1 Yorum

Futbolun Hayatla Bir İlgisi Olmalı…

Hangi takımı tuttuğumu soranlara “Eş durumundan Galatasaraylı’yım” diyen bir insan olarak futbol ligine olan ilgim, Fenerbahçe’nin Kadıköy’deki maçlarını takip etmekten ibaretti. Ve hayır, Galatasaray’ın “ezeli rakibi” olduğu için değil, Kadıköy’deki maçlarında yollar kapatıldığı ve o zamanlar yaşadığımız Moda’ya giriş çıkışlar felç olduğu için takip ediyordum Fenerbahçe’nin maçları. Her seferinde – kiminle oynadığından bağımsız olarak- iyi (!) dileklerimi iletmekten de çekinmiyordum.

Gerçekten de bir futbol maçı için hayatın durma noktasına gelmesi, şehrin belli bir kısmında yaşam akışının felce uğraması, o akşam sosyal medyada başka bir şey konuşulmaması, benim gibi “futbol sevmeyenler” için son derece sinir bozucuydu. Hâlâ da böyle düşünüyorum.

Eskiden böyle değildim aslında… Sırf ortama uyum sağlamak için bile olsa maçları izler ya da izleyenlerle birlikte takılırdım (O izleyenler ya babam, ya Doğan, bazen de ikisi birden olurdu). Ne noktada futboldan bu kadar uzaklaşıp tepki duymaya başladığımı hatırlamıyorum; ancak futbolun erkek-egemen yüzünü fark edip “Beni istemeyeni ben hiç istemem!” demeye başladığım zamanlar olabilir. Elbette ayın iki haftası maç yüzünden evime gidemeyişimin ya da evimdeysem dışarı çıkamayışımın da bu tepkimde etkisi olmuştur.

Bu yazıyı yazmaya hazırlanırken birtakım yazılar, gazete haberleri ve akademik makaleler okudum; ve gördüm ki farklı kimlikler tarafından kaleme alınan bu yazıların birçoğu benzer mesaj veriyor: “Futbol hayata benzer.” Hayat da futbola.

Ben bu sözü çok daha önce de duymuştum aslında… Taa 1999’da evlenip yerleştiğimiz Amerika’da “futbol” denilince akla Amerikan futbolu gelmesine tepki olarak söylerdi Doğan bunu… “Üzerinde ‘Football is life’ yazılı tişört alacağım; ama Amerikan futbol topu değil, bildiğin FUTBOL TOPU resmi olanından!..” derdi, futbola “soccer” denilmesine ne kadar tepki duyduğunu ortaya koyarken…

Halihazırda yakın olmadığım futboldan iyice uzaklaşmamda, futboldaki erkek-egemen dile, kadını hedef alan cinsiyetçi küfürlere ve kavga dövüşe daha fazla tahammülümün kalmamasının etkisi oldu tabii; ancak şu bir gerçek ki futbolla aramızda hiçbir zaman nitelikli bir ilişki olmamıştı.

Futbola dair klişeleşmiş önyargılardan nasibini almış bir insanım ben de: Futbol “erkek sporu”ydu benim için.  Amerika’da yaşadığım dönemde müdürümle aramızda kızların futbol oynamasına dair bir konu geçtiğinde futbolu kızlara yakıştırmadığımı söylediğimde çok şaşırmış, ileride kızım olursa onu futbol oynamaktan alıkoymamam için “Kızların Futbol Rehberi” başlıklı bir kitap almıştı bana… “Türk futbol tarihinin en büyük başarısı” olarak benim bile hafızama kazınan 2002 Dünya Kupası’ndaki Senegal maçı ve ilkokul mezuniyetime de denk geldiği için çok iyi hatırladığım Galatasaray’ın 1987’deki şampiyonluk maçı futbolla ilgili unutamadığım iki anıdır (Yazar burada yaşını da belli etmiştir). Onun dışında futbolla ilişkim yok gibi bir şeydi; aşırı önemli derbi maçlarının gol pozisyonları ve Dünya Kupası’nın yarı final ve final maçları dışında ilgi alanıma pek girmezdi.

Futbol güç ve kondisyon gerektiren bir spordu ve erkekler bu konuda kadınlardan daha iyiydi. Kadınların fiziği futbol oynamak için uygun değildi, hem futbol onların fiziğini bozuyor, bacaklarını kalınlaştırıyor, kadınları erkekleştiriyordu. Futbol da oynamayıverelimdi canım!

Oysa bugün fark ediyorum ki, “Kadınlar iyi futbol oynayamıyor” demek, “Kadınlar iyi araba kullanamıyor” demekten pek de farklı değil. Erkeklerin daha erken yaşta başladıkları ve daha uzun süre pratik yaptıkları bir konuda daha “iyi” olmalarının kaçınılmaz olduğunu görmemek asıl sorun. Bunun tam tersini kadınların ev işinde daha iyi oldukları aldatmacası için de söyleyebiliriz: küçücükten pembe oyuncak ütülerle oynayan, ev işlerine çocuk yaştan itibaren yardım eden kadınların, zorunda kalmadıkça ev işlerine dahil edilmeyen erkeklerden daha iyi (!) olmaları şaşırtıcı mı? Fazla pratik yapan kazanıyor! Söz konusu ev işi olunca, kaybediyor da diyebiliriz tabii…

Futbol Erkek Sporu mu?

Futbolun “erkek sporu” olduğu anlayışı, 19. yüzyılda erkeklerin kendi aralarında oynamaya başlamalarına dayanıyor. Avrupa’da kadınların kendi aralarında top döndürmeleri 20. yüzyılın başlarına kadar geri gitse de organize bir şekilde oynamaları engellenmeye çalışılmış. O kadar ki Avrupa’daki birçok ülkede 20. yüzyılın önemli bir bölümünde kadınların futbol oynamaları yasakmış. Tıpkı Amerika’da Katherine Switzer 1967 yılında Boston Maratonu’na sızana (!) kadar Amerika’da kadınların maraton koşmalarının yasak olması gibi (Buraya Allah’ım sen akıl fikir ver emojisi gelecek!).

Voleybol, jimnastik ve tenis gibi birtakım sporlar kadınlara yakıştırılırken futbolun kadınlara uygun görülmemesi (ve hatta yasaklanması) erkeklerin kendilerine ait gördükleri bir alana kadınları dahil etmemek istemesinden kaynaklanıyor (Bunu ben söylemiyorum; şu makale söylüyor). Ve futbol, erkeklerin kadınları dahil etmek istemediği tek alan değil; yine aynı dönemlerde kadınların üniversitelere, kütüphanelere alınmadığını biliyoruz (Bunu da Virginia Woolf söylüyor, bkz. Kendine Ait Bir Oda). Dolayısıyla futbolun hayatla benzeşmesi feminist açıdan da anlamlı: kadınların dışında bırakıldığı her alan (eğitim, akademi, siyaset, spor) kadın mücadelesini doğuruyor. Bu mücadeleden futbol da nasibini alıyor tabii…

Türkiye’de kadın futbolu hakkında hiç bilgi sahibi değildim. Yani, etrafımda futbol seven, tuttukları takımın hiçbir maçını kaçırmayan kadın arkadaşlarım vardı, ancak onları anlamadığım bir dilden konuşan ve marjinal zevkleri olan insanlar olarak görürdüm. “Kadınlar ofsaytın ne olduğunu bile bilmiyor” algısının tersine -belki de bilinçaltımda onunla mücadele etmek için- ofsaytın ne olduğunu gayet iyi biliyordum, ancak yine de futbol ilgimi çekmiyordu.

Hal böyle olunca, Visa Türkiye’nin, Didem Karagenç isimli bir futbolcuya sponsor olduğunu öğrenince şaşırdım. Didem’in Beşiktaş’ın kadın futbol takımının ve Türkiye’nin Kadın Milli Futbol Takımı’nın kaptanı olduğunu öğrenince daha da şaşırdım! Demek Beşiktaş’ın kadın futbol takımı ve hatta Türkiye’nin bir kadın milli takımı vardı? Demek organize ve lisanslı bir şekilde -tıpkı erkekler gibi- futbol oynayan kadınlar ve hatta onlara -tıpkı erkek futbolculara olduğu gibi- sponsor olan markalar vardı???

Aslında işin rengi tam olarak böyle değil. Evet, Türkiye’de de -Avrupa ve Amerika’da olduğu gibi- bir kadın futbol ligi ve bir milli takımımız dahi var, ancak kadınların oynadığı “futbol”, “erkek futbolu”nun geldiği noktaya ışık yılı uzaklıkta. Ve bu, değişmeye başlıyor.

Kadın futbolu dünyada ciddi bir yükselişte. Başını Amerika’nın çektiği, ardından Almanya, İngiltere, Fransa gibi Avrupa ülkelerinin geldiği, Avusturalya’nın pek de geriden takip etmediği ve Çin’in elbette ciddiye alınması gereken bir oyuncu olduğu bir ekosistem giderek büyüyor, genişliyor, güçleniyor. Ve bu ekosistemin içinde Türkiye de yerini alıyor. Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında geriden gelse de, bu, gelişim için çok fazla fırsat olduğu anlamına da geliyor.

Kadınlar Ligi, Türkiye’de Futbol Federasyonu altında ilk olarak 1994 yılında kurulmuş. Gerek finansal, gerekse idari ve sosyal sorunlar nedeniyle 2000’li yılların başlarında sorun yaşamaya başlayan lig, 2003-2006 yılları arasında durdurulduktan sonra 2006-2007 sezonunda yeniden başlatılmış. UEFA’nın 2017 verilerinden yola çıkaran hazırladığı kadın futboluna dair şu raporuna göre Türkiye’de 3 bini 18 yaşın üzerinde olmak üzere 40 bin lisanslı kadın futbolcu var. Kıyaslama yapabilmek adına, Türkiye genelinde toplam lisanslı futbolcu sayısı 400 bin. Yine UEFA’nın aynı raporuna göre kadınlar birinci ligindeki futbol maçlarını ortalama 200 kişi izliyor. Kıyaslama yapabilmek adına (ve matematiğim çok da gerilemediyse) SüperLig’in ortalama izleyici sayısı ise şu tabloya göre 13 bin. Bunlara paralel olarak, kadın futbolunun görünürlüğü de çok çok düşük: Bir yıl içinde kadın futboluna dair basında çıkan 200 haber yer alırken, voleybol/basketbola dair haberler 2000 civarında.

Futbol denilince kadın oyuncu düşünen insan sayısı, yukarıdaki rakamlar ışığında, çok da fazla olmasa gerek… 1990 Dünya Kupası yarı finallerinde Almanlar’a yenilen İngiliz takım oyuncusu Gary Lineker’in, futbola ilgi duymayanlar tarafından bile bilinen şu sözü futbolun hangi cinsiyet tarafından domine edildiğini net bir şekilde ortaya koyuyor: “Futbol basit bir oyundur. 22 adam 90 dakika boyunca top peşinde koşturur ve Almanlar hep kazanır.”

Gerek Türkiye’de, gerek dünya çapında futbolda kadınların yaşadıkları sorunlar, kurumsal ve toplumsal hayatta yaşanan sorunlardan bağımsız değil. Eşit işe eşit ücret konusu bu sorunlardan bir tanesi, ancak ilki değil. Kadınlar henüz futbolda erkeklerle eşit işi bile yapamıyorlar, çünkü kadın futbolculara profesyonel gözüyle bakılmıyor. Birçok kadın futbolcu başka bir işten para kazanmak zorunda kaldığı için futbola yeteri kadar zaman ayıramıyor. Tesis sayısı ve imkânları çok kısıtlı; futbola başlamak isteyen çocuklar -özellikle kızlar- yakın mesafede faydalanabilecekleri tesis bulamıyorlar. Kadın futbol liginin maçları yayınlanmadığı için kulüpler sponsor bulamıyor. Sponsor geliri olmadığı için sporcular sakatlanmaları halinde kendi tedavi masraflarını ceplerinden ödemek durumunda kalıyorlar.  “Erkek futbolu” dışındaki hemen tüm spor dallarında bir ölçüde karşılaşılan bu zorluklar, söz konusu “kadın futbolu” olduğunda çok daha ağırlaşıyor.

Kadın futbolu o kadar görünmez ki Türkiye Futbol Federasyonu web sitesinin, federasyon tarihçesini anlattığı sayfasında kadın futbol liginin federasyon bünyesinde yer almaya başlamasına dair tek bir kelime yok. Çok değil, daha birkaç sene önce, “seyircisiz maç” cezası alan takımların maçlarına sadece kadın ve çocuklar, üstelik ücretsiz olarak gidebiliyorlardı. Futbolda kadının ne kadar görünmez olduğu daha başka nasıl anlatılabilir, bilmiyorum (Neyse ki bu uygulama 2014’te sona erdi).

Neler yapmalı?

Kadınların futbolda hak ettiklere yere gelmeleri için yapılması gereken birçok şey var. Altyapı oluşturulması, rol modeller çıkarılması, futbolun erişilebilir ve görünür olması, bütçe ayrılması, futbol kulüplerinin antrenör ve yönetici kadrolarında kadınların yer alması, … Büyük kulüplerin kadın futboluna yatırım yapmaları görünürlüğü arttırmak adına çok önemli (Halihazırda üç büyüklerden sadece Beşiktaş’ın futbol takımı var. Onun dışında İstanbul’da Ataşehir BelediyeSpor, İzmir’de Konakspor ve Gaziantep’te ALG Spor ligin önde gelen isimlerinden.)

Kız çocuklarının erken yaşta ve oğlanlarla eşit koşullarda oynamaya başlamaları da futboldaki başarıyı çok etkiliyor. Didem Karagenç futbol oynamaya 12 yaşında başlayabilmiş çünkü öncesinde oynayabilecek mecra bulamamış. 12 yaş, profesyonel sporcu yetiştirmeye başlamak için geç bir yaş. 2019’da sekizincisi düzenlenen Kadın Dünya Futbol Kupası’nın bugüne kadar dördünü Amerika’nın almış olması ve bunu yaparken rekorlara imza atması tesadüfi değil. Amerika’da kızlar futbola çok küçük yaşlardan başlıyorlar. Erken kalkan yol alır; kızlar futbolla erkenden tanışıp gerekli altyapıyı oluşturunca, oğlan akranları ile aynı imkânlara (hatta Amerika özelinde daha geniş imkânlara) sahip olunca başarılarının önüne geçilemiyor.

Visa Türkiye’nin Beşiktaş ve milli takım kaptanı Didem Karagenç’e sponsor olması ve Didem’in, Visa’nın Avrupa’da desteklediği 14 kadın futbolcudan biri olması futbolda kadının görünürlüğünü önemli ölçüde arttıracak. Türkiye 2019 Kadın Dünya Kupası’na katılmamış olsa da Didem’in gazeteci Banu Yelkovan’ın hazırladığı “Fransa Merkez” isimli programda yer alması, Lyon’daki dünya kupası finalini Ayşe Arman’la birlikte izlemeye gitmiş olması, kadın futbolunun konuşulmasına olumlu katkılarda bulundu.

Ancak önyargıları yıkmak -ya da Visa’nın söylemiyle #kuralıdeğiştir’mek- için bu yeterli değil. Altyapı oluşturmak şart.

Şimdi Visa, “‘Yapamazsın’ diye kodlanan toplumsal cinsiyet kodlarını kırmak ve kız çocuklarını ve her yaştan kadını futbol yoluyla güçlendirmek” amacıyla yola çıkan Kızlar Sahada Akademi ile birlikte Türkiye’nin 9 ilinde futbol okulları açıyor. Urfa, Erzincan, Kayseri, Manisa, Ordu, Adana, Kocaeli, Ankara ve İstanbul’daki okulların ilkinin açılışına katılmak üzere yarın ben de İstanbul’dan yola çıkacak olan bir ekibin arasında olacağım.

Kadın futboluna benim gibi yeni olup bu konuya merak duyanlara şu içerikleri öneririm:

Futbol oyuncusu ya da muhabiri ya da taraftarı olmanın neden bir özgürlük sembolü olduğunu, psikologlar benden daha iyi anlatacaktır. Yaşayan kadınlar bilir. Futbol izlemek duygularınızı harekete geçirir. Oynamak, kim olduğunuzu fark etmenizi sağlar

diye açıklıyor İngiliz spor gazetecisi Julie Welch futbola duyduğu ilginin sebebini…

Futbol oynayan kadınlara, futbol oynamak isteyen kızlara “Neden?” diye soranlara verilecek yanıt çok basit: “Neden olmasın?” Kız çocukları da oğlan çocukları kadar, kadınlar da erkekler kadar futbol oynamak, izlemek, konuşmak istiyor. #kuralıdeğiştir’menin zamanı geldi.

Bu yazı Visa Türkiye’nin desteğiyle yazılmıştır ancak yazılanlar kendi fikirlerimdir. Visa’nın Kızlar Sahada ile birlikte açacağı futbol okulları ile ilgili bilgiyi şuradan alabilir, 29-30 Ocak’ta açılacak okulun açılışı için katılacağım geziyle ilgili paylaşımlarımı Instagram hesabımdan takip edebilirsiniz. 

Bir yorum

  1. Blogcuanne yine harikasın yine reklam nasıl yapılırın harika örneğisin 💪🏼