25 Yorum

Pandemi Olmasa Güzel Hayat Aslında

Geçenlerde birisi bir yazıma “Seni okumak bana iyi gelmiyor” diye yazmıştı; işin enteresan kısmı, yazımı okuduktan sonra yazmıştı bunu, keşke okumasaydı. Çok depresif yazıyormuşum. Aslında ben yazılarımı başkalarına iyi gelmesi için yazmıyorum, kendim iyi hissetmek için yazıyorum, ne mutlu bana ki başkalarına da iyi geldiği oluyor ama işte bazen gelmediği de oluyor, bu da öyle bir yazı olabilir, yani şimdiden özür dilerim kendi blogumda yazdığım bir yazıdan dolayı verebileceğim herhangi bir rahatsızlık için…

Bu ara sosyal medyayı çok yakından takip etmemeye çalışıyorum. Pek kolay olmuyor. En son edebiyat dünyasındaki taciz olaylarında birçok insan gibi -daha doğrusu geçmişinde taciz olan birçok kadın gibi, yani kadınların hemen hepsi gibi- ben de çok tetiklenmiştim. Baktım çok öfkeleniyorum, bir akşam Twitter’ı sildim telefonumdan. Elim değmişken Instagram’ı da sildim, hiç olmazsa bu vesileyle kitabımı bitireyim diye, sonra baktım çok uzun sürecek kitabımı bitirmek, saçma oldu yani bu, geri geldim Instagram dünyasına.

Sonunda Social Dilemma’yı seyrettik Doğan’la. Bilmediğim bir şey söylemiyordu film ama bildiklerimi doğrulamak adına iyi oldu. Onu seyrettikten sonra sosyal medya hesaplarını kapatan insanlar var, ben onlardan biri olmadım. Zaten yatarken telefonumu kapatıyorum, uzun zamandır telefonumu gece odaya almıyorum, bildirimlerim falan da kapalı, yine de kalkmış iPhone bana diyor ki ‘Geçen hafta günde ortalama 3 saat 35 dakika sosyal medyada geçirdin.’ Deli misin kardeşim sen, ya da daha doğru bir ifadeyle deli miyim ben ne yapıyorum bunca saat yok artık yuh çüş!

İşte bundan arta kalan zamanlarda (!), ev, çocuklar, gelecek kaygısı, n’olacak bu memleketin hali, okullar açılacak mı, bari Derya’yı mı başlatsak falan diye oturup düşünmekten, yakın çevremizdeki korona haberlerine endişelenmekten, yakın çevremizdeki başka sağlık haberlerine endişelenmekten arta kalan zamanlarımda kitabıma oturuyorum. Takdir edersiniz ki bu arta kalan zamanlar bayağı az.

Neyse, asıl diyeceğim şu ki, bu okul meselesi benim çok canımı sıkıyor. Birincisi, okulların kapalı olması ve online olması çok canımı sıkıyor. Kapalı olması çok kötü çünkü artık gerçekten çok bunaldık. Yani fenalık geçirme ölçüsünde bunaldık. Hepimiz. Bunu sadece çocuklardan bıktık anlamında söylemiyorum. Çocuklar da bizden bıktı. Çocuklar yetişkinlerden, yetişkinler çocuklardan, yetişkinler yetişkinlerden, çocuklar çocuklardan, yani tüm olasılıklar, tüm permütasyon ve kombinasyonlar tükendi, bir korona illeti tükenmedi allah kahretsin.

Çocuklarla Groundhog Day’i izledik geçenlerde. Yıllar önce, valla belki de çocuklardan önce izlemiştik, hatırlamıyorum. Şu Bill Murray’in zamanda takılıp kaldığı ve her sabah aynı güne uyandığı film hani. ‘Bugün Aslında Dündü’ diye çevrilmiş Türkçeye. Neyse işte, dedim ki çocuklara, “Bakın size tam da bizim yaşadığımız günlerle ilgili bir film seyrettiricem.” Seyrederken “Ne alâka?” dediler. Ne alâkası varmış bizim yaşadıklarımızla. Meğer pandemiyle ilgili bir film zannetmişler. Neyse sonra dedim ki ne demek ne alâkası var? Biz de her sabah aynı güne uyanmıyor muyuz? 

Aslında hem evet, hem hayır. Yani çok değişik, gerçekten. Evet, aynı güne uyanıyoruz çünkü her gün, herkes evde. Fakat her gün de birbirinden farklı. Dinamiği, enerjisi, temposu… Adlandırmakta zorlanıyorum. Belki de adlandırmaya çalışmaktan vazgeçmem lazım.

Ne diyorduk? Okullar. Okul konusuna şöyle canım sıkılıyor. Yani evet, büyük bir krizin ortasındayız, dünyaca koca bir buhranın içinden geçiyoruz, bu tamam. Ama hani daha önce de demiştim ya takke düştü, kel göründü, hah işte artık yani göz alıyor bu kellik, o kadar yani. Yahu sadece Kasım sonu-Aralık başı arasında okul öncesi kurumlarını kaç kere açıp kapattılar vallahi sayamadım. Yani sırf bu bile, başlı başına bu bile önceliğin eğitim olmadığını gözler önüne hem de nasıl çırılçıplak seriyor ki ben üç yüz elli milyon falan daha sebep sayarım öyle olmadığını göstermek için. Kısacası, kimse bizim çocuklarımızı düşünmüyor. Kimsenin umurunda değiller. Değiliz. Buna çok içerliyorum.

Hani “Yangında İlk Kurtarılacaklar” listesi olur ya devlet dairelerinde, okullarda falan filan. Hah işte, eğitim konusu da “Pandemide ilk kurban edilecekler” olmuş gibi geliyor bana. Nereden mi çıkarıyorum? Şuradan: “How Schools Can Reopen” Nature dergisindeki “Okullar nasıl yeniden açılır?” başlıklı bu makalede diyor ki, “Maske, sınıf mevcudu ve hijyen önemli ama asıl önemli olan toplum içi bulaş” diyor. İşte bu yüzden elin İngiliz’i, İsraillisi falan filan bilmemkaçıncı kez tam kapanma yapıyor da biz hafta sonları evde oturuyoruz cezalı gibi. Neden? Kapanma yapamadığımız için. Yani faturanın çocuklara ve yaşlılara getiren üç saatlik aptal sınırlamadan mı bahsedeyim, AVM’lere getirilmeyen sınırlamadan mı? Ya bırak alla’sen ya, her şey o kadar saçma ki, bu kadar olur.

Neyse işte, bu ahval ve şerait içinde bir yandan çocuklarla ve büyüklerle evin içinde birbirimizi yerken Doğan dedi ki bana “Bak ne güzel, çocuklarımız yanı başımızda, birkaç sene sonra gidecekler zaten, şimdi hepsi gözümüzün önünde, ne güzel ne hoş” falan filan. Ha dedim, seni birkaç saat sonra YATIN ARTIAAĞĞĞĞĞK diye bağırırken görürüm, bakayım o zaman da ne hoş diyecek misin? Hem nereye gidiyorlar birkaç sene sonra? Eğitimi bitirdiler, üniversitelerdeki akademisyenleri ya yurtdışına kaçırdılar ya KHK’yla ihraç ettiler, kalan bir avuç akademisyen kayyum rektöre sırtını dönmüş, üniversite mi kaldı memlekette ha, nereye gidiyorlar?! Yurtdışına mı gidecekler, nereye gidiyorlar bu dolarla bu euro’yla ha?! HA?!?! Bu kısmını içimden söylemiş olabilirim çünkü ocaktaki yemeğe bakmam gerekti o sırada.

Timehop’tan geçen sene bugün, iki sene önce bugün, yok efendim beş sene önce bugün neler yapıyormuşum‘a bakıyorum her gün, ulan ne gamsız hayatım varmış be. Yani resmen başka bir boyutta yaşıyormuş gibiymişim. mişiz. hepimiz. 11 Mart artık sadece babamın doğum günü değil benim için, bundan önceki hayatımın da son günü aynı zamanda. Ayta Sözeri konserine gidip, ertesi gün okulların kapanacağı haberini aldıktan birkaç gün sonra Bodrum’da bulduk kendimizi, geliş o geliş. Okullar da bir daha açılmadı zaten.

Hayır yani ne derdin var da bu çocuklara bu pandeminin ortasında illa akademik eğitim vericem diye uğraşıyorsun? Veremiyorsun işte, veremezsin, ve-re-mez-sin. Ne diye hem öğretmenlerini, hem çocukları sıkıştırıyorsun? Bir de sınav yapmaya kalkıştılar, hah bak o da yüz defa değişen bir karar oldu, yok yüz yüze sınav yapıcaz da yok yapmicaz da. Ya sen ne öğrettin ki neyi ölçücen allah aşkına ya?

Bak ben sana bir şey söyleyeyim mi, bence bu sene herkes bi sakin olucaktı. Öyle akademik kaygıları falan bi kenara bırakacaktık, bu çocuklara bol bol resim, el işi, kitap, felsefe, psikoloji, sohbet falan içerikli dersler yaptıracaktınız. Bunu eğitimci olmayan, eğitim konusunda hiç de uzmanlığı olmayan bir insan olarak söylüyorum ve eğitim felsefesine, sürdürülebilirliğe falan ters düşebilir bu söylediğim, umurumda da değil. Çocuğumu izliyorum, en çok resim dersinde eğleniyor, bir de müzik; çünkü neden? O derslerin bir çıktısı oluyor. Resim dersinde resim yaptırıyor öğretmeni ve hatta birlikte sohbet ederek resim yapıyorlar, deşarj oluyor çocuk. Sonra n’apıyor biliyor musun, o derste öğrendiğini kalkıp kardeşine öğretiyor, buyun sana akran öğrenmesi ya da her ne ise işte adı, bundan âlâ eğitim mi olur?

Bazen kendimi değişik bi ortamlarda hayal ediyorum, yoksa rüya mı görmüştüm bilmiyorum bir yarışma programındaymışım. Bana soruyorlarmış: “Gelecek nesillere ne tavsiye edersiniz?” Diyorum ki “Doğmamalarını.” Valla kusura bakmasın kimse, bu ara düşüncem bu. Genel pandemi gerginliği mi dersin, regl öncesi buhranlar mı dersin bilmiyorum ama hayata karşı biraz mesafeliyim bu ara… Yoksa kırgınım mı demeli…

Aynı yarışma programında -ya da rüyada mı demeliyim- “Bu ara sizi en çok yoran şey ne?” diye sorsalar “Hayat” derdim. Serdar Ortaç’ın mı, Demek Akalın’ın mı şarkısıydı o… Hayat, beni neden yoruyosssun?

Tüm bu bıkkınlık mıdır, yorgunluk mudur, kırgınlık mıdır, pes etmişlik midir her neyse onu bir kenara bırakmak için bir bulut, tek bir pamuk bulut, bir tek pembe bulut yetiyor bu arada… Tek bir pufidik buluta bakıyor buhranımın yok olması, ya da benim bir buluta bakmam yeterli oluyor “Oh be dünya varmış!” demem için… Kısa bir süreliğine de olsa…

Ya da işte çocuklar babamla tavla oynadığında… Ya da annemle kurabiye yaptıklarında… Ya da evin önünde bisiklete bindiklerinde… Ya da kaçıp deniz kenarına gittiğimizde…

Akşamları halim kalmışsa yazıya oturuyorum ben, Doğan da bu aralar işi yoksa film seyrediyor, ikinci dünya savaşı filmleri falan. “Bizim yaşadığımız da bir şey mi”ymiş insanlar neler yaşamışmış. Bana bak diyorum, bana “O da bi şey mi” demesene sen bana, yani tabii ki savaşlar, açlık, göç falan korkunç şeyler bunlar ve kendimi tabii ki onlarla kıyaslamıyorum ama bu da bizim zorluğumuz kardeşim! Geçen sene bu günlerde böyle şeylerin olabileceğini hayal eder miydin sen? Ha? HA?!

Bu ara bana Bodrum’la ilgili çok soru geliyor, işte burada tanıdığım emlakçı var mıdır ya da ev fiyatları nasıldır ya da burada yaşam nasıl falan gibi… Tek tek cevaplamam çok zor ama genel bir yanıt verecek olursam, Bodrum’da hayat çok güzel. Ama çok zor. Ama çok güzel. Ama zor. Ama işte…

Özetle, “Pandemi olmasa güzel hayat aslında…” 

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

25 yorum

  1. Bloğa yazdığını görünce hemen koşup okudum. Öyle doğru öyle net öyle benim dilimde yazmissin ki seni çok iyi anlıyor ve sevgiyle kucaklıyorum. Kafalar karışık uykular bozuk keyifisizlikle şükür arasında geçiyor günler. Umarım umarım bizim depresif halimiz yenilir ve güzel günler bizim olur. Sevgilerle..

  2. Bana cok iyi geliyor sizin yazilariniz, hangi konuda ve hangi tonda yazilmis olursa olsun. Cok sevgiler💞

  3. Ben bulutlar sevdim sizinle, 🙂 hep yazın inşallah, çok sevgiler…

  4. Ayni kaygilar ayni telaslar elif hanim..

  5. Ya ben aynı şehrin içinde haftalardır anamı babamı görmemişim, diyaliz hastası babama bizden bir zarar gelmesin diye. Ya ben aylardır evin bakkaliydi çakkalıydı manaviydi kasabiydi tek başıma uğraşmışim, kronik rahatsızlığı olan eşimin teması minimum olsun diye. Ya ben aylardır kuaföre gitmemisim, şimdi saç neyse de kaş bıyık aldirirken maskemi çıkarmak zorunda kalicam diye. Ya ben aylardır işle ev arasında kosturmaktan bitap düşmüşüm geberesice müdür dönüşümlü çalışma vermedi bi koşu gideyim de öğle arasinda evdeki bebelere de bi faydam dokunsun diye. Ya ben daha çook konuşurum, kimse de bana “bak ama insanlar ne zor şartlarda yaşamışlar” demesin! Bu da bana zor kardeşim. Bunaldım! Bunaldık! Ölüyorum anlasanaaa😥

  6. Kesinlikle katılıyorum eğitimin felsefe,resim,müzik dersleriyle sürdürülüp sınavların iptal edilmesine.
    Bu sene okullar da dahil her şeyin kapanmasından taraftım 10 Mart tan itibaren 16 Mart ı beklemeden 7.sınıftaki oğlumu okuldan aldım ,bu kararda çalışmayan bir anne olmam da etkilidir muhtemelen.Evet zor evden lgs ye hazırlanmak(4 yaş oğlumla daha da)şuan okullar açılsa bile göndermeyeceğim çünkü bu kollektif bir süreç bu bilinçle hareket edilmeli,sorumlu olduğumuz sadece kendi sağlımız değil;sağlık çalışanları,eczacılar,kronik hastalığı olan çocuklar,yaşlılar…Bizim keyfiliğimiz yüzünden hayatını kaybeden binlerce insan.
    Tam kapanmanın bir aydan az olmaması şartı ile tez zamanda uygulanması gerek (çok geç kalındı)ama ne yazık ki her yönüyle basiretsiz bir iktidarla “yönetilemiyoruz”
    Nihayetinde yüzyılda bir gerçekleşen pandemi bize denk gelmese, bilimsel veriler ışığında çocuklarımıza denk gelecekti,hazırlıklı olan ülkeler(Almanya)bile binlerce can kaybetti,neticede cahil ve sorumsuz topluluklar(virüsü inkar edenler,aşı karşıtları)heryerde var(her yer YeniZellanda değil😔)
    Demem o ki bu olağanüstü olaylar olağanüstü önlemleri gerektirir,bunu devlet sağlamıyorsa biz öz denetimimizle sağlamak zorundayız ki hem kendimiz hem bizim yüzümüzden başkaları hayatını kaybetmesin

  7. Gülcan Aydeniz

    Yüreğine emeğine sağlık sevgili elif. Kendi adıma teşekkür ederim duygularımda ve düşüncelerimde kendimi yalnız hissettirmedigin için. Umarım bugünler geçtiğinde iyiliklerinin ya da katkılarının da farkında oluruz ve umarım kalıcı ya da telafisi zor zararlar bırakmamış olur kendimizde ve yakinlarimizda. Selamla sevgiyle …

  8. Bence çok güzel yazıyorsunuz, çocuğum yok o yüzden sizi geç keşfettim, ona üzülüyorum ben

  9. Aslıhan Nart

    Çoğumuzun duygularına tercüman olmuşsunuz yine🙏Çok sevgiler bol bulutlu kucaklamalı zamanlar dileğiyle ❤️

  10. Yazdıklarınızı takip etmeyi okumayı,tekrar okumayı çok seviyorum.. Bu yıl banada yitik bir yıl gibi geliyor.Eğitim adına eğitilmemiş zihinlerin bizim adımıza verdiği eğitim kararlarında sıkılmış olan insan❤️

  11. Yalnız değilsin binlercey iz aynıyız, içler eriye eriye, gerile gerile gidiyoruz Bi alamete. Hiçbir yere istesede gidemiyor çocuklar (bilde çok şettirme:) Geçen sene üniversite son sınıfta olan oğlum, ‘yarıngörüşürüz’ diye ayrıldığı arkadaşlarına veda bile edemeden, birkep atamadan derdes mezun oldu. Dolar ve pandemi yurtdışı deneyim fırsatını çöpe attı. Kokuşmuş düzen akademisyen olma şansı vermedi. 6 ay iş aradı, yüzlerce başvuruda birine görüşmeye çağrılınca ailede bir bayram havası oldu. Defalarca geçtiği görüşmeler sonunda asgari ücretle işe başladı. Hergeçengün gözlerinde kaybolan hayallerini görmek bizim içimizi kıyıyor. Yeni liseli olan ergeni de hesaba katınca ofki Offf ama neydi umut etmek güzeldi, biz düşersek onlar hiç toplanmaz diye diye çekiyoruz kürekleri… Elbet baharı göreceğiz çocuklarım diye sarılmak güzel yinede…..

  12. gecen sene haziranda baktım instagram deli sacmasi vaktimi aliyor, nedir dedim, bana ne veriyorki, daha cok aliyor. kapattim, girmedim tekrar. yasam daha kolaylasti, okdugum kitaplar arttı. baskalarinin hayatlari beni ne uzdu ne kizdirdi ne mutlu etti. kendim kendime yeterli hissimi tesvik etti. bana iyi geldi kisaca..

  13. Bahar Küçükgedik

    Üniversiteler konusunda çok karamsarsınız, okuyacak çocuk her türlü okuyor, açık öğretim bitirip yurtdışında yüksek lisans bursu bulabilir. Çok değerli akademisyenler de var ülkemizde, bir kalemde silip atılamaz.

  14. Ne guzel bi yazi olmuş.Ozellikle uzaktan egitim konusunda desiklerinize katiliyorum.Çocuklara zul oldu.Geçen 7.sinifa giden ogluma müzik dersinde ögretmeni zorla şarki soyletmeye kalkti soylemezsen 0 vericem dedi bide üstune.Bi dalsimlar artik şu çocuklari ya
    . . .

  15. Sizin evle bizim ev arasındaki şu an tek fark çocuk sayısı sanırım, bizde 2. Eğitim konusunda sizin gibi ben de bi sakin olunmasını onermistim taa Mart ayında, beraber kitap okusalardi, resim yapip belgesel izleselerdi bi süre, oyun da oynayabilirlerdi, veli wasssapp grubunda biraz kınandım, ama ne oldu? Bütün çocuklar zombi oldu ekran başında, başlarım boyle öğrenmeye, olmasın daha iyi…

  16. İngiltere’den bildiriyorum, burda çocuklar kıymetli. Olaylar sarpa sardı , En son artık fazladan yapmaları gereken bişey olduğu için okulları kapattılar. Canlı ders, sıkı takip falan da yok ama çocuğun çocuk olduğunun farkındalar ve ödevler sayfalarca Yapılacaklar listesi yok!
    Şimdi Bodrum olmak vardı ya diyerek kıskançlığımı dile getirmek ve orası için aynı kaygıları taşıyan insanları görmek iyi geliyor demek istiyorum. Sebgiler

  17. Duygularımıza tercüman olmuşsun Elif abla ❤️
    Bir gün deseydiler ki tüm dünya aynı duyguları paylaşacak, yok artık derdik.
    Ve şuan yaşadıgımız tam anlamıyla bu.
    Allah yardımcımız olsun herkes cok bunaldı ve sıkıldı , güzel günler görmek ümidiyle
    Sevgiler

  18. Yeni yazı olduğunu görünce şimdi hemen okumayayım bitmesin,gece yavaş yavaş okurum dedim:)ama dayanamadım,okudum.Seviyorum yazılarınızı…

  19. Sevgili Elif, yalnız değilsiniz elbette. Farklı kentlerde, kasabalarda benzer kaygılar, darallar, aynı iç sıkıntıları. Kızım ve oğlum evde online eğitimde. Oğlum sizin çocuğunuz gibi o tuhaf lgs deneyimini yaşadı. Şimdi lisede ama bunu hissetmiyor, okuluna yalnızca bir kez gitti, sınıf arkadaşlarıyla tanışmıyor bile. Yazdıklarınıza katılıyorum, aslında tamamen farklı bir şeyi deneyimleme, olağana ara verip devrimci bir şeyler yapma şansımız vardı bu yıl, olabilirdi. Kişisel olarak o kadar cesaretli olamadığımdan sistemin içinde kalmak konforuna sığındım. Eğitimin öncelik olmadığı bir sistemin içinde de hep bir “eh işte” durumu. Yazmaya başlayınca durmak mümkün olmuyor sanki. Çocukların eğitimi ile ilgili detaylara takılmamakla ilgili kendimi ikna ettim artık. Onlar da başka bir şey deneyimliyorlar.
    Kendimi motive etmekte büyük sıkıntı yaşıyorum. Ama her zamanki gibi anne motivasyonu ilk kurtarılacak, çünkü bizim de motive edeceğimiz aile bireylerivar sırada. Bugünlerde pandemi bir gün bittiğinde tüm dünyada topyekün nasıl bir mutluluk, partileme hali olacak onu düşünüp keyiflenmeye çalışıyorum. En güzel yemekler yenecek, en çılgın danslar edilecek ve en uzun seyahatlere çıkılacak o gün.

  20. Yeniden Güzel günlerimizin olacağını düşünüyorum ve olucak İnşallah

  21. İyi ki varsınız iyi ki yazıyorsunuz ❤️ Moda da sizi görünce koşup sarılmış öpmüştüm sizi ablama sarılır gibi, siz de nasıl samimi nasıl tatlıydınız ❤️ (Şimdi birini sarılıp öpmek imkansız geliyor:) ) çok güzel günlerde görüşmek üzere, hep olun buralarda..

  22. İlk defa okudum yazını, tesadüf bu ya tam da kahvemi almıştım elime. Dostla sohbet eder gibi, bir dostun derdini dinler gibi

  23. Çok güzel yazı valla, mis 🙂

  24. sizin bir çok yazınızı severek ve çoğu zaman ufkumu açtığınızı düşünerek okumuş biri olarak, bugünkü yazınıza çeşitli eleştirilerim olacaktı ancak yazınızdan anladığım kadarıyla bu sıralar eleştiriye tahammülünüz olmayacak. Yazıyı yoruma kapatmadığınız için en azından bu kadarını yazayım dedim.

  25. Kaleminize sağlık. Pandeminin gerçekleri ve umut dolu bir yazı olmuş. Sanki son zamanlarda aşıyla, normalleşmeyle biraz umutlandık gibi. Her şeyin bir anda tepe taklak olmaması umuduyla! Bodrum’a selamlar. Teşekkürler!