21 Yorum

Takke Düştü, Kel Göründü

Takke düştü, kel göründü.

Bu söz geçen hafta, İyi Örnekler Konferansı kapsamında Cuma akşamı düzenlenen “Veliler Başarıya Nasıl Bakıyor?” başlıklı panelden önceki tanışma toplantısı sırasında aklıma düşünce, bu konuda yazacağım bir yazının başlığı olabileceğini düşünerek defterime not etmiştim. Tam ben yarısını yazmışken, panelin moderatörü olan Ömür Kula’nın ağzından da aynı söz çıktı. Cips kola blöf!

Şu ara birçok veli, eğitim sistemine dair inançsızlığını bu şekilde ifade ediyor. Ve sadece Türkiye’deki ideolojik eğitimden bahsetmiyorum, genel olarak eğitim sisteminin, okulların işe yararlılığının sorgulandığı bir dönemden geçiyoruz bu korona günlerinde… Ve bu sorgulama, sadece veliler tarafından değil, eğitimciler tarafından da yapılıyor demek yanlış olmaz. Ömür Hanım’ın paylaştığı ve bir okul müdürü tarafından yazılan şu yazı, tam da bu sorgulamaya işaret ediyor.

Önce Sezar’ın hakkı Sezar’a, bu karmaşa bir tek Türkiye’ye özgü değil. Guiness Rekorlar Kitabı’na giren birkaç kişi dışında dünya üzerinde yaşayan hiç kimsenin daha önce tecrübe etmediği bir süreçten geçiyoruz. Kimse ne yapılması gerektiğini bilmiyor. Her şey el yordamıyla, deneme-yanılma yoluyla ilerliyor. Etkilerini uzun vadede göreceğiz.

“Okullar açılmalı mı?”

Şu günlerde Türkiye’de (ve belki de dünyanın birçok yerinde) gün içinde en fazla sorulan sorunun ne olduğuna dair bir anket yapılsa, bu soru herhalde ilk üçte çıkar, belki de en tepede. O kadar fazla insanı ilgilendiriyor ki, o kadar çok plan, program, düzen, iş, endüstri dönüyor ki bu soru ve sorunun etrafında…

Geçenlerde Medyascope’ta başlayan Şimdiki Zaman adlı programın ilk bölümünde Aysuda (Kölemen), Ayşe Çavdar’la birlikte tam da bu konuyu değerlendirdi ve sorulması gereken asıl sorunun “Okullar nasıl açılmalı?” olduğunu söyledi. Gerçek şu ki, okulların açılmaması gerektiğini düşünen bir insan olarak, Aysuda’nın söylediklerini dinledikten sonra açılması, ancak içinde bulunduğumuz koşulların önceliklendirilerek açılması gerektiğine ikna oldum. Hemen ardından, gereken bu koşulların Türkiye’de sağlanmasının mümkün olmayacağına kanaat getirerek yeniden başlangıca döndüm: “Okullar açılmamalı.”

Programın tamamı izlenmeyi hak ediyor bence ama özetle şunu söylüyor Aysuda: İsteyen okulları gerektiği gibi açar. Mesela yeni moda bekçi alımı yapacağına öğretmen alımı yapar (onbinlerce öğretmen atanmayı bekliyor), boş duran kamu binalarını dersliğe dönüştürür (yeter ki çocuklar evden çıkabilsinler), sınıf mevcutlarını azaltır (ama sabahçı-öğleci gibi ikili eğitim ama haftanın yarısında okula gitmek gibi); sonuç olarak isteyen, ne yapar ne eder, gerekli tüm önlemleri alır; çocukların kaldıkları yerden olmasa da, ona paralel bir yerden devam etmelerini sağlar.

Soru şu: isteyen var mı?

Yani bunun yapılması için, gerçekten de eğitimin, sağlıkla birlikte ülkenin en büyük önceliği olması gerekirdi ve böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Önceliğin kamu yararı olmadığını anlamak için Milli Eğitim Bakanı’nın özel okul sahibi, Sağlık Bakanı’nın özel hastane sahibi, Turizm Bakanı’nın otel zinciri sahibi falan olduğunu hatırlamak yeterli.

Geçen gün Instagram hikâyelerinde minik bir kamuoyu yoklaması yapmaya kalkıştım, şöyle:

Amanın, gelen yanıtları takip etmem bir yana, hepsini okumam bile mümkün olmadı. Ben ara sıra böyle sorular soruyorum Instagram’da ancak bu kadar fazla yanıt aldığı hiç olmamıştı. Yanıtlar çok çeşitliydi ve herkesin kafasının ne kadar karışık olduğunu ortaya koyar nitelikteydi; aşağıda bir kısmını derlemeye çalıştım. Ancak bu paylaşımlarım hep -mış’lı, -miş’li; çünkü sadece duyduklarımı aktarıyorum ve bunlar çok karışık, hatta bazen fazlasıyla çelişik. Bu yazıyı okuyan yetişkin insanların da çocuklarının hayatını etkileyecek bir karar almadan önce bu yazıyla yetinmeyeceklerini umuyorum; ben olsam radikal bir karar almadan önce -kişisel tecrübeler ve yasal mevzuat da dahil- burada okuduklarımdan çok daha fazlasını araştırırım.

Yukarıdaki soruya en fazla gelen yanıtlardan biri “Bu mümkün mü ki?” idi. “Türkiye’de eğitim zorunlu değil mi?” diyenler oldu. Evet, 12 yıllık eğitim zorunlu. 4+4+4 sistemine geçildiği 2012 senesinden bu yana son dört seneye dışarıdan, açık lise olarak devam etme seçeneği var ancak devam etmeme seçeneği yok. Bu zorunlu eğitim sürecini kesintiye uğratmanın/engellemenin cezaları var. Eğitim anayasal bir hak olduğundan, çocuğu okula göndermeyen ebeveynler çocuğu bu hakkından mahrum bıraktıklarından dolayı olsa gerek, para cezasına çarptırıyorlar. Günlük 15 TL olduğu söylenen bu cezanın uygulanırlığı tartışmalı anladığım kadarıyla; “Oy kullanmama cezası gibi bir şey, kağıt üzerinde var ama uygulanmıyor” diyenler oldu.

Öğrencinin okula gitmezse sınıfta mı kaldığı konusunda karışık yanıtlar aldım; “Devamsızlıktan sınıfta kalır” yanıtları gelse de “ilkokulda sınıfta kalma yok” dedi birileri, “Ortaokulda da yok” dedi diğerleri; “Bir gün bile gitse devamsızlıktan kalmaz” diyenler de oldu, “Evet, sınıfla kalır, sınavla falan da geçemez” de dediler. Ben işin içinden çıkamadım, çıkabilen beri gelsin.

Öte yandan, geçtiğimiz hafta içinde görüştüğüm -lise seviyesinde- bir eğitimci, çocuğumuzu okula göndermemek gibi bir niyetimiz varsa okula bu sene eğitim hakkını kullanmayacağına dair bir dilekçe vermemiz durumunda sınıfta kalmayacağını, önümüzdeki sene tekrar aynı sınıftan başlamak üzere hakkının baki kalacağını söyledi ve bu, araştırılmaya değer bence. Bunun sebebi de, lisede tek bir kere sınıfta kalma hakkı varmış ve diyelim bu sene göndermedik ve çocuğumuz sınıfta kaldı, ondan sonra gerçekten -mesela sağlık sorunu sebebiyle- gidemedi ve sınıfta kaldı, bu durumda okuldan atılıyormuş.

Pandemi sürecinde özel okulların uzaktan eğitim konusundaki performansları, bazı velilerin çocuklarını devlet okulundan özele kaydırmalarına sebep olmuş ve bu anlaşılır. Öte yandan, “o parayı” uzaktan eğitime vermek istemediğini, dolayısıyla çocuğunu bu sene özel okuldan alıp devlet okuluna vereceğini söyleyen veliler de var. Kafalar karışık demiş miydim? Demediysem demiş olayım.

Çocukların taşıyıcı olmadığını söyleyen araştırmaları ve yorumları da paylaşanlar oldu. Bu konudaki tartışmaların bir kısmını görmekle birlikte, henüz kalıcı etkisi belirsiz olan böylesi bir hastalığın çocukları hiç etkilemediği ya da küçük çocukların hastalığı taşımayacakları konusundaki kesin yorumlarına mesafeli yaklaşıyorum. Neye dayanarak mı? Son derece taraflı, şüpheci ve duygusal bakış açıma dayanarak.

31 Ağustos’ta başlayacak olan 3 haftalık telafi eğitimine göndermemek ve bu süreçte artışları görmeyi beklemek de bir kesimin tercihi olacakmış. Hatta “Görüyor ve arttırıyorum” diyerek ardından bir ay da kendi ekleyecek olan veliler varmış; ortalığın biraz durulmasını beklemeyi tercih ediyorlarmış.

Özetle, her kafadan bir ses çıkıyor ve o kafalar da çok karışık. Geçen gün Milli Eğitim Bakanı “okulların gerekli hazırlıklar yapılarak” açılacağını, çocukların buna kafa yormamaları gerektiğini, ebeveynlerin “kaygılarıyla, meraklarıyla, belirsizliği çok konuşarak, sadece olumsuza odaklanarak” hem kendilerine hem çocuklarına zarar verdiklerini söylemiş.

Keşke sayın Bakan velileri daha çok dinleseydi, ne bileyim, yukarıda sorduğum o soruya gelen yanıtları görseydi (yoksa gördü de onlara mı şey yaptı?), çünkü ben, kaygıya, belirsizliğe, olumsuza odaklanmamanın nasıl mümkün olacağını bilemiyorum, bilen olduğunu da sanmıyorum.

Öğretmenler var mesela, “imkânım olsa çocukları göndermeyeceğim ama kendim okula gidiyorum” diyen. Sağlıkçılar var çalışmak zorunda olan. Farklı kesimlerden, çocuklarını bu süreçte okula göndermeyi hiç tercih etmese de göndermeme imkanı bulunmayan… Örneğin şimdi hibrid bir eğitime geçilmesi öngörülüyor -ve doğru uygulanırsa (uygulanmayacak) iyi bir fikir olabilir- ancak bu sırada dışarıda çalışan ebeveynlerin daha önceden var olmayan çözümler üretmeleri gerekiyor. Ve tüm bunlar belirsizken ebeveynlerin kaygıya nasıl odaklanmamaları gerektiğini ben anlamıyorum, ebeveynler insan değil mi? #Pozitifvibesonly sadece Instagram profillerinde geçerli, gerçek hayatta değil.

Zaten bu “okula göndermeme” tercihi, çok kısıtlı bir kesim için geçerli olacak. NY Times’da çıkan şu yazı, Amerika’da bir kesimin okula ek ya da alternatif olarak evde küçük çalışma grupları oluşturmaya başladığını anlatıyor. Eğitimde halihazırda var olan ve uzaktan eğitime geçtiğimiz son birkaç ayda gözler önüne serilen eşitsizlik, devam eden bu süreçte daha da keskinleşecek gibi görünüyor.

Dediğim gibi, sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde, ama en çok da eğitimi siyaset üstü olarak konumlandırmayan, sağlıkla birlikte ticarileştiren ülkelerde takke düştü, gel göründü. Okulların ve geleneksel eğitim sisteminin, günümüzün ihtiyaçlarını karşılamak için kendilerini güncellemeleri şart, ve bu, kısa zamanda olmayacak.

Bu yetersizliklere, Türkiye özelindeki ideolojik yaklaşımı ve islamî eğitimin önceliklendirilmesini ekleyince, sistemden gerçekten çok fazla bir şey beklememek gerektiği benim bu sürece dair en önemli çıkarımım. Ve bu bence olumlu bir şey; en azından neyin ne olduğunu biliyoruz.

Bizim bu süreçte ne yapacağımıza gelince; İstanbul’dan ve dolayısıyla ilk ve ortaöğretim seviyesindeki çocuklarımızın halihazırdaki özel okullarından ayrılmış olmalarını fırsat bilerek, bu sene devlet okulundan yana tercih yapacağız. “Elif’anım sizin gibi çarşı-her-şeye-karşı birisinin çocuklarını hem söylenip hem de devlet okuluna vermesi garip olmuyo mu? GözDevirmeEmojisi” diyecek olanlar için, hayır olmuyor.

İstanbul’daki en büyük şanslarımızdan -ve oradan ayrılmayı zorlaştıran faktörlerden- biri çocuklarımızı gönderebileceğimiz gerçekten özel, ya da özellikli okullar olmasıydı. Çocuklarımızı bu okullara göndermemizin sebebi onları “devlet okulundan kurtarmak” değil, inandığımız bir felsefeleri olduğunu düşünmemizdi. Öte yandan, bir devlet-okulundan-kurtarma-operasyonu olarak özel okulu tercih etmenin de son derece geçerli ve anlaşılır olduğunu düşünüyorum.

Şu anda erişimimizdeki okulların eğitim-öğretime yaklaşımlarının, kendimizi maddi manevi zorlayacak kadar bizi ikna etmediğini düşündük. İstanbul’dan taşınmamız halinde gideceğimiz şehirde devlet okullarını deneme niyetimiz hep vardı. Buradaki araştırmalarımız ve okul ziyaretlerimiz bize bu fikri hayata geçirmek için cesaret verdi. Bütün bunlara bir de pandemi sürecinin verdiği belirsizlik eklenince, “dışarıdan destekli devlet okulu” en az riskli alternatif olarak karşımıza çıktı.

Bundan yaklaşık sekiz sene önce, 4+4+4’le olan “İlkokul için 5,5 çok erken” mücadelemizin olumsuz sonuçlandığını kabul ettiğimde Deniz’e yazdığım mektupta bundan üç ay sonra başlayacak olan eğitim-öğretim yılında hangi okula ve hatta hangi sınıfa bile başlayacağını bilmediğimi söylemiştim. Şimdi, okulların açılmasına neredeyse bir ay kaldı ve yine benzer -ve hatta bu kez evimizdeki okula giden çocuk sayısı üçle çarpıldığı için- üç katı bir belirsizlik içindeyim.

Öte yandan, bu belirsizliğin getirdiği özgürlüğün de tadını çıkarmak istiyorum.

Bunun kolay olmayacağını biliyorum. Bir hafta içinde uzaktan eğitime evrilen son üç aylık süreç, kriz yönetimi olarak yeterli olmakla birlikte, çok verimli geçmedi. Ekran tüketimine dair koyduğumuz tüm kurallar yerle bir oldu, sürekli denetim yapmak zorunda olmak çok tatsızdı ki zaten de yapamadık. LGS’yi geride bıraktığımızdan bu yana bir nevi hasar kontrolü yapmaya çalışıyoruz.

Bir yandan da, eğitim içeriklerine online olarak ulaşılabilmesi (ve hayır, EBA’dan bahsetmiyorum), çocukların ilgi alanına giren konuların internet içerikleriyle desteklenebilmesi, çocuklara dair birçok çalışma ve atölyelerin çevrimiçi olarak yapılabilmesi işte bu kriz yönetiminin fırsata çevrilebilecek yanları gibi geliyor bana. Kaldı ki, okullarda verilen eğitimin ideolojik, eksik, yanlı ve dolayısıyla yetersiz olduğunu düşününce, bu eksiklikler konusunda çocuklarıma destek olabileceğimi, en azından eksiklikleri işaret edebileceğimi düşünüyorum. Ve yine “Elif’anım Kemalist eğitim çok mu tarafsızdı bıdı bıdı” diyecek olanlar için söyleyeyim, hayır, değildi ve okullar zaten her zaman egemen zihniyetin bilinmesini istediklerini aktaran bir yer oldu (Meraklısına Serpil Sancar’ın “Türk Modernleşmesi’nin Cinsiyeti” kitabını öneririm). Halihazırdaki egemen zihniyetin çabalarını da adım başı görüyoruz; geçtiğimiz hafta tercih yapmak için girdiğimiz e-okul’da “Çocuklarınızı İmam Hatip Lisesi’ne göndermek istiyorsanız en yakın müdürlükle iletişime geçiniz” notu, bunun en yakın ve en somut örneğiydi.

Okullarda evrim öğretildi de biz mi öğrenmedik?

Okulların açılmaması ya da açılsa bile göndermeyi tercih etmememiz halinde yaşayacaklarımızın hiç kolay olmayacağını biliyorum. Biri okulöncesi yaşta olan, biri ortaokula, biri de liseye yeni başlayan, duygusal, zihinsel ve her türlü gelişimi birbirinden apayrı olan üç çocuğu evde tatmin etmek, doyurmak, ilgi alanlarını canlı tutmak hiç kolay değil, bunun üç aylık bir öngösterimini yaşadık. Evden çalışmak çocukların okula gittiği bir düzende bile kolay değilken, üçünün de evde olduğu bir süreçte neredeyse imkansız hale geliyor. Bir yandan evle ilgilenmek, bir yandan çocuklarla ilgilenmek, bir yandan işini yapmaya devam etmek, bu süreçte yardım almamak ve her birine yüzde yüz konsantre olmak, “pandemi ebeveynliği”nin beklediği neredeyse insanüstü bir performans.

Sadece çocukların eğitimiyle ilgilenmek boyutu ise başlı başına ciddi ve önemli bir kalem. Her ne kadar geçmişte öğretmen olmuş olmak istesem ve şimdi bu isteğimi, her ay düzenlediğimiz Dijital Topuklar’ın #evyapımıiçerik atölyelerinde yoklama alarak tatmin etsem de, öğretmenliğin bundan çok daha fazlası olduğunun farkındayım. Evet, öğretmen olmak istemiştim ama öğretmencilik oynayarak çocuklarıma yetemeyeceğimi biliyorum.

Yine de, gerekirse bir senelik bir duraksama ve hatta gerilemenin, içinde bulunduğumuz koşullarda, tahammül edilemeyecek bir şey olduğunu da düşünmüyorum.

Bu yazıyı okuyan ebeveynlerin, eğitimcilerin, konu hakkındaki yorumlarını, düşüncelerini, desteklerini, eleştirilerini, tavsiyelerini duymayı çok isterim.

31 Ağustos’ta ne olursa olsun, öncelikle sağlık olsun ve gazamız mübarek olsun.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

21 yorum

  1. O kadar kafalar karışık ki… yazacak çok şey var ki… evdeki işler. Eğitilmesi gereken çocuklar. Yazınız duygularıma tercüman oldu. Yüreğinize sağlık..sevgiler.

  2. Merhaba Elif hanım, okullar açılsada eminim ki bir süre sonra tekrar kapanacak. O yüzden ben çocuğumu kobay olarak kullanmalarını istemiyorum.Evet uzaktan eğitim alışık oldukları bir tarz değil ama sizin de değindiğiniz gibi çeşitli atölyelerle desteklenebilir.Yok olmuyorsa zaten okula vaktinden çok önce başladılar( benim çocuğum 5,5 yaşında başladı) bence problem olmaz. Ayrıca tip1diyabetli olan çocuğumu rastgele tedbirlerin alındığı bir ortama göndermek bana yanlış geliyor.Tek kaygım bu sene 8. sınıf olması.

  3. Sizin kararınızı ve bu yazınızın ne zaman geleceğini bekliyordum açıkçası. Çünkü biz de biri okul öncesi biri 6.sınıf iki çocukla Bodrum’a yerleşme kararı aldık ve okul konusu bizim için de muallak.
    Benim beklentim; Devlet ve özel okullar için seçenek sunulamaz mıydı? Online isteyenler şu kadar para, göndermek isteyenler şu kadar. Çünkü ailelerde farklı görüşler ve mecburiyetler var göndermek konusunda isteyen göndersin. Devlet okulu için ikisi de parasız zaten. Eğitimin iki tür kurumda da verimliliğini hiç konuşmamak lazım. Her türlü verimli değil.
    Ama bu tercihle belki okuldan tamamen koparmadan bir yol katedebilirdik. Çünkü ben de şimdiye kadar özelde devam eden oglumu devlete verip, gerekirse sınıf tekrarı yapacak şekilde, evde desteklemeyi düşünüyorum.
    Kafalar hala cok karısık ve hala umutsuz

  4. Hiç bilemiyorum.oğlum 5 yaşında.Kızım 9.sınıfa başlıyor.Ne yapacağız hiiç bilmiyorum.

  5. Benim de iki cocugum ozel okulda. Biri 5. Sinif, digeri anaokulu oluyor bu sene. Kucuk oglumun devlet anaokuluna da kaydini yaptirdim. Duruma gore ozelde veya devlette devam edecegiz. Evden calisiyorum. Benim icin cok zor gecti okullarin kapanmasindan itibaren. Plan program dahilinde bugune Kadar geldik. Okullarin acilmasini hepimiz istiyoruz ama evde ebeveynlerin yukunun azalmayacagini dusunuyorum. Hibrit olarak tanimlanan egitimde bile kendimizi cocuklarimizin yedek ogretmeni olarak konumlandirip, kabullenip, bunun uzerine gec kalmadan calismaniza gerek. Ozellikle okul oncesi icin.

  6. Eğitim sisteminin hiçbir şekilde beklentimi karşılamadığı bir gerçek. Ancak okulun çocuklar için bence en büyük artısı; sosyalleşmeyi, başlarında anne babaları olmadan akranlarıyla ve başka yetişkinlerle zaman geçirmeyi sağlaması. Sürekli evde olmak, ekrana bu kadar maruz kalmak, akranlarıyla çok daha az zaman geçirmek bence eğitimden daha zararlı. Gönül isterdi ki hepimiz okullarda alınacak önlemlere güvenelim ve cebimizde bu güvenle gerçekten ne istiyorsak ona karar verebilelim.

  7. 12 yillik bir lise ögretmeni olarak “devlet okullarindan kurtulmak icin özele göndermek” düsüncesini anlayamiyorum. Hemen hemen her bölgede calistim ve hep devlet ögretmeniydim. Partiler degisir, önemli olan erdemli kalabilmektir dusuncesini bütün cocuklarima yansittigimi dusunuyorum. Velilerden de -özellikle de mualif olanlardan- salondaki fili görup sorumluluk alrak devlet okullarindaki sorunlari cözmek icin hükümeti zorlamalarini bekliyorum ve hatta ögretmdn camiasi olarak bekliyoruz. ÖZEL OKUL KURTULUS DEĞIL, KACIŞTIR

  8. Ya bence derin bi nefes alalim sonra 1 yıllığına bu okul-eğitim vs. konusunu kapatalım 🙂 gerçekten… ne kaybedebiliriz ki bu ülkede :/ cocuklar da bu 1 yılı şu an ne yapiyorlarsa yine onu yapmaya devam ederek gecirsinler… çünkü ne yaparsak yapalim iyi olmayacak en iyisi 1 yılı donduralim gitsin 🙂

  9. Peki anasınifi / kreş aileleri ne yapmalı? Sonuçta bir zorunluluk yok.

  10. Sevgili Elif
    Instagram paylaşımında da yazdım ama hızımı alamadım, çünkü doluyum senin gibi ve aileler olarak acilen aksiyon almamız gerektiğini yana tutuşa farkındayım.

    Bir senelik duraksama ya da gerilemeyi ben tamamen avantaja çevirme peşindeyim bir süredir. Eksiklerim çoktur belki…yapılacak çok şey olduğunun farkındayım ve tek başına gerçekleşmeyeceğinin de farkındayım. Pandemi öncesinde de acil durum sinyali veren eğitim sistemi, içeriği, müfredatı, yüzeyselliği zaten senin benim gibi ebeveynlere yetersiz veya yeterince doğru gelmiyordu. Evde eğitim çok uzun zamandır üzerine düşündüğüm bir konuydu. 3 çocuklu bir anne olarak, hatta çocuklarından biri özel eğitim takviyesi almadan yol alamayan bir ebeveyn olarak; öğrenme ve öğretme modellerinin lafta değil gerçekten bireyselleştirilmesi gerektiğine inanıyorun. Yeni eğitim düzenini biz ailelerin daha sert ve belki aktivist, örgütlü bir şekilde oluşturmamız gerekli. Yazını okuyanların tavsiyelerini, yorumlarını, düşüncelerini duymak istemişsin. Ben bu son paragraftaki talebinde kendi içimdeki “orada benim gibi hissedeb birileri var mı?beri gelsin” destek arayışını okudum. Bu bütünün içindeki başrol oyuncuları, sistemi değiştirme gücü olanlar ebeveynler ve eğitimciler. “Siz okulu açtınız ama biz göndermiyoruz hadi bakalım ne olacak? “ dediğimizde…sistemin kanun yapıcılarına karşı birlik olmamız, elle tutulur yöntemleri gösterebilmemiz şart. Yukarıda her daim olduğu gibi tatlı tatlı anlattığın her satırında seninleyim, hem fikirim ve senin yanındayım…çok sevgiler, selamlar

  11. Birinci sınıfa başlaması gereken bir oğlum var. Geçen sene dilekçe verip erteletmiştim. Bu sene zorunlu. Solo anneyim. Pandemi sürecinde ücretsiz izin aldım, sonra işimden oldum. 1 sene çalışma imkanım yok pandeminin yarattığı belirsizlikler nedeniyle. İlk 2 hafta okula götüreceğim sonrası tamamen akışa göre şekillenecek. Şanslıyım çalışmadan bir süre yaşayabilirim. Solo ebeveynler için daha da ıstıraplı bir süreç. Önümü görmeden anlık yaşıyorum. Herkese de tavsiyem günü kurtarmaya bakın bir süre.

  12. Okullar açılmasın türünden yorumları okudukça çok yoğun bir çaresizlik ve ona eşlik eden bir öfke hissediyorum. Bekar ve çalışan bir koruyucu anneyim, hayatımda kızımın sorumluluğunu ortak üstlenebileceğim başka kimse yok. Üniversitede çalıştığım için görece esnek çalışma saatlerim ve ekonomik olarak kısmi yardım alma imkanım da var. Ama benimle benzer koşullarda olup bu imkanlara dahi sahip olmayan birçok kadın ve iki ebeveynin de çalışmak zorunda olduğu aile biliyorum. “İsteyen göndersin” değil mesele, göndermekten başka şansı olmayan bizim gibi binlerce insan var. Okulların açılmasına ya da açılmamasına dair tartışmaların devletin çalışma ya da esnek izin programlarından bağımsız yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. İstiyorum ki “ben asla çocuğumu bur riskli ortama sokmam” diye bir satır okuduğumda en azından yazan bunun bir tercih edebilme ayrıcalığı olduğunu bilsin…

    İlkokul düzeyinde eğitimin okul dışında da (ve hatta belki okuldan daha iyi biçimde) verilebileceğini düşünüyorum. Ama bunun için de çocukların bir araya gelmesini, bir birinden öğrenmesini sağlayan mahalle/komşuluk/cemiyet yapıları olmalı. Belki başka ülkelerde olduğu gibi belediyeler vasıtasıyla bu ağların kurulmasına imkan tanıyan ‘kadın merkezleri’ kurulmalı…

    • Kalpten desteklediğim bir yorum oldu.isteyen göndersin demek bizim gibi çalışmak zorunda olan ailelerin çocuklarına bir hakaret gibi geliyor bana. 2 çocuğumda kreş yaşında ama bakacak kimse olmadığı için okula gitmek zorundalar. Evde 2 çocuğa bakmayı kabul edecek bir bakıcı henüz tanımadım yada kabul eden biri olsa bile bir 3 biri 5 yaşındaki erkek çocuğunu ekrana kilitlemekten başka ne yapacak?? Bizlerin çalışma şartları düzenlenmeden isteyen göndersin anlayışı bnce zalimlik

  13. Sultan Hortoğlu

    Oğlum bu yıl 5. sınıfa geçti, ana okulu da dahil olmak üzere 5 yıldır adı sanı bilinen bir özel okula gidiyordu. Pandemi sürecinde uzaktan eğitim konusunda okul çok çabaladı ama bizim 10 yıldır titizlikle yaklaştığımız ekran uygulamımız tuzla buz oldu. Bir süre sonra durum kontrolümüzden çıktı, müdahale ettiğimizde karşılığını alamadık ve günde 5-6 saat süren dijital bir eğitimin faydasından çok zararı oldu. Cambly’den uzun süredir İngilizce öğreniyor ve tahminimizden çok daha fazla faydası olmuştu ancak örgün eğitimin tamamının dijitale dönmesi aksi bir etki yarattı. Yani bu sene tekrar aynı girdaba girmek istemiyoruz ve özel okul istemiyoruz. Biz 2 hafta önce 1 yıllığına Bodrum’a yerleştik. Evimize en yakın devlet okuluna gidecek oğlum, servis kullanmasını da istemiyoruz. Biz de dışarıdan takviyelerini yapacağız, bir kaybı olmayacağını öngörüyoruz (tekrar okullar kapanıp EBA’ya dönerse) ama olursa da yapacak bir şey yok, evde 3 ağır riskli insan varken herkes açısından en iyisinin bu olduğuna karar verdik(Aslında pamuk ipliğine bağlı aldığımız karar, en azından şu an için böyle düşünüyoruz). İlk 3 hafta direkt göndermemeyi, sonrasında da duruma göre hareket etmeyi düşünüyoruz.

  14. Bakan bey diyor ki öğretmenlerimizi yeni eğitim dönemine hazırlıyoruz. Cocuklara süreçle ilgili psikolojik destek vermeleri için eğitimler yapıyoruz. Pardon da da beni kimse birşeye hazirlamadi ben mi kaçırdım? Beni mi unuttular? Genelde fen matematik turkce derslerinin yüzyüze olabileceğinden bahsediliyor gerisi için bir açıklama yok. Ben ne yapacağım ingilizce öğretmeni olarak, sistemin neresinde görev alacağım? Sürekli şöyle senaryomuz var böyle senaryomuz var. Biz de bilsek o senaryoları da ona göre iceriklerimizi hazirlasak, çalışma saatlerine göre çocuklarımızı kime nereye bırakacağımızın planını yapsak. Her zaman olduğu gibi okullarin açılmasından bir gün öncesinde bir yazı gelecek ve biz plansız programsız kendimizi sınıfta bulacağız. İşin bu boyutu da var.

  15. Gönlümün Eğitim Bakanı, hayalimin Kadın ve Çocuk Esenliği Bakanısınız❤️ Elinize sağlık?

  16. Haftada iki gün belli sayıda öğrenciyle 3-4 saat ders yaparlarsa yollarım, yoksa evden devam ederiz. Bana göre zaten haddinden uzun saatleri okulda boşa harcıyordu, evde oyuna doysun hiç değilse. 3. Sınıfa geçecek devlet okulunda öğrenci bir çocuğun velisi olarak yazdım.

  17. Şu süreçte çalışan kadınların da evlerine kapanmaları için ellerine geçen fırsatı “homeschooling” düzenlemesi başlatarak kullanacaklarını düşünüyorum. Asıl sorun böyle bir durum olursa gerçekten işi bırakacak olmam ??‍♀️ 2,5 yaş aralıklı 2 okul öncesi çocuğun annesi ??‍♀️

  18. Merhaba yazınız aklımızda ki birçok soruyu dile getirmiş Elif hanım kaleminize sağlık. Bende bir ogretmen olarak bu pandemi sürecinin asi bulunmadan bitmeyeceğini düşünüyorum bu yüzden Eylül ya da Ekim ya da başka bir zaman diliminin salgını bitirmeye yetmeyeceği, evden uzaktan ya da başka bir türlü eğitiminaalesef bizim ülkemiz de imkansız olduğunu düşündüğüm için okulların açılması gerektiğini düşünüyorum. Şu açıdan zaten bence şuan söylenen açılma durumu bir kesim veliye ve özel okulları tatmin etmek için yoksa herkes olacakların farkında. Açıp sayılar yükselise geçtiğinde bakın açtık ama olmadı diyip kapatmak daha kolay bir yöntem yöneticiler için. Yine de umudumuzu kaybetmek istemiyorum belki de herşey çok güzel olur. Öte yandan benim ilkokula başlayacak kızım var. Bu yıl göndermeme ihtimalini düşündük ama ben ve eşim çalışıyor tüm arkadaşları okula başlayacak ve onu soyutlamam. İmkansız gibi görünüyor yani herşey çok karisik