7 Yorum

Oynatmaya Çok Var

Bayram tatilleri benim için çoğu zaman “Yapmam Gerekenler ve Yapmak İstediklerim” adlı buzdağının görünen ucuna, hayatın geri kalanındaki günlere oranla daha özgür bir şekilde dokunabilmek anlamına geliyor. Kocam beyin işlerinin zorunlu bir duraksamaya girdiği bu günlerde ben normal zamanda yapmaya vakit ayıramadığım şeylere nispeten daha geniş vakit ayırabiliyorum.

Nispeten diyorum, çünkü bu günler aynı zamanda ailecek vakit geçirebildiğimiz, herhangi bir programa tabi olmadan siftinebildiğimiz, sülale boyu (pandeminin müsaade ettiği kadarıyla) bir araya gelebildiğimiz bir zaman dilimi oluyor. Dolayısıyla kendi “öz işlerime” ayırdığım zamanlar, bu tür sosyalleşmelerden arta kalanlardan oluşuyor. Buna da şükür, hı hı.

Şu son üç dört günü irili ufaklı ailevi krizler, yakın çevremizdeki sağlık sorunları, birden karşımıza çıkan küçük ama istediğimiz gibi bahçeli bir evle yakınlaşma çabaları dışında, okuyarak ve yazarak geçirmeye çalıştım. Bu okuma ve yazma çabalarının içinde uzatmalı kitabımı geliştirmeye yönelik içerikler kadar, içinde bulunduğumuz ve hâlâ gerçekliğine inanmakta zorlandığım pandemi sürecine dair durum analizleri, geleceğe yönelik tahmin, plan ve yorumlar da vardı.

Mart ayından bu yana dünyayı esir alan bu salgın sürecinin cinsiyet eşitsizliğini nasıl belirginleştirdiğine, kadınların halihazırda maruz kaldığı haksızlık ve psikolojik/fiziksel şiddeti nasıl arttırdığına, kapitalist düzenin sakatlıklarını nasıl ayyuka çıkardığına, eğitim sisteminin bozukluğunu nasıl gözler önüne serdiğine, çocukları nasıl ekran zombisi haline getirdiğine…dair onlarca makale okudum, anlattım, özetini çıkardım. Yetmedi, okuması için sevgilim beye de gönderdim çünkü bu işte beraberiz, öyle değil mi? O da okursa, çok okursak, bu konuda dünyada yazılmış bütün yazıları okur, bütün bakış açılarını toparlar, bütün yorumlardan haberdar olursak, tıpkı iyi bir çocuk olursak belki bir gün Şirinler’i görebileceğimiz gibi, bundan dört hafta sonra açılacağı söylenen okullara çocuklarımızı başlatıp başlatmamamız gerektiğine karar verebiliriz belki.

Hem de en doğru kararı veririz, öyle değil mi? Biz bu çocukların ebeveynleriyiz neticede. En iyi biz biliriz, bilmeliyiz. Ebeveynlik bunu gerektirmiyor mu?

Hiç de bile gerektirmiyor. Aslına bakarsan, ebeveynlik, hele de pandemi sürecinde ebeveynlik, çok şey bilmen gerektiğini düşündürtmekle birlikte ne kadar az şey bildiğini, daha doğrusu ne kadar az şeyi kontrol edebileceğini fark etmeyi gerektiriyor. Bunu bir kabul etsek rahatlayacağız da ben kendi adıma henüz oraya gelemedim. İki ileri bir geri gidiyorum şimdilik.

Hiçbir bok bilmiyoruz, bilmemiz de mümkün değil. Bugün biliyoruz dediğimiz her şey yarın yeni bir bilinmezlik olarak karşımıza çıkıyor. Birinin A dediğine diğeri B diyor. Birisi “Hollanda’da okullar açılmış, çocuklar arasındaki vakalarda ciddi bir artış olmamış” diye bir makale gönderirken NY Times “Indiana’da okullar açıldıktan birkaç saat sonra bir öğrencide pozitif vaka görüldü, okul karantinaya alındı” diye haber yapıyor. Doktorlar “İnanılmaz hasta artışı var” derken Sağlık Bakanı “Bugün ne giydim?” diye maske fotoğrafı paylaşıyor. Gerçekten inanılmaz bir curcuna.

Ben makaleden makaleye atlayıp, dört hafta sonra açılması planlanan okullarla ilgili nasıl bir tavır almam gerektiğine karar vermeye çalışırken, tam da bu yapmaya çalıştığım şeyin ne kadar anlamsız ve boş bir çaba olduğunu anlatan bir yazı çıktı karşıma. Kadınların akıl sağlığı üzerine çalışan bir psikiyatrist tarafından kaleme alınan “How to Handle Anxiety Over Back to School Decisions”“Okula Dönmeme Kararı Hakkındaki Endişeleri Nasıl Yönetmeli?” başlıklı bu yazı, o yazıdan bu yazıya atlayarak, uzmanların twitter paylaşımlarını okuyarak, her gün halama “Peki sence bugün ne yapmalıyız?” diye sorarak nasıl da boşa kürek çektiğimi gözler önüne serdi.

Bir kere, kimse bir şey bilmiyor. Gerçekten. Araştırmalar koronavirüsün çocukları az etkilediğini ortaya koyuyor. Ama hiç etkilemediğini söyleyemiyor. Bir karikatür çıktı geçenlerde karşıma, okyanusta yüzen bir köpekbalığını gösteren -herhalde bir kamu yetkilisi- ebeveynlere “Merak etmeyin, çocuklarınızın sadece yüzde biri (ya da kaçıysa işte) risk altında” diyordu. Bu karikatür geçmiş yıllara dönük bir çağrışım yaptı bende; Baltimore’dan Miami’ye taşınacağımız zaman, işte okyanus kenarı falan, filmlerde falan görüyoruz ya köpekbalıklarını, “Aman kızım, dikkat edin” demişti babam. Ben de o zamanki kulak dolgunluğumla “Merak etme yea, köpekbalığı saldırısına uğrama ihtimalimiz yüzde bir” falan gibi bi şey demiştim, hatırlamıyorum şimdi o zamanki atmasyonumu… O da “İyi de, o yüzde bir başımıza gelirse yüzde yüz olur” demişti. İşte ben o benzetmeye takıldım kaldım; çocukların etkilenme ihtimalinin çok çok az olmasıyla, o ihtimalin başımıza gelmesi durumunda yüzde yüz olacağı gerçeği arasında bir yerlerde sıkışmış durumdayım.

“Belirsizliği kabul edin” diyor bahsettiğim yukarıdaki yazının yazarı olan Pooja Lakshmin. Herhalde en çok burada direniyorum ben. Sürekli bir yanıt -ve doğru yanıt- arayışındayım. Halama soruyorum, Twitter’daki profesörlerden medet umuyorum, televizyon programlarına konuk olan halk sağlığı uzmanlarını pür dikkat dinliyorum. Kimse “Şöyle yapın” demiyor. Diyemez ki?.. Kimse benim, bizim adımıza da karar veremez ki. Verse ne kolay olurdu oysa…

Mesela Friends’in bir bölümünde Rachel, aşk hayatıyla ilgili çok kötü kararlar aldığı için bundan sonraki kararları alması için Monica’yı görevlendiriyordu. Ben de ebeveynlikle ilgili benim adıma karar alması için birilerine devretsem yetkimi, olmaz mı? Hem de ne güzel olur…

Gelelim gerçeklere… “Verimli endişeler ve verimsiz endişeler arasında ayrım yapın” diyor Lakshmin. Başka ailelerin sosyal mesafe kurallarına uyup uymadığını düşünmeye çalışmak verimsiz bir endişeymiş mesela. “Belirsizlik zamanlarında, eğer bir konu hakkında yeterince endişelenirseniz ortaya çıkacak olan sonucu etkileyebileceğinizi sanmanın iyi gelen bir tarafı var ancak bu yanlış bir düşünce”ymiş. Ben tam da bunu yapıyorum. Yatıp kalkıp çocukları okula gönderip göndermeyeceğimi düşünürsem bir karara varırım belki? Olmaz mı?

E olmaz tabii, çünkü dış etkenler benim denetleyebileceğimin çok ötesinde… “Tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisinin arasındaki farkı bilmek için de akıl ver” duası var ya hani, tam da bugünler için söylenmiş olmalı. Sorun şu ki hangisini değiştirebiliyorum, hangisi cesaret istiyor, akıl nerede, hepsi birbirine girmiş durumda…

İçinde bulunduğumuz bu durumda varılabilecek tek ve en doğru bir karar yok. Kaldı ki, bazı aileler için böyle bir tercih yapma lüksü bile yok. Pandemi başında evde kalabiliyor olmanın verdiği suçluluk hissi uzaktan yine el sallamaya başladı.

Çocukların okula gitmemeleri durumunda eğitim öğretimden geri kalacakları gerçeği bütün bu denklemde beni en az endişelendiren şey ve bunun böyle olması bile bana zaman zaman “Ben ne biçim anneyim, çocuklarımın eğitimini önemsemiyor muyum?” dedirtiyor. Yeni taşındıkları bir şehirde, arkadaşlarını geride bırakmışken ve yeniden arkadaşlıklar kuracakları bir ortama girme fırsatları varken onları bu fırsattan alıkoyacak olmaya kim, nasıl cesaret edebilir? Koronavirüsün çok az da olsa sağlığı tehdit eden bir riski var, tamam; peki ya okuldan, arkadaşlardan, sosyalleşmeden uzak kalmanın getirdiği psikolojik risk ne olacak? En büyüğü ergen, en küçüğü akran iletişiminin en önemli olduğu sosyal-duygusal öğrenme çağında, ortancası ise arada tost olmuş olan üç çocuğa reva mı bu?!

Lakshmin’in yazısının öznesi olan endişeli ebeveyn benim işte. Doluya koyuyorum, almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor. Oynatmaya az kaldı diyeceğim ama, henüz oraya bile gelemedim, çok var.

Günün büyük çoğunluğu böyle endişelerle geçse de, içimden, çok derinlerden bir ses bana Sertab’ın sesiyle “Şşşşt şşşt sakin ol, sinirlerine hakim ol” diye seslenmeye çalışıyor.  O sese kulak verebildiğim ender zamanlarda elimden gelenin en iyisini yapmamın yeterli olacağını, böyle bir belirsizlik ortamında her ne yaparsam yapayım çocuklarımın iyiliğini göz önünde bulundurarak hareket edeceğimi, bunun yeterli olacağını duyuyorum. (Yoksa Freud’un dediği gibi “Ne yaparsan yap, nasıl olsa kötü olacak” mı demek istiyor o ses??? İnşallah öyle demek istemiyordur!)

Ve ben yine başa sarıyorum:

Tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç
değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır
ikisinin arasındaki farkı bilmek için de akıl ver

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

7 yorum

  1. kafalar cok karisim ve bu belirsizlik herkeste ciddi sorunlar yaratiyor..zaten annelik hep bir yetememe duygusuyla basa cikmakken pandemi de daha da katlanarak artti bu duygu.allah sonumuzi hayir etsin.

  2. Aynı duygular içindeyim. Sanırım son kısım söyleydi: Tanrım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için güç
    değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır
    ikisinin arasındaki farkı bilmek için de akıl ver

  3. Hislerimizi o kadar güzel anlatmışsınız ki. Haftalardır 1. Sınıfa başlayacak çocuğumu okula göndersem mi göndermesem mi arasında gidip geliyorum. Alacağım hiç bir karar beni %100 tatmin etmeyecek. Ve zaman daraldı, artık doğru kararı veremeyeceğimin stresi de tüm bunların üzerine eklendi. Doğru ne peki ? Ne olurdu en azından yarım dönem bu işi erteleselerdi.

  4. Okula gitmese de hayat devam ettiğinden mütevellit, evden işe ve markete çıkacağımız bir gerçek. Maksimum düzeyde dikkat de etsek bir risk hep var. Çok olağanüstü bir durum söz konusu ve evet bence de böyle bir durumda en az endişe edilmesi gereken çocukların eğitimden geri (!) kalacağı. İnşallah ya virüs zayıflar ya da etkili tedavi/aşı vs bulunur.

  5. çok zor karar verebilmek ben de aynı şekilde kafa patlatıyorum ayrıca açılma kararı verilirse göndermeme gibi bir lüksümüz yok bildiğim kadarıyla çocukların sene kaybını göze almamız gerekiyor sanırım göndermek istemezsek.Özel okullar bir yere kadar hijyen koşullarını sağlayabilir belki ama devlet okullarında kesinlikle mümkün değil.Normal zamanda bile sınıfta bir kişi hasta olur,o hastalık üçer beşer kişi şeklinde tüm sınıfı dolaşırdı.Çocuklara psikolojik olarak etkisi olacağı kesin ama kâr zarar hesabı yaparsak virüse yaklanamamaya çalışmak daha kârlı gibi geliyor bana.Bir de kendi adıma diyebilirim ki çocuklar evde mutsuz değiller,o koşturma,yetişme duygusu olmadan herşeye yeterince vakit ayırabildiklerini görünce mutlu oldular.Evde kalsalar da okula gitseler de enn büyük sorumluluk yine biz ebeveynlere düşüyor ne diyeyim Allah gücümüzü,sabrımızı arttısın ??
    Ve şu illetten bir an evvel kurtarsın dünyayı??

  6. Büyük oğlum tam okula başlama yaşında, küçüğüm 2 oldu, ben de artık yavaştan iş güç düşünebilirim derken planlarım tutmadı. Bir süre daha evdeyiz ve bu sene okula göndermeyi düşünmüyorum. Hergün acaba bugün hastalık taşıdımı eve diye düşünmek ve çocuğuma hastalık kapmama stresi yaşatmaktansa bu daha makul geldi. Resmi olarak ev okulu/okulsuzluk gibi bir seçeneğimiz yok ama okul yönetimlerinin de bu konuda esnek davranacağını düşünüyorum, zira sene kaybetmesini de istemem, çünkü 1. sınıfta öğreneceği bir çok şeyi zaten halletmiş durumda. Bununla beraber, asla okullar açılmasın diyemem. Evde bütün gün yalnız kalmak zorunda ya da çalışmak zorunda kalacak çocuklar var, yahut aklımıza gelmeyen şekillerde daha dezavantajlı durumlara düşecek olan çocuklar da. Bir de henüz öngöremediğimiz sosyo-psikolojik etkileri olacak..isteğe bağlı bir çözüm belki en uygulanası olurdu.