında yeri olmadığını da farketmiş oldum. Benim yaşadıklarımı yaşayan bir yardım derneğinin aylık toplantılarına katılınca, bundan 8-10 hatta 15 sene önce yaşanan kayıpları ve diğer ailelerin yaşadıklarını dinledim. Herkes bir şekilde birbirine benziyordu. Ama yaşanan acı yıllar içinde hiç azalmıyordu.

Teo doğduktan neredeyse 11 ay sonra, kardeşine, şu an 12 haftalık hamileyim. Bu defa da mide bulantılarım var fakat daha iyi gidiyor. Teo’ya hamileyken bulaşık makinesinin temizken bile kokusundan defalarca kusmuştum, kapağını açamıyordum. Şimdi hala kokusunu sevmesem de, kullanabiliyorum. Karnım ise, bu defa daha hızlı belirginleşti ve yine ilk haftalarda yemek istediğim tek şey, ekmek, patates ve portakal olsa da yediklerime dikkat etmeye çalışıyorum. Her gün mutlaka suda aktive edilmiş ceviz ve badem, avokado ve yeşillikle dolu salata yemeye özen gösteriyorum. Doktorumun onayladığı takviyelerimi kullanıyorum. Çok soğuk olmasına rağmen fırsat buldukça yürüyorum ve haftada bir yüzmelere tekrar başladım.

Şimdi bu yeni maceramı içim kavrulsa da, duymak isteyenlere heyecan ve mutlulukla haykırmak, bebeğini kaybetmiş annelerin acısının ve mutluluğunun fısıltılarda kalmaması için, internet ortamına taşımak istiyorum. İstiyorum ki, bizim neler yaşadığımızı bilin ve bizimle konuşurken kalbimizi kırmamayı, görüşmemeyi seçerseniz de kırıcı olmamayı bilin.

Bir hamileliğin göz yaşları ve kırık bir kalple sonuçlanabileceğini çok iyi bilen biri olarak, kayıp sonrası hamilelik sürecimi yazmak bazılarınıza cesurca görünebilir. Fakat, ben her bebeğin, kaç haftalık olduğunun hiç önemi olmadan, konuşulmaya, anılmaya ve sevilmeye değer olduğunu da çok iyi biliyorum. Şu an karnımdaki bebeğim daima 2. çocuğum olarak kalacak, hayatımda daima çok önemli bir yeri olacak ve bunu hiç bir şey ve ya hiç kimse değiştiremez. O yüzden her yere yazmaya değer.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Sevgilerle…

Gebelik Günlükleri

Deniz T’nin Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

10 yorum

  1. 21 haftalık kızımı karnımda iken kaybettim, 6 ay gözyaşım dinmedi, sonra oğluma hamile kaldım kaygılarla dolu bir hamilelik geçirdim çok şükür bebeğim sağlıkla katıldı aramıza, 3 yıl sonrada kızım geldi sürpriz bir şekilde, ben kızımın sağlıksız bedeni terk ettiği ruhunun geri geldiğini düşünüyorum ve çok çok mutluyum; , umarım sizde güzel haberleri paylaşmaya devam edersiniz sağlık ve sevgiyle kalın….

  2. Bol şans! 🙂 Umarım bu sefer çok rahat bir hamilelik geçirir ve sağlıkla kucağınıza alırsınız bebeğinizi.. İki çocuğum arasında ben de bir bebek kaybettim, henüz 6 haftalıktı ve bazen insanlar “daha bebek sayılmaz” bile diyorlar ama, sayılır… Konuşmak ya da sizin yaptığınız gibi yazmak, paylaşmak ve göz ardı etmemek çok önemli. Teşekkürler..

    • Desteğiniz için teşekkürler.
      Bebeğin olduğu haftaya göre acımızın oranını belirlemek zorunda kalmasak keşke. Bana da en çok unutursun, geçer, diyorlar. Ama bebeklerimizi hatırlamak, anmak ve onlar yanımızda yok diye üzülmek, biz bu dünyadan geçene kadar en doğal hakkımız. Bebeğiniz şu an sizinle olmasa da, şimdi en azından ben de onu biliyorum ve ikinize de sevgilerimi gönderiyorum.

  3. Merhaba ; öncelikle bebeğinizi sağlıkla kucağınıza almanızı diliyorum .
    Ben de gebeliğimin 8. Ayına doğru kızımı kaybetmiştim . Preeklampsi yüzünden . Yüksek tansiyon problemim de vardı . 1 sene sonra boş kese denilen bir hamilik yaşadım . Bebek oluşamadı . Sonra Can oldu . Bana Can verdi . Allah’ıma şükür .
    Emin olun yaşamış olduğunuz herşey geride kalacak yavrunuza kavuştuğunuzda . Lütfen geçmişte yaşadığınız bu kötü olayın moralinizi ve sağlığınızı etkilemesine izin vermeyin . Size ve bebeğinize bol bol öpücük , moral , sağlık ve dua gönderiyorum .

  4. Boyle bir kayip yasamadim ama ilk hamileligimi bu korkuyla gecirdim. Yine de yasadiklarinizi tahmin bile edemem. Cok cok üzgünüm.
    Beni en cok sasirtan ise bu yasadiklarinizdan sonra insanlarin sizin hayatınızdan cikmasi oldu. Anlam veremedim. Insanlarin empati yoksunlugu beni benden aliyor. Ikinci bebeginize saglikla kavusmanizi diliyorum ve yazilarinizi merakla bekliyorum. Sevgiler ❤

    • Bebeğinize sağlıkla kavuşmanıza çok sevindim. Ben hiç kaybetme korkusu yaşamamıştım, aklıma bile gelmemişti. İyi ki de öyle olmuş ki, Teo ile daha iyi vakit geçirebilmişim.
      Gittiğimiz grupta kayıp yaşayan insanların nasıl durumlar yaşadığını dinlediğimde yalnız olmadığımı anlamıştım. Şimdi etrafımda az da olsa yeni insanlar var ve yeni olduğum kişiye daha çok uyuyor.
      İyi dilekleriniz için, çok teşekkür ediyorum,
      Sevgiler.

  5. Kaybettiğiniz bebeğiniz için çok üzgünüm. Cennette kavuşun inşallah. Acınızı paylaşıyorum demek yetmez, benzer yollardan geçmeden anlamak mümkün değil. Sabır ve güç diliyorum size. Karnınızdaki minik mucizeye sağlıkla kavuşmanızı diler, sımsıkı sarılırım. Yeni yazılarınızda ve güzelliklerde görüşmek ümidiyle…

  6. Sağlıkla mutlulukla kucağınıza alırsınız inşallah..yeni yazılarınızı merakla bekliyor olacağım 🙂 Mersin’den sevgiler…

  7. yas tutan anne

    İnsan bebeğini kaybettiğinde, çevresindeki insanların anlayışlı davranacağını, pamuklara sarmasalar bile, şefkatle yaklaşacaklarını bekliyor. Oysa, gerçekte olan, “ne söyleyeceğimi bilemedim”, “tesellisi yok nasılsa” diye arayıp sormayan, uğramayı geçtim bir mesaj bile atmayan kişilerin varlığını öğrenmemize vesile olması. Yas tutan biriyle nasıl konuşacağımızı bilemiyoruz, ne söyleyeceğini bilmeyenlerin bazıları ise iyi niyetle öyle şeyler söylüyor ki, çoğunun teması ya acını, yasını unut, bebeğini unut oluyor, ya da varsa diğer çocuklara odaklanmak ve “güçlü olmamız gerektiği” vurgulanıyor..hele ki dünyaya canlı gelmeyen bebekler söz konusu olduğunda, anne babaya “geçmiş olsun” deniyor, başınız sağolsun bile değil..çocuğumu kaybettikten sonra, insanların çoğu başsağlığı bile dilememesinin bahanesinin şu olduğunu öğrendim: “biraz toparlanmış gibi gözüküyordun sana hatırlatmak istemedik”..biraz daha yaş almış biri ölmüş olsa başsağlığı dilememek nezaketsizlik olacakken, ölen bebek/çocuk olunca, başsağlığı bile dilenmemesi….son bir notum: neden mi yalnız bırakıyor insanlar? size bakınca ölümü hatırlıyorlar, acınızı görüyorlar, ve acı çeken kimse görmek istemiyorlar..

  8. Ilk gebeliğimi ogrendigimin ertesi günü aslında düşük yaptığımı öğrenmiştim bundan 2 yıl kadar önce, bir türlü bitmeyen bir kanama sebebiyle doktora gittim,beta hcg 1200 çıktı, ertesi gün 600. Önce birsey anlamadım, kalktım işe gittim, kimseye birsey söylemedim. Kaç haftalıktı bilmiyorum, bana ne oldu bilmiyorum, birden bir çöküş başladı. Beta hcg’nin 1200 olduğunu öğrendiğim o günün gecesi tuhaf bir şekilde yenileniyor hissetmiştim kendimi. Gebeliği farketmedigim için kendimi suçladım. Eşime kızdım. Doktora kızdım. Hayat içe doğru çökmeye başladı sanki. Bir yandan kendime saçmalama falan diyordum, mantıklı değil bu yaptığın ama duygusal olarak mahvoldum. Işten sonra saatlerce dışarılarda gezdim, evde kendimi odalara kapattım. Birkaç ay sonra dünya tatlısı kızıma hamile kaldım, yine kaybederim korkusuyla diken üstünde bir hamilelik geçirdim. Bunu çok üzülerek yazıyorum ama doğana kadar bağ kurmamaya çalışacağıma kendime söz verdim (ama yapamadım), 36. haftada kızım dünyaya geldi. O gün herseyi unuttum sandığın, hayatımın en hormonlu mutlu inanılmaz günüydü. Hastaneden çıkmadan önce iki hemşire geldi, biri stajyerdi, diğeri ona işlemleri ögretiyordu sanırım. Tecrübeli olanı Ilk bebeğiniz mi, diye sordu bana, gulerek evet dedim. Düşük falan, diye sordu, evet bir düşük olmuştu dedim. Stajyer olana döndü, yaz dedi, iki gebelik bir sağ doğum. Bu cümle icimde incecik bir yeri kanattı o zaman. Şimdi totik kızım bir buçuk yaşında, bana herşeye çok içten teşekkür etmeyi öğretti. Size sağlıklı doğumlar diliyorum, herşey çok güzel olacak 🙂