Amerika’da yaşadığımız ve çocuksuz olduğumuz dönemde, oradaki en yakın arkadaşlarımdan biri çocuk sahibi olmuştu. Daha önceden kocasıyla birlikte kararlaştırdıkları gibi, çocukları olunca anne çalışmaya ara vermiş, evin gelirini baba sağlıyordu.
"Calışmayan Anne" etiketli tüm yazılar
Evimizin yeni kuralları
Geçen gün Doğan bana “Birden zayıfladın sen” dedi. “Acaba neden?” dedim. 2 buçuk haftadır çocukların peşinde koşturmaktan, her türlü ev işini yapıp yemekle uğraşmaktan -ve tabii ki bu arada kendi yemeğimi yemeyi unutmaktan, çocukları parka götürüp Derin’in izinde koşmaktan olabilir mi?!
Pardon, yarışıyor muyuz?
Çalışan anneler, çalışmayan annelerden daha çok yoruluyorlarmış; çünkü onlar ev, çocuk, koca gibi kalemlerin üzerine bir de işlerini düşünmek zorundalarmış. Çalışmayan anneler, çalışan annelere göre daha fedakârmış, çünkü onlar işlerini güçlerini bırakıp kendilerini çocuklarına adıyorlarmış. Çalışan anneler bencilmiş. Çalışmayan anneler evde oturmaktan köreliyorlarmış. Çalışan anneler şöyleymiş. Çalışmayan anneler böyleymiş.
“Annelik bir meslektir”
Yazının başlığını görenler “Aha da Elif geçenlerdeki tartışmaya yanıt yazmış” diye düşünebilir.Öyle değil. Daha doğrusu tam olarak değil. “Annelik bir meslektir”, geçenlerde katıldığım bir panelde panelistlerden birinin söylediği bir sözdü. Anneler Günü’nden önceki gün, Acıbadem Fulya Hastanesi’nin düzenlediği Annelik Hallerimiz adlı panele konuşmacı olarak katıldım. Moderatörlüğünü şair/yazar Şebnem Yüce’nin yaptığı ve tiyatro sanatçısı Aliye Uzunatağan, fotoğrafçı Bennu Gerede, modacı Özlem Süer gibi isimlerin de konuşmacı olduğu bir panelde yer almak büyük onurdu benim için. Çok da keyif aldım, gerçekten çok güzel bir sohbetti. Herkesin annelik hikâyesi birbirinden farklı. Aliye Uzunatağan, 37 yaşında “birden” tamam, artık hazırım diyerek anneliğe soyunmuş, şimdi 20 yaşını aşkın bir kızı var. Bennu Gerede’nin hikâyesi hakikaten çok ilginç – dört oğlan! (Ben ikisiyle zor başa çıkıyorum.) …
Kadının yeri… neresi?
Kadının yeri, evi mi? İşi mi? “Çocuk da yaparım, kariyer de” söylemi zorlama mı? Etrafımda hali vakti yerinde olan (hali vakti yerinde=tek maaşla geçinme gücü olan) ailelerdeki annelerin çok büyük bir çoğunluğu çalışma hayatını ya bırakıyor, ya ara veriyor. Öyle bolluk içinde yaşamasalar da, GEÇİNEBİLECEK durumda olmalarını yeterli bularak çocuklarına ve evlerine daha çok vakit ayırmak istediklerine karar veriyorlar. (Ki benim de düşüncem buydu.) Kimi bir süre sonra kaldığı yerden devam etmeye çalışıyor. Ama tabii ki bıraktığı yerden daha geriden başlamayı göze alarak. Kimi, elde avuçta birikmiş parasıyla kendi işini kurmaya çalışıyor. O kadar çok tanıdığım, bildiğim anne var ki çocuk olduktan sonra ama geçici süreliğine, ama hepten çalışmayı bırakan: Maddi endişesi olmayan, oldukça başarılı bir avukat olan bir arkadaşım, …
Pes ettim
Yaklaşık dört sene süren “çocuk da yaparım, kariyer de yemek de” misyonumun sonuna geldim. “Hala Amerika’da yaşıyor olsaydık yardımcımız mı olacaktı? Kendi işimi kendim yaparım, mersi” pozlarım yerini “Tanrım, Yarabbim, birisi bir salata yapsa da yeşillik yesek” ya da “Derin’i birinin kucağına verebilsem de bir duşa girip çıkabilsem” yalvarmalarına bıraktı. Pes ettim.
Anneler köpük banyosu yapmayı çocuklarına tercih ediyor!
Vallahi ben demedim bunu… İşte, burada yazıyor. Gerek çalışmayan, gerekse çalışan 700 tane anneye sormuşlar: “Sizi gerçekten mutlu eden şey nedir?” Cevap: YALNIZ KALMAK! Yani yanıt “Çocuğum” değil. “Sizi mutlu eden şeylerin başında ne geliyor?” sorusuna verilen yanıtların dağılımı şöyleymiş:
Annelik dünyanın en güzel tecrübesi… mi?
Bilmem ki… Dünyada her tecrübeyi tatmadım, o yüzden böyle bir genelleme yapmam doğru olmaz. Örneğin, Tibet’te Budist rahiplerin arasına karışmadım. Ya da Afrika köylerinde Habitat gönüllüsü olarak evler yapmadım. O kadar aşırıya kaçmayalım. Türkiye’de Ağrı Dağı’na tırmanmadım. Heyhat, daha Güney Doğu Anadolu’yu bile gezmedim.
Bunalım halleri…
Galiba bana yine geldiler bu ara… Bir bunaldım. Tavana vuran hamilelik hormonlarının da çok faydası olduğu söylenemez. Sabahtan beri hüngür şakır ağlıyorum. Gözlerim şişti, eve alışveriş yapmam lazım, dışarı çıksam esnaf “Abla, hayırdır?” diye telaşlanacak. Aşağıdaki yazı çeşitli yahoo gruplarında dönüyor. İlk okuduğumda biraz fazla sert geldi. Acımasız geldi. Deniz’i her gün okula ben götürüyorum. “Götürmeseydim de servisle gitseydi ben de ona pencereden bakıp el sallardım, ne var yani?” diye düşündüm. Sonra… Bu sabahki senaryoyu hatırladım: “Deniz’ciğim, gel ellerini yıkayalım” – 4 kez “Deniz’ciğim, peynirini bitirir misin?” – 4 kez “Deniz’ciğim, ekmeğini bitirir misin?” – 3 kez “Deniz’ciğim, arabaya biner misin?” – 2 kez Bunlar sabah okula gitmedenki bir buçuk saat içerisinde tekrar tekrar söylediklerim arasından hatırlayabildiklerim. Kendimi duvarla konuşuyormuş …
Yaşasın okul!
“Yaz tatilini yaşasın çocuk, bu yaşta sürekli okul, okul olmasın” diye Deniz’i yaz okuluna göndermemeye karar verdiğimiz ve -bence- çok da hayırlı olmayan bir süreci nihayet atlatmış bulunuyoruz. YAŞASIN, DENİZ’İN OKULU BAŞLADI!!! Artık haftanın 5 yarım günü okulda olacak Deniz oğlum. Şu satırları yazdığım sırada bile onu özlüyorum, ama özlemeyi özledim. Biraz ayrılık herkese lazım. Her ne kadar okula her bıraktığımda sanki onu yetiştirme yurduna terk ediyormuşumcasına ağlasa da bu timsah gözyaşlarının ben -biraz da yutkunarak- arkamı dönüp yürümeye başladığım anda bittiğini biliyorum.









pınar: biz de istiyoruz :)...
fatma davarcıoğlu özaktaş: bakalım şans bize gülecek mi?...
hatice: bakalım bizde işe yarayacak mı...
Gamze: Biz de katılıyoruz!! :)...
tuuba: bizde istiyoruz.....