"Amerika" etiketli tüm yazılar

Öldü de ne oldu?

Bambaşka bir şey yazmak için bilgisayarın başına oturmuştum, ancak Washington Post’taki şu haberi görünce aklım buna kaydı: Muhammad is executed for sniper killing. Bilmeyenler, ya da unutmuş olanlar için açıklayayım:

Okul kapatmaca…

Geçenlerde domuz gribiyle yazdığım bir yazıya Ankara’da oturan ve çalıştığı için Ankara’daki okulların tatil olduğu hafta boyunca çocuğunu iş yerine götürmek zorunda kalan bir anne yorum yazmış, bu okul kapanmasından ne kadar olumsuz etkilendiğini anlatmıştı. Üyesi olduğum yahoo gruplarından birinde de domuz gribi etrafında dönen bir tartışmaya yine Ankara’da oturan ve çalışan bir anne kaldığı zor durumdan yakınarak böyle okul kapatmaları durumunda “Valilik annelere de ücretsiz izin versin madem öyle” demiş. Bugün Washington Post’ta çıkan bir makaleyi okuyunca bu anneler geldi aklıma. Yazının Türkçe özeti aşağıda. İngilizce orijinali ise burada.

Eve döndüm.

Ki ne dönüş… İstanbul’u sular seller almış. Bilmem-kaç-kişi yok olmuş. Fotoğraflara baktım da, sanki Katrina kasırgası sonrası New Orleans fotoğraflarına bakıyormuşum gibi… Burası hangi İstanbul? Nasıl? Yine yağmur başladı. Bakalım bu sefer neler olacak… -o- Tatil tabii ki güzeldi. Eski dostlarla buluşmalar, yenileriyle tanışmalar. New York’ta yapacak işin olmadan 4-5 gün bile olsa gezmenin kötüsü olur mu? Evet, bir iki gün daha kalmak iyi olurdu belki, ama üçüncü günün sonunda zaten Deniz’i sayıklamaya başlamıştım. Uçaktan iner inmez (Deniz’le hasret giderdikten sonra tabi) ayağımın tozuyla yakın bir arkadaşımın kına gecesine gittim. Yıllar önce kendi kına gecemde her şeyi adabıyla yerine getirip iş kına yakmaya gelince “O ne biçim şey öyle!” havalarına girip de kınayı “yakarmış” gibi yapmanın acısını çıkarırcasına avucuma kocaman …

Soran olursa tatile gittim, gelicem…

Bavulumu hazırladım. Kitaplarımı dizdim. Biletimi, neyimi yanıma aldım. Paphia’yı mıncıkladım. Deniz oğluma hoşça kal öpücüğü verdim, sımmmsıkı bir sarıldım, kokladım. 6 gün boyunca ayrı zaman dilimlerinde yaşayacağız, ayrı kıtalarda uyuyacağız. Planım kafa dinlemek. New York sokaklarında boş boş gezmek… Kitapçılara girip, dergi-kitap karıştırmak. SoHo’da, Village’da ucubik şeyler satan dükkânları gezmek. Parklarda ayakkabılarımı çıkarıp sere serpe yatmak. Bir iki arkadaş, eş-dostla yemek yemek. Çok şey bekliyorum bu tatilden… Ama bir yandan da hiçbir şey beklemiyorum. Dinlenmenin dışında. Döndüğümde yine aynı koşuşturma… Kim bilir, belki daha da fazlası…

Neden blog tutayım?

Neden tutmayayım ki? Asıl soru “bunca zaman aklım neredeydi?” olmalı… Amerika’dan döndüğüm iki senedir onunla bununla kavga etmekten yoruldum, yaşlandım. O taksici bana küfretti-plakasını al; bu adam kaldırıma park etmiş, bebek arabasıyla geçemiyorum-sileceğini kaldır; çocukların gittiği yerlerde sigara içiyorlar-nereye şikâyet edebilirim, bunların sonu gelmiyor. Amerika’dan döndüğümden beri iki hayatı kıyaslayıp duruyorum. Döndüğüme pişman olmayı bırak, burada mutlu olabilmek adına “Nereden kalkıp da elin memleketine gittim; daha iyisini gördüm? Ne güzel burada gül gibi yaşayıp duruyordum” diyorum. Ona laf yetiştir, bununla kavga et… Mutsuz, huysuz bir insan oluyorum. Halbuki gir blogger’a, ver veriştir. Duyan duyar, duymayan duymaz. En azından içimde kalmamış olur.