8 Yorum

Korona Günlerinde Eğitim

Sanırım bu korona günleri geride kaldığında, çok çok geride kaldığında yani, en fazla birikmiş olan şeylerden biri de “Korona Günlerinde Bıdı Bıdı” şeklindeki külliyat olacak. Korona günlerinde Aşk/Şiddet/Sağlık/Eğitim/Yaşlılık/Çocuk Olmak/Kadın Olmak/Yemek/İş/Ekonomi ve daha neler türetilecek kim bilir…

Bundan yaklaşık 100 yıl önce, 1918’deki influenza salgını ne idiyse bizim de benzer bir şeyler yaşadığımız hissi var içimde… Dilerim -ve sanırım, aradan geçen 100 yılı düşününce- o çapta bir kayıp yaşamayız, ancak şu an henüz aşısı ve tedavisi olmayan ve insanların canına kast eden bir hastalıkla mücadele ediyor oluşumuzun benzer olduğunu ve bundan 100 yıl sonra yaşayan insanların “2020’de bir koronavirüs salgını olmuş, xxx kadar insan ölmüş ama şimdi artık tedavisi/aşısı var” diyeceğini düşünüyorum.

İçinden geçmekte olduğumuz bu dönemde, ne sıklıkta yazacağım hakkında en ufak bir fikrim olmayan ve  Korona Günleri etiketi altında toplayacağım bu yazılarımı en çok da bu insanlar için yazıyorum işte… Bu yazıyı 2120’de okuyacak olanlar için yani (yazar burada kendini fazla önemsemektedir).

“Korona Günlerinde…” ile başlaması muhtemel olan yazılarımın eğitim ile ilgili olan bu ilkini, aslında uzaktan eğitimin başladığı 23 Mart’tan önce yazmaya başlamıştım. Amacım yepyeni bir sürecin başında olan çocuklarımız için dileklerimi ve beklentilerimi ortaya koymaktı. Ama sonra ev karıştı ve ben yazıyı bitiremedim.

Ve ilk günde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın TRT EBA (Eğitim ve Bilişim Ağı) kanalında yaşananlar, ister istemez bu yazının başrolünü çaldı.

Öncelikle kendi “ilk günümüz”den bahsedecek olursam, geçtiğimiz hafta boyunca çocukların okulundan mesajlar geldi. Hafta boyunca hazırlıklarını paylaştılar öğretmenler; Google Hangout, Google Classroom girişlerini yaptılar çocuklar; hangi aralıklarla, nasıl buluşacaklarına dair hazırlıklarını yaptılar.

Ve dün sabah bilgisayar başına geçtiler.

Veli hayatımın en başından bu yana okulun her ilk ve son gününde gözleri dolan ben, bu kez öğretmenleri ekran karşısında, ev ortamında çocuklara bir şeyler anlatmaya çalışırken görünce duygulandım, ne olacak benim bu halim bilmiyorum.

Geçtiğimiz hafta boyunca, okulların tatil olduğu günden beri de Milli Eğitim Bakanlığı #tatildeğiluzaktaneğitim adı altında bilgilendirmeler yaptı. Altyapıyı hazırladıklarını söylediler, velilerin cep telefonlarına çocukların EBA şifrelerini gönderdiler. Benimkine geldi en azından…

Zaten EBA’yı geçen hafta ilk kez denemiştik biz. Birtakım konuları çalışmıştı Deniz, girişte sorun yaşasa ve sistem yer yer onu dışarı atsa da genel olarak keyif almıştı orada çalışmaktan.

Yazımı uzaktan eğitimin başladığı 23 Mart gününün sabahına yetiştirebilseydim, gerek okulların bireysel, gerekse MEB’in kurumsal düzeydeki çabalarını bu süreçte çok kıymetli bulduğumu söylecektim. Eğitimin kesintiye uğramaması gerektiğini düşündüğümden değildi bu; daha çok, böyle olağanüstü bir ortamda hiç olmazsa bazı şeyleri olağanMIŞ GİBİ devam ettirmenin -hele de çocuklar için- çok gerekli ve anlamlı olmasındandı.

Öte yandan, eğitime en çok ihtiyacı olanların, eğitime erişim konusunda en çok engeli yaşayanlar olacak olmasının ve bu uzaktan eğitimden en az onların faydalanacak olmasının da nasıl bir çelişki olduğunu sorgulayacaktım. Çocuk başına neredeyse bir bilgisayarın düştüğü orta/üst sınıf evlerdeki çocuklara öğretmenleri/okulları ya da bakanlık herhangi bir program vermese bile kolaylıkla takip edebilecekleri, meraklarını giderebilecekleri kaynakları ebeveynlerinin yardımıyla bir şekilde bulabileceklerini söyleyecek; bırak bilgisayarı/televizyonu; çalışacak bir masası ve hatta odası dahi olmayan çocukların ne yapacaklarını soracaktım. Korona için siyaset üstü falan denildiğini, güya sınıf farklı gözetmediğini ama aslında onun da kapitalizmle el ele olduğunu ve bu süreçten en çok etkilenenlerin yine en dezavantajlılar olduğunu düşündüğümü söyleyerek yazımı kapatacaktım.

Ama sonra bi şeyler oldu.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, sosyal medyanın ayağa kalkmasıyla bir açıklama yayınladı ve “kendilerine güvenerek denetleme ihtiyacı duymadığı bir ekibin hazırladığı etkinlik saati görüntülerinde kendisinin de onaylamadığı ve çocuklara uygun olmadığını düşündüğü” ve “gözden kaçırdığı birkaç dakikalık” görüntülerin üzerine titrediği sisteme verdiği zararın konuşulmasından çok rahatsız olduğunu söyledi.

Bakanın gözünden kaçan bu birkaç dakikalık görüntülerde ortaokul öğrencilerine Adnan Menderes’in idamını anlatan bir animasyon gösterilmiş, liselilere din dersi kapsamında ilahiler dinletilmiş, ve ilkokul öğrencilerine yönelik bir derste bir kafa kesme anlatısı, yine görseller yardımıyla, resimleştirilmişti.

Bununla ilgili söylenecek çok şey var ve bir yandan da hiçbir şey yok aslında. Olağanüstü zamanlardan geçiyoruz ve herkes hata yapabilir ve hiç olmazsa açıklama yaptı bu devirde kimse böyle bir şey yapmıyor gibi mazeretler ise geçerli değil. Hata dediğimiz şey, mesela yine sosyal medyaya düşen çekim/montaj hatasıdır ve tolere edilebilir. Herkesin canını dişine taktığı bir dönemde devlet kanalından siyasi ve dinî propaganda yapmak, çocukların zaten hassas olan duygu durumlarını, pedagojik olarak uygunsuz içeriklerle mahvetmek hata değildir.

Özetle eğri oturup doğru konuşalım, hepimiz bunun bir güven meselesi olmadığını biliyoruz. Yani içeriğin niteliği hedeflenen gibi olmayabilir; derslerin seviyesi yetersiz/aşırı gelebilir, konuların dağılımı yanlış olabilir ama daha ilk günden çocuklara ilahiler, idam görüntüleri servis ediliyorsa burada güven sorununun çok ötesinde bir kurgu vardır, kendimizi kandırmayalım.

Bundan birkaç ay önce Derin’le mide gribi geçirip hastanelik olduğumuzda, kaldığımız odada doğru dürüst çeken tek çocuk kanalı TRT Çocuk olunca onu açmıştık. Karşımıza çıkan çizgi film şöyleydi:

Buradan yola çıkarak, uzaktan eğitimle ilgili nasıl bir beklentim olabilirdi ki diye kendime kızıyorum ama işte insan konduramıyor. Bu kadar da olmaz, olamaz diyor. Oysa korona günlerinden çok önce olanlar, korona günlerinde olacak olanların teminatıymış, tabii ki öyleymiş!

Aslında benim, bu ortamda söylemek istediklerim çok başkaydı. Kitlesel eğitime mesafeyle bakan bir insan olarak, bu uzaktan eğitimin, bir türlü denemeye cesaret edemediğim ev-okula dair bir fırsat olduğunu düşündüğümü anlatacak ve Ken Robinson’ın, TED tarihinin en çok izlenen konuşmalarından biri olan “Okullar Yaratıcılığı Öldürüyor mu” başlıklı, dinlemeye doyamadığım konuşmasını tekrar paylaşacak, bildiğimiz anlamda okulun çok da matah bir şey olmadığını, bu uzaktan eğitimi, alışageldiğimiz kalıplara farklı bir gözle bakma fırsatı olarak değerlendirebileceğimizi düşündüğümü söyleyecektim.

Ama uzaktan eğitimin başladığı ilk günde devlet eliyle yapılanlar, bize içinde yaşadığımız gerçekliği bir kez daha hatırlattı.

Bu yazıyı yazarken, bu blogda, ilkokul velisi olmaya başladığım 2012 yılından bu yana Okul-Eğitim kategorisi altında yazdığım onlarca yazıya baktım ve gördüm ki sıfıra sıfır, elde var sıfır.

Dönüp dolaşıp yine herkesin kendi çocuğunu kurtarmaya çalıştığı bir yere geliyoruz ve bu, aslında bizi hiçbir yere götürmüyor.

8 yorum

  1. Merhaba. Çocuğum henüz okula gitmediği için uzaktan eğitim,doğruları,yanlışları ya da eksikleri konusunda pek bir fikrim yok. Genel olarak ‘herkes çocuğunu kendi doğrularına göre yetiştirir’ düşüncesindeyim. TRT Çocuk’tan paylaştığınız görseller üzerinden yorum yapmak istiyorum. Bu sahneler çocuğun okuduğu kitaptakileri hayalinde canlandırmasından ibaret. Altında farklı mesajlar yatıyo diyebilirsiniz. Ama böyle düşününce birçok dönem dizi-filmini de aynı şekilde değerlendirmemiz gerekir. Kaldı ki ülkemizin toplumumuzun geçmişinde bunlar var. Fakültede bu yazıyı öğrenmek ve dönem metinlerini okuyabilmek için dirsek çürütmüş biri olarak naçizane yorumum bu şekilde :))

  2. Berrin Guıda

    Elif hanım buraya hangi nazik kalıbı kullanırsam kullanayım dudak bükülerek okunacağını düşünüyorum son yazınızdan sonra. Oysa bu yazınızdan önce inancımız, hayat tarzımız ne olursa olsun düşünsel açıdan yanyana olduğumuzu hissederdim. Adnan Menderes ile ilgili yayın hakikaten yersiz
    ve gereksizdi. Görsellerini paylaştığınız çizgi filmi bilmiyorum, izlemedim. Çocuklarım Trt çocuğu da genelde sıkıcı bulurlar. Fakat paylaştığınız görselde Osmanlıca ya da Eski Türkçe(!) ‘kumaşçı, şekerci ve çilekçi’ kelimelerinin yazılı olduğunu, yandaki karede de başına fes takmış bir çocuk görüntüsü görüyorum. Son karedeki peçe evet bana da ilginç gelen bir ayrıntı. Ancak Batı ülkelerindede bilmem ne diye başlayan saçmalıklara girişmeden milletlerin antik dillerinin mutlaka öğretildiği yığınla başarılı örnekleri biliyorken, Osmanlıcaya bu alerjik yaklaşımı hakikaten anlayamıyorum. Latince, Grekçe, Sanskritçe bilmek bugün entellektüel seviye meselesi iken göz ardı edilemeyecek entellektüel birikime sahip bir dilin öğretilmeye çalışılması neden bu kadar rahatsızlık verici bunu anlayabilmiş değilim. Aynı çizgi film ve oyun eleştrilerinizi şiddet , cinsel , bağımlılık vs. içerik mesajları ile dolu kurgulara da yapıyor musunuz hakikaten merak ediyorum. Ben bu kadar ayrıntılı içerik tahlili yap(a)mıyorum açıkçası. İlaveten bahsettiğiniz din dersini izlemedim ancak Türk müziğinin kıymetli örneklerinin çocuklarımıza dinletilmesi niye bu kadar rahatsızlık verici hakikaten anlayabilmiş diilim. Dini Musiki sadece doğuda değil Batıda da başlı başına muhteşem seslerin ortaya çıktığı alanlardır. Kaldı ki ders aralarındaki okul zili Sevgili Nil Karaibrahimgil’in çok hoş bestesi iken.
    Acaba çocuklarınızın bu güzellikleri farketmesi ve sizden düşünsel olarak uzaklaşma ihtimali mi sizi bu kadar endişeye sevkediyor.
    Bece sakin olun. Çocuklarımıza doğuyu ve batıyı, eskiyi ve yeniyi bütün bir insanlık mirasını öğretelim. Bizim korkularımız onların aşması için fırsatlar yaratalım.

    • Babamın babaannesi Türkçe bilmezmiş, bizlerse tek kelime Arapça bilmiyoruz ve bir dilin -hele de Arapça gibi zengin bir dilin- elimizden kayıp gitmesi bence çok üzücü. Arapça konuşmayı da, yazmayı da bilmeyi isterdim.

      Ancak son 20 yılda Türkiye’deki Cumhuriyet öncesine dönüş hırsını görmezden gelmek mümkün değil takdir edersiniz ki… Milli bayramlara alternatif olarak ortaya sürülen özel günler, bu yazıda bahsettiğim devlet kanalındaki dinî ve siyasi propaganda, bütün bunların sadece çocuklarımıza geniş bir kültür vermeyi amaçladığını düşünmek mümkün değil, benim için değil en azından. İlahilerin huzur verici olabileceğine de katılıyorum; ancak bunu, çocuğumun okul eğitimi almak için karşısına oturduğu ekrandan almasını tercih etmem. İstersem kendim uygun gördüğüm şekilde veririm bu kültürü, istemezsem de hiç vermem. Benim vermeyi tercih etmediğim inançların devlet eliyle dayatılmasına da karşıyım.

      Evet, keşke geçmişimizi bütünüyle kucaklayabilmemiz mümkün olsaydı, ayrışmadan. Ancak baskın siyaset bunun tam tersinin üzerine kurulu oldukça birçok şeye rağmen bunu gerçekleştirmek kolay olmuyor.

      Elbette aynı tepkiyi çocuklara uygunsuz olduğunu düşündüğüm, karşıma çıkan, yetişebildiğim her konuda veriyorum, aksini düşünmenize şaşırdım.

  3. 4.sınıflar için günde iki ders, 5-6 dakikalık görüntüler izliyoruz. Eba kullanımımız kapatıldı. Öğretmenin harici gönderdiği destekler ve kendi çabamız dışında hiç bir eğitim yok malesef… 💔 Ben ders! şokunu atamadım ki daha ara yayınlara geleyim 🙁

  4. Iki sene sonra oğlum ilk okula başlayacak ve 18 aylık ikizlerim var oğlumu özel okula başlatıp diğerlerini veremezsem kötü hissedeceğim üçünüde özelde okutursam bizi zorlayacak.Tam devlet okuluna kendimi ikna ediyorum ki karşımıza çıkanlar kendimi kandırdığını gene hatırlatıyor bans🤦‍♀️ Eşim iranlı şii ve devlet okulunda alevilerle ilgili anlatılanlar geldikçe aklıma iyice içim şişiyor. Keaâşke eğitim özelin tekelinde olmasa bu sebeplerden çocuklarımızı özele göndermek zorunda kalmasak keşke artık başka şeyler konuşsak…

  5. Merhaba elıf hanım. Henuz ıkı cocugumda okula gıtmıyor. Buyuk olan ıcın 2 dıgerı ıcın 3 sene var onumuzde. Fakat ulkedeki egitim her ne kadar bu kadar kısa surede bambaska olma ıhtımalı olsa da, benım canımı cok sıkıyor. Evet kendı cocuklarım ıcın endısemi anlatmaya kelımeler yetmez. Ama ben okula gıden her cocuk ıcın cok endıselenıyorum. Okulların yaratıcılıgı oldurdugune cocukları kalıplara soktuguna tek duze yetıstırmeye calıstıgına emınım. Iclerındekı renklerı teker teker kaybedecekler malesef. Ben ev okulunu cok ıstedım cok dusundum. Cocuklarım yokken daha ıstıyordum. Ama malesef kazın ayagı oyle degılmıs. Oncelıkle etkınlıklere sosyal ortamlara ıyı bır butce ayırmak gereklıymıs kı bu tam anlamıyla mumkun olamıyor cunku kendı karıyerımden de feragat etmem gerekıyor genel anlamda. Tek maasla bugun ıkı cocukla geldıgım nokta zaten gonullu karantına. Elımden geldıgınce sosyallestırıp cayıra cımene salsamda cocukları koronadan once. Bence yeterlı degıl. Anaokuluna gondermıyorum. Cunku malesef cok pimpirikliyim ve ıstedıgım gıbı okullara yıne ıkısını gonderebılmem ımkansız. Bız doların asırı yukselmesınden once orta sınıf olarak nıtelendırılecek bır gelır duzeyıne sahıpken. Sımdı alt gelırın en ust basamagj gıbıyız. Yanı elımızdekı ımkanlarda yavas yavas kayboldu cunku yetısemez olduk. Sonuc evde egıtım bence cok guzel. Ama cocugun ıhtıyacı olan sosyallık ıcı yasıtlarıyla bulunması gereken ortamlar malesef bır butce gerektırıyor ve annenın veya babanın kendını buna adaması gerekıyor. Cok ıstedım ama yapamayıp cocuklarımı bu çarka kurban edecegım dıye uykularım kacıyor. Hepımıze kolay gelsın. Egıtım sıstemı su denlı kotu olan bır ulkede ( egtım ıcerıklerı tekduzelık ve lıse ıcın bıle gelecek kaygısı ve belkı daha bırsuru sayablırım ) ne yazık ki ne yaparsak yapalım cocuklarımız o carka gırecek. Uzgunum hemde cok uzgunum 🙁

  6. Merhaba, meb bakanı özel okullar derneğiyle toplantı yaptı özel okulların ücret iadesi gibi birşey söz konusu olmayacak fakat telafi eğitimi olacak yani okullar geç kapanacak dedi. Yaz tatilleri alınacak olan çocuklar şuan uzaktanda olsa ders yapıyorlar. Benim içime sinmiyor bu plansızlık. Kısa zamanda belki planlanamadı ama bizler yüzyüze eğitime branş derslerine vs. Ücret ödedik. Yine de kesinlikle özel okulların belirli bir ücreti iade edecekleri inancım sıfır. Çocuklar ya sıcağında aşırı sıcak sınıflarda ders yapacaklar. Böyle gözüküyor. Sizin ücret iadesi görüşünüzü merak ediyorum.

    • Ücret iadesini ben mümkün görmüyorum; çünkü o ücret sadece eğitimin içeriği için değil, kira, personel vb. sabit giderler için de kullanılıyor; dolayısıyla geri vermelerini beklemek sanırım çok gerçekçi olmaz… Bu değişime hızla uyum sağlayan bazı okullar uzaktan eğitime çabuk adapte oldular; diğerleri için eğitimin telafisi bir noktada söz konusu olacaktır herhalde. Kendi adıma konuşacak olursam, şu an bütün bunların önem sırasında çok geride kaldığını düşünüyorum, dediğim gibi, şahsi fikrim bu.