8 Yorum

Korona Günlerinde #yardımdeğilişbölümü

“Herkes canıyla boğuşurken belki ayıp aklımdan geçenler ama yazmazsam boğulacağım” diye bir mesaj göndermiş bir kadın arkadaşım ve kendisi de, eşi de bu karantina sürecinde evden çalışıyor olmalarına rağmen eşinin kahvaltıdan sonra çalışma odasına gidip sadece yemek saatlerinde dışarıya çıktığını, 3 yaşındaki çocuğuyla sadece kendisinin ilgilenmek zorunda kaldığını, işine gereğince vakit ayıramadığını, bunun onu depresif ve öfkeli yaptığını söylemiş. Ve eklemiş: “Her çocuk doğduğunda bir anne doğarmış ya… Her çocuk doğduğunda bir benlik ölüyormuş… ki o da kadın benliğiymiş.”

Aslında anne olunca benliğimizden çokça ödün vermek zorunda kalıyoruz evet, ve bu korona süreci bunu sadece daha görünür kıldı… 5 Harfliler‘den Çatlak Zemin‘e, kadın odaklı birçok içerik sitesinin bu konuya dikkat çeken yazılar yayınlaması boşa değil: Korona günlerinin çilesini de kadınlar daha fazla çekiyorlar.

Bu yükün en çarpıcı etkisi artan erkek şiddetinde kendini gösteriyor. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü “2019 Mart ayı ile 2020 Mart ayı karşılaştırmasında fiziksel şiddetin yüzde 80, psikolojik şiddetin yüzde 93 ve sığınma evi talebinin yüzde 78 arttığı” söylüyor. Kadınlar evde kaldıkları için şiddet görüyor, öldürülüyorlar. Ve devlet bu konuda bırak önlem almayı, “İnfaz yasası düzenlemesi” adı altında, kadınlara şiddet uyguladığı için cezaevinde olan adamları serbest bırakıyor; sanki yarım bıraktıkları işleri tamamlamalarına yol açarmış gibi!

Bu yükün daha az çarpıcı ama daha yaygın olarak karşımıza çıkan boyutu ise kadınların evde artan işleri… Dijital Topuklar‘ın kıdemli yazarlarından Zeynep Gönenli geçen haftaki yazısında tam da bundan bahsediyordu:

Aile içi şiddetin tüm ülkelerde gözle görülür şekilde arttığını söylüyor istatistikler. Bir yandan da kadınların üzerine yığılan iş sayısı üçle beşle çarpıldı. Çocukların uzaktan eğitimini takip etmesi, ev halkını beslemesi, evi derli toplu tutması, marketten gelen poşetleri hunharca sirkeyle yıkaması beklenen hep kadın. Üstüne bir de evden yapması gereken rutin bir işi varsa tadından yenmiyor. Erkekler işyerine gider gibi bir disiplinle sürdürüyorlar evden çalışmalarını, sabah bilgisayarı aç, istediğin saatte kahveni iç öğlen mutfağa gidip yemeğini ye, akşam da adeta işten gelmişçesine hazır bir sofra bul. Bütün bunlar olurken eğer çocuk varsa onların da bu ‘iş saatleri’ boyunca sessiz olmasını bekle. Telekonferanslarda arkadan kafasını uzatan, bazen ağlayan çocuklar, iki toplantı arası pişirilmesi gereken yemekler, sürekli temiz tutulması gereken ev, yapılması gereken alışveriş; bunlar virüssüz zamanlarda olduğu gibi virüslü zamanlarda da kadınların problemi.

Çoğu anne olan tekil ebeveynlerin yaşadığı zorluklar, özel gereksinimli çocukların ebeveynlerinin yaşadığı zorluklar, sağlık çalışanı ya da dışarıda çalışmak zorunda olan ebeveynlerin yaşadıkları zorluklar saymakla bitmez herhalde… Korona, var olan mağduriyetlere yenisini eklemekle kalmadı, olanların altını daha da belirgin bir şekilde çizdi, çiziyor.

Elbette bu süreci evde geçirebilenlerimiz çok ama çok şanslıyız. Ve keşke evde kalmak dışında, evde kalamayanlar için yapabileceğimiz bir şey olsa… Ve keşke, yaklaşan ve 1929’daki Büyük Buhran’dan sonraki en büyük -belki daha da büyük- olacağı söylenen ekonomik krize karşı kendimizi güvende hissedebilsek. Hafta sonları tatil niyetine ilan edilen sokağa çıkma yasaklarıyla bu pek mümkün değil ne yazık ki… (Bkz. Tam karantina geciktikçe ekonomik maliyet artıyor.)

Bu güvensizlik ve kaygıya eklenen -ya da onların temelini oluşturan mı demeliyim-  bir faktör de evde artan iş yükü işte… Ve yemek yapmak, çamaşır yıkamak, ortalığı toplamak bunların başında gelse de asıl bunların arkasındaki irili ufaklı #görünmeyenevişleri ve somut olmadığı için görünmeyen ancak akıllarda geniş yer tutan ve ağırlık yapan zihinsel emek yoruyor.

Çocukların akademik geleceği için endişelenmek listenin üstlerinde olmasa bile -ki örneğin benim durumumda bu sene LGS’ye girecek olan veliler için önemli bir sorun bu- sürekli evde olan çocuklara ne yedireceğini düşünmek önemli bir kalem. Bir yandan dışarı çıkmadığımız için lüks tüketimlerimiz azaldı, evet, ama evde kalan çocukların ne kadar sık ve fazla bir şeyler yemek isteyebileceklerini aklımıza getirmemiştik herhalde. Ve bel çevresinin yağlanması sadece yetişkinlere yönelik bir sorun değil; doğru dürüst besinler tüketmek herkes için önemli. Sorun, bu besinleri gün be gün üretmeye devam etmekte ve bilin bakalım bunu kimler dert ediniyor?

Hareketsizlik bir diğer önemli konu. Normal şartlarda okulda koşturacak olan çocukların -uzaktan eğitim alanlardanlarsa eğer- evde ve ekran başında olmaları ciddi bir hareket kısıntısına sebep oldu. “Evladım yerinizden kalkın. Çocuğum, ders arasında hareket edin” diyenlerin -ya da bunu sorun edenlerin de- ağırlıklı olarak dişiler olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz.

Çocukların eğitiminin takibi, ödevlerini teslim etmesi, öğretmenle ilişkide kalmak, sınıf toplantılarına katılmak gibi konular bu süreçte çoğunlukla annelerin uzayan yapılacaklar listesinde. 

Çocukların psikolojisi nasıl etkileniyor? Bu dönemde onlara nasıl yaklaşmalıyız? konulu yazıları okuyanlar ya da bu konudaki canlı yayınları takip edenlerin kaç tanesi babadır? Ezici bir çoğunluğu annedir demek yanlış olur mu?

Kısacası, içinden geçmekte olduğumuz günlerin sadece fiziksel değil, duygusal yükünü de ağırlıklı olarak kadınlar çekiyor ve işte bu duygusal yük, bu görünmeyen zihinsel emek, evdeki insan kalabalığının getirdiği bitmek bilmeyen “Yapılacaklar listesi”ne görünmez bir şekilde sinsice ekleniyor.  Asıl bunlar yoruyor. “Bunların hepsini ben mi düşünmek zorundayım, biraz da sen aklına getirsen olmaz mı?” gibi sitemlere verilen  “Söyledin de yapmadım mı?” yanıtının ise hiçbir anlamı yok çünkü söylemek, daha doğrusu akılda tutmak yapmanın yarısı zaten…

Bir insana bir sorumluluğu almayı hatırlatmak zorunda kalıyorsanız orada iki durum söz konusudur: (1) O insan, henüz sorumluluk almaya hazır olmayan ya da yaşının gereği sorumluluk istemeyen bir çocuktur ya da (2) Alışılagelmiş çarpık düzen ve cinsiyetçi kalıplar aslında size ait olmayan o sorumluluğu size kilitlemiştir ve şimdi siz onu başkalarıyla bölüşmek istediğinizde insanlar gönüllü yaklaşmıyordur.  Sorumluluğu almayan insan yetişkinse eğer, bu ikinci seçeneğin geçerli olması kuvvetle muhtemel.

Kendi küçük hikâyemde, bu süreçten fiziksel şiddet görerek etkilenen, ya da kocası sabah odaya girip, elini hiçbir şeye sürmeyen hemcinslerime göre çok daha şanslı olduğumu inkar etmem mümkün değil. Ebeveynlik sorumluluğunu, nispeten esnek saatlerde çalışan, evde olduğu süreç boyunca işinin izin verdiği ölçüde #yardımdeğilişbölümü yapan bir adamla paylaşıyorum. Ana öğünleri annem yapıyor, ben onların iki kişilik yemek düzenlerine beş kişiyi daha eklemiş olmanın ve dolayısıyla onun yükünü arttırmanın suçluluğuyla baş etmeye çalışırken, geri kalan ev işlerini ağırlıklı olarak üstlenmeye gayret ediyorum.

Bu süreçte artan fiziksel işlerden çok, işin duygusal ve zihinsel tarafının beni yorduğunu söyleyebilirim. Geleceğe dair endişeler, içinden geçmekte olduğumuz şu günlerde çocukların duygusal dayanıklılıkları, gözümüzü açtığımız dakika başlayan ve  gece gözümüzü kapatana kadar bir an bile durmayan kardeş kavgaları, ergenliğin acımasız hoyratlıkları, beni her gün çamaşır yıkamaktan ya da her yemek arasında atıştırmalık hazırlamaktan daha çok yoruyor.

Bu süreçte bilgisayarımı uzaktan eğitime kaptırmak da önemsiz görünen ama sembolik bir şeydi benim için. Bilgisayarım elimin altında olduğunda da oturup çalışabildiğim saatlerin sayısı çocukların meşgul oldukları dakikalarla sınırlı olsa da, kendime ait bir odam olmasa da kendime ait bir bilgisayarım vardı ve elimden gitti. Benimki gitti.

Geçen hafta -sanıyorum Pazartesi günüydü- çocukların uzaktan okullarına, sevgililerin de uzaktan işlerine başlamaya, benim de çamaşır makinesiyle, toz beziyle yakınlaşmaya hazırlandığım Pazartesi günü oturup ağladım bilgisayarım yok diye… Gerçekten ağladım. Oyuncağı elinen alınan bir çocuk gibi, bilgisayarım elimden alındığı için ağladım.

Gözyaşlarıma dayanamayarak olaya bir beyaz atlı prens edasıyla müdahale eden sevgilim, uzaktan eğitimin üçüncü mü dördüncü mü artık saymayı unuttuğum bilmemkaçıncı haftasında tableti işlevsel hale getirerek o güne kadar bilgisayarıma el koymuş olan oğluma, boşa çıkan bilgisayarımı da bana geri verdi ve ben bilgisayarıma kavuştum. Çocuklarımın uzaktan eğitimi, sevgilimin uzaktan işi için adeta bir çağrı merkezi/çalışma ofisine döndürülen yatak odamızda bana yer olmadığı için salonda, yemek masasında, masa müsaitken, kimseler yemek yemezken, çamaşır makinesindeki çamaşırın bitmesini beklerken iki satır bir şey yazabilmenin, üç e-mail yanıtlayabilmenin, birkaç görüşme yapabilmenin mutluluğuna kavuştum.

“Analar taş yesin, yarımşardan beş yesin” ya da “Kıtlık olur, çocuklu kadın aç kalmazmış” sözleri anne kadınların çocuklarının artıklarıyla beslendiklerini anlatır. Günümüzün modern tavsiyelerinden “Çocuk uyuyunca uyu”, annelere ancak çocuk uyuduğunda uyuyabileceklerini hatırlatır. Annelerin çocuklarından arta kalanlarla beslenmesi, uyuması ya da çalışması normal ve hatta beklenendir. Kadınlar anne OLURLAR. Erkekler ise babalık YAPARLAR. Ve bu düzenin böyle gelmiş böyle gitmesi, doğru olduğu anlamına gelmiyor.

Her ne kadar bunlar yıllar önce (tam olarak 13 sene önce) çocuğuma bakmak için evde kalma tercihini yapmış olsam da, bu tercihin kapsamını öngörerek alınmış bir karar olmadığından zaman zaman sorgulamam kaçınılmaz oluyor. İşini anneliğinin etrafında kurgulayan bir kadın olarak “‘Çocuklarıma kendim bakabilmek için evde kalma’ ve sonrasında  ‘Evde kendime bir iş yaratma’ niyetimin, ‘Çocuklarım evde olduğu için çalışamamaya’ dönüşeceğini bilseydim aynı kararı alır mıydım?” sorusu, kendime sadece bu günlerde değil, genel olarak da sık sık sorduğum ve yanıtından emin olamadığım bir konu. Belki de doğru bir yanıtı olmadığı içindir…

Yazımı, girişte bahsettiğim kadın arkadaşımın sorusuyla bitirirsem, birçok hemcinsimin de aklındaki soru işaretini görünür kılmış olurum sanırım:

Eve kapandığımız şu günlerde iliklerimize işlenmiş olan feodal düzenin gerektirdiği şekilde yaşıyoruz. Ki sanırım biz iyi durumda olanlarız. İşini kaybettiği için bize fiziksel şiddet uygulayan adamlarla birlikte değiliz. Şükür mü etsem, bilemedim.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

8 yorum

  1. Bu yazının hissettiklerimi tam olarak yansıtması, yazı linkini eşime göndermem ama nasıl olsa anlamayacak diye vaz geçip silmem kaç puan acaba

  2. Harika yazmışsın yine Elif..
    10 yıldır fiilen, son 1.5 senedir de çok şükür hem fiilen hem hukuken iki çocuğuma tek başına ebeveynlik yapan, aynı anda bakıcısız, yardımcısız yoğun bir işte fulltime çalışan, bir yandan mecburen uzayan doktorasını bitirmeye uğraşan ve iki LGS senesini ardarda göğüsleyen bir anne olarak acı acı gülümseyerek okudum 🙂

  3. Corona öncesinde hem çalışan hem annelik hem de ev hanımlığı yapan bir kadınken, sonrasında nasıl olduysa eşim %100 hatta trafiğe takılmadığı için %110 çalışabilirken ben çocuklar ve evle ilgilendiğim için ancak çocukların uyuduğu geç saatte o da yığılıp kalmadan anca 2 saat çalışabiliyorum. Her gün de değil. Nasıl oldu bu bilmiyorum, gönüllü mü oldum yoksa “beyin işi daha önemli” moduna mı girdim, nasıl oldu bu?
    Ha bir de sanki bu ay 3625372 defa yemek yaptım, size de öyle geliyor mu?

  4. Bence bu karantina dönemi çiftlere evliliklerini sorgulamak için gayet iyi bir fırsat. Hani o yazının başında ikisi de evden çalışan fakat çocuğun bütün sorumluluğunu üstlenen kardeşimiz var ya, ayıp etmek istemem ama o arkadaş o kocayı boşasın! Bu dönemin bize öğretecekleri muhabbetini sevmiyorum ama illa bir ders çıkaracaksak bu hayattan o da hayat arkadaşlarımızı gözden geçirmek olmalı. Vicdansızlığın cinsiyeti yok! Vicdansız bir bireyle aynı çatı altında yaşamanın da manası yok.

  5. Feminist okumalar yapıyorsunuz; Shulamith Firestone – Cinselliğin Diyalektiği farklı bir bakış açısı sunuyor. Tavsiye ederim.

  6. Yazılarınızı çok beğeniyorum ve her gün bakıyorum yeni bir şey var mı diye okurken resmen içinde kayboldum ve bazen de kendimi dalarken buldum özellikle evdeki somut olmayan işler kısmında ama bu süreçte hiç olmayan bişey oldu bizim için eşim normalde hiçbir şeye elini sürmezken bu süreçte kızımızla çok ilgili ve sürekli bana yardım edeceğim bir iş var mı diye soruyor hem şaşkın hem de mutluyum.