31 Yorum

Adını Sen Koy

Eğer her şey planladığımız gibi gitseydi şu an İstanbul’a varmak üzere olacaktık. Geçen haftalarda boğazımdaki nodüllere yapılan biyopsiden sonra almak istedi doktorlar, dedim “Sizi mi kıracağım? Alın gitsin.” Bu hafta ameliyat olacağım.

Dün toplandık toparlandık, çoluk çocuk gideceğiz bu kez, bavulları hazırladık falan… Bu sabah uyandık ki ne görelim, sen bizimkilerden birinin burnu tıkan, ak, ak-tıkan-ak-tıkan, aksır tıksır, gözler buğulansın falan dedik Höst! N’oluyo?! Normal şartlarda “Aa nezle oldu tüh!” ya da “Evladım ben sana bisiklete binerken üstüne bi şey giy demiyo muyum?” falan diyeceğimiz bi konu “Eyvahlar olsun korona mı olduk?!” şeklinde bir şüpheye yol açtı evimizde.

Tabii ki korona olmadık çünkü yani neden olalım? Dikkat ediyoruz, düşük riskli bir bölgedeyiz falan ama işte sıfır riskli de değiliz neticede. Olur muyuz? Oluruz. Ama olmadık. Bi sakin olalım!

İşte zaten sorun burada… Sakin olmakta. Sakin olamıyoruz. Sakin olmakta çok zorlanıyorum ben. Bu sabahtan bahsetmiyorum, genel olarak çok zorlanıyorum. Sinirlerimin çok yıprandığını hissediyorum. Çok zorlanıyorum. Zorlanıyorum demiş miydim?

Zaten hep diyorum. Sürekli ne kadar zorlandığımı, her şeyin ne kadar zor olduğunu söylüyorum. Kendime. Aileme. Etrafıma. Bütün dünyaya haykırmak istiyorum: HER ŞEY ÇOK ZOR!

Hayatımda hiç bu kadar öfkeli olduğum, sesimin bu kadar yükseldiği, çocuklarıma bu kadar yüksek sesle bağırdığım bir dönem olmamıştı. Kendim ettim, kendim buldum mu bilmem, biyopsiden beri boğazım hassas, tam toparlanmadı. Konuştukça, bağırdıkça da iyice toparlanmıyor. Ameliyattan sonra bir süre gerçekten ve mecburen sessiz kalmak zorunda kalacağım sanırım. Bağırmayan Anne Baba Olmak böyle bir şey değildi herhalde?

Gerçekten çok zor geliyor her şey… Çocuklarla iletişimim en çok yıprandı sanırım bu süreçte… Söz dinletemiyorum. Söz geçiremiyorum demiyorum bak, hiyerarşik bir yerden konuşmuyorum. Sözümü dinletemiyorum, hükmü yok. Normal bir tonda söylenen “Çocuklar haydi sofraya gelin”in karşılığı olmuyor bizim evde… Mutlaka ya duymamış gibi yapılıyor, ya “Bi dakka” oluyor, ya o anda birilerinin çok çişi gelmiş oluyor, yani ne olduğunu anlamasak da bi şeyler oluyor ve kimse o an sofraya gelmiyor. Mutlaka birilerinin avazı çıktığı kadar (benim durumumda ses tellerimi yoracak kadar) bağırması gerekiyor. E bu çok zor bi şey… Günde 3 çocuktan 8 ay boyunca her gün defalarca sofraya çağırmak, üzerine bi şey giymek, banyoya girmek, banyodan çıkmak, ekran başından kalkmak falan bi hesapla bakalım ondan sonra nodül de olursun, kanser de olursun, her şey de olursun ya!

Bi ara acaba depresyonda mıyım diye düşündüm. Daha doğrusu, depresyona mı giriyorum acaba diye endişe ettim. Daha doğrusu tam endişe edecektim, o izni de vermedim kendime. “Aferin Elif, bi depresyona girmen eksik!” diye kızdım bana… Giremedim zaten. Bütün bir günü yatakta yatarak ve ağlayarak geçirdim. Sonra çıktım. Devam ettim hayatıma… Kaldığım yerden.

Bunca öfkenin ardında müthiş bir bilinmezlik, bir çeşit yas ve sonsuz bir endişe de var. Bu dönemi evde annesiyle babasıyla geçirmek zorunda kalan ergen oğluma mı üzüleyim, yaşıtlarıyla oynaması gereken küçük oğluma mı, yoksa abisinin ergenliği, küçüğün huysuzluğu arasında tost olan diğer oğluma mı? Yoksa bütün bunlarla başa çıkmakta zorlanan bize mi? 8 aydır çocuklar olmadan vakit geçirdiğimiz tek bir gün yok. Kocamın ameliyat gecesi hastanede refakatçi kalacak olması sayılır mı?

Şikayet edecek bunca şey varken, daha doğrusu her şey bu kadar zorken, şükredecek bir sürü şeyimin de olduğunun farkındayım. Gün içinde yüzümü güldüren, beni gülümseten, bana iyi gelen bir sürü şey oluyor, her şeyden önce başımı pencereden dışarı uzatmak… Geçen gün bir yazı okudum -bulamadım şimdi- depresyonda olmakla depresif hissetmek arasındaki farkı anlatıyordu. Depresif hissetmek -ki çok normalmiş bu süreçte- kendine iyi gelen şeyler yaptığında dağılan bulutlar gibiymiş (yazıda böyle demiyordu, ben benzettim, güzel oldu). Hah tamam dedim, ben buyum, depresif hissediyorum yani. “Oh be dünya varmış!” diyeceğim şeyler buluyorum gün içinde… Ve onlar, biraz idare etmek için yakıt veriyor bana… Ama o kadar çok geriden geliyorum, depolar o kadar ekside ki, kalıcı olmuyor bu iyilik hali. Belki de bu “şükür moment”ları arttırmalı… Onu deniyorum şimdi de…

Neyse işte ben böyle “Her şey çok zor, çok zor” diye gezerken evimin ve kendi küçük hayatımın içinde, “Her şey çok zor” diyen başka sesleri duymak iyi geliyor. Çünkü, kendi evlerimize ve küçük hayatlarımıza kapandığımız şu son sekiz aydır, bunca yalnızlığın içinde yalnız olmadığımızı bilmek iyileştirici.

Dün Derya Grey’s Anatomy’den bir alıntı paylaşmış Instagram’da, demiş ki

… biz genelde Türkiye olarak bir sürü büyük meseleye dair ülkecek bir yok sayış halinde bastırıyoruz kitlesel travmalarımızı. Bu son dönemdeki pandemi için de geçerli. Sene başından beri “Yok canım buraya nasıl gelsin”, “geldi ama bize bir şey olmaz.” “Bir şey olanlar var ama bize kadar gelmez.” “Bize kadar geldi ama grip gibi geçip gidiyor ya”… şeklinde geçirdi ülkenin büyük çoğunluğu yüzyıllardır gelmiş geçmiş en büyük felaketlerden birini.

Gerçekten de yüzyılın en büyük krizlerinden birini yaşıyoruz. Evet, bize denk düştü. Geçen gün “Ya üf bitsin artık korona ya!” diyen oğluma “Evladım bak bu dünya savaşlar yaşamış, bize de bu düştü” diye akıl verirken buldum kendimi, çocuk dedi ki “Bize de savaş denk gelseydi o zaman, bu ne ya?!” E haklı şimdi çocuk, savaş görmemiş çocuğa ne demeye oturup da “İyi ki savaş olmadı” diyorsun, onun da gerçeği bu. Tüm bildikleri alt üst oldu, bütün alışkanlıkları bir gecede tarihe karıştı, hayatı değişti çocuğun, ben tutmuş ona “Daha kötü de olabilirdi” diyorum. Olabilirdi ama olmadı. Bu kadar kötü oldu ve bu da yeterince kötü.

Aylardır babaannelerini görmüyor bu çocuklar. İki sene olacak ben kızkardeşimi en son göreli, yeğenim koca çocuk oldu. Sokağa çıkma yasağı başlamadan önce Bodrum Belediyesi “Bu gece son” diye bir paylaşım yaptı, dedim benim için o son, 11 Mart’taki Ayta Sözeri konseriydi. Gerçekten de Mart’tan bu yana bir, bilemedin iki kez dışarıda yemek yedim (Gerçekten ilkini hatırlıyorum ama ikincisi aklımda kalmamış, belki de yoktu). Sosyal hayatım bitti ya, bildiğin, durdu. Çocuklar okul arkadaşlarından bir gecede ayrıldılar; tamam taşındık, tamam şehir değiştirdik falan ama bu kadarını planlamıştık ki hiç! LOL oyunları, Brawlstars’larmış geldi hayatımızın merkezine oturdu, her şeylerini onlara göre planlayan insanlarla doldu taştı ev. Bunca sene yok kontrollü dijital hayat, yok tükettiğinden daha fazla üret bıdı bıdı dediğimiz her şey bir anda alt üst oldu. Bana kalsa teknoloji çağı falan demeyeceğim, dijital yerliler falan demeyeceğim, dijital oyunları tamamen çıkaracağım hayatımızdan ama allah kahretsin ki arkadaşlarıyla iletişimde olmalarının tek yolu bu, onu da yapamıyoruz.

Kısacası çok aşırı zorlanıyoruz. Yani tamam kendi adıma konuşayım, çok zorlanıyorum. Her şey ama her şey mi bir mücadele olur, her şey mi zor gelir? Geliyor işte.

Üstüne bir de şu “çember daralıyor” hissi var. Kuzenim kovid oldu ya, o kadar titizlenen bir insan bile kovide yakalanıyorsa yansın bu dünya! Sosyal medyada tanıdığım bir sürü insan yattı kalktı, Gözde yeni ayaklandı, Özdemir 25 gün yatmış. Bir de işin bu tarafı var.  Sağlık Bakanı’nın her akşam kuru bir “Önlemimizi alalım” mesajıyla paylaştığı tabloya güvendiğimiz zaten yok da, onu dörtle çarptığımızda ortaya çıkan tablodakilerin de her biri bir insan. Hayatlar sonlanıyor her gün ve sahipsiz durumdayız. Bu kelimeyi hiç sevmem, kimse kimsenin sahibi olmasın tabii ki ancak bu ortada bırakılmışlık halini başka nasıl tanımlayacağımı bilemiyorum. “Ben demiştim” demeyi de hiç sevmem ama teee pandemi başladığında demiştim:

Uzun lafın kısası, salgın burada ve yakın zamanda bir yere gitmiyor, afedersiniz göt gibi kaldık ve yapacak bir şey yok. Ha, aslında var.

Kitapta görsek abartı, klişe distopya diyeceğimiz bir şey yaşıyoruz, artık bunun büyüklüğünü idrak etmenin vakti geldi de geçiyor. Ve bunu kabul etmek bizi zayıf, güçsüz, anksiyeteli yapmayacak.

demiş ya Derya, hah işte, yaşadığımız şeyi idrak edelim. İçinden geçtiğimiz zorluğun adını koyalım hadi. Evet, tabii ki sahip olduklarımıza şükredelim, elimizdekilerin kıymetini bilelim, yaşadıklarımızdan ders çıkaralım ya da sadece farkında olalım falan ama önce bi “göte göt” diyelim; küfretmek istemiyorsak da ‘kriz’ diyelim, ‘zorluk’ diyelim. Haydi söyleyelim hep birlikte, “Evet çok zorlanıyoruz, evet, gerçekten çok zor bir zamandan geçiyoruz, bugünler de geçecek ama delip de geçecek” diye…

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

31 yorum

  1. Ah Elif ya, ah…

  2. Çok teşekkürler. İyi geldi çok iyi geldi.

  3. Sanki ben yazdım bu yazıyı. Sesime yine ses olmuşsun elif🙏

  4. Önceleri o da hasta olmuş, şunun da pozitif çıkmış, ah vah diye üzülüp, yakınırken, şimdi bir de arkadaşlarımızın, tanıdıklarımızın yakınlarının ölüm haberleri gelmeye başladı. Her gün etrafımdan birilerinin bir şeyi bu illetten göçüp gidiyor. ÇOK ZOR GÜNLER ve artık yaslarımız da Kocaman. İdrakini kavrayamayacak kadar zorlanıyorum.

  5. Toplanmayan evden, bitmeyen yemek pisirme iskencesinden biktim diye oturdum agladim gecen. Maskeli insanlar gormek sokakta, markette zaten burnumun diregini sizlatiyor! Ustelik burada cocuklar okula gidiyor falan ama annemi babami kardesimi gormedim 15 aydir! ONBES 😞 Sariliyorum kocaman Elif’im

  6. Tüm psikolojik etlilerinin yanında bir de maddi zorluklar var uğraşılması gereken, 2. Kez iş yerimiz kapatıldı ve ne zaman açılacağı belli değil. Tahammül sıfır her şeye. Hastalık kaygısı, gelecek kaygısı hepsi üst üste bir kule

  7. Elif, ne kadar güzel anlatmışsın yine.yalnız olmamak çok güzel aynı hislerdeyiz zira. Daha çok yaz lütfen 🙂 ve o kadar haklısın ki… neye korkup neye kaygılanacağımıza neye şaşıracağımıza şaşırdık artık.

  8. Adı batsın yaa… Bir de ad koymayla mı ugraşıcaz. Bıktık, sıtkımız sıyrıldı, tukeniyoruz… Aşı mi bulacaklar, ilaç mi uretecekler ne yapacaklarsa yapsınlar yahu yeter! Maddi manevi tükendi herkes. Çocuklarımızın ömründen 1 yıl çalındı. Kafalar karışık, moraller bozuk, tatlar kaçık. Off ki ne off!!!

  9. Tamda hissettiklerimi kaleme almışsınız 9 yaş 3. Sınıf bebesi 9 ay kucak bebesi ücretsiz izinde anne daha koronolarımız yeni bitmiş evdeyiz tam hissettiklerim ne eksik ne fazla adını koyamıyordum. sözümün hiç tesiri yok ve çok çok çok fazla yoruldum. Kronik bi huzursuzluk sekiz aydır geçmiyor. Dışarıda hiç yemek yemedim. Tek annemlerle görüşürken korona oldum, sonra ben iyileşirken eşim oldu falan çocukların karantinasıyla beraber 25 gün Kapalı kalmak. İçi boşalan ne varsa farkında olmak sayıları izlemek evdeki bebelerin durumu bizim çaresiz göt gibi kalmamız..

  10. Müslüm baba bile buna ad koyamazdı sanırım, cok aynıyız, cok kalp 🙏

  11. Yazınızı gördüm ve 1.sınıf ögrencisiyle arttırıyorum 😫😫😫😫

  12. Ah Elif sen bir an önce iyileş de… Nasılsa geçecek. Delip geçecek ama geçecek..

  13. Çok teşekkürler. Çok iyi geldi

  14. Sistemlerin içinin boşaldığı filan yok, dünyadaki en iyi sağlık sistemlerinden birine sahibiz. O çok muhteşem iskandinavlari bile gördük. Bahsettiğiniz kuru uyarıyı bile yapmıyorlar neden çünkü insanın kıymeti yok. Bilmem anlatabildim mi. Umarım tüm dünya biran önce bu salgından kurtulur..

  15. Eşim temaslı, 14 gün evde.

  16. Merhabalar. Oncelikle cok , cok gecmis olsun.. umarim hersey yolunda gider. Yazinizla alakali olarak ; sizin bu gerginlik dolu pandemi yazilariniz bana hic iyi gelmiyor.. 🙁 bana ne okuma o zaman diyebilirsiniz, dogru ama iste benim hislerim de bu yonde..kendi adima yapmaya calistigim sey gozumun onune ,cekirdek ailemin gunluk yasamina odaklanmak (bugun ne pisirsem ,ne okusam, ne yapsak ,oglanla ne oynasak ,ne icsek disarida az yurusek mi vs.) hersey herkes icin iyi olsun.. sevgiler

  17. Yanliz degilizzzz hiccc birimizzzz 🤷‍♀️🤷‍♀️

  18. Merhaba,
    Ne güzel yazmışsınız , bıktık pembiş tablolardan ; maske , mesafe , temizlik ! Olduu canım herkesin temizliği kendine ama yetmiyo işte!
    Evet çok , aşırı çok zorlanıyorum😒
    40 gün evvel 2,5 aylık bir süre sonunda annem ellerimizin arasından kaydı gitti, kaybettik.Eşim ve ben olabildiğince korunmaya dikkat olmaya çalışırken beraber yaşadığımız kayınpederimi dün koronadan kaybettik.Peşine dün ve bugün eşim ve benim sonuçlarımız pozitif çıktı.Cenazeye katılamadık, eşim perişan.8 yaşındaki kızımda semptom yok , bulaştırmayalım diye evde köşe kapmaca oynuyoruz ev de apartman dairesi nihayetinde şato değil.Moraller dipte , herşey çoook zoor.

  19. göt gibi kaldik ortada gercekten

  20. Bıktım ben de. Sağlık bakanı ilk kez bu önümüzdeki 2 hafta çok önemli dediğinde benim o 2 hafta içinde doğum yapmam gerekiyordu. Yaşadığımız şoku anlatamam. Her şey bir anda kontrolümüz dışına çıktı. Aylarca kendimi suçladım böyle bir zamanda çocuk doğurdum diye. Sonra bilemezdin diye kendimi avuttum. Lohusalık falan lükstü benim için. Sezaryenli halimle kalkıp tuvalete çamaşır suyu döktüm, marketten gelenleri dezenfekte ettim. Evde iki başımıza çocuk büyütmeye çalışıyoruz 8 aydır. Hiçbir şeye yetişemiyoruz. Bizden başka insan görmeden büyüyor çocuğumuz. Her şey çok zor ve bir an önce bitsin. Yeter.

  21. bilmem kac gunlerdir beynimdeki annelerle savasiyorum.. biri diyorki bırak cocuk arkadaslarıyla oynasın online, digeri diyorki ulan bırak dediginde gece 12lere kadar oynuyor… beynimde savasan anneler arasından bagiran anne cocuklara yeterr uleyn diye cikisarak kendini ortaya cikariyor. bitmiyor bitmiyor bitmiyor… bazende bu annelere bir cay ic gel, sonra beraber konusuruz diyorum, hallederiz ya, elimizden geleni yapiyoruz zaten diyorum. sizde yazin yazin ve sarilin o annelere.saglikli kalin.hep saglikli.

  22. Yemin ederim bu benim , hergun cocuklarin kendi arasinda kavgasi, benim bagirmalarim, evden calismaya calisma.Eba ya girme çabalari, ders calismasini saglama, kucugu oyalama, yemek, camasir vs. Bir de ev halkini hastaliktan koruma. Tukendim.

  23. Seni seviyorum
    Özür dilerim
    Lütfen beni affet
    Teşekkür ederim sürekli tekrarlıyorum bu cumleleri hoponopono çok iyi geldi bana bu süreçte.

  24. Ağlaya ağlaya okudum her satırını. Kanser hastası eşim ve en büyüğü 9, biri epilepsi hastası üç çocukla 8 aydır evdeyim. Hissettiğim tek şey ÇARESİZLİK. Kocaman bir çaresizlik. Kaybettiğim sevdiklerimi ise unutmaya çalışıyorum.

  25. Bende de 9.sinif-5.sinif ve 2.sınıfa giden 3 erkek, aynı durumdayız ve ekstra benimkilerin babalari da yok 7 yıl oldu vefat edeli, bananne ilgileniyor saolsun ben işteyken, iyiki onlar var tutunacak dallarım benim…severek takip ediyorum yazılarınızı ve ilk defa yorum yapıyorum burdan..

  26. Sevgili Elif,

    Hislerime tercüman oldun. Gündüzleri koşturmaktan kendimi dinlemeye vakit bulamıyorum. Aslında “kendime kulak vermesem mi” dediğim anlar çok oluyor. Geceleri kendimle kaldığım, evdeki herkesin uykuya daldığı sırada bir panik, bir sıkıntı hissi geliyor bana. Neyseki sabahları hop dağılıveriyor. Buna da şükür diyorum ve devam. Onca sıkıntı varken depresif hissetmeye hakkım yok gibi geliyor aslında (bir de bu gereksiz suçluluk duygusu :))

    Herşeye rağmen, keşke kimse böyle hissetmese … Fakat paylaşımların çok değerli ve yalnız olmadığımızı hatırlatıyor.

    Sağlıkla, sevgiyle kalın.

  27. Instegramda ameliyat olduğunuzu gördüğüm an nasıl bloğa girdim okudum bilmiyorum çok şükür der ve geçmiş olsun dilerim. Ve evet hem öğretmen hem anne olarak çok çok zorlaniyorum ve zorlandığımı soyledigim için sürekli elestiriliyorum.ama bu yazının altına imza atarim.sesime ses olmuşsunuz..

  28. “çok zorlanıyoruz, evet, gerçekten çok zor bir zamandan geçiyoruz”
    Evde vakit geçirmeyi hep sevdim ben, ama artık nerdeyse 2 yaşında olan bebeyi alıp hava almaya çıkamamaktan bunaldım. Dışarı çıkamadığı için sürekli hoflayıp puflayan kocadan sıkıldım. Arkadaşlarıma sarılıp da şöyle bi güzel içimi dökememekten yoruldum. Yaşam enerjim kalmadı, isteğim hevesim hiçbir şey kalmadı.
    Ne güzel yazmışsınız❤️ Ve yalnız olmadığını bilmek ne iyi geliyor insana❤️

  29. Bende bir tek ben evde oturuyorum ve 8 aydır hiç sosyal hayatım yok diye üzülüyordum… çok zor Elif “anneliğimin 2. Yılının bu döneme denk gelmesi toz pembe olmamasının yanından bile geçmiyor” ahhh kalbim acıyor artık

  30. Zor zor… ÇOK ZOR!