"3-4 yaş" etiketli tüm yazılar

Haberler, duyurular, paylaşımlar

Europa Donna Türkiye (Türkiye Meme Hastalıkları Koalisyon Derneği), Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı ve Türkiye Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonun da destekleğiyle “Harekete Geç! Hikayeni Gönder” başlıklı bir kampanya başlatmış. Kampanyanın amacı, meme sağlığına ilişkin deneyimlerin paylaşılması yolu ile, yaşanmış hikayelerden yola çıkarak bu hastalığı yaşayanlara ve yakınlarına umut aşılamak ve toplumu meme kanseri hakkında bilinçlendirmekmiş. Kampanyaya başvurular, 31 Aralık 2010 tarihine kadar www.hikayenigonder.com adresinden yapılabilirmiş. Detaylar burada.

Deniz’in Kitaplığı’ndan: Elmer ve Hipopotamlar

Deniz’le az önce bu kitabı okuyunca taze taze yer vereyim istedim. Rengârenk fil Elmer’ı hep duyardım ama kendisiyle yeni tanıştık. Birkaç gündür Deniz çok severek okuyor bu kitabı. Hikâyenin özeti şöyle:

Anaokulu – ne zaman, nasıl, nerede?

Anaokulu konusunda ne zamandır kapsamlı bir yazı yazmak istiyordum. Nereden başlasam, hangisini anlatsam diye düşünürken Damla‘nın bu sobesi harekete geçirdi beni. Eline sağlık Damla, bu sobe bloglarda yayılsın da bu konuda dert çeken anneler tecrübelerden faydalansın. Damla’nın sorularına ve yanıtlarıma geçmeden önce geçenlerde edindiğim bir kitabı paylaşmak istiyorum. Adı, Anaokulu ve Kreş için Anne Baba Rehberi. İstanbul Altunizade’deki Pembe Panter Anaokulu’nun sahibi psikolog Ayşe Güner tarafından yazılmış.

Yaklaşan doğum günü buhranı

Bizim zamanımızda doğum günü partileri evde olurdu. Biz zaten kalabalık bir sülaleydik, sadece anne tarafımda on kuzendik. Benim doğum günüm yaza denk geldiğinden çoğu arkadaşım zaten olmazdı, aile içinde kutlardık. Ya yazlıkta, ya kampta olduğumuzdan da genelde bahçede, kafeteryada, karavanın önünde falan olurdu. Ece’nin (kız kardeşim) doğum günü Mart ayında. O bütün okul arkadaşlarını çağırabilirdi doğum gününe. Annemin tavşanlı bir pastası vardı, ondan yapardı. Yoktu ki o zaman böyle şeker hamurundan pastalar. Ev yapımıydı her şey.

Oyuncak tavşanın kazığı

Deniz’i yatırdım az önce. Bugün yardımcımızın izin günü. Çarşamba akşamları çocuklarla yalnızım. Saatler de geri alındı ya çok şükür (!), erken yattıkları için Doğan genelde yetişemiyor onlara. Önce Derin’i, sonra Deniz’i yatırıyorum. Derin huzurluysa kucağımda uyutup yatağına koyuyorum. Ben, Derin kucağımda, odanın içinde bir ileri bir geri yürürken Deniz de yanımda sessizce volta atıyor. Derin hemen uyuyacak gibi değilse slinge takıyorum, biz Deniz’le yemek yerken o uyuyakalıyor.

İki dillilik ve okuma-yazma

Önce bir güncelleme yapmalıyım: Evde çocuklarla sadece İngilizce konuşma olayımız son aylarda sekteye uğradı. Deniz, her ne kadar çoğunlukla İngilizce konuşulan bir okula gitse de arkadaşlarıyla Türkçe konuşuyor olması evde de aynısını devam ettirmek istemesine yol açtı.

Dil pabuç

Deniz dört yaşına yaklaşırken kelime haznesi de, yaratıcılığı da dudak uçuklatan boyutlara vardı. İlk kelimesini dokuz aylıkken söyleyen, o günden beri de susmak bilmeyen Deniz oğlumun söyledikleri her gün bizi daha da şaşırtıyor, düşündürüyor, ve tabii ki yerlere yatmak suretiyle güldürüyor. Önce az önceki son bombasından başlayalım:

Şaka gibi

Dün gece eve geç geldim. Öğleden sonra Derin’i doktora götürmem gerekiyordu, sonra trafik vardı, Deniz’i okuldan almaya yetişemedim, babaannesi aldı, falan filan derken Deniz’in uykusuna yetişemedim. (Bu ara okulda uyumadığı için akşam erken yatıyor, uyuduğunda saat sekize çeyrek varmış)

Kırık Bakugan’ın hissettirdikleri

1985 senesiydi. 9 yaşındaydım. Yazı İstanbul’da geçiriyorduk. O zamanlar yenice açılan Papetland’e gitmiştik, sanırım Maslak’ta bir yerlerdeydi. Vitrininde bir Barbie, daha doğrusu Sindy evi görmüştüm (o zamanlar Barbie henüz yoktu). Allah’ım, o anı hiç unutmuyorum. O bebek evini almayı ne kadar çok istediğimi şimdi bile hatırlıyorum.

Şimdiden okul sancıları

Deniz’i akşam üstü okuldan almaya gittiğimde öğretmeniyle de, yetkililerle de görüştüm. Deniz’in oldukça keyifli bir gün geçirdiğini, sınıfa uyum sağlamakta problem yaşamadığını, sınıfındaki arkadaşlarıyla kaynaştığını söylediler. İstersek sınıf değiştirmemizin mümkün olduğunu, ancak kararı bize bıraktıklarını da eklediler. Ben de Deniz’e sordum.