6 Yorum

Deniz T.’nin Gebelik Günlüğü – 20 – 25. Haftalar

Yazar Hakkında

DENİZ T. -11 yıl devlet okullarında öğretmenlik yaptıktan sonra, yurt dışına taşınmış maceraperest bir kadın ve yıllarını yogaya ve yoga eğitimlerine verdikten sonra, aynı zamanda bir yoga hocası. En büyük tutkusu sağlıklı yemekler pişirmek, yazmak ve eşiyle beraber seyahat etmek. 35 yaşında, Teo’nun ve karnındaki küçük bebeğin annesi.

Haftalardır olanları herkes gibi şaşkınlıkla izliyorum. Birkaç kere yazıp yazıp sildim, son ultrasondan sonra oturup tekrar yazmaya karar verdim. Benim yazdığım gebelik yazıları, içerik olarak biraz daha farklıydı ama şimdi gelişen olaylarla çok daha farklı bir şekil alacak gibi.

Biz de eve kapandık, bu hafta doktor ve diğer randevularımıza gittik fakat, gelecek haftalarda bazılarına gidemeyeceğiz. 

Dünya tarihi boyunca, insanlar her yüz yıl büyüklü küçüklü çok farklı felaketlerden geçmiş. Bu yüzyılın büyük felaketi de bizim payımıza düşmüş, haberimiz yokmuş. Kitaplardan okuduğumuz kayıp rakamlarının her birinin, bir insana denk geldiğini anlamamız için yanıbaşımızda olması gerekiyormuş. Çünkü, insan anlamak için yaşamalı, inanmak için hissetmelidir. Ancak başına gelme ihtimalinin olması, hikayeyi gerçeğe dönüştürür. 

Virüs, insanoğluyla dünyanın her bir köşesinde meydan muhaberelerine girişirken, üzücü görüntüler ortaya çıkıyor ve bize de evlerimizde kalmamız tavsiye ediliyor. Kim derdi ki, bir gün dünyanın başına büyük bir felaket gelecek ve ona karşı tek silahımız su ve sabun olacak?

2020 modern zamanlar şehir insanı için boş market rafı, bugüne kadar gördüğü felaketlerin en büyüğü oldu. Virüs, insanın en açığını ne kadar iyi biliyormuş, bizi birbirimize kırdırmaya çalışıyor. Şehir hayatında üretmeyen, başkalarına bağımlı insanlar olduğumuzu, doğadan bir ayak çeksek her yerin cennete dönüşeceğini gözümüze sokuyor. 

Marketten aldığımız e-posta’ya göre, bazı günler sabah saatleri, sadece yaşlıların alışveriş yapması için ayrılacak. Daha sonra da, yaşlı insanlar belirlenip, online siparişte öncelik tanınacak. Bu haber, biraz da olsa yüreğimize su serpti.

En ciddi abilerden biri sandığımız İngiltere ise, bu koşullar altında, dünyayı umursamayan, kaderimizde ne varsa o olur diyen, serseri enişte çıktı, iyi mi. Ben mi? İlk bebeğimi kaybettikten sonra, ikinciyi yüzyılın felaketine denk getirmekle kalmayıp, İngiltere’ye taşınmayı da aynı zamana denk getirmeyi başarmış olmanın şoku içerisindeyim hala. 

Yoga, yüzme, kahve içmeye gitmek, arkadaşlarla buluşmak gibi hayatımı iyileştiren ne varsa elimden gitti. Doktor, ebe, terapi randevularına gidiyoruz sadece. Fakat bunların hepsi stresli bir şekilde geçiyor. 

Belki de, her felaket aslında, bizim olduğumuz yere göre şekil alıyor. Mesela hamile olduğum için ve bir bebeğimi kaybettiğim için endişeler bende, daha farklı etkiler yaratıyor. Kaybetme korkusu, hayatımı yönlendiren en büyük duygu. Bebeğin hareketsiz geçtiği saatler yüreğim daralıyor, aklımdan her türlü senaryo geçiyor ve bunu hemen hemen her gün yaşıyorum. Okuduğumuz haberler ve dünyanın geçmekte olduğu durum zaten, sağlam insanları da yıpratıyor. 

23. haftada, bebek hareketlerinde neredeyse 3 gün süren azalmadan sonra ilk acile gitme deneyimimizi yaşadık. Önce telefonla aradık ve bizi daha önce hiç gitmediğimiz bir doğum merkezine yönlendirdiler. Bu acile gitme olayı bende ciddi bir atağa sebep oldu, kalp atışlarını duyunca ancak nefes alabildim. Aynı gün doktor randevumuzda, doktorumuz ekstra bir ultrasona onay verince, bu defa bebeğin biraz büyük olduğu ortaya çıktı. Küçük olmasından korkarken, büyük çıkması bizi biraz korkuttu. Hemen şeker yüklemesi testi istediler, oysa ki, doktorumuzla önce evde kendim kan şekerimi gözlemleyeceğim, eğer sorun çıkarsa test yaptıracağım konusunda anlaşmıştık. Kafam karışık olsa da ebeyi aradım, ama nasıl olduysa randevu vermek için geri dönüş olmadı. Ben de, henüz vakit varken bir sonraki doktor randevusunu beklemeye karar verdim. Arkadaşım J.’nin bebeğinin de aynı ölçülerde çıktığını, doktorunun hiç dert etmediğini ve ölçüm yapmaya gerek duymadıklarını öğrenince biraz daha rahatladım. Bu arada, kaşıntılar için alınan kan değerleri normal, demir oranım düşük geldi ve demir takviyesi kullanmaya başladım. 

Şu anda, 1 yılı geçmiş olmasına rağmen hala ücretsiz olarak, terapi görmeye devam ediyoruz. Yüksek riskli gebelik alanında uzman doktorumuz ile her 2 haftada 1, ebe ile de 3 haftada 1 görüşüyoruz. Doktor görüşmelerimize çoğu zaman iki doktor ve bir de konuşmaları gözlemlemek için asistan katılıyor. SANDS gruplarının yine bize çok büyük büyük yardımı dokundu. Her ay, daha önce bebek kaybı yaşamış grup yöneticileri eşliğinde, gelen diğer ailelerle görüşmeler oluyor. Burada çok harika ailelerle tanıştık ve bu süreçte bize çok destek oldular.

Ayrıca, şimdi de hastane, bana endişelerimde yardımcı olması için bir görevliye yönlendirdi. Önce bir çeşit terapi olacak sandım fakat, C., bana çok daha farklı yönlerden yardımcı olacak. Mesala, farklı sebeplerden anksiyetesi yüksek gebelik yaşayanlar için oluşturulmuş bir gruba yönlendirdi, ücretsiz yoga ve doğumdan sonra da psikolojik yardım imkanları veriyor, ama maalesef şu anki durumdan dolayı kapalı. 

25. haftada farklı bir uzman tarafından, plasentamın konumunun incelenmesi için yapılacak olan ultrason randevumuza da bana destek olmak için katıldı. Çünkü doğumhanenin olduğu yerde yapılacaktı ve bu bizim için çok stresli bir durumdu. Ayrıca, bizimle ilgilenen ekibi, durumumuz hakkında bilgilendiriyor ve joker gibi her yere girip çıkarak işlerimizi kolaylaştırıyor. Gerçi, bu defa sonografır oldukça ciddi ve sıkıntılı biriydi. Normalde her ayrıntıyı bize anlatıyorlar ve sıcak davranışlarıyla ortamı daima yumuşatıyorlardı, bu defa başka bir birimde yapılan ultrason boyunca, büyük bir sıkıntı olduğuna inanıp kendi kendime kalp krizi geçirdim bir köşede. Bu süreçte sanırım, sağlık personeli çok gergin. Nitekim, ebe ile görüşmemiz de aynı şekilde sıkıntılı geçti bu defa. Sonuçta, her şey yolunda görünüyor. Şeker testi için de, 28. haftaya randevu aldım, 2 hafta boyunca evde test yapacağım ve sonuçları doktoruma götüreceğim, kararı ona bırakacağım. Şu an test için ayarlanmış bir randevum var, duruma göre iptal edebilirim. 

25. Hafta

25. Hafta

Umarım bebeğim, sadece iri bir bebektir, ki bebeğin 1-2 hafta önde olması, sezaryen doğumun 37. hafta için ayarlanmış olduğu için bir avantaj bile olabilir. 

Hastanelerde doğum prosedürleri de değişmiş, doula bile olsa, 1 kişiden fazla kimseyi almıyorlar. Hatta ebe merkezinin içine randevun olmadan adım atamıyorsun, yine yanında tek bir kişi bile getiremiyorsun. 

İşte, 2020 insanı tarihi bir olayın içinden geçiyor. Çoğu işe, okula gitmiyor, sokağa çıkmıyor, dükkanlar kapanıyor, insanlar işsiz kalmanın eşiğinde, sokağa çıkma yasağının ve olağanüstü halin ilan edildiği ülkeler var. Belirsiz bir yarınımız önümüzde uzanıyor… Neyse ki, Çin’de ve Güney Kore’de olayların kontrol altına alınabilmesiyle tünelin sonunda biraz ışık göründü.

Zaten anne-baba olmak başlı başına dünyaya meydan okumak, çocuk/ların için, dışarıdaki dünyada neler olursa olsun, evin içinde kendi dünyanı kurmak değil mi? 

Bir sonraki yazıda daha iyi koşullarda yazmak dileğiyle, 

bu süreçte dünyaya yeni bir can getirme telaşındaki herkese sabır diliyorum…

Deniz.

Gebelik Günlükleri

Deniz T.’nin Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

6 yorum

  1. iyi ki de yazmissin deniz, merak ediyordum seni. saglikla gelsin bebegin dünyaya dilerim. bizi haberdar et.
    cok sevgiler,

    • Sevgili Zeynep,

      Yorumun için yürekten teşekkür ederim. Düşünüldüğümü bilmek çok iyi geldi.

      Kucaklıyorum,

      Deniz.

  2. Merhaba Deniz, biz de çocuğumuzu bol olcumlu (bizim bebe fazlaca kucuktu), endiseli, ve onun kendi istegiyle dogmasını beklemeden dogumu erkene almak suretiyle dünyaya getirdik. Neyse ki doktorlara gore saglikli fakat vücudunda yag birikmemiş bir cocuktu ancak ben buna pek ikna olamiyordum. Gebelikte baslayan endişeler sonraki süreçte ebeveynlik seklimize de yansıdı ve bir noktada isler cigirindan cikti. Neden bunu yazıyorum bilmiyorum, söylemekte istediğim seyin seni incitmeden sadece süreçle ilgili fikir vermesini istiyorum. Demek istediğim, cocuk doğduktan sonra da turlu çeşit endişeler icinde bulacaksın kendini, o zamanlar icin yatırım olsun diye butun düşüncelerini ve endişelerini bebeğin karnindaki surecine yonlendirmemeye calismak faydali olabilir. Hatta sureci daha uzun vadeli düşününce hamilelik günlerinin basına dusen stress azalabilir.
    – Insallah bebeğiniz sağlıkla doğduktan sonra- bizimki gibi endiseli degil eglenceli bir süreç yasarsınız, ama bir taraftan da söylediğim seyin mumkun olduguna bile emin degilim. Özetle anksiyete denen seyin bir anda bitmeyeceğini bilip, bu hislerin gerceklikten bagimsiz oldugunu hatırlamak ve yeri geldiginde etrafında güvendiğiniz insanlardan fikirler alarak kendini frenlemeye calismak ebeveynlik surecinde isinize yarayabilir.

    Son sozum, bizim tecrübemiz dünyaya bir insan getirmeye kalkismanin bizim icin doğru bir karar olmadigina ikna etti (bu virus çıkmadan once bile 🙂 ). Zamanla iyi seyler yasandikca olumsuz yasanisliklar (butun günlere yayilmis kamyonlar dolusu stress) unutulunca bu hisler değişiyor olabilir.

    • Sevgili Hatice,

      Bunları bana neden yazdığını anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Buraya kayıp sonrası hamilelik ile ilgili sayfalarca yazı yazdım, bunları yazmanın kolay olduğunu sanıyorsan çok yanılıyorsun. Ama yazdım çünkü, diğerleri tarafından anlaşılmak ve bir çok kadına da yaşadıkları sarsıcı süreçte yalnız olmadıklarını anlatmak istedim.

      Yazdıklarımın yarısını bile okuduğunu düşünmüyorum, yoksa, bunlar daha iyi günlerin, bir de sen doğduktan sonra gör, anlamında yorum yapmanın, hiç kimseye, hele benim durumumda birine asla yardımcı olmayacağını sezebilirdin. Hatta bununla kalmayıp, gayet açık bir şekilde, daha bunlar ne ki, bu günleri arayacaksın, demişsin. Bir kaç kere okudum ve gerçekten bunu demişsin. Bebek- ki sağlıkla doğarsa- hayatın daha iyi olmayacak, daha kötü olacak, tersini söylersem yalan söylemiş olurum, diye eklemişsin.

      Terapistlerimiz ve kayıp yaşamış arkadaşlarımız bize, sürekli şunları söylüyor; bebek adımlarıyla ilerle, her gün bir adım, her defasında bir adım. Ben de sanırım şu durumdan ötesini düşünüp daha fazla strese girmek yerine, onları dinlemeyi tercih edeceğim. Ama,
      benim hayatım yaşadığım kayıptan sonra hiç bir zaman güllük gülistanlık olmayacak, bununla gözüm korkmaz ki…

      Ayrıca, yazdıklarımı okumuş olsaydın, bebek kaybetmekle, kaybetme korkusu yaşamanın aynı olmadığını, bebek kaybetmenin aklını kaybetmekten çok da farklı bir şey olmadığını da farketmiş olurdun. Hayata tutunmaya çalışan birine, bebek kaybetmiş kadınlara, herkesin bir miktar daha özenli olması gerekiyor. Bu kadar yazmamın asıl amacı bunu anlatmak.

      Son olarak da, beni bırak, herhangi bir hamile bir kadına, hiç üşenmeyip, bu dünyaya çocuk getirmek doğru bir karar değildir demek, hele böyle bir ortamda, hiç doğru bir karar değildir. Kaldı ki, ben hayatımı bu bebeğe adamışım şu anda.

      Bir üst yorumda bir arkadaş, seni merak ettim demiş ya, bu tek cümle, senin yazdığın koca paragraftan onlarca kat iyi geldi. Eğer, yazdıkların karşısında, benim nasıl hissettiğimi merak edersen diye söylüyorum.

      Bunu size cevap olarak yazıyorum, ama aslında herkes için, burada kalsın diye, bu yazıları yazdıktan sonra, asıl amacımı yerine getiriyor.

      Bebeğinizi sağlıkla kucağınıza alabildiğinize çok sevindim. O süreçte yaşadığınız kaygıları çok iyi anlıyorum. Umarım hayatınızda her şey daha kolaylaşır.

      Hoşçakalın.

      • Uzgunum Deniz, yazdıklarımdan bu hisleri/sonuclari cikaracagini dusunmedim. Olabildigine ozenle yazmaya calisirken vermek istediğim mesaj farklıydı. Kendi deneyimini anlatırken bu sana bu iyi günlerin demek istemedim, tersine bu günlerin daha iyi olabilmesi icin kendimce bir perspektif değiştirme önerisinde bulundum. Demek istediğim seyi tekrar açıklamaya calismayacagim. Eğer ne demek istediğimi anlamak istersen farklı bir bakış acısıyla yazdigimi okumanı tavsiye ederim, ama bazen de farklı bir his dünyasına girmek mumkun olmayabiliyor, o yüzden… Butun söylediklerimi geri aldım, hiç söylenmemiş gibi dusun. Tekrar üzgünüm.

        • Deniz,
          Belki de gercekten söylediklerin anlasiliyordur benim yorumumdan, senden sonra bir daha okuyunca o bulduğun anlamların cikabilecegini gordum. Uzun uzadıya problemlerin detayına girmek istemedim, ama yorumumun ana fikri hamilelik anksiyetelerinin sonradan çocuğu büyütürken yanlış ve obsesif davranışlara dönüşmesine karsilik tedbirli olmak gerektigiydi. Döne döne bahsettigim nokta oydu, bu anksiyetenin devamı olarak yapilabilecek yanlış davranışlar uzerineydi yazdıklarım. Bir de ikinci fikir olarak stresi uzun surece yayma teorim var di ki , bana ait bir teori o, kimseye dikte etmiyorum. Bu süreçte seni daha fazla yormak istemiyorum. Eğer bunlar da sende farklı/olumsuz karsilik buluyorsa bunları da hiç soylenmeis say. Cunku söylenme sebepleri yardimici olmak, destek olmak baska birey degil.