6 Yorum

Deniz T.’nin Gebelik Günlüğü – 18. 19. ve 20. Haftalar

Yazar Hakkında

DENİZ T. -11 yıl devlet okullarında öğretmenlik yaptıktan sonra, yurt dışına taşınmış maceraperest bir kadın ve yıllarını yogaya ve yoga eğitimlerine verdikten sonra, aynı zamanda bir yoga hocası. En büyük tutkusu sağlıklı yemekler pişirmek, yazmak ve eşiyle beraber seyahat etmek. 35 yaşında, Teo’nun ve karnındaki küçük bebeğin annesi.

18. Hafta: Son haftalar, 20. haftada yapılacak olan detaylı ultrason tarihini beklemekle geçti. 1-2 hafta önce de, çalıştığım öğretmenlik ajansına, bir süre için çalışamayacağımı bildirdim. Buna rağmen hala, arada bazı günler çalışmak ister miyim diye, haftalık uygunluk e-postasını göndermeye devam ediyorlar, fakat ben henüz çok erken olsa da, çalışırken tüm gün ayakta kaldığım ve fiziksel olarak da yorulduğum için beklemeye karar verdim. İşin iyi tarafı, ne zaman istersem geri dönebilme şansım var. Zaten, ilk hamileliğimde olduğu gibi enerjik değilim. Teo’da, soğuk havalara ve sürekli dışarıda yürüyor olmamıza rağmen, neredeyse hiç hasta olmadan, çok basit 1-2 soğuk algınlığı ile atlamıştım. Bu defa, sık sık rahatsızlanıyorum. Daha çok dinlenmeye ve evde kalmaya ihtiyaç duyuyorum.

Bu arada bir cesaret geldi ve bir sürü hamile kadının olduğu, hamile yogasına başladım. 6 haftadır, haftada 1 kez gidiyorum ve yaşadığım kayıptan sonra, hem tekrar yogaya başlamama, hem de diğer hamile kadınların arasına girebilmeme, ben de inanamıyorum. Fakat, bir yoga salonuna bu kadar uzun süreden sonra girmek beni öyle mutlu etti ki… Daha içeri ilk adım attığımda, burnuma gelen esansiyel yağ kokusunu içime çekmek ve masada bekleyen bitki çayını görmek beni eski hayatıma geri döndürdü. Yoga benim vazgeçilmezim, yoga salonları hayatımın en önemli parçasıydı. Sanki benliğimin bir parçasını geri almayı başarabilmişim gibi heyecanlandım. İnsanlar, İngiltere’de daima kibardır fakat burada fazladan bir nezaket ve sakinlik hakimdi, ilk endişelerimi hemen bastırdı.

Aslında önce, ben bebeğim için iyi bir şey yapmak isteğiyle hamile yogasına gitmiştim, sonradan farkettim ki, aslında bebeğim beni oraya götürdü. Onun sayesinde, kendimde bu gücü buldum. Ben bebeğime bakıyorum sanıyorum, ama o bana daha çok bakıyor. Benimle olduğun ve bana yaşama gücü verdiğin için çok teşekkür ederim, bebeğim…

Teo, da aynı şekilde, anısını yaşatmam ve onun annesi olarak bu dünyada var olmam için, her zaman arkamda destek olarak kalacak.

Yoga salonunda, bir Türk ile tanıştım. S., bana yogadan önce kahve içmeyi teklif ettiğinde, ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü o, “normal” bir hamileydi ve ben başıma gelenleri anlatmaktan, onu negatif etkilerim diye çekiniyordum. Çünkü insanların, bebek ölümleri yokmuş gibi yaşamayı tercih ettiğini öğreneli çok oldu. Peki, ya söylemezsem…En iyisi hiç bahsetmemekti… SANDS’ten arkadaşım S. ile konuştuğumuzda, o da, söylemek zorunda değilsin, dedi. O zaman, kaçmama gerek kalmamıştı. S., benim bu süreçte, ilk defa bebek kaybı yaşamamış arkadaşım olacaktı, üstelik karnı burnunda hamile…

Şimdi yazdıklarıma bakınca, bu yazdıklarımın okuyanlara ne kadar garip gelebileceğini fark edebiliyorum. Biriyle yarım saatliğine buluşmak için, günlerce düşünmek akıl karı görünmüyor, biliyorum. Ama yaşadığım travma, sadece bir bebek kaybı değil, aynı zamanda ciddi bir kimlik kaybına da yol açıyor.

S., ile çok kısa bir sohbetimiz olmasına ve öncesinde o kadar düşünüp taşınmama rağmen, bundan önce bir bebek kaybettiğimi söyledim. Çünkü söylemezsem, sanki kendimi saklıyormuşum gibi olacaktı ve isterse tekrar görüşmeme seçeneği de her zaman vardı. Ama şaşırmadı, şok olmadı… Onun yerine ben, bu kadar rahat olmasına şok oldum. Ayrıntıları sordu, anlatmakta zorlandığım için, konuşmak istemesem de, öğrendi. İşin ilginç tarafı, 2 kez daha beni aradı ve yoga öncesi buluştuk. Her defasında, Teo’dan rahatça bahsetti. Hatta eşimle beni “baby shower partisine” bile davet etti. Demek, bazıları, bana acıyarak bakmadan konuşabiliyormuş, kaçmıyormuş.

19. Hafta: Bebek hareketlerini artık hissediyorum. Hatta bazı akşamlar çok belirgin ve net. Bunlar beni hayatta tutan, birbirine bağlı küçük sevinç anları. Geçen akşam belirgin hareketler hissetmedim ve biraz da ağrım olunca, sabahı sabah ettim. Aklımdan korkunç senaryolar geçti ama neyse ki, ertesi gün, hissettiğim hareketlerle tekrar hayata döndüm.

Ultrason için son 1 hafta kaldı ve ben yogaya devam ederken bir taraftan da, fırtınaya rağmen arkadaşım J. ile yüzmeye gittik. Bu defa biraz uzakta bir spor merkeziydi, çok büyüktü ve hoşuma gitti. Burada, hamilelere, eve gelen bir kart sayesinde, yüzme havuzları ve diş tedavileri ücretsiz. Kartta sadece isim ve diğer bilgiler var ve asla hiçbir yerde kimlik sormuyorlar. Her defasında şaşırmaktan kendimi alamıyorum. J. de, kayıp sonrası tekrar hamile, aramızda 5 hafta var ve onunla vakit geçirmek, konuşmak iyi geliyor.

20. Hafta

20. Hafta

20. Hafta: 20. hafta hamilelikte çok önemli bir dönemin eşiğidir. 20 haftadan önce kaybedilen bebeklere; düşük, 20 haftadan sonrakilere ise; ölü doğum denir.Yani, artık karnımda, tam olarak bir bebek insan oluştu. İnsanların, bütün kayıplara, haftaları umursamadan, düşük demesinin sebebi,  yaşanılanların etkisini azaltmak ve bu konuyla bağ kurmaktan kaçınmaktan kaynaklanıyor. 30 haftalık düşük yapmış, diyenleri bile duydum. Oysa ki, öldü demek, aynı zamanda yaşadı anlamına da geliyor. O bebek var oldu, kısa da olsa bir hayatı oldu… Belki de, insanlar, en çok bu yüzden, düşük kelimesini kullanmayı tercih ediyor. Düşük denildiği zaman, pek bir şey yaşamış olmuyor, yaşamamışsa da, ortada bir sorun kalmıyor.

Bu süreçte öğrendiğim en önemli şey ne diye sorarsanız; kaç haftalık olduğunun hiç önemi olmadan, bütün bebekler önemlidir ve ailesi için bir can kaybıdır.

20+5’de ultrason için beklenen gün geldi ve heyecanla beklemeye başladık. Bebeğimiz çok  hareketliydi. 40 dakika boyunca sonografır ile aralarında bir boğuşma yaşandı diyebilirim. Sonuç olarak, bebek gayet iyi görünürken, plasentanın, bu haftalarda büyüyen rahimle beraber yukarı çıkması gerekirken, çıkmamış olduğu ortaya çıktı.

Bebekte bir sorun görünmüyor olması ise, yüreğimize sular serpti. 2 gün sonra doktorumuzla görüşünce, şu anda plasenta ile ilgili yapılabilecek bir şey olmadığını, en kötü senaryoda ise, aşırı kanamaya sebep olacağı için, bebeği erken almak zorunda kalabileceklerini öğrendik. Ama, bunun oldukça düşük bir ihtimal olduğunu da söyledi. Bana! Her düşük yüzdenin içine girebilmeyi başarabilmiş bana… Boğazım düğüm düğüm olmamış olsaydı, gülebilirdim…

Ayrıca vücudumda başlayan kaşıntılar için ve demir oranımı tekrar ölçmek için kan örneği alındı.

Şimdilik, fazladan ultrason ile gözlem altında tutulacak ve aramıza yeni katılan stres konumuzla hayatımıza devam edeceğiz.

Daha güzel haberler vermek dileğiyle,

Deniz…

Gebelik Günlükleri

Deniz T’nin Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

6 yorum

  1. merhaba, 2.gebeligimin 30.haftasindan itibaren kasintilarim yuzunden uyamiyordum, karacigerin kendisini temizleyemedigi ve atiklarin cilt altinda biriktigi aciklamasiyla 8hafta hart hurt kasindim,gittigim bir cildiye hekimi bi karisim yapti, dustan sonra uygulamayla sabaha kadar idare ediyordu..

  2. Merhaba Deniz, plasentası inatla yukarı çıkmamış biri olarak 36+4te doğum yaptım, 35. haftada bebek işaret verip serviks boyunun kısalmasını ultrasonda görünce normalden biraz daha erkene sezaryen günü verdiler, o kadar?ayni riskleri bana da soylediler ama böyle plasenta durumlarında daha sıkı takip edildiğin için sıkıntı olmuyor. Bu haftaya kadarki gebelik safhalarımız hep çok benzer. Yolun yarısı bitti, stres yok?seni tanımıyorum ama sana kocaman sarılıyorum?

    • Umarım, bizde de bir sorun çıkmaz. Şimdi bir sonraki ultrasonu bekliyoruz. Ben de sevgilerimi gönderiyorum, çok teşekkürler.

  3. Kayıp sonrası hamilelik yolculuğunuzu anlatmanız bence çok kıymetli. Sevgiler gönderip sıcacık sarılıyorum size.

    • Keşke böyle olmasaydı, keşke normal bir hamilelik dönemi geçirseydim. Ama maalesef, çok zor günler geçiriyorum ve kolay olmasa da yazıyorum. Umarım, bir yerlerde birilerine iyi gelir, yalnız olmadıklarını hissederler.
      Çok teşekkür ediyorum.
      Sevgiler…