2 Yorum

Deniz T.’nin Gebelik Günlüğü – 34 – 35. Haftalar

Yazar Hakkında

DENİZ T. -11 yıl devlet okullarında öğretmenlik yaptıktan sonra, yurt dışına taşınmış maceraperest bir kadın ve yıllarını yogaya ve yoga eğitimlerine verdikten sonra, aynı zamanda bir yoga hocası. En büyük tutkusu sağlıklı yemekler pişirmek, yazmak ve eşiyle beraber seyahat etmek. 35 yaşında, Teo’nun ve karnındaki küçük bebeğin annesi.

Son haftalar yaklaştıkça, hazırlıklara da başladık. Hazırlık yapmak, evin her yerinde bebek eşyalarının olması benim için çok stresli olmaya başladı. Her eşyaya baktıkça, acaba kullanabilebilecek miyim düşüncesi beraberinde geliyor. Mağazalar hâlâ kapalı olduğu için de bebeğin eşyalarını hep online almak zorunda kaldık, küçücük evimiz dolup taşmak üzere şimdiden. 

Seçim yaparken en çok da bebek maması konusu zorladı diyebilirim. Mamaların içeriklerinin bu kadar kötü olabileceğini hiç düşünmemiştim. Ben bile inek sütü zararlı diye yıllardır süt olarak tüketmeyi bırakmışken, bebek mamaları meğer inek sütü bazlı oluyormuş. Üstelik çoğunda palm yağı bile var. En sonunda, her ihtimale karşı, keçi sütü bazlı bir mama aldık. Umarım hiç kullanmak zorunda kalmayız.

Buzdolabının derin dondurucu kısmına ise, her gün ufak da olsa bir şeyler eklemeye çalışıyorum. En çok tükettiğimiz, nohut, mercimek, barbunya gibi haşlanıp pişirilmeye hazır poşetler koydum. Emzirme sürecinde gaz yapar diye bilindiği için ben ne kadar yiyebilirim bilmiyorum ama burada, emzirirken yediklerinin etkisi olmadığı söyleniyor sürekli. Yine de hazırda bir şeylerin olması güven veriyor. Bunların yanında sebze ve sarı mercimekten oluşan püre hazırlayıp, sonrasında suyla karıştırıp çorba yapmak için küçük paketlere yerleştirdim. Gelecek hafta İstanbul marketten yaprak alıp sarma ve biraz da poğaça hamuru hazırlayıp koymayı planlıyorum. Böylece yemek işimiz biraz daha kolaylaşabilir. Zaten bence en kolay kısım karın doyurmak, bir avuç ıspanağa iki yumurta kırsan yine doyuyorsun ve alıp götürme servisi olarak da çoğu yer açık. 

Vücudumda bu hamileliğimde de hiç şişlik olmadı, hala alyansımı takabiliyorum. Bu iyi bir gelişme ama tabii ki kilo aldım, 8-10 kilo ile gebeliklerini tamamlayabilenlerden olamıyorum. Zaten vücudum  dikkat etmediğim sürece kilo almaya hep müsaitti. Bunu bildiğim için hayatım boyunca hep kontrollü yaşadım. Ama gebelik sürecinde ancak bu kadar kontrol edebiliyorum. 

35. Hafta

35. Hafta

Bu haftalar İngiltere’de hava çok güzel gidiyor ve biz de eşimle bir öğle vakit 5-10 dakika güneşten faydalanmak için, bir de akşam yemeğinden sonra açık havada oturmak için yakındaki parka gidiyoruz. Burada yerleşmiş bir park kültürü zaten vardı, şimdi yemeğini, içeceğini alan büyük ve geniş parklara yayılıyor. Bize de çok iyi geliyor.

Geriye dönüp bakınca bu kadar ay nasıl geçti diye düşünüyorum. Randevular, defalarca kaybettim korkusuyla hastaneye gitmeler, terapiler, grup seansları, testler, ultrasonlar, NST’ler, virüs gerginliği, izole yaşam, karantina, ağlamalar, sevinmeler, korkular, uykusuz geceler… Sona doğru yaklaştıkça geri dönüp bakıyorum ve Teo’yu kaybettikten sonra geçen 16 ayın 35 haftasını tekrar hamile olarak geçirdiğim bu dönemin nasıl geri de kalmış olduğuna şaşırıyorum ve şimdi de nasıl olacağını hiç bilmediğimiz yeni bir döneme doğru ilerliyoruz.

İlerleyen haftalarda beni neler bekliyor bilmiyorum, son kalan haftalar da gerçekten geçer mi? En önemlisi, çok ileriyi düşünmemek, hep küçük adımlarla ilerlemek. Arkadaşım C. ve terapistimiz H. hep aynı öğüdü verdi, “Bugünü atlat, yarın olduğunda yarın düşünürsün”. Bu yolda ilerlemek için küçük adımlar gerekli, büyük adımlar zor ve yıpratıcı oluyor.

En zor adımlardan biri de Teo’nun eşyalarını tekrar düzenlemek oldu. En sona bıraktım, bir türlü elim gitmedi. Eşyalarını onun için bir hastane çantasına ayırdık, hep yanımızda, baş ucumuzda. Sanırım 35 haftanın en zor günüydü. 

İngilizce’de “Rainbow Baby” anne-babanın bir veya birkaç kayıp sonrası dünyaya getirdikleri bebekler için kullanılıyor ve fırtınadan sonra gelen gök kuşağı anlamına geliyor. Fakat Türkçeye gökkuşağı bebeği diye çevirdiğimizde aynı tadı vermiyor, çünkü bizde böyle bir kavram yok. Diller, kültürleri ve yaşam tarzını yansıtır ve bizde böyle bir kavramın olmaması, kendi kültürümüzde bebek kayıplarından ne kadar az konuşulduğunun ve gündeme getirilmediğinin kanıtı da olabilir. Belki düşükler (20 haftadan önce) daha yaygın ve bebek çok küçük olduğu için, çevre daha kabullenici olabiliyor ve bu yüzden kadınlar da düşükler hakkında konuşmakta daha rahat davranıyor. Fakat bebek büyüdükçe işin rengi değişiyor. Bir bakmışsınız, ilk ne olmuş öğrenme merakı geçtikten sonra, etrafınızda kimse kalmamış. En iyi ihtimalle, genellikle 6 ay sonra gelen 1 mesajla, artık iyi olup olmadığımı soruyorlar. Hayır, bu bir hastalık ya da araba kazası değil ki, iyileşeyim… Sadece bu şekilde yaşamayı öğreniyorum.

Diğer taraftan, kayıptan sonra gelen bebekleri için “Rainbow Baby” tanımını kullanmak istemeyen aileler de var. Onlar da, kaybettikleri bebeklerini, kara bulut ya da fırtına olarak görmediklerini, aksine onların da, kısacık ömürlerine rağmen, hayatlarına güzellik kattığını ve her bebeğin nerede olursa olsun, önemli olduğunu düşünüyor. Aslında fırtına, bebekler için, kayıplardan sonra yaşanan karanlık zamanların temsili olarak düşünüldüğünde asıl anlamını kazanıyor.

Her iki şekilde de, kısacık yaşamış bebeklerin bıraktığı etki göz önünde tutuluyor, unutulmuyor, es geçilmiyor, yokmuş gibi davranılmıyor. Düşününce, küçücük yaşamlar hiç olmamış gibi davranmak ne kadar acı… İçinde yaşadığın toplum bunu konuşmaya ve hayata dahil etmeye ne kadar uygunsa, ailelerin acısı ve yaşadığı travma da aynı ölçüde kabul görüyor ve sahip çıkılıyor. İngilizcede ayrıca “Bereaved Parents” diye bir kullanım var, bu da, yas tutan ebeveyn diye çevrilebilir ama çevrilince yine aynı tadı vermiyor. Oysa, bu tanım da İngilizcede sıklıkla kullanılıyor ve sadece bir süreç olarak değil, kayıp yaşamış anne-babaları tanımlamak için birçok yerde geçiyor. 

“Rainbow” bebeklerin, aileleri iyileştirmek ya da yaşananları değiştirmek gibi bir görevleri yoktur. Ayrıca, kaybedilenlerin yerine koyulan bebekler de değildir. Onlar, ailenin yeni üyesi ve en az kaybedilen bebek kadar sevilen bir bebek, küçük kardeştir.

Şu ana kadar, çok zorlu haftalar geçirdik. En zoru da, daha önce bebeğimi kaybettiğim hastanede, NST cihazına bağlanma zamanları oluyor. Düşünün ki, hayatınızın paramparça olduğu yere tekrar tekrar gidip aynı olayları en başından yaşamak zorunda kalıyorsunuz… Kalp atışlarını bulmaya çalıştıkları saniyeler yüzyıllar gibi geliyor, üstelik yanınıza kimseyi almadıkları için yalnızsınız… 

Umarım 36. hafta ultrasonumuz istediğimiz gibi geçer ve bebeğimize kavuşmaya bir adım daha yaklaşırız ve kalp atışları var, hareketler var mı endişeleri, nefes alıyor mu basamağına geçer 🙂

Sevgiler,

Deniz. 

Gebelik Günlükleri

Deniz T.’nin Gebelik Günlüğü’ndeki tüm yazıları buradan, Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin hepsini buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

2 yorum

  1. Sevgili Deniz,
    Senden haber almak her zamanki gibi çok güzel. Hamileliğini yazılarını takip ediyorum birçokları gibi. İçindeki duygu dalgalanmalarını, duygusal zorlanmalarını anlayabiliyorum. Bunları bizimle paylaşman çok kıymetli.

    Bereaved parents, rainbow babies, heart angels (doğuştan kalp hastası olarak doğup ölen bebekler demek oluyor), bunlar benim de kendi hikayemde kendi yas sürecimde öğrendiğim kelimeler. Keşke bizim kültürümüzde de bebek ölümleri ve ailelerin yas süreci daha kolay kabul görse ve yasımızı yaşayabilsek..Yurtdışında bu kelimeler var en azından, bizde herşey, halının altına süpürülüyor, o bebek hiç doğmamış ve hiç ölmemiş gibi yaşanılıyor..maalesef..

    Bebeğini sağlıkla kucağına aldığın haberini heyecanla bekliyoruz. Selamlar, sevgiler..

  2. Dualarım sizinle, sevgiler???