25 Yorum

Her Doğan Bebek Büyümediğinde…

YAS TUTAN ANNE

6,5 aylıkken kaybettiği ikinci çocuğunun yasını tutan bir Blogcu Anne okuru

Oğlum Umut için…

İlk bebeğim kolikti. Gece gündüz uyumayıp sadece ağlayan, erken doğduğu için emmekte zorlanan bir bebeğin yorgunluğunu, uykusuzluğunu başına gelen bilir. O dönem, bir arkadaşımın söylediği sözdü: “Doğan bebek büyüyor, merak etme, bugünler de geçecek”. Duyunca, içim ferahlamıştı. Ancak bu sözün insanın yüreğini acıttığı bir yerdeyim artık. Evet keşke her doğan büyüyebilse. Ama büyümüyor bazen… Her anne babanın en büyük korkusu evlat acısıdır. Bu büyük acıyı yaşıyorum.

İkinci bebeğimi 2018’in 30 Ekim’inde kucağıma aldım. Hamilelik öncesi ve esnasında hayatımızda olan sorunlarımıza umut ışığı olsun diye bebeğimizin adını Umut koymaya karar vermiştik. Taramalar, tahliller, detaylı ultrason yapıldığı; hatta karnımdayken kalp EKO’suna bile bakıldığı için sağlıklı bir bebek olmasını bekliyorduk. Oysa ki, fallot tetralojisi adında ağır bir kalp hastalığı olan bir bebek olarak doğdu oğlum. Düzenli kalp ilacı kullanacak ve yeterince kilo aldıktan sonra yaklaşık 9-12 aylıkken açık kalp ameliyatına girecekti. Hastalığı kötüleştiği için, ameliyatına 6,5 aylıkken girdi. Yoğun bakımdaki 2 günlük acı ama umut dolu bekleyişten sonra Umut’u kaybettik. O, artık sonsuza kadar 6,5 aylık kalacak, hiç büyüyemeyecek, küçük bir bebek…

İnsanın hayatındaki en büyük acının doğum acısı olduğu söylenir. Oysaki en ağır acı, daha 6,5 ay önce doğurduğun evladının kefenlenmiş bedenini, cenaze aracında taşımakmış. Toprağa vermeden önce, onu ne kadar sevdiğini defalarca söylemekmiş, çünkü bu dünyadaki son duyduğu sözlerin “Annen seni çok seviyor” olmasını istemekmiş. Enfeksiyon kapmaması için kendinden bile sakınıp ameliyata girerken son bir kez sarılıp öpemediğin evladının artık mezar taşına sarılıp öpmekmiş. İyileşip aramıza dönecek diye planlar yaparken, mezar taşına yazılacak sözlere karar vermekmiş: “Ah pamuğum, ah sarı kuzum, ah kalbim… Doyamadım sana…”

Bazı şeyler var ki, kelimelerle tarif edilmiyor. “Anne-baba olunca anlarsın” denilen durumlar gibi, evladını kaybedince anlaşılıyor evlat kaybı. Yıkılan hayaller, boşa çıkan planlar, ve geride kalan bir yoğun kalp ağrısı… Bir yandan geride kalan evladın için şükretme, Allah’ım bari onu bize bağışla diye yalvarma. Daha beter acılar göstermesin diye dua etme… Yüreğin içinde her daim yanan bir ateş, bazen boşluğa bomboş bir bakış, bir an gülümserken ertesi dakika böğüre böğüre ağlayış…

İlk şokun etkisi geçtiğinde, taziye evi dağıldığında, acı ve hüzün çökmeye başlıyor. Bu süreçte ağır depresyon, yataktan kalkamama, yemek, banyo yapma gibi temel günlük işleri yapmada bile zorluk yaşanabiliyor. Öfke, isyan duygusu, kendini suçlama, başkalarını suçlama, vb. bir sürü duygu sırayla veya eş zamanlı yaşanabiliyor. Ve bir süre sonra acı, dalgalar halinde geliyor. Birkaç gün sular durulmuş gibi geliyor ama sonra bir anda öyle büyük bir acı dalgası vuruyor ki, tsunami etkisi yapıyor.

Yas tutan aileler: Bu acıdan kaçmaya çalışmak yerine ağlayın, isyan edin, bağırın. Çünkü acınızı yaşamadan bu dalgadan çıkmanız çok daha zor oluyor. Yas tutan anneler ve çevresindeki kişiler bu döngüyü bilirse, sabretmek ve anlayış göstermek daha kolay olacaktır.

Herkesin acıya verdiği tepki farklı oluyor: Kimisi acıdan kaçmak için eski yoğun temposuna geri dönüyor, kimisi depresif oluyor, kimisi öfke patlamaları yaşıyor, kimisi sosyalleşip insanlarla konuşarak acısını hafifletmeye çalışıyor, kimisi ise, eve ve yalnızlığa sığınıyor… Bu öyle bir süreç ki, aynı kişi bir günde bunların hepsini artarda da yapabiliyor. Burda, eşlerin yas sürecindeki tepkilerinin siyahla beyaz kadar farklı olabileceğini bilmek kritik bir bilgi. Örneğin; eşim Umut’un fotoğrafına bile bakamazken, bense onun ismini anıp hatırasını yaşatarak kendimi daha iyi hissediyorum. Bunu bilince, babaların acı çekmediğini veya daha kolay atlattığını sanmanın, kırgınlıkların, yanlış anlamaların önüne geçebiliriz. Evlat kaybı, sonuçta ebeveynler için ayrı ayrı zorken, aile olarak da travma yaşandığını, bu nedenle boşanmaların yaşanabildiğini hatırlatmakta fayda var.

Bu süreçte, acımla baş edebilmek için, ilk çocuğumun kötü etkilenmemesi için neler yapabilirim diye araştırmaya başladım. O anki acıyla detaylı araştırma fırsatım olmadı ancak Türkçe kaynak veya yaslı ailelere destek veren kurum bulamadım. Bu nedenle, evlat kaybıyla ve yas süreciyle ilgili yabancı bir sürü online destek grubuna üye oldum, broşürler okudum. Bir yandan terapi görmeye başladım. Ve bu süreçte yaşadıklarım ve öğrendiklerim, yas tutan ailelere veya çevresinde evlat acısı yaşayan tanıdıkları olanların işine yarayabilir diye paylaşmaya karar verdim:

  • Anladım ki, insanın bebeği ister anne karnında birkaç haftalık olsun, ister sadece 22 saatlik, isterse 49 yaşında olsun… O, hep bizim bebeğimiz… ve öldüğünde, annesi babası acı çekiyor. Keşke dünyaya gelseydi, keşke kucağıma alabilseydim, keşke gülmesini görseydim, keşke dişi bari çıksaydı, keşke yürüseydi, keşke okula başlasaydı, keşke âşık olduğunu görseydim, mezuniyetini düğününü görseydim, torunumu sevseydim. Keşkelerin sonu yok… maalesef… Çünkü zaten hayatın doğal akışında çocukların anne babalarını toprağa vermesi gerekir, bizim çocuklarımızı değil.
  • Evladını yeni kaybetmiş bir anneye “Daha çok gençsiniz, yine dener 2. bir bebek yaparsınız.” deMEyin. Daha yeni evlat acısı yaşayan bir annenin, hamilelik ve lohusalık sancıları bile daha tazeyken, muhtemelen son duymak isteyeceği şey yeni bir hamilelik olacaktır. Bırakın insanlar biraz yas tutsun, üzülsün, acılarını sağlıklı olarak yaşasın. Aradan biraz zaman geçsin, psikolojisi ve bedenine güvenen bireyler olarak kendileri versin yeni bebek yapma kararını. Ama şimdi değil, acımız bu kadar tazeyken hiç değil. Yeni bir bebek olsa bile, kaybedilen evladın yerini tutar mı hiç? Bunun diğer bir boyutu daha var: Oğlum benim 2. bebeğimdi zaten. Onun artık yaşamıyor olması, benim 2. bebeğim olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
  • Ayrıca, bebeğin artık çok daha iyi bir yerde, demeyin. Evet kalp hastası bir bebekti, evet belki yaşasa tüm hayatını etkileyecek bir sağlık sorunu vardı. Ama sonuçta o benim dünyalar tatlısı bebeğimdi. Evladım, benim koynumda da çok iyi bir yerdeydi..
  • Artık 1 ay oldu, kırkı çıktı, yok efendim 3 ay oldu. Artık kendini toplaman, eski hayatına dönmen lazım da demeyin lütfen. Hele hele acıları yarıştırmayın. Falanca da çocuğunu kaybetmiş, ama o şu kadar gün/hafta/ay/yıl sonra çoktan toparlanmıştı gibi bir kıyaslama yapmayın. Herkesin koşulları kendine özel, acıyla baş etme yöntemleri de psikolojisinin durumu da. Kaldı ki, bu öyle 1 ayda 1 yılda geçecek bir acı değil. Ne kadar süre yas tutacağımıza, acımızla nasıl başa çıkacağımıza yas tutan aileler olarak biz karar verelim.
  • Başsağlığı dilemek istemedim, çünkü toparlanmış gözüküyordun, tekrar hatırlatmak istemedim bu konuyu da demeyin. İnsan göz bebeği evladını örneğin 3 haftada unutur mu? O an gözünüze toparlanmış gibi gözükebiliriz ancak bu belki o sırada yanımızda bulunan başka çocuklar etkilenmesin, ağlamayalım diye kendimizi tutmamızdan, belki o an sizlerin yanında normal gözükmeye çalışmamızdan.
  • Mod değişikliklerimiz çok sık olabilir, bir ağlayıp bir gülebiliriz. Bir anda öfkelenip isyan edebiliriz. Bunların hepsinin yas sürecinin doğal süreçleri olduğunu bilin, yapıp söylediklerimizi acımıza verin, alınganlık yapmayın.

Onu deme, bunu yapma..Peki ne diyelim, yas tutan ebeveynlere nasıl destek olalım derseniz… Acıyı paylaşmak, kötü günde insanların yanında olmak… Her sağ duyulu insanın yapmak isteyeceği bir şey. Ama ya yaşanan acının tesellisi yoksa? O zaman ne yapmak ne söylemek gerekir?

  • Yas tutan annenin, veya babanın, üzüntülü olmasına müsaade edin. Yanında olun, elini tutun, istediğin gibi ağlayabilirsin deyin. Bırakın ağlasın, acısını anlatsın. Teselli vermeden sadece dinleyin onu. Ağladığımızda susturmaya çalışmayın.
  • Anne-babası kaybettikleri çocuklarının adını andığında, yerinizden sıçrayıp konuyu değiştirmeyin. Bırakın evladının adını ve anılarını yaşatsın. O belki öldü, ama YAŞADI da. Onu unutturmaya değil hatırasını yaşatmaya çalışın. Özel günlerde örneğin, doğum günü, ölüm yıldönümü gibi günlerde hatırladığınızı belirten jestlerde bulunun. Bırakın size kaybettiği çocuğunu anlatsın, ne kadar tatlı olduğunu, güzel olduğunu, aynı hatıraları belki bininci kez anlatsın. Fotoğraflarını, videolarını göstersin size. Sadece onaylayın. Katılmasanız bile, evet çok tatlıydı, çok güzeldi deyin.
  • İlla ki bir şeyler demeniz gerekiyorsa, “Evet çok ağır bir süreç bu, tesellisi de yok. Sadece yanında kalıp sana destek olmak istiyorum” deyin. Hatta aranızda yeterince samimiyet varsa, nasıl destek olmamı tercih edersin diye yas tutan anne babaya direkt olarak sorabilirsiniz.
  • Çevrenizde evlat acısı yaşayan aileler varsa, duygusal dengesizliğine anlayışlı yaklaşın. Karşınızdakinin acı çeken bir insan olduğunu hatırlayın. Arada yas tutan anne babaya mesaj atıp halını hatırını sorun, ya da telefon açın. Yapabiliyorsanız ziyaret edin. Ama özellikle varsa diğer çocuğu/çocukları etrafta değilken görüşün. Çünkü sağ kalan çocuğumuzu kardeş kaybının travmasından korumaya çalışıp her şey normal seyrindeymiş gibi davranabiliyoruz. Eğer geride sağ kalan çocukları varsa, bazen o çocukları dışarıya örneğin, sinemaya veya parka götürün ki, evde kalan ebeveynler rahatça yas tutabilsin, ağlayabilsinler.
  • Bu süreçte, en çok ilgi anneler üzerinde oluyor. Oysa babalar da evlatlarını kaybetmiş oluyor. Erkeklerin acılarını dışarı yansıtmaları ise beklenen bir durum değil. Babaların da evladını kaybetmiş bir ebeveyn olduğunu unutmayın, duygu patlamaları yaşarsa bunu makul görün.
  • Ve son olarak; sağlıklı sağ çocuklarınız varsa, şükredin. Anne babalık, blogcuannenin tabiriyle her zaman toz pembe değil, bunda sanırım hepimiz hemfikiriz. Ancak, fırsatınız varken, çocuklarınıza sarılın, öpün, onlarla güzel çocukluk anıları biriktirin. Çok geç olmadan. Çünkü evladınızı bir daha sarılamayacağınızı öpemeyeceğinizi bilme, ona en ufak bir öff demiş olmanın pişmanlığı, telafi etme şansınızın olmaması gerçekten çok acı…

Konuk Yazarlık

Diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

25 yorum

  1. ❤️ gerçekten ne desem bilemedim. İlk bebeğini kucağına alamadan, daha kalbinin atışını duyamadan kaybetmiş bir anneyim. Dualarım sizinle🦋

    • yas tutan anne

      acınızı derinden hissediyor ve paylaşıyorum.. Allah sabrımızı artırsın.

  2. Başınız sağ olsun 😔 Allah sabır versin.

  3. Gözlerim dolu dolu okudum yazdıklarınızı.. Bu akşam yüreğinizin bir parça olsun ferahlaması için size dua edeceğim🍀

  4. Çok yakın canım arkadaşım ikinci bebeğini adını anmak istemediğim bir hastalıktan kaybetti. Çok yakında her gün beraber olacağımız bir ortamda olacağım (Çalışma arkadaşım). Ne söylenmesi, nasıl davranılması gerektiği konusunda çok çok güzel bir yazı olmuş. Teşekkürler…

    Sizin de acınızı paylaşıyorum, mekanı cennet olsun yavrunuzun…

    • yas tutan anne

      Merhaba. . Daha gecen hafta isyerinde ağlama krizi ve akabinde sinir krizi gecirdigim için şunu söyleyebilirim. lütfen aglamasına arada sosyallesip arada icine kapanmasına izin verin. onu dışlamayın yargılamayın. içinde öyle büyük fırtınalar kopup bir yandan da iş ve aile sorumluluklarına adapte olmaya çalışıyor olacak ki..acisini nasil yasamak isterse öyle yaşayabileceğini söyleyin ona..

  5. Dilek Sahillioglu

    Acınızı hissediyor, sımsıkı sarılıyorum size…

  6. Ben de ikinci bebegimi 24 haftalık iken doğurmak zorunda kalmis ve her günü ölüm kalım ile geçen 4 aylik bir süreç yasamistim.. şu an 6 yil oldu, mücadelemiz devam ediyor..
    Yazdıklarınızı çok iyi anlıyorum ve yürekten hissediyorum..
    Sadece bu süreçte beni etkileyen artı bir duruma daha dikkat çekmek isterim..
    Arkadaslariniz dostlariniz da olsa bazı insanlar yaşadığınız sıkıntılar kendi hayatlarinda da yasanacak korkusu ile sizi dinlemekten kaçıyor veya yok sayıyor..bu insanı cok acıtıyor ve susuyorsunuz…

    • yas tutan anne

      Arkadaşlarımız, dostlarımız, bazen en yakınımızda olacağını varsaydığımız ailemiz. Bize bakınca, ölümün soğuk varlığını görüyorlar, kendi başlarına benzer bir trajedinin gelme ihtimalini hatırlatıyoruz galiba..Oysa ki, hatırlatmak gerekir, ölüm bulaşıcı bir hastalık değil, bu dünyadaki en temel gerçeklerden biri. ve o yokmuş gibi yaşadığımız için ölüm gerçekleştiğinde daha travmatik oluyor. Bu da, evlat kaybının öğrettiği derslerden biri sanırım.

      Sizin de başınız sağolsun, sabır diliyorum.

  7. Dilek Kalaycı

    Merhaba . Acınızı paylaşıyorum ve sabırlar diliyorum. 3 çocuğum var çok şükür. Ama ilk bebeğimi 9 haftalıkken anne karnında kaybettim. Doktorum. İşe geri dönmem gerekti. Aylarca rüyamda bana seslenişini duydum. Ailemden ve eşimden o dönemde hiç destek göremedim malesef. Herkes yeni bir bebek hevesindeydi. Bense kucağıma bile alamadığım bebeğimin sesini duyuyordum sürekli. 1 yıl sonra hamile kaldım ve oğlumu kucağıma aldım. Şu an düşünüyorrum da sürekli kaybedice endişesiyle bebeğimle güvenli bir bağ kuramadım. Lohusalık depresyonuna girdim. Oğlum 13 yaşında . Geçen yıl bir psikolog görüşmesinde veda edebildim bebeğime göz yaşları içinde. Eğer izin verilseydi yas tutmama bu süreç daha az zorlu olacaktı benim için..Bu süreci daha sağlıklı atlatabilmenizi diliyorum. Sımsıkı sarılıyorum size.

    • yas tutan anne

      Ah yas tutulmamıza izin verilse..Herkes yaşananları unutturmaya çalışıor, halının altına süpürmeye çalışıyor. Oysa ki örtbas edilen duygular daha çok zorluyor bizi, şu an olmasa bile ilerde patlak veriyor, bir şekilde o olumsuz duygular su yüzüne çıkıyor. Keşke üzülmemize, ağlamamıza, yas tutmamıza izin verilse, biz de hüznümüzü, yasımızı, bu kadar saklamak veya gizli gizli yaşamak zorunda kalmasak. Size sabır diliyorum, terapi görmenize sevindim. Bebeğinizle vedalaşmanız umarım yüreğinizi ferahlatmıştır. Kabullenmek, en önemli kısım..Darısı başıma diyelim..

  8. 17 ay önce hastanede kaptığı enflasyon sebebiyle 3 günlük oğlunu kaybetmiş bir anneyim. 4,5 yaşında bir de kızım var. Tüm süreci o kadar net anlatmışsınız ki ben de kafamı toparlayıp yazmaya kalksaydım bu kadar yazabilirdim diye düşündüm. Ben kendi sosyo kültürel çevremde ne gibi tepkiler aldığımdan bahsetmek istiyorum. Muhafazakar bir aileyiz ve ahiret hayatına inanıyoruz. Bu inancımızın gerekliliği olarak bir gün buluşacağımız gerçeği o kadar çok hatırlatıldı ki bize. Bir süre sonra dinlenemeye başladım. Çünkü sonsuz hayatta buluşacağımızı bilmek şu an kollarımda olmamasının acısını dindirmiyordu. Lütfen teselli için söylediğiniz cümlelerin başkaları tarafından defalarca söylendiği ihtimalini düşünün. Ayrıca büyük evladım için “Allah onun acısını göstermesin” şeklindeki iyi niyetli temennilerinin annede “ya onun da acısını yaşarsam” şeklindeki var olan düşüncesini perçinlediğini, yarasını kapattığını, kaygı bozukluğunu arttırdığını da unutmayın.

    • yas tutan anne

      Merhaba. Öncelikle başsağlığı dilemek istiyorum. Ve sabır. Yazıyı daha da uzatmamak için ve dini bir konuya girmemek için yazmadım ama ben de bu süreçte “şefaatçi” olan bebekler kavramıyla tanıştım, ve bana teselli olarak söylenen bu cümle, kafama çekiç gibi iniyordu her seferinde. Bu kavrama aşina olmamam bir yana, mantığıma ve kalbime uymaması ayrı bir konu. Dini referanslarla teselli vermek, çok tehlikeli sularda yüzmek bence.

      Ayrıca, sağ olan çocuğa şükretmek, geride çocuğu olan ailelerde zaten mevcut olan bir şükran duygusu. Ben bazen o cümleyi duymaktan nefret ettim, bazense hatırlamam gereken bir gerçeklik olarak görüp şükran duygumu yeniledim. O konuda çok net irrite oldum diyemedim. Ama geride kalanla ilgili kaygı düzeyini artırdığı konusunda size sonuna kadar katılıyorum. Eskiden daha rahat bir anneydim, artık daha kaygılıyım.

      Acınızı anlıyor, ve paylaşıyorum. Sabır diliyorum.

  9. Size, eşinize ve oğlunuza başsağlığı diliyorum, sabır diliyorum. Dilerim zaman size ilaç olur 🙏🏻

  10. Merhaba, ilk bebeğini doğarken ikincisini dokuz aylıkken kaybeden bir annenin üçüncü çocuğuyum. Annem 68 yaşında acısını bakışlarında hep gördüm. Allah yardımcınız olsun sabır versin.

    • yas tutan anne

      Annenize başsağlığı diliyorum. Çocuğunu kaybeden bir anne için, seneler geçse bile, her gün ilk gün gibidir diye bir cümle okumuştum. Anneniz bunun bir örneği. Sabır diliyorum kendisine. Yorumunuz için teşekkür ederim.

  11. merhaba öncelikle başınız sağolsun mekanı cennet olsun yavrunuzun. Acınızı paylaşıyorum bende , benzer aslında açımız bende oğlumu 2018 ağustosta aldım kucağıma 55 gun oldu ondan ayrılalı yazınızı hıçkırıklar içinde okudum dayanılması ,anlaması ,anlatması çok zor yazınızda kendimi buldum öyle net ve doğru anlatmışsınız ki herşeyi gönülden tebrik ediyorum . Bırakın anlatmaya düşünmeye bile gücüm.yokken ne güzel tasfirlemissiniz
    Rabbim evlatlarimizin acısına dayanacak gücü versin inşallah

    • yas tutan anne

      Sizin de başınız sağ olsun. Allah gönlünüze, yüreğinize ferahlık versin, sabrınızı artırsın. Sımsıkı sarılıyorum size. Umarım yasınızı yaşayabiliyorsunuzdur..

  12. Başınız sağolsun. O kadar anlamlı bir yazı olmuş ki. Allah razı olsun sizden. En derin sevgilerimle