4 Yorum

Kızlık Zarının Düşündürdükleri

“Kızlık (bekâret) zarı dikilir ama bozulan anayasal düzen tamir edilemez” demiş Cumhuriyet gazetesinde Özdemir İnce. AKP ve MHP’nin el birliğiyle anayasayı işlevsiz hale getirme girişimlerini incelediği ve “Kız oğlan kız ama altı aylık gebe” başlığını attığı yazısında korkunç ancak ne yazık ki alışageldiğimiz türden bir hataya düşmüş.

Çocukluğumda her sabah ekmekle birlikte evimize giren, üniversite hayatım boyunca neredeyse her gün otobüse binmeden gazete bayinden alıp yol boyunca adını göstere göstere okuduğum Cumhuriyet gazetesi son yıllarda adına ve itibarına yakışmayan ve her seferinde şaşırtan üslubu yüzünden artık uzağımda… Yeni Şafak’ta görmeye alıştığımız türden bu üslup ise gerçekten pes dedirtti.

Bu her-kötülüğün-kaynağını-kadın-olarak-gören anlayış hiç yeni değil aslında. Hatta zorlasak dinozorlara kadar gidebilir ve onlarla yok olmalıydı. Ama olmadı. Olmadığı gibi, her an bir köşe başında (ya da yazısında) karşımıza çıkıyor.

Taaa milattan önce “Aristoteles tarafından ortaya atılan ve kadınları eksik erkekler olarak gören kadın düşmanı Batı felsefe geleneğini takip eden” bu bakış açısı, bilimden hukuka, sanattan tıbba kadar her alanda erkekler tarafından ve erkekler için yaratılmış olan bir düzenin de temeli:

Newton paradigmasına göre, akla ve matematiksel ilkeler mekanizmasına uygun olarak işlemeyen şeyler, ikincil, yeterli olmayan, gerçeklikten uzak ve adlandırılamaz. Öteki olarak kabul edilir. Erkek liberal düşünürlerin bakış açısına göre kadın, işte bu ikinci kategoriye girmektedir.

diyor Josephine Donovan Feminist Teori adlı kitabında.

Erkeklerin üstsüz dolaşmaları normal kabul edilirken kadınların sütyen takmak zorunda olması, gelin ve damadın ilk gecesinde gelin utançtan başını kaldıramazken damadın sırtının sıvazlanması, oğlanlara sünnet düğünü yapılırken kızlara kanamaya başladıklarında tokat atılması, birçok gelişmiş (!) ülkede bile hâlâ aynı işi yapan erkek çalışanların kadın çalışanlardan daha fazla para kazanıyor olması ve kadınların erkeklerle eşit işe eşit ücret almaları için 217 yıl bekleyecek olması falan hep bu yüzden işte. Gündelik siyasetten bahsederken konunun son derece sıradan bir şekilde kadınların bacak arasına gelivermesi de bu yüzden.

Fotoğraf, Desen Yayınları’nın “Kadınların Nesi Var?” kitabından.

İnce, yazısında AKP ve MHP’nin -daha doğrusu Erdoğan ve Bahçeli’nin- anayasal düzeni bozma girişimlerini eleştirirken “Anayasalı demokratik rejim içinde teokratik bir monarşi” yaratmaya çalıştıklarını söylemiş ve bunun için de “Kız oğlan kız ama altı aylık gebe asparagası”nı hatırlatmış okurlarına. Bununla da yetinmemiş, yazısını okurları sarsacağını düşündüğü bir uyarıyla (!) bitirmiş: “Kızlık (bekâret) zarı dikilir ama bozulan anayasal düzen tamir edilemez!”

Eğer bu dünyada bir Ataerki Üniversitesi Eril Dil ve Edebiyat Fakültesi olsaydı, İnce’nin bu benzetmeleri “Cinsiyetçilik 101” derslerinde örnek olarak okutulabilirdi. Böyle bir fakülte yok aslında ancak bu bakış açısı hâlâ dünyadaki birçok üniversitede hakim, bu da başka bir yazının konusu olsun.

Bu tür çirkin bir üslubu Yeni Şafak’ta, Akit’te falan görmeye alışkınız ancak bu seslerin “bizim mahallede” de yükseliyor olması cinsiyetçi bakış açısının, birbirine zıt olan ideolojilerin bile ortak (ve temel) noktası olduğunun kanıtı.

Bu, aydınların düştüğü ilk gaflet değil. Hatta bu gaflete dair bir kitap da var, Gaflet adında… Geçtiğimiz aylarda “Bunları okumadan bir daha kitap almayacağım” diyerek satın aldığım birkaç kitaptan biri. “Bunları okumadan başka kitap almayacağım” diyerek ondan önce satın aldığım kitapları henüz okuyamadığım için Gaflet’e de sıra gelmedi henüz ama çok merak ediyorum.

Kendi küçük feminist aydınlanma tarihime baktığımda, ‘aydın’ olarak bildiğim birçok ismin benzer gaflete düştüğüne tanık oldum, oluyorum. En net hatırladığım olaylardan biri, 2014 Dünya Kupası’nda Almanya’nın Brezilya’yı 7-1 yendiği maçta Fazıl Say’ın “Almanya resmen Brezilya’ya tecavüz ediyor” demesiydi. O gece bu benzetmeyi birçok adam yapmıştı ancak bunu Fazıl Say’dan duymayı beklemiyordum ve bu tweet’ine karşılık olarak “bunun ne kadar talihsiz bir benzetme” olduğunu söylediğimde beni bloklamıştı. Bu benzetmeyi yaptığına mı, yoksa bu eleştirimden dolayı beni blokladığına mı şaşırayım bilememiştim. (Bu arada, Almanya’nın Brezilya’yı kaç kaç yendiği ve hatta hangi yılki dünya kupası olduğunu tabii ki ezbere bilmiyordum, google’dan yardım aldım).

Asıl adı “himen” olan bu ‘kızlık zarı’ enteresan bir şey. Enteresan derken, bu kadar küçük bir dokunun, yüzyıllardır günlük hayatta bu kadar yer tutması çok acayip demek istiyorum. Yoksa zarın kendisinde bir gariplik yok aslında. Bundan yüzyıllar önce kadınların beline kilolarca ağırlıkta bekaret kemerleri takılırmış; yakın geçmişe kadar (ve birçok yerde hâlâ) düğünün ertesinde kanlı çarşaflar sergileniyor ve işte sene olmuş 2020, Türkiye’nin en köklü gazetesinde yazan, Türkiye’nin önde gelenlerinden bir yazar ve şair, anayasaya yöneltilen bir tehdidi bekareti bozmaya benzetme yoluna gidebiliyor.

Seksolog Rayka Kumru, Kadın Kanalı’na konuk olduğu bir videoda, kızlık zarı denilen ve bekaretin simgesi olan bu deri parçasının aslında hiç de öyle sanıldığı gibi her vajinayı kapatan ve penis darbesiyle bir daha düzelmemek üzere bozulan bir doku olmadığını, bazı kadınlarda olduğunu, bazı kadınlarda doğuştan olmadığını, şeklinin, şemalinin, kalınlığının, dokusunun kadından kadına değişebildiğini çok güzel anlatıyor.

Rayka’nın videonun girişinde bahsettiği “çok çok çok nadir” durumlardan biri de benim. Yıllar sonra internet ve google icat edildiğinde adının “imperforated hymen” (Türkçeye ‘deliksiz himen’ şeklinde çevrilebilecek) olduğunu öğrendiğim bir durum yaşadım. Orta ikideyken sınıfın regl olmayan en son iki kız öğrencisinden biri olarak, giderek şişen karnım ve dayanılmayacak durumdaki ağrılarım nedeniyle doktora gittiğimizde aslında belki de aylardır regl olduğum ancak vajina girişinin tamamen kapalı olmasından dolayı sıvının dışarı akamadığı fark edildiğinde apar topar operasyona alınmış ve sonrasında düzenli bir şekilde regl olmaya başlamıştım.

14 yaşında bir genç kız olarak sorunun tam olarak ne olduğunu ve başıma ne geldiğini anlamadığım bu olaydan sonra annemin bana üstü kapalı olarak bende bir bozukluk olmadığını, ileride bir sorun yaşayacak olursam doktorun operasyon yaptığını aklımda tutmamı söylediğini hatırlıyorum. Henüz “cinsellik eğitimi” falan olmadığı için annemin neden bahsettiğini kavrayamamıştım. Ne demek istediğini yıllar sonra anladım: “Olur da ilk sevişmeden sonra kanaman olmazsa bunun tıbbi bir açıklaması var.” demek istemişti annem. Babam tabii ki bir şey dememişti. O zamanlar babaların kızlarla böyle şeyler konuşması pek rastlanan bir şey değildi.

Bu ülkede “kızlık zarı” toplumun dayattığı gibi yerinde (!) olmadığı için öldürülen birçok kadın var. “Kızlık zarını diktirmek” için bıçak altına yatan, ehil olmayan doktorlara bir sürü para saydıran, bu yolda sakat kalan, ölen, ileride çocuğu olmayan kadınlar var.  “Namus cinayeti” denilen geri kalmışlık hâlâ bu ülkenin bir gerçeği. Ve “bekaret” olgusu hâlâ gündelik siyasetin sıradan bir parçası haline gelebiliyor; üstelik bu, Türkiye’nin en aydın, en köklü gazetesinin köşesinde yer bulabiliyor.

Ama bir şeyler değişiyor. Geçenlerde çocuklarla yemek yerken nasıl evlendiğimizi sordular, babaları filmlerdeki gibi diz çöküp bana “Benimle evlenir misin?” demiş miymiş (Ah popüler kültür, sen ne biçim şeysin!) Biz de onlara öyle romantik (!) bir sahne yaşamadığımızı, evlilik kararını birlikte aldığımızı, çünkü o zamanlarda evlenmeden aynı evde yaşamamıza sıcak bakılmayacağını (daha doğrusu ailelerimizin ve başta benim ailemin ve aslında babamın izin vermeyeceğini) dolayısıyla “Nasıl olsa bir gün evleneceğiz; bari şimdi evlenelim de evlere ayrı telefon hattı çektirmek zorunda falan kalmayalım” diyerek düğün dernek yaptığımızı anlattığımızda çok şaşırdılar. Nasılmış yani o dönemlerde evli olmayan bir kadınla bir erkeğin bir arada yaşamasına sıcak bakılmazmış?! Ne saçmaymış?! Ne alâkası varmış?!

Ne alâkası olduğunu son olarak Özdemir İnce’nin yazısında gördük ve daha birçok yerde görmeye devam edeceğiz. Bugün hâlâ kötü olan, bozuk olan, yanlış olan her şey kadının üzerinden anlatılıyor; kadının bedeni ve cinselliği üzerinden örnekleniyor.

O halde yazıyı, Donovan’ın müthiş kitabından, yüzyıllar öncesinden ancak hâlâ güncel olan bir alıntıyla bitirelim:

“Erkek kardeşlerimizden tek istediğim, yakamızdan düşmeleridir” – Sarah Grimke, 1837

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

4 yorum

  1. Olmayan bir şeye yüklenen sonsuz anlam, cana mal olması. Ne acı ne acı.

  2. Iyiki yazdın Elif. Çok teşekkürler bir kadın olarak.

  3. Reyhan Karasu Yaykın

    Aklınıza, yüreğinize sağlık. İşte bu 👊

  4. Oh be! otosansürsüz bir yazı daha 🙂 tebrikler 💜