9 Yorum

Sorun sende değil, bende de değil, sistemde

Bu eve taşındığımızda, annemlerin katına giden merdivenin altını kapatıp depo haline getirmiştik. Ancak evin geri kalanında olduğu gibi, orada da malzeme ve/veya işçilik konusunda eksiklik olduğundan olsa gerek, Bodrum’un geleneksel rutubet sorunuyla da birleşince ciddi bir rutubet problemi yaşanıyordu el kadar depoda.

Neyse geçtiğimiz yaz başı filtreler, havalandırmalar falan takıldı ve kışa hazırlanıldı. Kış geldi, yağmurlar başladı ve ta taaaa, sen yağmur suyu içeri şakır şukur gir, bizim yazlıklarımızı, çocukların (kardeşlerine sakladığımız) küçülmüşlerinin falan olduğu giysileri koyduğumuz bavulları ıslat, içindeki giysiler sırılsıklam olsun, bazıları küften görünmez hale gelsin falan, tam delirmelik bir durum…

O gün kaç kere çamaşır yıkadığımı bilmiyorum; bildiğim, akşam yatarken hâlâ kalorifer peteklerinin üzerinde çamaşır kurutuyordum ve daha yıkanması gereken en az üç makine çamaşır vardı. Ertesi gün Derya’nın göz kontrolü için günübirlik Aydın’a gidecektim; annem dedi ki “Sen kalan çamaşırları bana ver, ben yıkayıp kuruturum onları bütün gün.” Zaten kışın -çok güneşli günler dışında- onların evinde kurutuyoruz çamaşırları çünkü soba olduğu için daha çabuk kuruyor. Ama tek makine çamaşırı yıkayıp, asıp, kuruyunca toplamak başka şey; bütün gün makinelerce çamaşır yıkayıp, onları evin her yerine asıp, kurudular mı diye kontrol edip, kuruyanları toplayıp yerlerine yenilerini asmak başka şey…

Annem zaten evin yemeğini yaptığı için ona başka iş çıkarmamaya gayret ediyorum genellikle. Her gün yedi kişiye yemek yapmak ciddi bir mesai ve bunun için de ona minnet borçluyum çünkü bizi (beni) inanılmaz büyük bir dertten kurtarıyor. (Babam da bizi (beni) oranladığımız zaman o kadar inanılmaz olmasa da yine ciddi bir dertten kurtarıyor: Derin’i okuldan almak ve gerektiğinde diğer şoförlük işlerini yapmak. Onun okulu en uzakta ve okuldan alınması gereken saat benim en verimli çalıştığım saat olduğundan, babamın o saatlerde servis yapması bana nereden baksan gün içinde 1,5 saat kazandırıyor. Ama bu yazının bu konusu bu değil. Ya da belki de tam da budur, dur bakayım.)

Annem bana, “Sen yokken ben çamaşırları hallederim” derken Doğan evdeydi. Evdeydi derken, o an fiziksel olarak evin içindeydi demek istemiyorum; faaldi. Eli ayağı tutuyordu yani. Çok şükür -hâlâ karantinasının son günlerinde olsa ve çabuk yorulsa da- artık sahalara dönmeye başladı ve son iki haftada tamamen bana kalan (ve bence bunun yarattığı yorgunluk ve stres sonucunda kişisel tarihimde iki, belki de üçüncü kez reglimin gecikmesine sebep olan) aşırı iş yükünü biraz da olsa üzerimden alabilmeye başladı.

Ama annemin “Sen yokken ben hallederim” demesinin sebebi Doğan’ın hasta olması değildi. Annemin, normalde benim yapacağım bir işi üzerine almasının sebebi, Doğan’ın iş işlerinin, onun böylesine detaylı bir çamaşır işiyle uğraşmasına fırsat vermeyecek olmasıydı. Doğan’ın, birçok evin erkeği gibi, depoda ıslanıp küflenen çamaşırları yıkamaktan daha önemli işleri var, para kazanmak gibi…

Şimdi tabii ki bu bir kriz durumuydu ve Doğan’ın işlerini bırakıp çamaşırlarla ilgilenmesi -bunu yapabilecek başkaları varken- gerçekçi değildi. Sorun şu ki, hayatta bu gibi kriz durumları, fani bir insanın tahammül edebileceğinden daha sık oluyor. Çocuklar hastalanıyor, çamaşır makineleri bozuluyor, kar tatili oluyor, pandemi oluyor, okullar kapanıyor, bir buçuk sene kapalı kalıyor ve bilin bakalım bundan en çok etkilenenler kim oluyorlar? Evet, doğru bildiniz, kadınlar!

Feminist akademisyen Selda Tuncer bunu şöyle açıklıyor:

Selda’nın hesabı kilitli olduğu için bu ekran görüntülerini onun izniyle paylaşıyorum

Biliyorum, ev işi yapmayan, yapacak fırsatı olmayacak kadar yoğun çalışan kadınlar da var; fakat onların işlerini de yine az maaşlı, sigortasız çalışan (bazen bu iş için kendi ülkelerindeki ailelerini bırakıp göçen) kadınlar yapıyorlar çoğunlukla. Ve dışarıda çalışsa da evin işlerinin yürümesinden yine kadınlar sorumlu oluyor; bakıcıyı denetlemek annenin alanına giriyor; evde ne yemek yapılacağına karar vermek -kendisi yapmasa bile- kadının sorunu oluyor; çocuk hastalandığında evde kalan kişi çoğu zaman anne oluyor. Zaten pandeminin en çok kadınları vurmasının sebebi de tam olarak bu değil miydi? Yardımcılar, bakıcılar eve gelemeyince işler hem iş işleri, hem ev işleri kadınların üzerine kaldı. Bu süreçte adamlar da birçok şeyin ucundan tutmak zorunda kaldılar belki ama faturanın büyük bir kısmını yine kadınlar ödedi.

Dünya düzeni elle tutulur şeyleri ve maddiyatı ön plana çıkarırken, geri planda kalan emek işlerini görünmez kılıyor ve hatta küçümsüyor. Erkeği bilgiyle, kadını duyguyla eşleştiriyor, sonra bilgiyi yüceltip duyguyu aşağılıyor; büyük bir kurnazlıkla “kutsal anne” etiketi yapıştırdığı kadına tüm bu”duygusal” işleri kilitleyip bunun onun “doğasında olduğunu” söylerken, buna maddi bir değer biçmiyor. Kadın tekerleğin içinde dönüp duran hamster gibi bu işlerle uğraşır ve karşılığını gerektiği gibi almaz ve hatta çoğu zaman ceza öderken (iş yaşamında tercih edilmemek ya da eşit-işe-eşit-ücret almamak gibi), adam er meydanında errrrkek gibi para kazanıyor (daha doğrusu kazandığını sanıyor ama sistem, küçük, ayrıcalıklı bir kesim dışında aslında onları da sömürüyor). Tamam biliyorum, marketten alışveriş yapıp masaya yemek koymak için paraya ihtiyaç var; ancak parayı kazananlar bu işi tek başlarına mı yapıyorlar? Birileri evi çekip çevirmezse, yemek yapmazsa, çocuklarla ilgilenmezse, hastalara bakmazsa, kısacası hayatın devam edilebilmesi için gereken işleri yapmazsa kim, nasıl çalışacak?

Biliyorsunuz bu dünyadan bir bell hooks geçti. Belki de bilmiyorsunuz, asıl adı Gloria Jean Watkins olan, ancak büyükannesini onurlandırmak için onun ismini kullanan ve isminden ziyade fikirlerini ön plana çıkarmak için ismini büyük harfle yazmayı reddeden bell hooks geçtiğimiz hafta 69 yaşında öldü. Onun, blog yazmayı yavaşlattığım şu son birkaç yılda okuduğum için bu blogda yeterince yer bulmayan -bence kült- kitabı Feminizm Herkes İçindir‘de şöyle bir sözü var:

İş yaşamının talepleri, elbette çalışan ebeveynlerin, özellikle de erkeklerin çocuk bakımına katılımı konusunda sıklıkla engel yaratıyor. İşe ayrılması gereken zamanın yapılandırmasında büyük değişiklikler gerçekleşmeden, yaşamın erkeklere ebeveynlik yapmaları için zaman ve alan verecek şekilde düzenlendiği bir dünyada yaşıyor olmayacağız.

Sorun sende değil, bende de değil, sistemde. Ve sistemi düzeltmeden, hiçbirimiz ne işte, ne aşkta gerçek potansiyelimizi yakalayamayacağız.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

9 yorum

  1. Çalışan bir anne olarak hastalık, pandemi, çamaşır, bulaşık, yemek, yardımcı organizasyonu vs gibi durumlarda genellikle ben işlerimi askıya alıp emeğimi ve zamanımı bunlara verdiğimden, kendimi ‘fasulyeden’ çalışan gibi hissediyorum. Eşimin ‘billable’ saati daha çok olabilir ama o saatler benim ‘unbillable’ saatlerimin önünde diz çöker tövbe ister🙄

  2. Sorun sistemde (de) olabilir ama sistemin değişmesi için talep sadece kadınlardan değil, erkeklerden de gelirse ancak değişir. Kadınlarla erkeklerin öncelik sıralaması çok farklı. Çalışan kadınlar bu sıralamaya göre gerektiğinde kariyerlerini ikinci plana atıp gerekli gördükleri esnekliği sağlarken, erkeklerin işverenlerinden böyle bir talebi yok. Olmamasının nedenlerini de çok güzel açıklamışsınız zaten, çünkü ev işleri nankör. Yapana hiçbir itibar ya da güvence getirmiyor. Çalışmak ise sadece ekmek parasına indirgenemeyecek bir faaliyet, insanlar sadece para için çalışmaz. Çalışırken sosyalleşir, bilgi ve becerisini kullanır, somut bir şeyler ürettiğini hisseder, aile içindeki rolleri dışında başka bir role, kendine ait bir alana, ekonomik güce ve güvenceye kavuşur. Erkekler tabii ki ev ve çocuk işlerini üstüne almak istemez. Kısacası yazınızı çok beğendim ama sorumluluğu sisteme yıkan sonuç bölümü üzerinde biraz daha düşünmelisiniz bence. Bence sistemin değişmemesinin nedeni de toplumsal cinsiyet rolleri ve geleneksel iş bölümüdür. Sevgiler.

  3. Evet. Tam da öyle.

    Yaşasın blog.

  4. Annelerimizin bu destekçi yük almacı yaklaşımı evdeki erkek rolünün de acayip işine geliyor ve kendine bir sorumluluk verildiğinde dile gelmese de ” ee annen ne güne duruyor” gibi bir beden dili ile hayrete düşüyorlar. Küfür gibi.. içimden ejderha ateşi çıkmak istiyor o anlar şiddete meylediyorum resmen Elif 🙂 neyse ki annelerimizden görmedik de rol model olarak şiddeti hemen bulaşık yıkıyoruz bir çay koyuyoruz.. hayat da öylesine geçip gidiyor işte..

  5. Projeci, çalışkan, ders materyalleri tasarlayan, üreten bir öğretmen, üç erkek çocuğumun, (bebeğim kalp hastası) annesi olarak, hem ev işini hem çocuk bakımını ben ve gece yarılarına kadar çalışan eşim yapmakta, yırtınarak bağırmak istiyorum yoruldukkkk, sistemin suçu

  6. Ben çocuğumun doğması ile birlikte evde devrime gittim. Ya beraber ya hiç ben gidiyorum dedim. 😀 Sonuç bizde iyiye evrildi, olabildiğinde ortak hallediyoruz. Özellikle pandemi süresince evden çalıştığım sıralarda eşim de aslında benim ne kadar ultra yoğun çalıştığıma şahit olunca, ilk zamanlar evde olduğunda “kahvaltıda ne var” diyerek yataktan seslenişlerinin yerini şimdi usul usul omlet yapıp önüme bırakma seansları aldı.

  7. Elif hanım merhaba,

    “(ve bence bunun yarattığı yorgunluk ve stres sonucunda kişisel tarihimde iki, belki de üçüncü kez reglimin gecikmesine sebep olan) aşırı iş yükünü biraz da olsa üzerimden alabilmeye başladı.” yazmışsınız..

    covid aşısının regl gecikmesine sebep olduğunu duyuyorum. bende ve pekçok arkadaşımda aşılardan sonra yaşanmış bu durum. hatta bir arkadaşım bu sebeple dr a kontrole gittinde dr u “aşı oldunuz mu” diye sormuş.

    https://tr.euronews.com/2021/08/07/covid-19-as-lar-kad-nlarda-adet-duzensizliklerine-yol-ac-yor-mu

  8. Bir işim yok. Yani dışarıda yada evde para karşılığı bir işte çalışmıyorum. Oğlumuza eşim ve ben birlikte bakıyoruz. Pandeminin henüz başındayken oğlum 2 yaşındaydı. Eşim evden çalıştı. Eşim evde yokken ben yemek yaparken kendi kendine oynayan oğlum, onun evde çalışıyor olmasına ve toplantılarına haliyle alışamadı. Her toplantıda odasına girmesin, ses çıkartmasın diye ekstra efor harcamam da yetmedi. Ve o zaman oynasın diye eline verdiğimiz tablet 2 senenin sonunda eline yapıştı. Şimdi günde 2 3 saat elimizde oyuncak çantası parklarda, bahçelerde geziyoruz. Yeter ki evde durmayalım, tablet istemesin diye.