4 Yorum

Korona İyisi

Instagram’daki komik paylaşımları için takip ettiğim bir anne, gözü yaşlı bir fotoğrafıyla birlikte bir paylaşım yapmış ve çok yorulduğunu, çocuklarıyla her saniye birlikte olmaktan, çamaşır yıkamak ve ev işi yapmaktan, eylülde okulların açılıp açılmayacağını yanıtlayamamaktan, bundan sonra hayatın nasıl olacağını bilmemekten, nefretten, kutuplaşmadan, her şeyin ikiye bölünmüş olmasından çok yorulduğunu söylemiş. Şanslı olduğunu bildiğini, evine yemek alabildiğini, güvende olduğunu, şiddet görmediğini, ama Allah kahretsin çok yorulduğunu söylemiş. Al, Türkçeleştir, altına imzamı atayım, o kadar aynı hissediyorum! (ki anlatırken Türkçeleştirmiş oldum)

 

View this post on Instagram

 

Truth time: I’m so damn tired….on every single level. I’m tired of being with my kids every single second. I’m tired of perpetual laundry and housework and feeling like I don’t even know where to start there’s so much of it. I’m tired of explaining to my kids that I still don’t know if they’ll go back to school in the fall, or what their life will look like from now on. I’m tired of hatred and people who can’t tolerate difference and diversity. I’m tired of division and feeling like I’m living on a planet with two very different views of the world. I know I’m blessed. I’m healthy, there’s food on my table, and I’m safe and don’t have to worry about being taunted and brutalized. But I AM motherfucking tired. P.S. – this is a safe space filled with love, acceptance and open arms. Thank you for being here and letting me vent. I’m so grateful for you.

A post shared by Marriage And Martinis (@marriageandmartinis) on


Bir arkadaşıma “Nasılsın?” diye sordum dün, “Korona iyisi” dedi. Öyleyiz. İyiyiz. Ama “Korona iyisi”. Daha fazla değil.

Bu ara Instagram paylaşımlarım çok mutlu değil. E çünkü ben çok mutlu değilim. Son zamanlarda bu tür paylaşımlarımın altında bu mutsuzluğumun sebebinin “Uzun zamandır kendi evimde olmamak” olduğunu düşündüğünü söyleyenler oluyor; birincisi, öyle değil. Evet, tabii ki iki aydır kendi evimde olmamanın verdiği zorluklar var; ancak bunları göze alarak ve başka avantajlar için gözden çıkararak gelmiştik buraya biz. Ekranın diğer tarafından, gerçekliğin paylaşıldığı kadarına bakarak çıkarım yapmak çok isabetli olmayabilir.

Mutsuzluğumun asıl sebebi herkesinkinden çok farklı değil. Yukarıda alıntıladığım paylaşımla neredeyse bire bir aynı. Gerçekten bazen hâlâ yaşadıklarımıza inanamıyorum. Bu süreç ilk başladığında, bundan neredeyse iki buçuk ay önce, hayatımızın koronadan önce/koronadan sonra diye ayrılacağını düşündüğümü söylerken bile neyin içine girdiğimizi bilmiyormuşum.

Şimdilik kendi küçük hayatlarımıza dair aldığımız önlemler yeterli oldu. Bundan sonra ne olacağını kim bilebilir?

Geleceğe dönük çokça endişem var benim de… Eylül’de okullar açılacak mı? Açılacaksa nasıl olacak? Eylüle kadar gitmeyelim, bu yaz nasıl olacak? 29 Haziran’da Ece’ler gelebilecek mi Portekiz’den? Biz LGS’ye nasıl gideceğiz? Haydi gittik diyelim, nasıl döneceğiz? İşlerimiz, güçlerimiz nasıl olacak?

Alınan önlemler insan hayatını önceliklendiriyor mu gerçekten? Öyle olmadığını anlamak için Pınar Öğünç’ün GazeteDuvar’daki yazı dizisini okumak yeterli. Her şey çok belirsiz. Her şey çok saçma. Sahil kenarında yürümenin yasak olduğu ama AVM’lere gitmenin teşvik edildiği saçma bir düzen. Kumda oynamaya izin verilmeyen ama plastik kaydıraklardan kaymakta bir sorun görülmeyen bir tertip. Bunların hiçbir mantıksal açıklaması yok, dahası, olamaz da. O kadar sıkışık ve karışık ki her şey…

Bu saçmalıkta, bireysel olarak sorumluluk almanın kültürümüzde yer etmemiş olmanın da etkisi var tabii… Sokakta yürürken insanlarla iç içe geçmiyorsan neden maske takasın? E neden takasın, çünkü tak demezsen, zorlamazsan takmayıp hem kendini, hem başkalarını hasta edecek insanlarla dolu ortalık. Ama Bağdat Caddesi’nde kıç kıça yürümek serbestken sahilde bisiklete binmenin yasak olması… Bilemiyorum Altan, çok aptalca.

Ay çok uzattım. Bu yazıyı bu kadar uzatmak, şikayet etmek istemiyordum halbuki…

Şikayet etmenin de bir işlevi varmış aslında… Daha doğrusu suçlu hissetmenin. Mesela, (Amerika’da) orta sınıf birçok insanın kendine

Görece ayrıcalıklıysanız, şu an endişe ve umutsuzluk hissetmeye bile izniniz var mı?

sorusunu sorduğunu anlatıyor şu yazıda. Bence bu sorunun coğrafyası yok. Ben de dahil, nerede yaşadığından bağımsız olarak birçok insan bu soruyu soruyor kendine.

Gerçekten kötü bir şey yaptığımızda, birini incitmeye, aldatmaya, yaralamaya ya da birine yalan söylemeye çalışarak hareket ettiğimizde suçlu hissetmeliyiz. Sorumluluk almayı gerektiren bir davranışta bulunmuşsak bedelini ödemeliyiz. Ancak çoğu zaman, suçlululuğumuzun temeli yoktur. Kendimize dikkat etmekten başka bir şey yapmamışızdır. Böyle bir durumda suçluluğun, daha derinlerdeki bir çelişkinin ya da acının üzerine kapatmak gibi bir işlevi vardır.

diyor Dijital Topuklar’da çevirdiğimiz şu yazıda da. Suçunuzun olmadığı durumlarda suçlu hissetmenin insanı donduran bir tarafı olduğu, oysa sahip olduklarınızın farkına varıp değerini anlarsanız bu minnet duygusuyla birlikte harekete geçebileceğinizi anlatıyor.

Eğer başkaları zorluk yaşarken şanslı olduğunuz için kendinizi kötü hissediyorsanız, suçluluktan şükretmeye doğru geçmeye çalışın. Kendinize “Şanslı olduğum için minnettarım” deyin. Sonra o minneti içinizde hissedin. İyi bir şeyler yapmaya doğru harekete geçmenize yarayacak derin bir nefes alın. Suçluluk duyarak evde oturmak kimsenin işine yaramaz. Ama minnet duymak yarayabilir.

Buna hem katılıyorum, hem de içimdeki her şeyi yargılayan ses yeterli bulmuyor bunu. Ben, Elif olarak sistemi değiştirme gücüm olmadığını biliyorum ama değiştiremediğim ve adaletsiz bir sistemden fayda görüyor olmanın getirdiği utanç ve suçluluk hissi de bırakmıyor yakamı. O kadar okuyorum, yazıyorum, feminizm diyorum, eşitlik diyorum -ve bu eşitlik sadece cinsiyet değil, sınıfsal bir eşitliği de içinde barındırıyor- ama işte düşündüklerim, hissettiklerim, yazdıklarım havada kalıyormuş, bir şey değiştirmiyormuş gibi geliyor.

O sırada canımın içi bell hooks’un sözlerine sığınıyorum…

Kimsenin kimseye hükmetmediği bir dünyada yaşadığımızı düşünün. Kadınlarla erkeklerin birbirine benzemediği ve hatta daima eşit de olmadığı; ama ilişkilerimizi şekillendiren yaşam felsefesinin karşılıklılık esası üzerine inşa edildiği bir dünyada yaşadığımızı düşünün. Herbirimizin kendimiz olabildiğimiz bir dünyada, barış ve olanaklar dünyasında yaşadığımızı düşünün. Feminist devrim tek başına böyle bir dünya yaratmaz; ırkçılığı, sınıf elitizmini ve emperyalizmi de sona erdirmemiz gerekir. Fakat feminizm, kendini tümüyle gerçekleştirmiş kadın ve erkekler olarak özlediğimiz toplumu yaratabilmemizi mümkün kılacaktır; özgürlük ve adalet hayallerimizi gerçekleştirebileceğimiz, hepimizin ‘eşit yaratıldığımız’ hakikatini hayata geçirebileceğimiz bir toplumda hep beraber yaşayabilmemizi sağlayacaktır. Yaklaşın. Feminizmin yaşamınıza, hepinizin yaşamına nasıl dokunup bu yaşamları nasıl değiştirebileceğini görün. Yaklaşın ve feminist hareketin derdinin ne olduğunu kendi gözlerinizle görün. Yaklaşın, şunu göreceksiniz: Feminizm herkes içindir.

Bunu okuyup, yoluma devam etmeye çalışıyorum.

“Korona iyisi” bile olsak, iyiyiz işte… Bunun için suçlu da hissetsek, halimize de şükretsek, bu böyle.

Dün “korona iyisi”nden de halliceydik hatta. Artık son derece benimsedikleri haftalık “sokağa çıkma serbestisi”nde deniz kenarına gittik çocuklarla. Yaz sıcaklarının geçici olarak bastırdığı geçen hafta tam suya girmek üzereyken polisin sireniyle yerinden zıplayan ve ondan beri “dışarı çıkmayalım” diyen Derya canım korkusunu geride bıraktı sonunda. “Polis gelmeden oynayabildik bugün!” dedi.

Ayaklarını suya soktu çocuklar. İstiridye topladılar. Kuma bastılar. Oh be, dünya vardı!

Bütün bunlara eşlik eden, her şey normal seyrinde gitseydi bu mevsimde burada olmayacağımızı, yanımızdan geçen insanların yüzündeki maskelerin aslında nasıl bir gerçeklikte yaşadığımızı hatırlatan burukluğu biraz olsun kenara koymaya çalıştım dün öğleden sonra…

Hemen ardından gelen suçluluk hissini de duymazdan gelmeye çalıştım. Pamuk bulutlara bakıp bakıp derin derin nefes aldım.

Dün iyiydik. ‘Korona iyisi’.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

4 yorum

  1. Ay çok sevindim polis tarafından “basılmadan” rahat rahat oynayabilmelerine❤️

  2. 17 gün öncesine kadar bende koronodan, belirsizlikten, evde kalmaktan, evde çocukla kalmaktan, özgürlüğümün evle sınırlı kalmasından o kadar şikayetçi ve mutsuzdum ki! Eşim evden esnek saatlerde çalışabiliyor ve rahatça geçinebiliyorduk halbuki. Ama 17 gün önce kanser hastası annemi acile getirmek zorunda kaldık. Üstelik tedabi gördüğü hastane pandemi hastanesi 17 gündür kardeşimle 1 ‘er gece dönüşümlü refakatçı kalıyoruz. Ne kadar değerli, ne kadar kıymetli ve ne kadar şükredilesi bir karantina hayatım varmış oysa…

  3. Covid19’dan once de cogumuz belkide hepimiz, herzaman , bir sekilde birilerinden gorece olarak ayricalikli degil miydik zaten. Siz benden, ben sizden. Daha once nasil endise ve mutsuzluk hissediyorsak suanda da hissetmemiz normal. Veya iki durumda da normal degil.

  4. Hollanda’dan yazıyorum. Burada Türkiye’deki gibi sıkı bir karantina dönemi yaşamadık ama sürecin getirdiği korku ve endişeler sanırım her ülkede ortaktı. Okullarımızın açıldığı üçüncü haftanın ardından (haftada iki kere tam gün gidiyor benimkiler-8 hazirandan itibaren eskisi gibi 5 gün olacak) şunu söyleyebilirim ki, bu geçiş aşamalarında yüzleşeceğimiz her yeni durum, corona ile ilk yüzleşmemizden farklı değil. Bilmediğimiz bir sürecin içine girmiştik ve neler yapacağımızı öğrenmiştik. Hatta bu duruma iyice alıştık. Şimdi bizi bekleyen gevşetilmiş önlem dönemi için yine yeni bir tedbir rutini kurmak, yeni alışkanlıklar geliştirmek gerekecek. Ve aynı ilk durumda olduğu gibi bu yeni durum için de bir rutin kurulabiliyor. Biz son üç haftada bu dönemi de tecrübe etmiş olduk. 8 hazirandan sonra da,eskisine çok benzeyen ama tabi bence tamamen aynısı olmayacak olan, yeni bir sürece gireceğiz ve bunun için de yeniden çözümler bulacağız. Elbette yüzde yüz doğru veya mantıklı olmayabilir ama elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız. Eninde sonunda bunlarla yüzleşeceğiz çünkü.