28 Yorum

Kaldığımız Yerden…

Bu blogda daha önce de Kaldığımız yerden gibi, Nerede kalmıştık?” gibi, bıraktığım yerden devam ettiğimi ima eden başlıktaki yazılarım olmuştu. Ama onlar daha çok uzun bir tatil sonrası, bir dönem zorunlu bir yazma arası sonrası, ne bileyim, Dijital Topuklar sonrası yazmaya kaldığım yerden devam ettiğimi anlattığım yazılardı. Bu, biraz daha farklı… Bu, hayata kaldığım yerden devam ettiğimi en çok da kendime hatırlattığım bir yazı…

Aylardır, belki de daha fazla bir süredir boynumda bir şişlik vardı. Çok üzerinde durmuyordum çünkü, ne bileyim, durmuyordum işte… Pandemiden önce yıllık check-up’ımı yaptırdığımda doktor “Bir ara boynunuzdakini de gösterin” demişti. Tam gösterecekken pandemi oldu ve sonrası olaylar olaylar… Dünya üzerinde birçok insanın “Aman canım, acil bir şey değil ne de olsa, şimdi hastaneye gitmenin anlamı yok” demesi gibi, ben de erteledim…

Araya bir sekiz ay ve bitmek bilmeyen bir pandemi girdi. Geçtiğimiz ay Dijital Topuklar için İstanbul’a geldiğimde, doktordan da randevu aldım. 1 Kasım’ın ertesinde muayene için doktordaydım.

Kan tetkikleri normal çıktı, hormonlarımda bir sorun yoktu yani… Muayenede ele gelen, iki santimden küçük bir kitle vardı. Çok önemli görünmüyordu ama emin olmak için biyopsi istendi. Birkaç gün sonrasına biyopsi randevusu alarak ayrıldım hastaneden. Endişeli değildim. “İlla kanser olacaksan tiroid kanseri ol” demişti doktorum. Sonuç kötü gelse bile çaresi olan bir şeydi.

Biyopsi çok sarsıcı bir deneyimdi. Neden böyle olduğunu düşünüyorum şimdi, sanırım çok bilgisiz ve hazırlıksız olduğumdan… Ben “kan almanın bi tık ötesi” diye düşünüyordum işlemi… O kadar ki, “bu pandemi ortamında kimse benimle hastaneye gelmesin, ben tek başıma gider gelirim” diyordum. Halam bu fikrimi onaylamasa da ısrarlarım sonucunda ikna oldu. Tam o sırada Peri’cim “Yok vallahi olmaz, ben götürürüm” dedi de benimle geldi sağ olsun.

İyi ki gelmiş! Amanın feleğim şaştı. Boynumda birden fazla, küçük küçük nodül vardı (ultrason sırasında saptamışlardı). Emin olmak için birçok kez girmek zorunda kaldılar ve işlem beni çok yıprattı. Ertesi gün Bodrum’a dönmeyi planlıyordum ben. Birkaç gün kendime gelemedim oysa ki… Hem fiziksel olarak yıpranmıştım, hem de duygusal olarak neye uğradığımı şaşırmıştım. İki gün yattım evde, çoğunlukla odamda… Su bile içmek zor geliyordu. Sonradan düşündüm, hazırlıklı olsaydım bi çorba bulundururdum evde, ne bileyim, pipet alırdım mesela suyu içmek için… Neyse, iki günün sonunda bayağı azaldı rahatsızlığım. Ve ben evime döndüm.

Bodrum’a döndükten birkaç gün sonra çıktı biyopsi sonuçları. “Tam olarak kanser denilemeyen ama şüpheli görülen birtakım hücreler” saptamıştı patologcum. Bunu duyan cerrahçım “Ben onları orada bırakmam!” demişti. Halam da “Bugünden yarına aciliyeti yok, ama çok gecikmeden alınsın” deyince olay benim için kapanmıştı. Bir ay içinde aldırmaya niyetlendik.

Offff, şimdi yine İstanbul’a gidecektik. Tam kıçımız yer görsün, artık oturalım oturduğumuz yerde derken yeniden toplanıp yollara düşecektik. Üstelik bu kez hep birlikte gitmeliydik. O zaman henüz okullar kapanmamıştı, Derin haftada iki gün okula gidip geliyordu, onun okul ortamına girdiği bir süreçte kovidden mütevellit annem ve babamla aynı evde kalmalarını istemiyorduk. Sınav haftasından sonra İstanbul’a gelmek üzere plan yaptık, hem belki ortalık da biraz durulurdu.

Biz hastaneden Aralık başı için gün almaya hazırlanırken okullar kapandı. Sınavlar iptal oldu. Doğan dedi ki “Ne gerek var beklemeye? Kalkın gidelim.” Hakikaten beklemenin anlamı yoktu. Cerrahçımla konuşup randevu aldık.

Hayat bir kez daha “biz planlar yaparken başımıza gelenler” olduğunu göstermişti. Deniz oğlum Çarşamba günü 14 yaşını bitirecekti. Arkadaşlarından uzak kaldığı, yepyeni bir şehre taşındığı bu süreçte iklimin avantajını kullanarak deniz kenarında bir doğum günü kutlaması yapmak istiyordum ona, bir elin parmağını geçmeyen arkadaşlarıyla… Şimdiyse değil kutlama yapmayı, hastanede olacaktım. Neyse, ne yapalımdı?

Yola çıkmadan bir önceki gün Derya’nın hafif burnu akmaya başladı. Ertesi sabah uyandığımızda aksırık tıksırığı da vardı. Haydaaaa, n’oluyordu yani şimdi?! Herkes bi kendine gelseydi! Tamamdı, kovid olması yönünde bir sebep ya da belirti yoktu ama ne gerek vardı şimdi bu ortamda böyle şeylere? Yola çıkışımızı bir gün geciktirdik. Ateş falan çıkmadı, bisiklete binerken üzerine bir şey alması yönündeki uyarılarımızı dinlemediği ortaya çıktı.

Neyse kalkıp geldik Pazartesi günü. Çocuklar aylardır görmedikleri babaanneleri ve dedeleriyle kavuştular. Deniz’e pasta yapmıştı babaannesi, ayak üstü doğum günü kutlaması bile yaptık. Maskeli balo, ama olsun.

Ertesi sabah hastanedeydik Doğan’la. Kovid testi, kan tetkikleri falan derken, en son hatırladığım şey hemşirenin “Şimdi size biraz sakinleştirici vereceğiz” demesi… Yatağın üzerinde ameliyathaneye doğru süzülürken “Neg’zelmiş bu sakinleştirici, az daha versene!” diye geçirdiğimi hatırlıyorum içimden… Doğan benimle ameliyathaneye kadar gelmiş, çıkışta beni karşılamış, elimi tutmuş, peeeeeh, hiçbiri aklımda yok. Ameliyathaneye girdiğim anı, bir de operasyon sonrasında hemşirenin defalarca “Elif Hanım!” diyerek beni uyandırdığını, benim de “Ne alemi var uyuyan insanı uyandırmanın?!” diye homurdandığımı hatırlıyorum. Bu ikisinin arası, narkoz kafası…

En son narkozumu 30 yıl önce -ve acil denilebilecek bir ameliyatta- almış olduğum için, bu kez cidden tadını çıkardım sanırım. Ameliyat çıkışında verdikleri ağrı kesiciyle de pek güzel kokteyl oldu, o bulutların üzerindeki halimi hiç unutamayacağım. Yani tabii ki inşallah böyle şeylere gerek olmasın, ancak gerek olması halinde böyle hissetmek de güzel bir şey…

Ameliyat sorunsuz geçti. O günü ve geceyi yatarak, dinlenerek, uyuyarak, uyuklayarak, susarak, kitap okuyarak, kısacası uzun zamandır yapmadığım şeyleri yaparak geçirdim. Tam bu sırada, mikrofonu uzun zamandır bozuk olduğu için beni sessiz sinema tadında videolara mahkum bırakan telefonum hepten bozularak bana zorunlu izin verdi. Kimseyle konuşamaz oldum. Arayanlar dinlenmek için telefonumu kapattım zannetmişler ama telefonum tamirdeydi.

Eve çıkıp geldik. Dünkü kontrolüme kadar patoloji sonuçlarını beklemeye başladık. Ameliyatta nodüllerin tamamını (tiroid bezimle birlikte) temizlemişlerdi, ancak sonuçlara göre ek tedavi gerekebilecekti. Doktorum yine beni rahatlatmıştı: “Eğer öyle bir şey gerekecek olursa sakın ola yas tutmaya kalkmayasın. Başına gelebilecek olan en kötü şey ameliyattı, onu da oldun zaten. Endişe edecek bir şey yok.”

Ben de etmedim. En kötü ihtimalle atom tedavisi olacaktım; radyoaktif iyot içeren bir ilaç alacak ve birkaç gün bir odada tecrit edilecektim. Son zamanlarda -zorunlu da olsa- pratiğini sıkça yaptığım bu yalnızlığı birkaç gün daha sürdürecektim. Kabülümdü.

Çocuklar babaannelerinde kaldılar o birkaç gün boyunca, ben gerçek anlamıyla dinlenebileyim diye. Ve ah nasıl dinlendim!.. Neredeyse yirmi beş sene sonra yeniden, halamla ikimiz yalnızdık evde… Ben bir koltukta, o bir koltukta oturuyor, yatıp kalkıyor, ben kitabımın sayfalarını çoğaltırken o yaklaşmakta olan mikrobiyoloji bi şey toplantısı için bi şeyler yapıyordu. Tıpkı eski günlerdeki gibi!

Telefonumun bozuk olduğunu ve bana halamdan ulaşabileceklerini bilen ailem dışında kimseyle konuşmadığım, kendimden başka kimseye sorumlu olmadığım bu iki günün sonunda kalktık gittik doktora… Patoloji sonuçlarına göre atom tedavisi çıkarsa şaşırmayacaktık ve benim o yönde bir beklentim vardı. Ama sonuçlar bunun gerek olmadığını söylüyordu. Nodüllerin hepsi alınmış ve biyopsi yapılamayacak kadar küçük nodüllerden birinde de minicik, miniminnacık bir tümör bulunmuştu. Her şey temizlenmişti, ek tedaviye gerek kalmamıştı. Ameliyat amacına ulaşmıştı.

Bu ameliyatın sonucunda her şeyin temiz çıkması da mümkündü. Yani tiroid bezimi boşuna aldırmış olma ihtimalim de söz konusuydu ve patologcuğumun biyopsi sonuçlarına ‘şüpheli’ demesi, cerrahçığımın “Ben onu orada bırakmam” demesi bizim bu riski almamız için yeterliydi. Ameliyat sonunda geldiğimiz nokta, gittiğimiz yolu doğrular nitelikteydi: Meğer ben tiroid kanseri olmuştum.

Bu nasıl oldu, neden oldu bilmiyorum. “Senin yaptığın bir şey değil” dedi doktorcuğum, sebebini aramadım ben de… Ancak özellikle pandemi dönemindeki yorgunluk ve bıkkınlıklarımın sözlerime “Vallahi kanser olucam!” şeklinde dökülmesi aklımdan çıkmıyor. Kendimi kanser ettim demeyeceğim çünkü ailemizde de var bu yatkınlık, ancak bu, Derin’in doğumuna henüz bir ay varken “Salı günü görüşür müyüz?” diyen arkadaşıma “Doğurmazsam görüşürüz” dedikten sonra Salı günü doğumhanede olmamdan sonraki ikinci benzer olay. “Ne dilediğine (ya da dediğine) dikkat et.”

Çocuklara çok bağırıyorum, sesim çok yüksek çıkıyor diye dertleniyordum ya hani… Al işte, bağırmam şimdi fiziksel olarak engellendi. Arwen’in, Frodo’yu kurtarmaya geldiği sahnedeki gibi konuşuyorum evin içinde ve ben dahil kimse bundan şikayetçi değil. Ay resmen Elf oldum!

Boğazımdaki rahatsızlığın geçmesinin 3-4 hafta, yara izinin kendini bulmasının 6 ayı bulacağını söyledi doktor civanım. Ancak bir kısıtım yok, boğazım zaten beni kendiliğinden uyarıyor fazla uzanma, çok konuşma diye… Onun dışında hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum.

Bir yandan da yeni bir sayfa açıldı hayatımda, ve sadece ‘erken teşhis hayat kurtarır’ ifadesinin canlı örneği olduğum için değil… Bundan sonra bana yöneltilen “Düzenli kullandığınız bir ilaç var mı?” sorularına “Evet” diyeceğim için… Annemle babama biraz daha benziyoruz artık Doğan’la; “İlacını aldın mı?” sorusu bizim evde de soruluyor birkaç gündür…

“Bundan böyle şöyle şöyle yap(m)ayacağım” gibi büyük cümleler kurmaktan imtina ederken, sanırım biraz daha sindirmem, daha doğrusu tadını çıkarmam gereken bir tecrübe yaşadığımı kabul etmem gerekiyor. Kanser oldum, bitti. Şanslıydım, hızlı fark ettik, şanslıydım, geçti gitti. Bu sabah Doğan’a “Teknik olarak ölümden döndüm” derken, aslında her yeni başladığımız ve nefes almaya devam ederek sonlandırdığımız günün böyle olduğunu fark ettim. Bazı günleri kafamıza saksı düşmeyerek atlatıyoruz, bazılarını kanser olup ameliyat olarak… Hayatı öyle kanıksıyoruz ki, bunun böyle olduğunu unutuyoruz sadece…

Sonuçları inceleyen onkolog gerek alınan tümörün boyutları çok küçük olduğu için, gerekse “henüz çok genç” olduğum için endişelenmemem gerektiğini söylediğinde, ben en çok bu “Henüz çok genç” kısmına tutunduğumu fark ettim. Ağrıyan sırtım, kırışan boynum, yükselen tansiyonum ve daha bir sürü şey bana ‘eskisi kadar genç’ olmadığımı fark ettirmek için birbirleriyle yarışırken duyduğum bu sözler beni kendime getirdi. Sahi, daha gidecek çok yolumuz var, yazacak çok yazımız, içecek çok kahvemiz var, değil mi?…

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

28 yorum

  1. Canım Elif, çok geçmiş olsun. Daha yol uzun. Daha içilecek çok kahve (hatta rakı-şarap :)), yazılacak çok yazı, sarılacak çok insan, eşlik edilecek çok şarkı var. Elf haline kocaman sarılıyor ve güzel enerjilerimi gönderiyorum Bursa’dan. Sevgiler <3

  2. Cok cok gecmiş olsu
    Elif. Yazdıkların hepimizin sesi olmuş.Sağol varol. Gercekten erken teşhis çok önemli. 10 yıldır tiroid hapı alıyorum. Her sene nodülüme baktırırdım. Bundan bir ay önce daha ertelemeyim diye doktora gidip yazdırdım hem mamografi hem de tiroid ultrasonu. Ne mi oldu aylardır evden çıkmayan ben
    doktorumdan covid kaptım iyileştim ( şükür) ama taramaları daha yaptıramadım. Hayat böyle işte. Tekrar çok geçmiş olsun. Bol kitaplı, dinlemeli günler dilerim.

  3. Çok çok geçmiş olsun, sağlıklı mis gibi kahveli zamanlara 🧿☕

  4. Çok çok geçmiş olsun Elif. Ben de yıllar once onceki senelere göre biraz buyuyen minik bir nodul yuzunden risk almamak için doktorumun onerisi ile tiroid bezimin yarısını aldırmıs benzer bir ameliyatı olmustum. Düzenli ilaç kullanmak dısında sonrasında olumsuz bir etkisini yasamadım.

  5. Çok geçmiş olsun Elif hanım.

  6. Hem de daha bir suru sey var okunacak, gorulecek, dinlenecek, yasanacak.. Agladim okurken boylelikle gecmis gitmis olsun! ❤️❤️❤️

  7. Geçmiş olsun Elif❤️

  8. Yıllardır keyifle okuyorum yazılarınızı. Daha uzun bir süre de okumaya devam etmek niyetindeyim. Neticede yolumuz uzun, gençliğimiz var! 😊🍀💜

  9. Geçmiş olsun elif hanım gitsin ve bir daha gelmesin inş.

  10. Çok çok geçmiş olsun.

    Ve evet kesinlikle katılıyorum ağzımızdan çıkan sözlerin çok önemli olduğuna. Söz büyüdür.

  11. Sevgili Elif , bu kadar ciddi bir şey olduğunu bilmiyordum. Neyse ki geçmiş bitmiş, tertemiz her şey. Bundan sonrası önceki hayatından kat kat daha güzel olsun. Sağlıkla, huzurla geçsin.

  12. Çok çok geçmiş olsun… <3

  13. Ah çok geçmiş olsun Elif Hanım! Kendinize dikkat edin. Sağlıkla ve hoşça kalın.

  14. Cok gecmis olsun.

  15. Geçmiş olsun, bir daha hiç gelmesin …

  16. Çok geçmiş olsun Elif hanım. Sağlıklı uzun ömürler nasip etsin mevlam 🙂

  17. Mart ayinda kulak tikanmasi, temmuzda dr kontrolu, mr, patoloji ve geniz karsinomu teshisi. Bir tur deri kanseri ama genizde. Radyoterapi ve kemoterapi, ardindan koruyucu kemoterapi. Agrilar, mide bulantilari, su dahi icememe, nefes alirken aci cekmeler, kilo kaybi vs. Haftaya kontrol pet scan olacak. Buna da sukur, doktorumun dedigi gibi iyi bir kanser, kolay bir kanser. Aylarca yillarca bu tedavileri cekenlere gitsin bizim enerjimiz dayanma kuvvetimiz.

    Size de gecmis olsun, hayat artik eskisi gibi olmuyor. Lance Armstrongun kitabinda okumustum, evimin catisi yikildi ama artik gokyuzunu gorebiliyorum. Siz de gokyuzune bakin, hayat her turlu guzel:)

  18. Geçmişler olsun blogcuanne❤️ Allah şifa versin, tekrarını göstermesin…

  19. zeynep erdoğan

    bir kez daha geçmiş olsun Elif… “iyi ki”ler ve “keşke”ler arasındaki ince çizgiyi düşündüm satırlarını okurken… iyi ki daha fazla ertelemeden gitmişsin, iyi ki doktorcağızlarını ve diğerlerini dinlemişsin, iyi ki çok erkenden farkedilmiş bir çok şey… 40ından sonra bazı şeyler daha bir garip geliyor insana; büyümek istemezken büyüveriyorsun da, bazı bazı da genç kalıyorsun. kalemine ve bu kadar içtenlikle yazdığın için yüreğine sağlık… kişisel not: iyi ki varız, iyi ki yolumuz bir yerlerde kesişmiş, iyi ki ilham veriyorsun…

  20. Geçmiş olsun Elif! Aynı ameliyatı Ağustos ayında oldum. Biyopsi sonuçlarını ilk aldığımda gördüğüm ‘Kanser’ kelimesiyle şok içine girdim. Başıma böyle birşey gelme ihtimali yokmuş gibi yaşamışım bu zamana kadar. Ameliyat sonrasında atom tedavisi gördüm. Bu kelimelerin hepsi ürkütücü! 8 yıldır ayrı kalmadığım kocam ve 5 yaşında maks. 3 gün bıraktığım kızımdan 15 gün ayrı kaldım. İçinde yaşarken yaşadığın şeyin farkına varamıyor insan. Sonra dönüp dönüp bakıyor… Geçip gidiyor.. Yinede Allah dermansız dert vermesin dedirtiyor fakat çok şey öğretiyor. Sabahları uyanır uyanmaz bir yudum suyla sonra da 1 saat birşey yeme😁Yeni normalimiz rutinimiz 💜 Kocaman sevgiler…

  21. Çok geçmiş olsun, Allah bir daha göstermesin

  22. Geçmiş olsun Blogcu anne ,seviyoruz seni. Allah bir daha yaşatmasın inşallah ♥️

  23. Büyük geçmiş olsun Elif Hanım. Allah daha sağlıklı ve sıhhatli bir ömür nasip etsin inşallah. Okurken bir çırpıda bitti yazınız ama yer yer içimin çekildiğini söylemeliyim. Son ameliyat deneyimim çok iyi gitti diyemem sanırım onun etkisi var. Umarım o malum yerden uzak olmak nasip olur. Tekrardan çok büyük geçmiş olsun.

  24. Geçmiş olsun, yazılarınızı keyifle takip ediyoru. Daha nice yazılarınızı okumak dileğiyle…

  25. Şule Oğuzhan

    Çok geçmiş ve çabucak, ayakları poposuna vururcasına gitmiş olsun kötü şeyler hayatın(m) ızdan🙏 paylaşımlarınız çok değerli, teşekkürler 💓

  26. Miss gibi kahvelerin nicelerine…