0 Yorum

Pal Sokağı’nda Erkekliğin İnşası

Deniz oğlum kendini kitaplarda kaybedecek yaşa geldikten bir süre sonra ona ısrarla önerdiğim bir kitaptı Pal Sokağı Çocukları. Ben ne kadar ısrarla önerdiysem, o da o kadar ısrarla reddetti. Neden bilmem, uzunca bir süre direndi.

Sonra ne oldu hatırlamıyorum, belki de Ölü Ozanlar Derneği’ni seyrettikten (ve hıçkırıklarla geride bıraktıktan) sonraydı, o filmi o kadar beğendiğine göre bu kitabı da beğeneceğini söyleyerek ikna etmiş olabilirim. Bunu tamamen atıyor da olabilirim, gerçekten oradaki kronolojik sıralamayı hatırlamıyorum; hatırladığım, kitabı bitirdiğinde gözlerinin kıpkırmızı olduğuydu.

Ona “Ben sana demiştim!” demedim (demiş de olabilirim) ama bir klasik eseri daha devirdiği için açıktan açığa memnuniyet duydum içimde. Aferindi oğluma!

bell hooks’un Değişme İsteği kitabında çok beğenilen bazı eserlerin (örneğin Deniz’le seyretmek istediğim Er Ryan’ı Kurtarmak filmi) hegemonik erkekliğin inşasına ve sürdürülmesine nasıl katkısı olduğunu okuduğumda Er Ryan’ı Kurtarmak filmini Deniz’e seyrettirmekten de vazgeçmedim, ancak bell hooks’un notuyla okuyunca, daha eleştirel bir gözle seyredeceğimizi düşündüm. Henüz seyretmedik.

Ancak her nedense aynı ampul Pal Sokağı Çocukları kitabı söz konusu olunca kafamda yanmadı. Şimdi anlıyorum ki sebebi bunun bir klasik eser olması ve klasiklerin eleştirilebileceğinin aklıma gelmemesiydi.

Pal Sokağı Çocukları’nın Budapeşte’deki heykeli. Fotoğraf Tripadvisor‘dan.

Ne zaman ki -Deniz’in bir dönemki çok sevgili Türkçe öğretmeni- Sezer Demir’in eğitimpedia’daki “Pal Sokağı Çocukları Hakkında Bir Eleştiri”sini okudum, o zaman dedim ki “Amanın, kendi oğlumu, kendi ellerimle, toksik erkeklikle zehirledim!” Yani abartıyorum tabii, ancak kitabı sorgulamadan ve sorgulamasına alan açmadan eline vererek bence önemli bir tartışma fırsatını kaçırmış oldum. Tabii ki bunu yapmak için geç değil.

Daha fazla uzatmayayım, söz Sezer Demir’in.

***

“Pal Sokağı Çocukları Hakkında Bir Eleştiri” adlı yazım eğitimpedia’da yayınlandıktan sonra pek çok kıymetli dönüt aldım. Düşüncelerime katılanlar da oldu, karşı çıkanlar da… Bu dönütlerden biri Sevgili Blogcu Anne’ye aitti. Gönderdiği e postada yazımla ilgili beğenisini belirttikten sonra “Yazınızda ‘erkek kimliğin inşasına dair’ söylenmesi gerekenlerin bu yazının hacmini zorlayacağını söylemişsiniz. Belki üzerinde konuştuğumuz konuk yazar yazısını bu konu üzerinden oluşturabilirsiniz?” diyerek beni konuk yazar olarak bloğuna davet etti. Ayrıca aynı e postada “(…)yazınızla ilgili tek eleştirim, “oğlan çocuk” ifadesi yerine “erkek çocuk” denilmesi. Benim çok hassas olduğum bir nokta olduğundan demeden edemedim, kusura bakmayın” diyerek bu sözcük seçimimi nazikçe eleştirdi.

Bu yazıya tam da buradan başlamayı uygun buluyorum çünkü o “masum” görünen sözcük seçiminin ardında, bu dönüt sayesinde bir hatıranın saklı olduğunu fark ettim. Kısaca anlatayım:

Liseyi yatılı okudum. Okulda yemekhane nöbetçiliği yapardık. Herkes kendi arkadaş grubunu kurar ve bir hafta derse girmeyip yemekhanede çalışırdık. Arkadaşlarla bir taraftan işleri yaparken bir taraftan da sohbet edip eğlenirdik. Bu sohbetlerden birinde kendimle ilgili bir şey anlatırken bir sebepten “Ben akıllı bir oğlanım” demiş bulundum. Arkadaşlarım o anda öylesine gülmeye başladı ki “o an” bugün bile aklımda. Tabii ki onlar, o sözcüğün argo anlamını kabul ederek ifademi alımladı ve bunu bana “hakaret etmek” ve beni “utandırmak” amacıyla bir tür lakap gibi kullanmaya başladılar. Neyse ki bu zorbalık çok kısa sürdü ama ben yeterince üzülmüş ve kırılmıştım. Bu dönütten sonra fark ettim ki o günden sonra “oğlan” sözcüğünü o gün kullandığım gibi hiç kullanmadım. Sözcük dağarcığımdan neredeyse tamamen çıkarmışım. Bu sözcüğün bana benzer bir durumu tekrar yaşatmasından çekindim sanırım. Bu geri bildirimle bir sözcüğü erkeklik üzerinden yargılayıp, yaftaladığımı anladım. Böylece kimliğimin sorunlu bir parçasını keşfettim/ fark ettim.

Ailede, sokakta, okulda ve askerde bu tür yaşantılarla erkek kimliğimiz inşa edildi. Bu inşa sürecinde erkekler olarak birçok arızalı davranış ve alışkanlık geliştirdik, geliştiriyoruz. Birçok erkek bunların ne yazık ki farkına bile varamıyor çünkü bunun üzerine durup düşünmüyor. Bu; bir tür zayıflık, korkaklık olarak kodlanmış zihnimize. Hatalı ve tehlikeli kodlama nedeniyle her geçen gün toplumsal yaşamı kadınlara dar ediyoruz. Bu yüzden erkeklik halleri üzerine daha çok düşünüp, konuşarak kendimizi dönüştürmemiz gerektiğine inanıyorum. Bunun için de benzer erkeklik kodlarını taşıdığını düşündüğüm “Pal Sokağı Çocukları” kitabını erkek kimliğinin inşasına sunduğu katkı üzerinden eleştirmek istiyorum.

Öğretilen ve Öğrenilen Erkeklik

Pal Sokağı Çocukları yüzyılı aşkın bir süredir çocuklar tarafından severek okunan ve öğretmenler tarafından okullarda okutulan bir eser. Eser edebi değerini yıllara meydan okuyup bugüne ulaşarak kanıtlamış. Bunun yanında özellikle çocuklar için yazılmış birçok klasik yapıtta karşımıza çıkabilecek bir probleme Pal Sokağı’nda da rastlıyoruz. Yazarın kitapta özellikle oğlan çocuklarına empoze ettiği erkek olmaya dair davranış normları ve bazı değer yargıları birçok yönden artık dünün dünyasına ait. Bu nedenle çocukların bu eseri eleştirel okuma yoluyla alımlamasına imkan sağlamamız gerekiyor.

“Nemecsek karakteri; zayıf, çelimsiz, duygusal, çocuksu yönleriyle hem birliğin “ezilen” kişisi olarak, hem de iktidar olanın gücünü ispatlamasında dişil olanın “zayıflığına” ihtiyaç duymasının ispatı olarak okunabilir. Baskın olan görüşe uyumlanmak, “erkek” olduğunu ispatlamak için Nemecsek; daha atılgan, daha cesur davranmaya, iktidarın beklentilerine, taleplerine uygun davranmaya çabalayan”* bir çocuk. Kitap boyunca yazar “Bir kez olsun onuru kırılmamış kişi kahraman olamaz.”** sözünü kendine düstur edinir ve kahramanı Nemecsek’i belli davranışlara maruz bırakır.

Kitabın başında Nemecsek “Arsa”larının onlara ait olduğunu gösteren bayrağın Kızıl Gömlekliler’in lideri tarafından çalındığına şahit olur fakat bunu engelleyemez. Kendinden yaşça büyük ve güçlü olan Feri Ats’tan korkmuştur ve oradan koşarak kaçmıştır. Bu olayı daha sonra arkadaşlarına anlatırken değiştirerek anlatır çünkü kendisine “korkak” denmesini istemez. Yine de bunun önüne geçemez. Nemecsek, grup tarafından korkak olarak yaftalanır.

Ana kahraman Nemecsek arkadaşlarıyla bir toplantı sırasında söz alır ve itiraz ettiği bir konuda görüşlerini ifade etmeye çalışır. Bu sırada duygusallaştığı için ağlamaya başlar. Toplantıyı yöneten Boka tarafından Nemecsek şöyle uyarılır: “Eğer şunu(ağlamayı) hemen kesmezsen bir daha asla bizimle gelemezsin! Biz farelerle oyun oynamayız!”

Boka liderliğindeki Pal Sokağı Çocukları bayrakları çalınınca “misilleme yapmak üzere Kızıl Gömleklilerin oyun alanına girmeye ve onlar oradayken Kızıl Gömleklilere meydan okuyan bir not bırakmaya karar verirler. Boka bu zorlu görev için gönüllü iki kişi ister. Bunlardan biri Nemecsek olur. Yazar o sırada Nemecsek’in iç sesini bize şöyle taşır: “terfi almak için kahramanca şeyler yapmak istediği her halinden bellidir.”

Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi yazar, kahramanları aracılığıyla oğlan çocuklarına belli davranış kalıpları sunar. Bu kalıplar “ağlamamak”, “korkmamak”, “kahramanca davranmak” gibi tutumlar içerir. Maalesef bu tutumlar son derece tanıdıktır. Bu tutumlar, özellikle de “kahramanca” ve “korkusuzca” davranışların önemi Nemecsek’in baş kişi olduğu farklı olaylar aracılığıyla defalarca vurgulanır çünkü Nemecsek-yani olgunlaşması, büyümesi gereken erkek-varlığını ancak böyle kanıtlayabilir ve diğerleri tarafından kabul görür. Eser böylece büyüme sancıları içinde kıvranan oğlanlara “erkek olmak” istiyorlarsa onları bekleyen sınavlar konusunda net bir şekilde şu mesajı verir: Eğer toplum tarafından kabul gören ve sevilen bir “erkek olmak” istiyorsanız “ağlamamalı”, “korkmamalı” ve hep “kahramanca” davranmalısınız.

Erkek kimliğine dair şeyler yazarken Boka karakterine değinmeden geçmek olmaz. Boka karakteri otoritenin/iktidarın temsili çünkü şiddeti örgütleme ve uygulama gücüne sahip. Ayrıca emir verme, terfi ettirme, gruptan dışlama ya da atma gibi araçları kullanarak grubun diğer üyelerinin davranışlarını biçimlendiriyor ve onlara “erkekliği” öğretiyor. Yazar, Boka’nın şiddeti üzerinden erkekliği, erkeklik üzerinden de şiddeti normalleştiriyor.

Dönüşen Cinsiyet Rolleri ve Eleştirel Bakış

Pal Sokağı Çocukları yüzyıl öncenin gerçekliğiyle kaleme alınmış bir eser. Tabii ki onu bugünün değerleri üzerinden eleştirip yaftalamak yazara karşı büyük bir haksızlık olur. Bunun yanında böylesi klasikleri eleştirilemez bir yere konumlandırıp çocuklara aynı şekilde sunmak da gelecek nesile yapacağımız büyük bir kötülük olacaktır.

İçinde bulunduğumuz çağda cinsiyet rollerimiz dönüşüyor. Bu dönüşüm kesinlikle devam etmeli fakat bunun geçmişin mirasını sorgusuz sualsiz tüketerek ya da bu mirasın filizlendiği dili yeniden üreterek olacağını düşünmüyorum. Bize miras kalan kültürel varlığa bizden sonraki nesile aktarmadan önce dönüşümün dinamiklerini gözeterek bu eserlere eleştirel bir tutumla yaklaşmalı ve çocukların da bu konudaki becerilerini beslemeliyiz. Medeniyetimiz böylece başta toplumsal cinsiyet eşitliği olmak üzere bir arada yaşama pratiklerini geliştirip güçlendirebilir.

Sezer Demir
www.kumogretmeni.com
Twitter: @kumogretmeni
Instagram: @kumogretmeni
E posta: kumogretmeni@gmail.com

*George Bernanos
**“Şiddetin Estetize Edilmesinde Pal Sokağı Çocukları’nın Rolü”, Gülden Ateş