8 Yorum

Annelikten Pişman Olmak

Bundan neredeyse üç sene önce bir e-posta aldım. Bilge Yalçın Baştimur, “Regretting Motherhood” (Annelikten Pişman Olmak) isimli bir kitabı Türkçeye çevirdiğini, ancak yayınevinin, kitabı, kendisinin önerdiği orijinaline uygun başlık yerine kitabın içeriğine zıt bir başlıkla basarak kitabın mesajını görünmez hale getirdiğini söylüyordu. Sadece bu değil; kapak tasarımı/arka kapak yazısının da kitabın içeriği ile ters düştüğünü belirtiyor, kitabı eline alan okur adayının o rengarenk kapağın ardında annelikten pişman olan kadınların hikayelerinin olduğunu aklına bile getiremeyeceğini ekliyordu.

Kitabın yazarı olan Orna Donath da bu durumdan memnun değildi ve sonuç olarak kitabın bu haliyle satışı durmuştu. Ancak Türkiye’de yaşayan anne kadınların bu kitaptan mahrum kalmasından rahatsızdı Bilge; kitabı mesajın yaratacağı tepkilerden çekinmeden yayınlayacak bir yayınevi bulma konusunda destek istiyordu.

Neydi o mesaj? Şuydu:

“Anne olmaktan pişmanlık duyan kadınların peşinden ve onların gün yüzüne çıkmasına izin verilmeyen hislerinin aydınlattığı yoldan giden Orna Donath, anneliğin mutlak iyiliğini sorguladığı bu sosyolojik çalışmasında, yalnızca İsrail toplumunu değil tüm dünyayı kadınlara ne hissedip hissetmemeleri gerektiğini dikte eden, iki yüzlü, “hissiyat kuralları”yla cesurca yüzleştiriyor.”

Kitabı çok merak ettim. Bilge’yi, iletişimde olduğum bazı yayınevleriyle iletişime geçirdim ve kitabın orijinalini Amazon’dan kindle’ıma indirip okumaya başladım.

Ve çok etkilendim.

Pişmanlık konusu daha önce Elisabeth Badinter’ın Kadınlık mı Annelik mi? kitabında da, Harriet Lerner’ın (kendi kitabımı bitirir bitirmez çevirisini yapacağım) Mother’s Dance (Anne Dansı) kitabında da karşıma çıkmıştı. Ancak Donath’ın kitabı, sadece ve tamamen “annelikten pişman olmak” üzerineydi.

Bu, öylesine tabu bir konuydu ki, Donath’ın kitabını Türkçede ilk basan yayınevi de ‘annelik’ ve ‘pişmanlık’ kavramlarını bir arada kullanmaktan imtina etmiş, kitaba “Abartılmış Annelik, Bastırılmış Kadınlık” şeklinde abuk bir isim vermişti! Bilge’nin haklı isyanı da bunaydı zaten.

“Annelik ve pişmanlık” kelimeleri genellikle birlikte zikredildiğinde akla anne olmayan kadınlar gelir. Hatta kimsenin annesi olmayan kadınların belki de en sık duyduğu sözdür “Pişman olursun.” Herkes onlara, eğer anne olmamayı tercih ederlerse ileride pişman olacaklarını söyler, ellerini çabuk tutmalarını tembihler.

Oysa kimse anne olmayan kadınlara, anne olmaları halinde ileride pişman olabileceklerini söylemez. Kadınlara, anneliğin ne denli güzel ve tatlı ve doyurucu ve daha bir sürü bir şey olduğu anlatılır ama anneliğin tatsız tarafından pek bahsedilmez. Kimse, anneliğin can sıkıcı yönlerinin olabileceğini, anne kadının birçok konuda yalnız bırakılabileceğini, (özellikle de çocuklarına karşı) sevimsiz bir insan olmak zorunda kalabileceğini söylemez. Onun yerine “bir gülüşünün dünyaya bedel” olduğunu, “bir kadının anne olunca tamamlandığını”, “anneliğin her şeye değdiğini” söyler. Bir başkasının hayatı konusunda, bizzat yaşamadığı, ne kadar zor, kısıtlayıcı, tüketici olabileceği hakkında fikrinin olamayacağı bir tecrübe ile ilgili ne kadar rasyonel bir çıkarımda bulunulabilir ki insan?

Hal böyle olunca, annelik bu kadar yüceltilip kutsanınca, çocuklarını çok sevmelerine rağmen çocuklu olmayı sevmeyen ve “Keşke kimsenin annesi olmasaydım” diyen kadınlar seslerini çıkaramazlar.

İşte Donath, bu kadınlara hislerini sormuş.

İsrail gibi doğurganlık oranlarının çok yüksek olduğu, “anne olmamanın dinsizlikten beter” bir statüde konumlandırıldığı bir ülkede, anne ve hatta büyükanne olan ve bundan pişmanlık duyan kadınları dinlemiş.

Çocuklarını çok sevmelerine rağmen, anne olmaktan nefret eden, mümkün olsa bir sihirli değnek yardımıyla “kimsenin annesi olmadığı” haline dönmek isteyen kadınların sözlerine kulak vermiş.

Bu cesur kitap, şimdi Bilge Yalçın Baştimur’un çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı.  Olması gerektiği gibi, olması gereken ismiyle: Annelikten Pişman Olmak.

Annelik üzerine daha önce okuduğum kitapların hiçbirine benzemiyor bu kitap. Anne olan kadınların da, Donath’ın tanımıyla “kimsenin annesi olmamayı” seçen kadınların da okumasını dilerim.

(Ve teşekkür ederim Bilge, beni bu kitapla tanıştırdığın ve Türkçe basılmasına ufak da olsa katkıda bulunmama fırsat verdiğin için…)

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

8 yorum

  1. Benim gibi kitabı okumaya korkanlar olabilir mi acaba?😅

  2. Hemen alıp okumam gereken bir kitap teşekkür ederim zira şu ara kimsenin annesi olmadığım günlere dönmek istiyorum. Not iki oğlumuda tabi ki çok seviyorum

  3. Ben birçok kadının aksine, anne olmaktan duyduğum pişmanlığı, bebeğimin yeni doğduğu zamanlarda değil çok sonra yaşadım. Birçok kadının depresyonla uğraştığı lohusalık dönemi benim için balayı tadindaydi. Kendime hep birlikte gecirdigin zamanın tadını çıkar dedim. Bu günler bitecek. Sonra koşullar değişti, ev bunalttı, iş çok özlendi. Kariyer baltalandigi için vicdan azabı çekildi. Ve çocuk 3 yaşına geldikten sonra hayatını istediği gibi yasayamadigi için üzülen bir kadın buldum elimde.

    Bu kadın işiyle ve hayatla buyuk bir aşk yaşıyordu şimdi de ve günün 12 saati çalışmak, 6 saat uyumak ve kalan saatlerde de dinlenmek istiyordu. Ben bu kadına anlattım, dedim ki, eğer anne olmasaydın nah bu coşkuyla işine sarılır, hayatı böyle kucaklardin.

    Sonra dedim ki at üzerinden bazı sorumlulukları ve bak bakalım anne olduğun için mi pişmansin, getirdiği yan yükümlülükler mi yoruyor. Temizlik, yemek, çamaşır zorunluluğu yok. Oyun oynama, haftasonu birlikte vakit geçirme zorunluluğu yine var.

    Şimdi bu aklımla en başa dönsem ne evlenirim ne de anne olurum. Ama o zaman da büyük ihtimalle annelikten pişmanlık duyan insanları kınayan bir dangalak olurdum, bilmiyorum.

    • Pismanvesisman

      Hislerime tercuman olmussunuz o kadar guzel yazmissiniz ki. Bir de sucluluk duygusu var, surekli ben neden boyle hissediyorum, neden cocuklu hayattan zevk alamiyorum diye sucluluk duymak ama suclulugu giderecek aksiyonlari da alamayip hep kacmak…

  4. Daha önce sizden okuduğum bir yazıda olduğu gibi; ben çocuklarımı sevdim. anneliği değil 🙂

  5. Gerçekten merak ettim, basılabilmesi bile mucize olmuş neredeyse. Denk gelirsem alıp okuyacağım.

  6. Alınacak ve okunacaklar listesine eklendi✅
    Eşimle çift terapisi alma noktasına kadar geldiğimiz, hâlâ da tam çözemediğimiz sorunlar mı düşündürttü bilmiyorum ama ben uzun süredir “oğlumdan bağımsız, keşke çocuk yapmasaydık, ve hatta keşke evlenmeseydim” çok dedim, sesli-sessiz. Sanırım kendimi bulacağım kitapta. İyi ki olani olması gerektiği gibi yapan insanlar var hâlâ. İyi ki♥️

  7. “… annelik bu kadar yüceltilip kutsanınca, çocuklarını çok sevmelerine rağmen çocuklu olmayı sevmeyen ve “Keşke kimsenin annesi olmasaydım” diyen kadınlar seslerini çıkaramazlar.”

    O kadar doğru ki bu sözler! Ben de öyle hisseden kadınlardan biriyim ama susmadım. Bas bas bağırarak ben anne olmamamaşıymışım, şimdiki aklım olsa asla anne olmazdım dedim. Hatta daha da ileri gidip” 1 gr aklı olan çocuk falan yapmaz” dedim. Bunları her söyleyişimde etrafımdaki çeşitli kadınlardan en basiti “Aaaa öyle söyleme!” olan çok yoğun tepkiler aldım. İçimden geçen buysa neden söylememeliydim hiç anlam veremedim. Neyse ki böyle hisseden tek kadın olmadığımı biliyordum. Şimdi kızım büyüdü, bana eskisi kadar “bağımlı” değil. İşler nispeten kolaylaştı ama sözlerimin arkasındayım. Ben dahil, bazı kadınlar anne olmak için yaratılmamışız. Kitabı hemen alıp okuyacağım. Haberdar ettiğiniz için çok teşekkürler 🙂