<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Blogcu Anne &#187; Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri</title>
	<atom:link href="http://blogcuanne.com/tag/cocuk-ve-hayatin-aci-gercekleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://blogcuanne.com</link>
	<description>Annelik her zaman tozpembe değil</description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 13:29:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Beyaz yalan &#8211; doğru mu, yanlış mı?</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2011/10/04/beyaz-yalan-dogru-mu-yanlis-mi/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2011/10/04/beyaz-yalan-dogru-mu-yanlis-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Oct 2011 06:24:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çoluk Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=16874</guid>
		<description><![CDATA[Bazen anne-babalar olarak çocuklarımızı üzmemek adına  beyaz yalanlar söylüyoruz. Ancak bir yandan da bu beyaz yalanların doğruluğundan emin olamayabiliyoruz. Blogcu Anne takipçilerinden Çiğdem, son günlerde yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor: İlk kez çaresiz hissettim kendimi ya da verecek doğru cevap neydi bilemedim. Her şey bir anda gelişti. Karşıyaka’ya geçmek için vapura bindik. Hem trafikten kısa süre de olsa kopmak ve en önemlisi (28 aylık) Eylül Naz’ın denizi ve vapur sevdası için. Denizi, vapurun ve rüzgârın oluşturduğu dalgaları seyretmek, geçen gemilere ve vapurlara bakmak için vapurun kenarına gidip seyretmeye başladık. Her şey çok güzeldi, martılar uçuyor etrafımızda, hafif bir esinti, Eylül Naz gayet mutlu. Yaşı gereği bebekle oyun oynamak çok sık yaptığı bir şey de değil. Ta ki taklit etme, rol yapma ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen anne-babalar olarak çocuklarımızı üzmemek adına  beyaz yalanlar söylüyoruz. Ancak bir yandan da bu beyaz yalanların doğruluğundan emin olamayabiliyoruz.</p>
<p>Blogcu Anne takipçilerinden <a href="http://cigdeminguncesi.blogspot.com/" target="_blank">Çiğdem</a>, son günlerde yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor:</p>
<p><span id="more-16874"></span></p>
<blockquote><p>İlk kez çaresiz hissettim kendimi ya da verecek doğru cevap neydi bilemedim.</p>
<p>Her şey bir anda gelişti. Karşıyaka’ya geçmek için vapura bindik. Hem trafikten kısa süre de olsa kopmak ve en önemlisi (28 aylık) Eylül Naz’ın denizi ve vapur sevdası için.</p>
<p>Denizi, vapurun ve rüzgârın oluşturduğu dalgaları seyretmek, geçen gemilere ve vapurlara bakmak için vapurun kenarına gidip seyretmeye başladık. Her şey çok güzeldi, martılar uçuyor etrafımızda, hafif bir esinti, Eylül Naz gayet mutlu.</p>
<p>Yaşı gereği bebekle oyun oynamak çok sık yaptığı bir şey de değil. Ta ki taklit etme, rol yapma ve hayal gücünü kullanmaya başlayana kadar. Karnını doyurmak, altını değiştirmek, uyutmak, pusetiyle dolaştırmak,onunla konuşmak,ona şarkı söylemek. Böylece bebek bizimle gezmelere gelmeye, Eylül Naz’la birlikte yuvaya gitmeye başladı. Ama hala bir düşkünlüğü, bağlılığı yoktu ona karşı.</p>
<p>Neyse ben vapura döneyim tekrar. Kucağındaki bebeğe anlatmaya başlamıştı gördüklerini.</p>
<div id="_mcePaste">Birden bebeği elinden kaydı, yakalayamadık ve denize düştü. Üçümüz de kısa bir şok geçirdik, Ersoy ve ben panik olduk. Ve şaşkındık açıkçası.</div>
<p>Eylül ağlamaya başladı &#8220;Bebeğim gitti, elimden düştü&#8221; diye. Yüzündeki ifade ise kendini suçlar tarzındaydı ve alıp getirmemizi istiyordu. O anda ağzımdan &#8220;Şimdi denize girip alamayız, vapurdan inince baban kuşlara söylesin alıp evimize götürsünler&#8221; çıkıverdi.</p>
<p>İnandı, birkaç kez denize bakıp &#8220;Anne bebeğim&#8221; dese de verdiğim fikir kafasına yattı gibiydi. Hatta bebeğinin, karşıdan geçen vapura binebileceğini bile söyledi.</p>
<p class="MsoNormal">Tamam, o anı kurtarmıştım ama sonrasında ne yapacaktık, nasıl bir yol izleyecektik bilmiyorduk. Ersoy &#8220;Keşke doğruyu söyleseydik&#8221; dedi. Ama bu olayın kızımın içinde nasıl bir tahribat yapacağını bilmiyordum ki. Yalan söyledim evet ama nedeni sadece o anı kurtarmak için değildi.</p>
<p class="MsoNormal">Bilmiyorum belki de doğru olan doğruyu söylemek olacaktı. Ama yapamadım, içim el vermedi.</p>
<p class="MsoNormal">Sonrasında bu konu bir daha açılmadı, aklına gelir mi bilmiyorum!</p>
<p class="MsoNormal">Gelirse ne yaparız, onu da bilmiyorum.</p>
<p class="MsoNormal">Şimdilik aklımdan geçen, aynısı olmasa da ona benzeyen diğer bebeğiyle oynamasını sağlamak.</p>
</blockquote>
<p class="MsoNormal">Bu olayın ertesi günü Eylül Naz babasına &#8220;Kuşlar bebeğimi getirdi mi?&#8221; diye sormuş. Babası da &#8220;Unutmuşlar&#8221; diyebilmiş sadece. Ertesinde tekrar sahile indiklerinde &#8221;Anne bebek denizde, kuşlar bana getirmeyi unutmuş ama getirecekler&#8221; demiş Eylül Naz. Annesi sesini çıkaramamış.</p>
<p class="MsoNormal">&#8220;Ne yapacağımı bilmiyorum&#8221; diyor.</p>
<p class="MsoNormal">Sizce ne yapmalı? Siz olsanız ne yapardınız?</p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/07/06/basibos-cocuklardan-degil-sorumsuz-ebeveynlerden-korkalim/" rel="bookmark" class="crp_title">Başıboş çocuklardan değil, sorumsuz ebeveynlerden korkalım</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/06/02/hamilelikte-cinsellik-olmuyor/" rel="bookmark" class="crp_title">Hamilelikte cinsellik&#8230; olmuyor!</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/06/21/ve-soz-blogcu-babanin/" rel="bookmark" class="crp_title">Ve söz Deniz’in Babası’nın…</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/12/20/ben-yaptim-siz-yapmayin/" rel="bookmark" class="crp_title">Ben yaptım, siz yapmayın!</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2012/04/05/annelik-ikilemleri-ii/" rel="bookmark" class="crp_title">Annelik İkilemleri &#8211; II</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2011/10/04/beyaz-yalan-dogru-mu-yanlis-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>58</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancı birisi &#8220;gel sana şeker vereyim&#8221; derse</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2010/12/26/yabanci-birisi-gel-sana-seker-vereyim-derse/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2010/12/26/yabanci-birisi-gel-sana-seker-vereyim-derse/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Dec 2010 19:47:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çoluk Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yabancı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=11125</guid>
		<description><![CDATA[Hani çocuklara ilk öğretilen şeylerden biridir ya &#8220;yabancılarla konuşma. Sakın onlardan şeker alma&#8221; falan? Bunun izdüşümü benim gözümün önünde gerçekleşti dün. Ve ben seyretmekle yetindim. Maaile dışarı çıkmıştık. Yemek yedik (Deniz hamburgerle gelen oyuncakları keşfetti ya), oradan da benim kuaförüme uğradık Deniz&#8217;in saçını kestirmek için. Kestirdik, tam çıkacağız, kuafördeki manikürcü kadın tam kapıda Deniz&#8217;i çevirdi, &#8220;Gel bakayım sen yanıma, bak sana ne vereceğim&#8221; dedi. Tahmin ettim, şeker gelecek. Ama müdahale etmedim, edemedim. Her seferinde itiraz eden gıcık anne olmak istemiyorum. Kadının içinden gelmiş, şeker verecek işte çocuğa, ne yapayım yani? Neyse, tam verecekken &#8220;Ama önce bana bir öpücük ver&#8221; dedi. Deniz, bir an bile duraksamadan kadını yanağından şapırt diye öptü. Kadın &#8220;Ayy, canııım, öbüründen de ver&#8221; dedi. Öbüründen de öptü. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hani çocuklara ilk öğretilen şeylerden biridir ya <em>&#8220;yabancılarla konuşma. Sakın onlardan şeker alma&#8221; </em>falan? Bunun izdüşümü benim gözümün önünde gerçekleşti dün. Ve ben seyretmekle yetindim.</p>
<p>Maaile dışarı çıkmıştık. Yemek yedik (Deniz hamburgerle gelen oyuncakları keşfetti ya), oradan da benim kuaförüme uğradık Deniz&#8217;in saçını kestirmek için. Kestirdik, tam çıkacağız, kuafördeki manikürcü kadın tam kapıda Deniz&#8217;i çevirdi, <em>&#8220;Gel bakayım sen yanıma, bak sana ne vereceğim&#8221; </em>dedi. Tahmin ettim, şeker gelecek. Ama müdahale etmedim, edemedim. Her seferinde itiraz eden gıcık anne olmak istemiyorum. Kadının içinden gelmiş, şeker verecek işte çocuğa, ne yapayım yani?</p>
<p><span id="more-11125"></span></p>
<p>Neyse, tam verecekken <strong><em>&#8220;Ama önce bana bir öpücük ver&#8221;</em></strong> dedi. Deniz, bir an bile duraksamadan kadını yanağından şapırt diye öptü. Kadın <em>&#8220;Ayy, canııım, öbüründen de ver&#8221; </em>dedi. Öbüründen de öptü. Kadın şekeri tam verecekken kadının kızı geldi, ona da göstermek için <em>&#8220;Bak kız, ne tatlı şey, nasıl da öpüyor&#8221;</em> diyerek tekrar öptürdü. Deniz de muah! diye bir öpücük kondurdu yine her iki yanağına da.</p>
<p>Bense suratımda sahte bir gülücükle seyretmekle yetindim bu sahneyi. Ne yapabilirdim ki?</p>
<p><strong>Suratımda gülücük var ama, içim kan ağlıyor</strong>. Tam da grip sezonunun ortasında, çocuğumun tanımadığım bir kadını şapır şupur öpmesine mi yanayım, yoksa tanımadığım bir kadını şapır şupur öpmesine mi? Bilmem anlatabildim mi?</p>
<p>Tabii ki kuaförden çıkar çıkmaz başladım nutuk çekmeye: <em>Deniz&#8217;ciğim, yabancıları öyle öpmeyiz, hem onlardan şeker de almayız, bıdı da bıdı.</em> Deniz&#8217;in cevabı: <em>Ama anne, ben o kadını biliyorum, sen de biliyorsun ya. Hem yanımda sen vardın. </em></p>
<p>!!!</p>
<p>Birkaç gün önce, Amazon&#8217;dan sipariş ettiğim bir kitabı getirdi Amerika&#8217;dan gelen bir arkadaşım. Kitabın adı: <em>The Berenstain Bears Learn About Strangers. </em></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://www.amazon.com/Berenstain-Bears-Learn-About-Strangers/dp/0394873343" target="_blank"><img class="aligncenter size-full wp-image-11126" title="BerenstainBears" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2010/12/berenstainbears.jpg" alt="" width="328" height="328" /></a></p>
<p>Uzun zamandır bekliyordum bu kitabı. Geçen hafta elimize geçti, kuaför olayı gerçekleşmeden iki gün önce de ilk kez okumuştuk. Deniz&#8217;in çok ilgisini çekmişti.</p>
<p>Ben tabii kitaptan örneklerle anlatmaya çalıştım: şöyledir de, böyledir de, <strong>yabancılardan bir şey alınmaz </strong>da, kesinlikle öpülmez de, falan da filan. Deniz de ben yanında olduğum için öyle davrandığı konusunda ısrarcı oldu. Bilmiyorum artık.</p>
<p>Zor bir konu. <strong>Çocuğu korkutmamak lazım,</strong> bir. İçinde yaşadığımız kültürün gerçekleriyle yüzleşmek lazım, iki.</p>
<p>Bizim insanımız çocuklara, bebeklere dokunmayı seviyor. Hatta bebekli göbeklere de dokunmaktan çekinmiyor (Derin&#8217;e hamileyken aynı kuaförde bu sefer başka bir manikürcü <a href="http://blogcuanne.com/2010/03/01/32-hafta-gobegim-benimdir-benim-kalacak/" target="_blank">göbeğimi öyle bir mıncıklamıştı</a> ki uzun zaman geri gidememiştim oraya. O kadın gitti, ama şimdi yerine bu kadın geldi!)</p>
<p>Annem bana <em>&#8220;çocuğun oldu tamam da, yetişkinleri de eğitmeye çalışıyorsun bazen&#8221; </em>diyor. Gıcık olarak katılıyorum. Anneme, bazen kayınvalideme <em>&#8220;Aman onu öyle demeyin. Bunu böyle vermeyin. Çikolata almayın. Şeker vermeyin&#8221; </em>derken buluyorum kendimi. Benim için yorucu olduğu kadar, çevrede de &#8220;<strong>dünyadaki tek çocuğun kendisininki olduğunu sanan ukala anne kişisi&#8221; </strong>olarak algılanmam söz konusu oluyor. Kıl bir durum.</p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/11/04/saka-mi-seker-mi/" rel="bookmark" class="crp_title">Şaka mı, şeker mi?</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2012/02/08/gecici-rahatsizlik/" rel="bookmark" class="crp_title">Geçici rahatsızlık</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/10/31/icimdeki-10-kaplan/" rel="bookmark" class="crp_title">İçimdeki 10 kaplan</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/03/24/uzatmali-bakici/" rel="bookmark" class="crp_title">Uzatmalı Bakıcı</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/09/27/anneci/" rel="bookmark" class="crp_title">Anneci</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2010/12/26/yabanci-birisi-gel-sana-seker-vereyim-derse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>28</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her çıkışın bir inişi&#8230;</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2010/12/07/her-cikisin-bir-inisi/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2010/12/07/her-cikisin-bir-inisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 21:41:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sohbet Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[köpek]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Paphia]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=10783</guid>
		<description><![CDATA[Paphia iyi değil. İnişe geçti. Henüz karaciğer yetmezliği ve sarılık olduğunu öğrenmeden önce konuşmuştuk Doğan&#8217;la. &#8220;Bak Elif, Paphia çok yaşlı artık. Hazırlıklı olmamız lazım bazı şeylere&#8230; Ve eğer ciddi bir hastalığı olacak olursa da ne yapacağımıza karar vermemiz lazım. Tedavi ettireceğiz diye hayvana işkence etmeyelim&#8221; demişti. Hep der böyle şeyleri, hep gerçekçidir. Sinir olurum bazen. Nitekim, bu konuşmadan çok kısa bir süre sonra da gerçekleşti bu. İki haftadır her gün veterinere götürüyorduk onu. İlaç alıyordu serumla. İki haftanın sonunda ilaçların işe yaramadığını fark ettik. &#8220;Ağır hastalık&#8221; dedi veteriner. Kararı bize bıraktı. İstersek seruma devam edebiliriz, ancak bir işe yarayacağının, yarasa da birkaç hafta sonra yine ağırlaşmayacağının bir garantisi yokmuş. Kestik biz de&#8230; Serumu keser kesmez çöktü. Zorla yürüyor, yürümek istemiyor. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Paphia iyi değil. İnişe geçti.</p>
<p>Henüz karaciğer yetmezliği ve sarılık olduğunu öğrenmeden önce konuşmuştuk Doğan&#8217;la.<em> &#8220;Bak Elif, Paphia çok yaşlı artık. Hazırlıklı olmamız lazım bazı şeylere&#8230; Ve eğer ciddi bir hastalığı olacak olursa da ne yapacağımıza karar vermemiz lazım. Tedavi ettireceğiz diye hayvana işkence etmeyelim&#8221;</em> demişti. Hep der böyle şeyleri, hep gerçekçidir. Sinir olurum bazen.</p>
<p>Nitekim, bu konuşmadan çok kısa bir süre sonra da gerçekleşti bu. <span id="more-10783"></span></p>
<p>İki haftadır her gün veterinere götürüyorduk onu. İlaç alıyordu serumla. İki haftanın sonunda ilaçların işe yaramadığını fark ettik. &#8220;Ağır hastalık&#8221; dedi veteriner.<strong> Kararı bize bıraktı.</strong> İstersek seruma devam edebiliriz, ancak bir işe yarayacağının, yarasa da birkaç hafta sonra yine ağırlaşmayacağının bir garantisi yokmuş. Kestik biz de&#8230;</p>
<p>Serumu keser kesmez çöktü. Zorla yürüyor, yürümek istemiyor. Yemek çok az yiyor. Çişini-kakasını eve yapmasın diye sıklıkla çıkarmamız gerekiyor.</p>
<p>Şu an acı çekiyormuş gibi görünmüyor, ancak veterinere soracağım. Eğer bir ağrısı sızısı yoksa gittiği yere kadar götürmek istiyoruz. Varsın günde beş kere indirelim aşağıya; yanımızda olsun Paphia&#8217;mız.</p>
<p>İçim sızlıyor. <strong>Elime doğdu Paphia.</strong> Annesi, ilk köpeğim Polit <a href="http://blogcuanne.com/2010/02/15/sevgililer-gununde-dogal-dogum/" target="_blank">Sevgililer Günü&#8217;nde doğurdu</a> onu ve kardeşlerini. O zamanlar aklı beş karış havalarda bir üniversite öğrencisiydim. Şimdi iki çocuk annesi oldum. Aradaki süreçte hep benimleydi Paphia. Yanımda, yatağımda, kucağımdaydı.</p>
<p><strong>Biraz tuhaf bir ilgiyle </strong><strong>izliyorum Paphia&#8217;nın bu halini.</strong> Daha önce seyrettiğim bir filmin benzer sonunu bekler gibi. Paphia sanki bazı şeylere hazırlanıyor gibi. Bana pek bir sokuluyor iki gündür. Her ne kadar hasta görünse de bir bilgelik, bir huzur var sanki ifadesinde. Belki de bana öyle geliyor, öyle gelmesini istiyorum&#8230; Bilmem ki&#8230;</p>
<p>Tesadüf, <strong>ölüm üzerine bir kitap okuyoruz son günlerde Deniz&#8217;le. </strong>Deniz de Paphia&#8217;nın hasta olduğunu ve nasıl sonlanacağını biliyor. Hatta geçen gün kahvaltıda Paphia yemek dilenirken <em>&#8220;Ee, hani anne, Paphia ölmüyor ki?!&#8221; </em>dedi. Güler misin, ağlar mısın?</p>
<p>Bu kitabı özellikle edinmedim, ancak işlediği ölüm kavramı, evdeki durumdan olsa gerek, Deniz&#8217;in çok ilgisini çekti. Üç gecedir bu kitabı okumadan yatmıyor.</p>
<p>Kitabın adı: <em><strong>Büyük Babam Nasıl Biriydi?</strong></em> Altın Kitaplar&#8217;ın düzenlediği Miniklerin Dünyası serisinden.</p>
<p><a href="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2010/12/buyukbabamnasilbiriydi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-10785" title="BuyukBabamNasilBiriydi" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2010/12/buyukbabamnasilbiriydi.jpg" alt="" width="248" height="203" /></a></p>
<p>Şimdi çok iddialı bir şey söyleyeceğim: <strong>Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biri. </strong>Çocuk-ergen-yetişkin&#8230; En güzel kitaplardan biri.</p>
<p>Yaşam mücadelesi, inişler-çıkışlar, hayatın anlamı, geride bir şeyler bırakmak&#8230; Hepsi öyle güzel, öyle usul usul bir şekilde anlatılmış ki&#8230;</p>
<blockquote><p><em>Büyük baba, pasta yapmayı çok seviyor ve çok güzel pastalar yapıyor. Ama pasta yapmak kolay iş olmadığından ha bire bir şeyler ters gidiyor: İlk yaptığı pasta balon gibi sönüyor. İkincisine şeker yerine tuz koyuyor. Yeri geliyor, fıstıkların kabuklarını soymayı unutuyor. Gün geliyor, çilek bulamadığı için çilekli sakız koyuyor pastaya. Ama denemekten asla vazgeçmiyor, çünkü pasta yapmayı çok seviyor.</em></p>
<p><em>Günün birinde, tam istediği gibi bir pasta yaptığında &#8220;sabır ve sevgiyle neler yapılabileceğini&#8221; de anlıyor büyük baba.</em></p>
<p><em>İyice yaşlandığı noktada son bir veda pastası yapıyor. Ve tüm tariflerini yazdığı defteri torununa veriyor. Sonra da büyük babanın hayatı, &#8220;tıpkı sonbaharda solan çiçekler gibi&#8221; sona eriyor.</em></p>
<p><em>Torunu, büyük babası artık olmadığı için çok üzülüyor. Ama onun verdiği defteri her açtığında yanında olduğunu hissediyor. Ve bir gün kendi pasta tarifleri kitabını yazmaya ve ileride o da kendi torununa vermeye karar veriyor, ki kendi torunu da ondan daha güzel ve daha lezzetli pastalar yapsın.</em></p></blockquote>
<p>Böyle bir hikâye.</p>
<p>Deniz&#8217;den de çok bana ve Doğan&#8217;a iyi geliyor bu hikâye bugünlerde. Hikâyenin sonunda, Miniklerin Dünyası&#8217;nın tüm serisinde olduğu gibi <strong>kapsamlı bir ebeveyn rehberi var.</strong> Ölüm hakkında nasıl konuşmalı, çocuklara nasıl yaklaşmalı, güzel bir şekilde anlatıyor.</p>
<p>Bu kitabı okudukça Paphia&#8217;nın durumunu daha bir kabulleniyor gibiyim. Paphia da olacakların farkında, büyük babanın veda pastası gibi bir hazırlık içinde gibi geliyor. Bedeni yorgun ve hasta da olsa, ruhu artık görevini tamamlamış, henüz ne zaman olduğunu kestirememekle birlikte yakında <strong>çıkacağı bir yolculuğa hazırmış, bekliyormuş gibi. </strong></p>
<p>Acaba gerçekten öyle mi, yoksa ben mi öyle olduğunu düşünmek istiyorum, onu bilemiyorum.</p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/11/05/hediye-kitap-buyuk-babam-nasil-biriydi/" rel="bookmark" class="crp_title">Hediye Kitap: Büyük Babam Nasıl Biriydi?</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/11/21/hastalik-tanrilari/" rel="bookmark" class="crp_title">Hastalık Tanrıları</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/02/16/paphiasiz-hayat/" rel="bookmark" class="crp_title">Paphia&#8217;sız hayat&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/05/01/tarihe-not-paphia-her-yerde/" rel="bookmark" class="crp_title">Tarihe not: Paphia her yerde</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/06/02/anneler-olur-mu/" rel="bookmark" class="crp_title">Anneler ölür mü?</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2010/12/07/her-cikisin-bir-inisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şifalı eller</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2010/10/28/sifali-eller/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2010/10/28/sifali-eller/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 07:03:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sohbet Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif enerji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=9920</guid>
		<description><![CDATA[İnsanın kafasını karıştırıyorlar. Ben hacıya hocaya, okumaya üflemeye pek inanan birisi değilim. Babamdan devşirme bir yaklaşım. Lisedeyken ellerimde siğil çıkardı. Çok rahatsız olurdum. Neden olduğunu hiç bilemedik, sebepsiz yere çıktı. Piyano çalardım, voleybol da oynuyordum. Dolayısıyla ellerim ön plandaydı ve parmaklarımın üzerinde bir sürü siğil olmasından hiç hoşlanmıyordum. Doktora göstermiştik de kendiliğinden geçeceğini mi söylemişti, yaktırmayı mı tavsiye etmişti, vallahi hatırlamıyorum. Bir şekilde geçmedi siğiller, hatta giderek yayıldı. Yaz tatilinde, yazlıktayken yengem okutmayı önermişti. Çok iyi bir hoca varmış da, okuyormuş da, bir şey kalmıyormuş. Annem &#8220;E ne var canım, deneriz&#8221; derken babam &#8220;Bırakın bu saçma sapan işleri&#8221; diye bir de kızmıştı. Sonra bir şekilde yengem punduna getirdi, hocayı yakaladı, beni de çekiştirdi, derken kadın okudu, üfledi. Onunla da kalmamış, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2010/10/sifalieller.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-9924" title="SifaliEller" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2010/10/sifalieller.jpg?w=150" alt="" width="120" height="111" /></a>İnsanın kafasını karıştırıyorlar.</p>
<p>Ben hacıya hocaya, okumaya üflemeye pek inanan birisi değilim. Babamdan devşirme bir yaklaşım.</p>
<p>Lisedeyken ellerimde siğil çıkardı. Çok rahatsız olurdum. Neden olduğunu hiç bilemedik, sebepsiz yere çıktı. Piyano çalardım, voleybol da oynuyordum. Dolayısıyla ellerim ön plandaydı ve parmaklarımın üzerinde bir sürü siğil olmasından hiç hoşlanmıyordum.</p>
<p><span id="more-9920"></span></p>
<p>Doktora göstermiştik de kendiliğinden geçeceğini mi söylemişti, yaktırmayı mı tavsiye etmişti, vallahi hatırlamıyorum. Bir şekilde geçmedi siğiller, hatta giderek yayıldı.</p>
<p><strong>Yaz tatilinde, yazlıktayken yengem okutmayı önermişti.</strong> Çok iyi bir hoca varmış da, okuyormuş da, bir şey kalmıyormuş. Annem<em> &#8220;E ne var canım, deneriz&#8221; </em>derken babam<em> &#8220;Bırakın bu saçma sapan işleri&#8221;</em> diye bir de kızmıştı. Sonra bir şekilde yengem punduna getirdi, hocayı yakaladı, beni de çekiştirdi, derken kadın okudu, üfledi. Onunla da kalmamış, bir de tükürüğünü sürmüştü ellerime, bu satırları yazarken bile midem bulanıyor, ıyyy.</p>
<p>Ama geçti! Artık siğillerin miadı mı dolmuştu, yoksa kadının hakikaten şifalı elleri (ya da tükürüğü!) mü vardı bilemiyorum, kısa süre sonra siğiller bir daha geri gelmemek üzere yok oldu.</p>
<p>Bu bahsettiğim herhalde 90&#8242;lı yılların başıydı. O zamanlar aklı beş karış havalarda, her şeyi siyah beyaz gören ve açıklayan bir lise öğrencisiydim. <strong>Pozitif enerji diye bir şeyi bilmez, düşünmezdim. </strong>Belki de kadıncağız hakikaten pozitif enerjisini kullanmayı bilen bir insandı, ve kendi enerjisini bana tükürükleriyle göndermeyi tercih etmişti.</p>
<p>***</p>
<p>Derin&#8217;in saçlarının kenarlarında, önce isilik gibi başlayan, sonra pul pul olup dökülen bir deri olayı oldu. Karşılaştığımız birkaç doktora sorduk, kimisi dermatit dedi, kimi alerji dedi. <strong>En sonunda dermatoloğa gittik, <em>nevus comedonicus </em>denilen bir cilt olayıymış.</strong> Bir nevi siyah nokta tarzı bir şeymiş. Kendi kendine geçebilirmiş, geçmeyedebilirmiş. Geçmezse ilaçla geçici tedavisi varmış, ancak bebeklerde uygulanmazmış. Kalıcı tedavi lazerle yapılırmış, Derin büyüyene kadar geçmeyecek olursa o zaman lazer düşünülebilirmiş. <em>Peki</em> dedik, ayrıldık muayenehaneden.</p>
<p>Çıkışta annemin kafesine gittik. Saniye Ablamız vardır orada bizim. Nefis yemekler yapar. Bir tanedir kendisi; komik, tatlı, çılgın bir kadındır. Derin&#8217;in yüzündekileri görünce <em>&#8220;A-aaa. Derma (dermağ şeklinde telaffuz ediyor) ayol bu. Ben buna okurum, yazarım, geçer&#8221; </em>dedi.</p>
<p>Olurdu, olmazdı, çocuğun kafasına tükenmez kalemle yazılırdı, yazılmazdı derken baktım, babam etrafta yok, e, Doğan da işte, <em>&#8220;Yaz, anasını satayım&#8221; </em>dedim. <strong>Bıdı bıdı bir şeyler söyledi, dualar okudu, </strong>Derin&#8217;in alnına tükenmez kalemle bir şeyler çiziktirdi, <em>&#8220;bak görürsün, geçecek&#8221;</em> dedi.</p>
<p>Ve nitekim azizim, aradan ben diyeyim üç, siz deyin beş gün geçti, geçmedi, Derin&#8217;in kafasındaki pütürler önce düzleşti, sonra yok oldu. Şimdi hiçbir şey kalmadı!</p>
<p><strong>Saniye Abla, inanılmaz iyi bir insandır. </strong>Hani, sözlüğü açın bakın, &#8220;iyi niyetli&#8221; kelimelerinin karşısında onun ismi vardır. Senelerdir annemlerin yanında canla başla çalışır. Yaptığı yemekleri birileriyle paylaşmadan boğazından geçmez. Ha bire birilerine bir şeyler dağıtır. Sürekli helvalar pişirir, dualar okur, yardımlar eder. İyi kalpli bir insan işte.</p>
<p>Geçenlerde iki yakını trafik kazası geçirdi. Çok ciddi bir kaza. Birinin bacağı koptu, diğeri beyin ameliyatı oldu. Özellikle ikincinin durumu iyi değildi, hatta biz gidici gözüyle bakıyorduk. Saniye Abla rahattı. <em>&#8220;Bir şey olmayacak&#8221; </em>demişti. Kalbini göstererek <em>&#8220;Benim şuram yanmıyor. Bir şey olacak olsa bilirdim, içim yanardı&#8221; </em>demişti.</p>
<p>Ve yine mucize bir şekilde, doktorları bile şaşırtarak her ikisi de iyileştiler, hastaneden bile çıktılar.</p>
<p><strong>Ermiş bu kadın, ermiş!</strong></p>
<p>***</p>
<p>Bunlar nasıl açıklanır, vallahi bilemiyorum. Babama sorsanız tesadüf. Anneme sorsanız niyet önemli. Bense insanların bir şekilde enerjilerini kullanabildiklerini ve başkalarına aktarabildiklerini düşünüyorum sanırım. Evrenin gücü. &#8220;Secret.&#8221; <strong>Bir şeyi çok iste, gerçekten iste, evrene gönder, olsun. </strong></p>
<p>Aslında çok da uzaklara gitmeye gerek yok. Kendim de test ettim pozitif enerjinin, düşüncenin, kelimelerin gücünü. Daha doğumuma bir ay olmasına rağmen <em>&#8220;Salı günü oyun grubuna geliyor musun?&#8221;</em> diye soran arkadaşıma <em>&#8220;doğurmazsam gelirim&#8221;</em> diye şaka yapmıştım. Onlar Salı günü çocuklarla üst üste blokları koyarlarken ben doğumhanedeydim!</p>
<p>Benzer şekilde, Derin&#8217;in kolikle imtihanını düşünürken <em>&#8220;Harvey Karp&#8217;i ne iyi etmiş de okumuşum, adamı bir görsem nasıl sarılırdım&#8221;</em> diye düşündükten iki saat sonra bilgisayar başına geçtiğimde adamın Türkiye&#8217;ye geleceğini öğrenmiştim. İki hafta sonra da adamcağıza sarılıp resim çektirdim!</p>
<p>Nasıl yani???</p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/07/14/dr-harvey-karp-turkiyede/" rel="bookmark" class="crp_title">Dr. Harvey Karp Türkiye&#8217;de&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/09/27/anneci/" rel="bookmark" class="crp_title">Anneci</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/04/25/lohusa-cinleri-dedikleri/" rel="bookmark" class="crp_title">Lohusa Cinleri dedikleri&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/06/24/son-soylenecek-lafi-ilk-soylemek/" rel="bookmark" class="crp_title">Son söylenecek lafı ilk söylemek</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/05/07/kalbimin-odalari/" rel="bookmark" class="crp_title">Kalbimin odaları</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2010/10/28/sifali-eller/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz&#8217;e ölümü nasıl anlattım?</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2010/02/16/denize-olumu-nasil-anlattim/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2010/02/16/denize-olumu-nasil-anlattim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 12:15:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çoluk Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[3-4 yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=4725</guid>
		<description><![CDATA[Severek takip ettiğim çocuk kitapları blogu Bir Dolap Kitap&#8216;ta bugün çocuklara ölümü anlatmayla ilgili bir ilginç bir kitaba yer verilmiş: Ördek, Ölüm ve Lale.  Özetinden anladığım kadarıyla henüz Deniz’le tanıştırmak için erken, ancak ileride edineceğimiz bir kitap olacak gibi görünüyor. Geçenlerde Çocuğa Ölümü Nasıl Anlatmalı diye bir yazı yazmış, konuyla ilgili hoşuma giden İngilizce bir yazının çevirisine yer vermiştim. Çok geçmeden babaannemi kaybettik. Ve ben yazdıklarımı pratiğe dökmek durumunda kaldım. “Nasıl yapmalı acaba?” gibi bir yazıya yer vermişken “Ben nasıl yaptım”ı da anlatmam gerektiğini düşünerek kendi tecrübemi paylaşmaya karar verdim. Geçen yazıyı yazdığımda kız kardeşimin kedisi Mia’nın öldüğünü henüz Deniz’e söylememiştim. Deniz Mia’yı hala hastanede sanıyordu. Önce onu anlattım. Aramızda şöyle bir diyalog geçti: Elif: Deniz&#8217;cigim, remember Mia was at ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Severek takip ettiğim çocuk kitapları blogu <a href="http://www.birdolapkitap.com/" target="_blank">Bir Dolap Kitap</a>&#8216;ta bugün çocuklara ölümü anlatmayla ilgili bir ilginç bir kitaba yer verilmiş: <a href="http://www.birdolapkitap.com/2010/02/15/cocuklara-olumu-anlatmak-ordek-olum-ve-lale/" target="_blank">Ördek, Ölüm ve Lale</a>.  Özetinden anladığım kadarıyla henüz Deniz’le tanıştırmak için erken, ancak ileride edineceğimiz bir kitap olacak gibi görünüyor.</p>
<p>Geçenlerde <em><a href="http://blogcuanne.com/2009/12/04/cocuklara-olumu-nasil-anlatmali/" target="_blank">Çocuğa Ölümü Nasıl Anlatmalı</a></em> diye bir yazı yazmış, konuyla ilgili hoşuma giden İngilizce bir yazının çevirisine yer vermiştim.</p>
<p>Çok geçmeden babaannemi kaybettik. Ve ben yazdıklarımı pratiğe dökmek durumunda kaldım.</p>
<p><span id="more-4725"></span></p>
<p><em>“Nasıl yapmalı acaba?”</em> gibi bir yazıya yer vermişken <em>“Ben nasıl yaptım”</em>ı da anlatmam gerektiğini düşünerek kendi tecrübemi paylaşmaya karar verdim.</p>
<p>Geçen yazıyı yazdığımda kız kardeşimin kedisi Mia’nın öldüğünü henüz Deniz’e söylememiştim. Deniz Mia’yı hala hastanede sanıyordu.</p>
<p>Önce onu anlattım. Aramızda şöyle bir diyalog geçti:</p>
<p style="padding-left:30px;"><strong>Elif: </strong><em>Deniz&#8217;cigim, remember Mia was at the hospital because she was sick?  (Mia hasta olduğu için hastanedeydi ya?)<br />
</em><strong>Deniz:</strong><em><strong> </strong>Yes.   (Evet)<br />
</em><strong>Elif:</strong><em><strong> </strong>She died.  (Mia öldü)<br />
</em><strong>Deniz:</strong> (Bir an duraladıktan sonra, oyuncaklarının pilinin bitmesinin İngilizcede &#8220;battery died&#8221; olarak nitelenmesinden hareketle) <em>Then let&#8217;s change her batteries. </em>(Pilini değiştirelim o zaman!)</p>
<p>Ben de oturup canlıların pilinin olmadığını, sadece mekanik şeylerin pilinin olduğunu, insanlar ve hayvanlar ölünce geri gelmediklerini anlattım.</p>
<p>Aklına ne kadar yattı bilmiyorum ama sanırım şu mesajı verebilmiştim: Mia çok, çok hastaydı. Öldü. Geri gelmeyecek. Onu özleyeceğiz.</p>
<p>Deniz Mia’nin öldüğünü kabullenmişti ki annemlere gidişimizde Mia nerede diye sormayı bıraktı.</p>
<p>Kısa süre sonra <a href="http://blogcuanne.com/2010/01/09/bugun-var-yarin-yok/" target="_blank">babaannem öldü</a>.</p>
<p>İlk etapta bir şey söylemedik. Zaten cenaze Mersin’den kalkıyordu, burada kimse yoktu, annemlere şu ara gitmiyorduk, kısacası babaannemin eksikliğini henüz fark etmemişti.</p>
<p>Annemlere bir sonraki gidişimizden önce Deniz’e nenenin öldüğünü söyledim. Önce boş boş baktı, sanki daha fazla açıklama istermiş gibiydi. Ben de Nene’nin çok yaşlı olduğunu, yaşlandığı için hastalandığını ve öldüğünü söyledim. Çok üzerinde durmadı, ancak bu konunun üstüne eve gelen halama ilk söylediği şey <em>“Nene öldü!”</em> oldu.</p>
<p>Nene’nin aramızdan ayrıldığını anlatırken, daha önce paylaştığım yazıda denildiği gibi hastalıktan çok yaşlılık kavramına vurgu yapmaya çalıştım. Çünkü bizler de sürekli hastalanıyoruz (bu kış hastalıktan başımızı kaldıramadığımızı duymayan kaldı mı?!), arada bir bağlantı kursun, <em>“O zaman ben de hastalanırsam ölebilirim”</em> diye düşünsün istemedim.</p>
<p>Deniz’in şu anda aklında yer edenler: Mia da, Nene de yaşlıydı, hastalandılar, öldüler. Ölenler geri gelmiyor.</p>
<p>Ben pek inançlı bir insan değilim. Deniz&#8217;in ileride kendi inancını seçmesine saygı duymakla birlikte şu an onunla kendi bildiklerimi, inandıklarımı (ya da inanmadıklarımı) paylaşıyorum. Dolayısıyla ona <em>&#8220;cennete gitti, melek oldu&#8221;</em> gibi inanmadığım şeyler, ya da <em>&#8220;Çok uzağa gitti&#8221; </em>gibi geri geleceğini ima eden sözler söylemedim. Öldüler, bir daha gelmeyecekler. Onları çok seviyorduk, onlar da bizi çok seviyordu. Özleyeceğiz. Nokta.</p>
<p>Eminim yaşı büyüdükçe farklı şekilde kurcalayacak konuyu. Ama şimdilik sanırım tatmin oldu.</p>
<p>&#8211;</p>
<p><em>Bunlar da ilginizi çekebilir:<br />
- <a href="http://blogcuanne.com/2009/11/29/kafasini-duvara-carpan-inek/" target="_blank">Kafasını duvara çarpan inek<br />
</a>- <a href="http://blogcuanne.com/2009/11/29/kafasini-duvara-carpan-inek/" target="_blank"></a><a href="http://blogcuanne.com/2009/06/12/kucuk-aslancik-olmaz-olsun-mu/" target="_blank">Küçük Aslancık Olmaz Olsun&#8230; mu?</a></em></p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/11/29/kafasini-duvara-carpan-inek/" rel="bookmark" class="crp_title">Kafasını duvara çarpan inek</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/12/04/cocuklara-olumu-nasil-anlatmali/" rel="bookmark" class="crp_title">Çocuklara ölümü nasıl anlatmalı?</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/09/01/elim-sende-hakkimda-7-sey/" rel="bookmark" class="crp_title">Elim sende: Hakkımda 7 şey&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/06/02/anneler-olur-mu/" rel="bookmark" class="crp_title">Anneler ölür mü?</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/denizin-kitapligi/" rel="bookmark" class="crp_title">Deniz’in Kitaplığı</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2010/02/16/denize-olumu-nasil-anlattim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bugün var, yarın yok&#8230;</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2010/01/09/bugun-var-yarin-yok/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2010/01/09/bugun-var-yarin-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 08:30:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sohbet Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=4052</guid>
		<description><![CDATA[Dün sabah babaannemi kaybettik. Beklenen bir ölümdü. 88 yaşındaydı. Hiç göstermiyordu, o ayrı. Alzheimer&#8217;s başlangıcı vardı, teller kopmaya başlamıştı son zamanlarda. Yaşlılığın getirdiği solunum yetmezliği de cabasıydı. Sonunda yorgun vücudu iflas etti, dün sabah 4 buçukta kalbi durdu. Alem kadındı babaannem. Ne alemi, fenomen kadındı. Son zamanlarda gerek hastalığı, gerekse yaşlılığı sebebiyle aksileşmişti. Kolay bir hasta/yaşlı değildi. İlaçlarını almaya çok yanaşmıyor, hele de oksijen falan verilmesi gerektiğinde kıyameti koparıyordu. Kapris yaptığı da oluyordu ara sıra. Üzülüyordum bu duruma&#8230; Hepimiz üzülüyorduk. &#8220;Keşke böyle yapmasa&#8221; diyorduk. Sanırım hiçbirimiz onu bu aksi, ters haliyle hatırlamak istemiyorduk. Ama öyle olmuyormuş meğer. Dün sabah Deniz&#8217;in Babası bana &#8220;Babaanne sabaha karşı vefat etmiş canım&#8221; dediğinde aklıma gelen babaannemin son zamanlardaki aksi hali değil, hep bildiğim, eski ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün sabah babaannemi kaybettik.</p>
<p>Beklenen bir ölümdü. 88 yaşındaydı. Hiç göstermiyordu, o ayrı. Alzheimer&#8217;s başlangıcı vardı, teller kopmaya başlamıştı son zamanlarda. Yaşlılığın getirdiği solunum yetmezliği de cabasıydı. Sonunda yorgun vücudu iflas etti, dün sabah 4 buçukta kalbi durdu.</p>
<p>Alem kadındı babaannem. Ne alemi, fenomen kadındı.</p>
<p><span id="more-4052"></span></p>
<p>Son zamanlarda gerek hastalığı, gerekse yaşlılığı sebebiyle aksileşmişti. Kolay bir hasta/yaşlı değildi. İlaçlarını almaya çok yanaşmıyor, hele de oksijen falan verilmesi gerektiğinde kıyameti koparıyordu. Kapris yaptığı da oluyordu ara sıra. Üzülüyordum bu duruma&#8230; Hepimiz üzülüyorduk. <em>&#8220;Keşke böyle yapmasa&#8221;</em> diyorduk. Sanırım hiçbirimiz onu bu aksi, ters haliyle hatırlamak istemiyorduk.</p>
<p>Ama öyle olmuyormuş meğer. Dün sabah Deniz&#8217;in Babası bana <em>&#8220;Babaanne sabaha karşı vefat etmiş canım&#8221; </em>dediğinde aklıma gelen babaannemin son zamanlardaki aksi hali değil, hep bildiğim, eski neşeli, komik, yüksek sesli, sevgi dolu hali oldu.</p>
<p>Komik kadındı Servet Hanım. Aklına geleni söylemekten hiç çekinmezdi. Yazdıklarını, yaptıklarını derlesem kitap olur. Aklıma gelenlerden bazıları:</p>
<ul>
<li><strong>Mersin&#8217;den İstanbul&#8217;daki çocuklarını her ziyarete gelişinde </strong>bavulunun her metre küpünü biber salçasından içli köfteye, mantı hamurundan turşuya kadar envai çeşit yiyecekle doldurur, bununla da yetinmeyip kalan boşluklara domates-salatalık sıkıştırırdı. Her seferinde havayollarının ağırlık limitini geçtiği için uçakta olay çıkarmış olur, halamı<em> &#8220;Anne, İstanbul&#8217;da domates-salatalık mı yok?!&#8221; </em>diye bağırttırırdı. Yoktu ona göre, varsa da <em>&#8220;bizim oralardaki gibi değil&#8221;</em>di.</li>
<li><strong>Çocuklarının sigara içmesinden nefret ederdi.</strong> &#8220;Zıkkımın kökünü&#8221; ya da &#8220;eşşeğin b.kunu&#8221; içmelerini diler, sürekli <em>&#8220;Sigarayı ne zaman bırakacaksınız?&#8221; </em>diye sorardı. Babamın sigarayı azaltıp pipoya ağırlık vermesini de yeterli bulmayarak bu konuda duyduğu hoşnutsuzluğu ise &#8220;<em>İyi halt ediyorsun. Kuyuya s.çma, kenarına s.ç, ayağınla it</em>!&#8221; şeklinde dile getirmişti.</li>
<li><strong>Torunlarının hepsini çok sever, ama kendi sözleriyle beni <em>&#8220;ayrı severdi.&#8221; </em></strong>Bu sevgisini de her yerde, herkesin, hele de diğer torunlarının önünde çekinmeden dile getirir, örneğin kız kardeşim ve kuzenlerim etraftayken arkadaşlarına <em>&#8220;İşte bunlar benim torunlarım. Hepsini çok severim, ama Elif&#8217;in yeri BAŞKA&#8221; </em>der, beni zor durumda bırakırdı. Bunu da yetinmez, bu yanlı tutumunun haklılığını pekiştirmek için etraftakilere <em>&#8220;Haksız mıyım?&#8221; </em>diye sorardı. Diğer torunların bu ayrımcılık karşısında bana karşı nasıl içten içe bir nefret geliştirmediğini bugün bile şaşkınlıkla karşılarım.</li>
<li>Hastalığının ilerlediği son üç seneye kadar <strong>her gününü birilerini bir başka birilerine yapmaya adamıştı</strong>. Sürekli biz kız torunlarına ve etrafındaki evlenme çağına gelmiş ve hatta geçmiş kız çocuklara öğütler verir, <em>&#8220;Kızım, (adam) güzelse, parası varsa, yapış yakasına!&#8221; </em>şeklinde eşsiz nasihatlerde bulunurdu.</li>
<li>Her ne kadar herkesin bu dünyaya evlenmek için gelmiş olduğuna inanıyor olsa da <strong>müstakbel eşin &#8220;Hayırlı&#8221; olması çok önemli ve kritik bir noktaydı. </strong>Bunu da yine her ortamda, herkesin önünde çekinmeden dile getirirdi: Babaanneme göre evlenme çağı çoktan gelmiş de geçiyor olan bir kuzenim bir gün yanında henüz ikinci kez yemeğe çıktıkları &#8220;potansiyel&#8221; erkek arkadaşı varken babaannemle karşılaşmıştı. Her ne kadar kaçmaya çalışsa da başaramamış, sonunda ikisini tanıştırmak zorunda kalmıştı. Mahallenin muhtarı olarak olaydan tabii ki haberi olan babaannem de adamın yüzüne bakarak kuzenime <em>&#8220;Kızım, hayırlıysa olsun, hayırsızsa Allah def etsin&#8221;</em> demişti. Adam hayırsız çıkmış olacak ki Allah def etti, o ilişki yürümedi.</li>
<li>Evlendirmeye çalıştığı genç kızlar o veya bu şekilde evlenince rahat etmez, bu sefer de <strong>çocuk yapmaları için baskıya başlardı. </strong>Deniz&#8217;in Babası&#8217;yla evlendikten sonra çocuk yapmak için 8 sene beklememiz onun için işkenceye dönmüştü. Onu Amerika&#8217;dan ne zaman arasam <em>&#8220;Kızıım. Geçenlerde komşu fal baktı, falımda hamile çıktı, hayırdır inşallah&#8221;</em> gibi çaktırmadan mesajlar vermeye çalışırdı.</li>
<li>3 erkek, 3 kız çocuğu bir anne olarak ona göre <strong>bir kadının her iki cinsten çocuğu olmalıydı.</strong> Deniz olduktan sonra bana <em>&#8220;Kızım, bir de kız yap, sonra kes postayı&#8221; </em>diye tavsiyede bulunuyordu. İki Numara&#8217;nın da erkek olduğunu öğrenince <em>&#8220;Amaaan. Neyse, kız olana kadar hamile kalacaksın, ne yapalım&#8221; </em>şeklinde yorumladı.</li>
<li>Bundan 11 yıl önce kaybettiğimiz <strong>büyükbabamla birbirlerine çok düşkünlerdi, ama çok da kavga ederlerdi. </strong>Çocukluğumda annemle babamın seyahate çıkıp beni babaannemlere bıraktıkları bir gece sabah üçte bilmediğim bir sebepten ötürü karı-koca kavga edince, babaannem beni hiç üşenmeden uyandırıp giydirerek karşı apartmandaki kız kardeşinin evine apar topar gitmek üzere &#8220;evi terk etmişti.&#8221; Tabii ki problem her ne ise ertesi gün çözülmüş, olan benim uykuma olmuştu.</li>
<li><strong>Bir cenaze evine taziyeye gittiğinde, </strong>evden çıkarken cenaze sahiplerine <em>&#8220;Başınız sağ olsun&#8221; </em>diyeceğine yanlışlıkla <em>&#8220;Darısı başınıza&#8221; </em>demişti.</li>
<li><strong>İlk torunu nasıl bensem, ilk çocuğu da babamdı.</strong> O yüzden ona da çok düşkündü. Çocuk yetiştirmek, çocuğu okula göndermek gibi konularda babam onun birçok konuda deneme tahtası olmuştu: Babamın ilkokula gideceği ilk gün (erkeklerin kısa, kızların elbise gibi uzun siyah önlük giydiği yıllarda) babamı nasıl giydirmesi gerektiğinden emin olamamış, Mersin&#8217;in sıcağına da aldanıp önlüğün altına pantolon giydirmeden okula göndermişti. Babamın nasıl olup da alay konusu olmadığı ve okuldan nefret etmediği ise merak ettiğim bir başka konudur.</li>
<li><strong>İNANILMAZ bir ısrar ve pazarlık kapasitesi vardı. </strong>Evine gelen herkese bir şeyler yedirmek için akla hayale gelmeyecek şekilde ısrar eder, baktı yediremiyor, o zaman <em>&#8220;Banyo yapın. Sıcak su var, kaynıyor!&#8221; </em>gibi tuhaf tekliflerde bulunurdu. Mutlaka kendi istediğini yaptırmadan rahat etmez, sonunda insanları çatlatana kadar yedirirdi.</li>
<li>Etraftaki sevdiklerine Arapça bir kelime olan, nasıl yazıldığını bilmediğim ama <strong>AHKITKADAAKİ olarak okunan bir şekilde seslenirdi. </strong>(Elif: <em>Babaanne?</em> Babaanne: <em>Efendim Ahkıtkadaaki?&#8221; </em>gibi) <em>&#8220;Günahlarını üstüme alayım&#8221; </em>anlamına geldiğini öğrendiğim bu kelime onunla özdeşleşmişti.</li>
</ul>
<p>Fenomen kadındı babaannem. Her ne kadar ölümü &#8220;bekleniyor&#8221; olsa da insan bekleyemiyor ki ölümü&#8230; Tadım kaçık, keyfim bozuk&#8230;</p>
<p>Özledim bile kendisini şimdiden&#8230; Eski neşeli, keyifli, komik, ısrarcı halini özledim.</p>
<p>Neyse ki akılda kalanlar hep güzel anılar oluyor. Onlarla yetineceğiz artık.</p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/02/07/cifte-standart/" rel="bookmark" class="crp_title">Çifte standart</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/02/16/denize-olumu-nasil-anlattim/" rel="bookmark" class="crp_title">Deniz&#8217;e ölümü nasıl anlattım?</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/11/29/saskin-anne-sanssiz-cocuk/" rel="bookmark" class="crp_title">Şaşkın anne, şanssız çocuk</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/01/20/nilunun-gebelik-gunlugu-22-hafta-yeni-doktorla-ilk-randevu/" rel="bookmark" class="crp_title">Nilü&#8217;nün Gebelik Günlüğü &#8211; 22. hafta: Yeni doktorla ilk randevu</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/08/15/nurten-ve-elifin-hikayesi/" rel="bookmark" class="crp_title">Nurten ve Elif’in Hikâyesi</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2010/01/09/bugun-var-yarin-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>32</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklara ölümü nasıl anlatmalı?</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2009/12/04/cocuklara-olumu-nasil-anlatmali/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2009/12/04/cocuklara-olumu-nasil-anlatmali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2009 07:32:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çoluk Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[2-3 yaş]]></category>
		<category><![CDATA[3-4 yaş]]></category>
		<category><![CDATA[4-5 yaş]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=2946</guid>
		<description><![CDATA[Er geç bugünün geleceğini biliyordum. Daha geç olur diye tahmin ediyor, ya da öyle olmasını istiyordum ama bir gün olacağını biliyordum. Deniz acayip meraklı bir dönemden geçiyor. Her şeyi soruyor: O ne, bu kim, neden, kim yaptı? Büyük bir sabırla açıklamaya çalışıyoruz. Evimizde bir sürü resim var. Genelde çekirdek aile ve anneanne-babaanne resimlerimiz. Bir de bundan 10 sene önce trafik kazasında halam ve diğer kuzenimle birlikte kaybettiğimiz kuzenimin, Bige&#8217;nin resmi vardı. Sağ olsun temizlikçi kadın çerçevesini kırdığı için resim uzun zamandır dolabın bir köşesinde duruyor. Annemlerin evine geldiğimizde Deniz kız kardeşimin başucundaki Bige&#8217;li fotoğrafı gösterip teyzesine sordu: Deniz: Teyze, bu kim? Teyze: Ben. Deniz: Bu kim? Teyze: Ayla. (Deniz&#8217;in çok iyi tanıdığı ve sevdiği diğer kuzenimiz) Deniz: Bu kim? Teyze: ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/11/olum.jpeg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3153" title="Olum" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/11/olum.jpeg?w=300" alt="" width="180" height="135" /></a>Er geç bugünün geleceğini biliyordum. Daha geç olur diye tahmin ediyor, ya da öyle olmasını istiyordum ama bir gün olacağını biliyordum.</p>
<p>Deniz acayip meraklı bir dönemden geçiyor. Her şeyi soruyor: <em>O ne, bu kim, neden, kim yaptı?</em> Büyük bir sabırla açıklamaya çalışıyoruz.</p>
<p><span id="more-2946"></span></p>
<p>Evimizde bir sürü resim var. Genelde çekirdek aile ve anneanne-babaanne resimlerimiz. Bir de bundan 10 sene önce trafik kazasında halam ve diğer kuzenimle birlikte kaybettiğimiz kuzenimin, Bige&#8217;nin resmi vardı. Sağ olsun temizlikçi kadın çerçevesini kırdığı için resim uzun zamandır dolabın bir köşesinde duruyor. Annemlerin evine geldiğimizde Deniz kız kardeşimin başucundaki Bige&#8217;li fotoğrafı gösterip teyzesine sordu:</p>
<p style="padding-left:30px;"><em>Deniz: </em>Teyze, bu kim?<em><br />
Teyze: </em>Ben.<em><br />
Deniz: </em>Bu kim? <em><br />
Teyze: </em>Ayla. (Deniz&#8217;in çok iyi tanıdığı ve sevdiği diğer kuzenimiz)<em><br />
Deniz: </em>Bu kim? <em><br />
Teyze: &#8230;<br />
Deniz, ısrarla: </em>Bu kim, bu?<em><br />
Teyze: </em>O mu? O Bige. <em><br />
Deniz: </em>Bige. Anne bak, bu Bige.<em><br />
Elif: </em>Evet, Deniz&#8217;ciğim.</p>
<p>Şimdilik bu kadarla kaldı. Gün gelecek, <em>&#8220;Bige&#8217;ye ne oldu?&#8221;</em> diye soracak. O zaman ne cevap vereceğini bilmiyorum. Bazı soruların cevaplarını kafamda kendim verebilmiş durumda değilim ki üç yaşındaki çocuğuma açıklayayım.<a href="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/12/olum2.jpeg"><img class="alignright size-medium wp-image-3187" title="Olum2" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/12/olum2.jpeg?w=300" alt="" width="231" height="182" /></a></p>
<p>Çocuklara ölüm kavramının nasıl anlatılması gerektiği uzun zamandır kafamı kurcalayan bir konu. <a href="http://blogcuanne.com/2009/10/17/deger-mi/" target="_blank">Kız kardeşimin kedisi yakın zamanda öldü</a>. Deniz&#8217;e <em>&#8220;Mia hastalandı, hastanede&#8221;</em> demiştik -ilk etapta da öyleydi zaten- öyle kaldı. Evimizin köpeği Paphia neredeyse 14 yaşında. Şu an kulaklarının duymaması dışında bir sağlık sorunu yok. Ama günler ne getirir bilinmez. Günlerin getireceği şey gelince de Deniz&#8217;e neyi nasıl anlatacağım konusunda hazırlıklı olmak istiyorum.</p>
<p>Hoş, insan ölüme ne kadar kendini hazırlamaya çalışsa da bazı kayıplar öyle sarsıyor ki insanı, ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Sıralı ya da değil, sevdiği biri ya da evin köpeği, insan kayıplardan öyle ya da böyle etkileniyor. Çocuklar mutlaka farklı etkileniyorlar. Bu konuda biraz araştırır okurken güzel bir yazı buldum. Yazının orijinali <a href="http://www.becomingtheparent.com/subsections1/question22.html#beginning" target="_blank">burada</a>. Türkçe çevirisi ise aşağıda.</p>
<p>Sevgili <a href="http://antipopuler.wordpress.com/" target="_blank">Antipopüler</a> de beş yaşındaki oğluna su kaplumbağasının öldüğünü nasıl söylediğini ve oğlunun tepkisini <a href="http://antipopuler.wordpress.com/2009/05/21/hayatin-en-tatsiz-surprizi/" target="_blank">Hayatın en tatsız sürprizi</a> başlıklı yazısında çok güzel yazmış. Çocuğa büyüklerin bile anlamakta zorlandığı bir kavramı nasıl açıklamalı, çok güzel anlatmış. Kesinlikle okunmalı.</p>
<h1 style="padding-left:30px;"><em><strong>Çocukların ölümü anlamasına yardımcı olmak</strong><br />
</em></h1>
<p style="padding-left:30px;"><em>Çocukların ölümle ilgili düşünceleri biz yetişkinlerden çok daha farklı olmakla birlikte, bir çocuğun “ölüm” kavramına bakış açısı bir yakını öldüğü zamanki gözlemleri sayesinde gelişir.</em></p>
<p style="padding-left:30px;"><em>Çocuğunuzun ölümü nasıl algıladığıyla ilgili gerçekçi bir bakış açısına sahip olmak için öncelikle çocuğunuzun gelişimin hangi aşamasında olduğunu anlamanız gerekli. Beş yaşından küçük çocuklar zaman ya da ölüm kavramlarını tam olarak anlayamazlar. Dolayısıyla ölümün hususiyeti ve kalıcılığı kolay sindirebilecekleri konseptler değildir. Bu yaşlardaki çocuklardan şu tarz yorumları duymak hiç de şaşırtıcı olmaz: </em>“Dedemin mezarlıkta olduğunu biliyorum, ama hadi oraya bir telefon koyalım ve onu arayalım.” “Amcamın ölmesi bitince ona yeni oyuncağımı göstereceğim.” “Kedim Pamuk’u doktora götürelim, tamir etsin, böylece artık ölü olmaz.”</p>
<p style="padding-left:30px;"><em>Küçük çocuklar aynı zamanda benmerkezcidir; bu aşamada oldukça kısıtlı olan kavramsal gelişimleri ve tecrübesizlikleri dünyayı kendi perspektiflerinden görmelerine sebep olur. Dolayısıyla ailede ya da yakınlarında bir ölüm olduğunda çocuğun ölen kişiden çok kendisi için endişe duyduğu görülür: </em>“Dedem öldüyse beni kim parka götürecek?” <em>gibi. Çocukların yakınlarındaki bir ölümün kendi açılarından doğuracağı sonuçları düşünmeleri normal ve sağlıklıdır. Zaman geçtikçe ölümü daha geniş bir bağlamda algılamaya başlayacaklardır.</em></p>
<p style="padding-left:30px;"><em>Küçük çocuklara ölüm kavramını anlatırken yardımcı olabilecek bazı noktalar:</em></p>
<ul>
<li><em><strong>Ölümle ilgili olarak elle tutulur terimler kullanın: </strong>Çocukların bir insanın ölmesinin fiziksel olarak ne anlama geldiğini anlamaları önemlidir: </em>“Nene öldü. Yani artık yemek yiyemez, göremez, duyamaz, gülemez, hareket edemez.” <em>Küçük çocuklar bunları idrak etmekte ilk etapta zorlansa da böylesi bir açıklama ölümü onlar için biraz daha anlaşılır hale getirecektir. </em><em> </em><em>Bu sırada üstü kapalı tabirler kullanmamak da yerinde olur. </em>“Kedin Pamuk’u uyuttuk”<em> yerine </em>“Öldü”<em> demek daha yerinde olacaktır. Üstü kapalı anlatımlar çocuğun kafasının daha çok karışmasına sebep olabilir. Siz gece onu “uyuttuktan” sonra sabaha uyanıp uyanamayacağını merak edebilir.</em></li>
</ul>
<ul>
<li><em><strong>İnanç sisteminizi çocuğunuzla paylaşın: </strong>Çocuğunuzun sorularına vereceğiniz cevaplar ölüm ve yaşam </em><em><a href="http://www.chromasia.com/iblog/archives/0706131146.php"><img class="alignright size-medium wp-image-3190" title="olum3" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/12/olum3.jpg?w=300" alt="" width="300" height="300" /></a></em><em>hakkındaki inançlarınıza göre şekillenecektir. Ancak şunu da akılda tutmak gerekir ki cennet gibi dini kavramlar bile çocuklar tarafından somut bir şekilde algılanmaya çalışılacaktır: </em>“Eğer dedemin ruhu cennetteyse o zaman ben de çok uzun bir merdiven alır ve oraya tırmanırım”<em> gibi.</em></li>
</ul>
<p style="padding-left:30px;"><em>Çocuğunuza ilişki kurabilecekleri örnekler vermek yerinde olur. </em>“Amcanı her düşündüğünde ruhu senin yanında oluyor” <em>ya da </em>“Bütün kuzenlerin toplandığında amcanla ilgili hikâyeler anlatmalarını isteyelim. Her birimizin onunla ilgili hatıraları var. Onu tanıyan ve seven herkes ondan küçük bir parçayı içinde taşıyor.”</p>
<ul>
<li><em><strong>Ölümü tanımlayın:</strong> Çocuklar genellikle ölümün “sebebini” anlamakta güçlük çekerler. Örneğin bir yakını trafik kazasında ölen bir çocuk arabaya binmekten korkabilir. Kısıtlı tecrübelerinden ötürü arabaya her binişinin kazayla sonuçlanacağını düşünebilir. Bu durumda trafik kazalarıyla ilgili bazı gerçekleri açıklamanız yerinde olur: </em>“Bazen, ama çok sıklıkla değil, insanlar arabada giderken kaza yapabilirler. Bu kazaların çoğu insanların hafif yaralanmalarına sebep olur, morarmalar, ya da bandajla iyileşmesi gereken yaralara yol açabilir. Birçok kaza sadece arabada küçük bir vuruğa sebep olur. İnsanların trafik kazasında ciddi olarak yaralanması ya da ölmesi çok sık olan bir şey değildir.”<em> </em><em>Çocuğunuza ayrıca trafik kazalarını önlemek için neler yaptığınızdan da bahsedebilirsiniz: </em>“Arabada giderken güvende olmak için birçok şey yapıyoruz. Mesela emniyet kemerlerimizi bağlıyoruz, trafik kurallarına uyuyoruz, ya da sürücü yorgunsa arabayı kullanmaya ara veriyoruz”<em> gibi.</em></li>
</ul>
<ul>
<li><em><strong>Çocuğunuzun ölümle ilgili korkularıyla yüzleşmesine fırsat tanıyın: </strong>Aileye yakın biri öldüğünde çocuklar bir gün kendi anne-babalarının ya da kendilerinin de öleceklerini fark etmeye başlarlar. Bazen ilk etapta, bazen ise daha sonraları </em>“Sen de ölecek misin?”<em> ya da </em>“Ben de ölecek miyim?”<em> gibi sorular sorabilirler. Bu tip soruları yanıtlamak, özellikle de sevdiğiniz birinin yasını tutarken oldukça güç olabilir. Bu gibi durumlarda dürüst ve güven verici yaklaşımlarda bulunmak önemlidir: </em>“Birçok insan çok uzun süre yaşar. Ben de uzun seneler yaşamak istiyorum ve sağlıklı kalabilmek için de kendime çok iyi bakıyorum. İnsanlar gerçekte ne zaman öleceklerini bilemezler. Ben de uzun yıllar yaşayıp senin büyüdüğünü, bir işe girdiğini, bir ailen olduğunu, ya da büyüdüğün zaman yapmak istediğin her ne ise onu görmek istiyorum.”<em> </em><em>Size bir şey olması halinde çocuğunuza ne olacağını anlatmanız da yerinde olabilir:</em> “Ben çok hastalanır ya da ölürsem sana teyzen bakacak. Kahvaltını hazırlayacak, sana sarılacak. Ama merak etme, ben uzun bir zaman burada olmayı ve sana kendim bakmayı planlıyorum.” <em>Çocuğunuzun kendi ölümüyle ilgili soruları da benzer şekilde cevaplayabilirsiniz.<a href="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/12/olum4.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-3192" title="olum4" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/12/olum4.jpg?w=232" alt="" width="232" height="300" /></a></em></li>
</ul>
<ul>
<li><em><strong>Çocuğunuzun, yetişkinlerin yas tuttuğunu görmesine idareli bir dozda izin verin: </strong>Çocuklar ölümü sadece sizin anlattıklarınızdan değil, etraflarını gözlemleyerek de öğrenirler. Etraflarındaki insanların tepkilerini görmek ölümün sizin ailedeki anlamını kavramasına yardımcı olacaktır. </em><em> </em><em>Çocukların yetişkinleri ağlarken görmesi kesinlikle uygundur. Acıya tanık olmak çocuğun ölümün her gün karşılaşılan bir kavram olmadığını, hayattaki önemli bir olay olduğunu anlamasına yardımcı olur. Yetişkinlerin yas tutmalarını görmek ailenizde hislerin nasıl ifade edildiğini anlamaları açısından da önemlidir. Ancak gerek kendiniz, gerekse çocuğunuzun iyiliği için, çocuklarınızla ilgilenmek zorunda kalmadan acınızı yaşayabileceğiniz ortamlara sığınabilmeniz de önemlidir. Böylece kendinizi tutamadığınız zamanlardaki duygularınızın çocuğunuzda nasıl bir etki yarattığını düşünmek zorunda kalmaz, çocuğunuz sizi duygulu bir anınızda gördüğünüzde ona gerekli açıklamayı yapacak gücü toplayabilirsiniz: </em>“Şu an dayını çok özlüyor ve o yüzden üzülüyorum. Şimdi ağlıyorum ama daha sonra kendimi daha iyi hissedeceğim.”</li>
</ul>
<ul>
<li><em><strong>Ölen insanla ilgili konuşun: </strong>Bunu yapmak hem çocuğunuza kaybettiği insanla ilgili hislerini aktarma fırsatı sunar, hem de hatıraları paylaşmanıza yardımcı olur: </em>“Amcanın kahkahasının bütün evi nasıl salladığını hatırlıyorum.” “Dedeyle parka gittiğimiz günü hatırlıyor musun? Sana kocaman bir balon almıştı.”  “Nene burada olsaydı bu buz gibi suya ilk atlayan o olurdu.” <em>Ölen insanla ilgili hikâyeleri paylaştıkça çocuğunuz o insanın ailelerinin ve arkadaşlarının kalbinde ve hatıralarında yaşamaya devam ettiğini anlamaya başlar.</em></li>
</ul>
<ul>
<li><em><strong>Çocukların ölüme olan tepkilerinin zamanla gelişeceğini unutmayın: </strong>Çocukların kavramsal ve duygusal gelişimleri hala oluşum aşamasında olduğu için ölümle ilgili duygu ve düşünceleri de zamanla değişecektir. Çocuğun bir yakının ölümüyle ilgili hislerinin zamanla derinleşmesi doğaldır. </em><em> </em><em>Çocukların yas tutma eğrisi bir spirale benzer. Önemli kayıplar zaman içinde tekrardan hatırlanır ve irdelenir. Bu değişimi anlamak yeni duygular ortaya çıktığında merhametli olmanıza yardımcı olacaktır.</em></li>
</ul>
<p>Ben henüz oğluma bu zor kavramı anlatmak durumunda kalmadım. Böyle bir zorunluluk olduğunda da yukarıdakileri uygulayabilir miyim, bilmiyorum. Bana yol gösterici gibi geldi, paylaşmak istedim. Sizlerin de yorumlarınız, görüşleriniz varsa paylaşırsanız sevinirim.</p>
<p>&#8211;<br />
<span style="color:#888888;"><em>Bunlar da ilginizi çekebilir:</em></span><span style="color:#888888;"><em><a href="http://blogcuanne.com/2009/10/17/deger-mi/" target="_blank"><br />
</a>- <a href="http://blogcuanne.com/2009/10/17/deger-mi/" target="_blank">Değer mi?<br />
</a>- <a href="http://blogcuanne.com/2009/10/17/deger-mi/" target="_blank"></a><a href="http://blogcuanne.com/2010/02/16/denize-olumu-nasil-anlattim/" target="_blank">Deniz&#8217;e ölümü nasıl anlattım?</a><br />
</em></span></p>
<p><span style="color:#888888;"><em>&#8211;<br />
Ayrıca: <a href="http://alpiharikalardiyarinda.blogspot.com/2010/02/cocugunuza-yasam-dongusunu-anlatirken.html" target="_blank">ElfAna&#8217;nın pratik çözümlerle donattığı bu yazısı da okunmalı&#8230;</a><br />
</em></span></p>
<p><em> </em></p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/02/16/denize-olumu-nasil-anlattim/" rel="bookmark" class="crp_title">Deniz&#8217;e ölümü nasıl anlattım?</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/09/01/elim-sende-hakkimda-7-sey/" rel="bookmark" class="crp_title">Elim sende: Hakkımda 7 şey&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/08/01/cocuk-sahibi-olmak-ya-da-olmamak/" rel="bookmark" class="crp_title">(Çocuk Sahibi) Olmak ya da Olmamak&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/11/25/deniz-uc-yasinda/" rel="bookmark" class="crp_title">Deniz üç yaşında&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/12/19/etkili-anne-baba-egitimi/" rel="bookmark" class="crp_title">Etkili Anne-Baba Eğitimi</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2009/12/04/cocuklara-olumu-nasil-anlatmali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kafasını duvara çarpan inek</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2009/11/29/kafasini-duvara-carpan-inek/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2009/11/29/kafasini-duvara-carpan-inek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2009 19:26:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sohbet Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=3115</guid>
		<description><![CDATA[İki gündür gazetelerde, televizyonda yine her sene bu zamanlar tekrarlanan görüntülerden örnekler görüyoruz: İnekler, boğalar, koyunlar önde, eli kanlı bıçaklı adamlar arkalarında. Özellikle bu zamanlar gazete ve televizyondan uzak kalmaya çalışıyorum, kaldıramıyorum bu görüntüleri. Her ne kadar kendim haberi görmesem de, adamın birinin öldüremediği boğayı önce ayaklarından yaraladığı, sonra da orasından burasından bıçakladığıyla ilgili haberi ben de duydum. Detaylarını bilmiyorum, bilmek istemediğim için de araştırmıyorum. Annem bu sabah gazete okurken tam da o sayfaya denk geldiği sırada Deniz koltukta yanına atlamış, &#8220;Anane, o ne?&#8221; diye kanlar içinde yerde diz çökmüş olan boğayı göstermiş. Resimde boğa her nedense duvara dönük duruyormuş. Annem de boğanın kanlı bacaklarını kapatarak &#8220;İnek kafasını duvara çarpmış, adam da ona &#8216;üzülme&#8217; diyor&#8221; demiş. Sonra da konuyu değiştirip ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki gündür gazetelerde, televizyonda yine her sene bu zamanlar tekrarlanan görüntülerden örnekler görüyoruz: İnekler, boğalar, koyunlar önde, eli kanlı bıçaklı adamlar arkalarında.</p>
<p>Özellikle bu zamanlar gazete ve televizyondan uzak kalmaya çalışıyorum, kaldıramıyorum bu görüntüleri.</p>
<p><span id="more-3115"></span></p>
<p>Her ne kadar kendim haberi görmesem de, adamın birinin öldüremediği boğayı önce ayaklarından yaraladığı, sonra da orasından burasından bıçakladığıyla ilgili haberi ben de duydum. Detaylarını bilmiyorum, bilmek istemediğim için de araştırmıyorum.</p>
<p>Annem bu sabah gazete okurken tam da o sayfaya denk geldiği sırada Deniz koltukta yanına atlamış, <em>&#8220;Anane, o ne?&#8221; </em>diye kanlar içinde yerde diz çökmüş olan boğayı göstermiş. Resimde boğa her nedense duvara dönük duruyormuş. Annem de boğanın kanlı bacaklarını kapatarak <em>&#8220;İnek kafasını duvara çarpmış, adam da ona &#8216;üzülme&#8217; diyor&#8221; </em>demiş. Sonra da konuyu değiştirip ilgisini başka yere çekmiş, olay kapanmış.</p>
<p>Deniz üç yaşında. Hala dikkatini çabuk dağıtabiliyoruz. Gün gelecek böyle şeyleri kaçıramayacağız ondan. Benim bile kaldıramadığım, televizyonda gördüğüm zaman kanal değiştirdiğim böylesi görüntülere &#8220;toplumsal hayatımızın gereği&#8221; niyetine alışmasını istemiyorum.</p>
<p>Aynen İspanya&#8217;daki boğa güreşi denilen vahşete ya da Kanada&#8217;da her yıl düzenlenen, bebek fokların kafalarına sopalarla vurularak öldürüldükleri katliama alışmasını istemediğim gibi.</p>
<p>Ama din, ama spor, ama av, ama kürk. Her ne sebeple olursa olsun insan diğer canlıları ne kolay katlediyor.</p>
<p>&#8211;</p>
<p><em>Bunlar da ilginizi çekebilir:</em></p>
<p><em>- <a href="http://blogcuanne.com/2009/11/12/oldu-de-ne-oldu/" target="_blank">Öldü de ne oldu?</a><br />
- <a href="http://blogcuanne.com/2009/06/12/kucuk-aslancik-olmaz-olsun-mu/" target="_blank">Küçük Aslancık Olmaz Olsun&#8230; Mu?</a></em></p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/02/16/denize-olumu-nasil-anlattim/" rel="bookmark" class="crp_title">Deniz&#8217;e ölümü nasıl anlattım?</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/09/24/hediye-kitap-tulum-calan-boga/" rel="bookmark" class="crp_title">Hediye Kitap: Tulum Çalan Boğa</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/11/07/cok-sey-istemiyorum/" rel="bookmark" class="crp_title">Çok şey istemiyorum</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/04/18/bebeklerimize-ne-yedirelim/" rel="bookmark" class="crp_title">Bebeklerimize ne yedirelim?</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/06/24/denizin-kitapligindan-puff-the-magic-dragon/" rel="bookmark" class="crp_title">Deniz&#8217;in Kitaplığı&#8217;ndan: Puff, the Magic Dragon</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2009/11/29/kafasini-duvara-carpan-inek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Oyuncaklarınızı Paylaşın&#8221; kampanyası</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2009/11/28/oyuncaklarinizi-paylasin-kampanyasi/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2009/11/28/oyuncaklarinizi-paylasin-kampanyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 10:01:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaz Çiz]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cocukta Toplum Bilinci]]></category>
		<category><![CDATA[Oyuncak]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Sorumluluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=3064</guid>
		<description><![CDATA[İspanyol oyuncak markası Imaginarium, faaliyet gösterdiği ülkelerde “Dayanışma İçindeki Çocuklar” kampanyası düzenliyormuş. Amaç çocukların kendi yaşıtlarına yardım etmesini sağlayarak dayanışma, yardımlaşma ve sevgi bilincini aşılamakmış. İlki 2008 yılında düzenlenen ve bu sene 6 Kasım-25 Aralık tarihleri arasında gerçekleşen kampanya kapsamında kampanyaya destek verecek olan çocuklar bir ayakkabı kutusu içerisine sade, dayanıklı, pil içermeyen, kötü durumda olmayan, şiddet ve savaş unsuru taşımayan oyuncaklar ile okul malzemeleri, el işleri ve aksesuarları koyarak Imaginarium mağazalarına getireceklermiş. Imaginarium, bu oyuncakları oyun çağında olan çocuk esirgeme kurumlarında, yetimhanelerde ve bakım evlerindeki çocuklara ulaştıracakmış. Türkiye’de bu sene ilk kez düzenlenecek olan kampanya kapsamında geçen sene dünya genelinde 28 ülkede 68.000 oyuncak toplanmış. Imaginarium, kampanyanın Türkiye ayağında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile birlikte hareket edecekmiş. ÇYDD toplanan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/11/oyuncaklarinizipaylasin.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-3065" title="OyuncaklariniziPaylasin" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/11/oyuncaklarinizipaylasin.jpg?w=300" alt="" width="240" height="198" /></a>İspanyol oyuncak markası Imaginarium, faaliyet gösterdiği ülkelerde <em>“Dayanışma İçindeki Çocuklar”</em> kampanyası düzenliyormuş. Amaç çocukların kendi yaşıtlarına yardım etmesini sağlayarak dayanışma, yardımlaşma ve sevgi bilincini aşılamakmış.</p>
<p><span id="more-3064"></span></p>
<p>İlki 2008 yılında düzenlenen ve bu sene 6 Kasım-25 Aralık tarihleri arasında gerçekleşen kampanya kapsamında kampanyaya destek verecek olan çocuklar bir ayakkabı kutusu içerisine sade, dayanıklı, pil içermeyen, kötü durumda olmayan, şiddet ve savaş unsuru taşımayan oyuncaklar ile okul malzemeleri, el işleri ve aksesuarları koyarak Imaginarium mağazalarına getireceklermiş. Imaginarium, bu oyuncakları oyun çağında olan çocuk esirgeme kurumlarında, yetimhanelerde ve bakım evlerindeki çocuklara ulaştıracakmış.</p>
<p>Türkiye’de bu sene ilk kez düzenlenecek olan kampanya kapsamında geçen sene dünya genelinde 28 ülkede 68.000 oyuncak toplanmış.</p>
<p>Imaginarium, kampanyanın Türkiye ayağında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile birlikte hareket edecekmiş. ÇYDD toplanan oyuncakları ilk olarak İstanbul içindeki okullara, yuvalara, bakım merkezlerine gönderecekmiş. Daha fazla oyuncak toplandığında kampanyanın ikinci ayağı Şanlıurfa’da gerçekleşecekmiş.</p>
<p>Oyuncakların teslim edilebileceği Imaginarium mağazaları İstanbul’da City’s, Kanyon, Artell Forum-Kemerburgaz, Ankara’da ise Panora.</p>
<p>Yeni yıl yaklaşırken hediye ve oyuncak ihtiyacı olan çocukları sevindirmek, oyuncak bolluğundan sıkılan çocuklarımıza paylaşmayı öğretmek için de iyi bir fırsat gibi geldi bana…</p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2011/04/10/tnt-ekspres-kitap-toplama-kampanyasi-2/" rel="bookmark" class="crp_title">TNT Ekspres Kitap Toplama Kampanyası</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/05/30/tnt-ekspres-kitap-toplama-kampanyasi/" rel="bookmark" class="crp_title">TNT Ekspres Kitap Toplama Kampanyası</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/03/09/dunya-saati-oyuncak-kutuphaneleri-kukla-festivali-vesaire/" rel="bookmark" class="crp_title">Dünya Saati, Oyuncak Kütüphaneleri, Kukla Festivali, vesaire&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/07/03/bir-tugla-da-sen-koy/" rel="bookmark" class="crp_title">Bir Tuğla da Sen Koy!</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2010/01/27/oradan-buradan-paylasimlar/" rel="bookmark" class="crp_title">Oradan buradan paylaşımlar&#8230;</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2009/11/28/oyuncaklarinizi-paylasin-kampanyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öldü de ne oldu?</title>
		<link>http://blogcuanne.com/2009/11/12/oldu-de-ne-oldu/</link>
		<comments>http://blogcuanne.com/2009/11/12/oldu-de-ne-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 08:23:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>blogcuanne</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sohbet Muhabbet]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Cocuk ve hayatın (acı) gerçekleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://blogcuanne.com/?p=2755</guid>
		<description><![CDATA[Bambaşka bir şey yazmak için bilgisayarın başına oturmuştum, ancak Washington Post’taki şu haberi görünce aklım buna kaydı: Muhammad is executed for sniper killing. Bilmeyenler, ya da unutmuş olanlar için açıklayayım: Bundan tam yedi sene önce Amerika’nın kuzey doğu eyaletlerinden Maryland’in banliyölerinden biri olan Columbia’da yaşıyor, yine başka bir banliyö olan Silver Spring’de akıl hastalarına hizmet veren bir sivil toplum örgütünde çalışıyordum. Evimle işimin arası normalde 20-25 dakika, trafikle birlikte 40-45 dakikalık bir mesafeydi. (Başkent Washington DC’ye birkaç kilometre uzaklıkta olan Silver Spring, Los Angeles’tan sonra Amerika’nın en korkunç trafik eziyeti olan Capital Beltway civarında olduğu için ben de trafikten nasibimi alıyordum.) Her gün mutlu mutlu işime gidip gelirken bir gün radyoda bir haber duydum: Adamın biri, benzin istasyonunda arabasına benzin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2009/11/10/AR2009111001396.html?hpid=topnews&amp;sid=ST2009110903795"><img class="alignleft size-medium wp-image-2758" title="OlduDeNeOldu4" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/11/oldudeneoldu4.jpeg?w=300" alt="OlduDeNeOldu4" width="300" height="228" /></a>Bambaşka bir şey yazmak için bilgisayarın başına oturmuştum, ancak Washington Post’taki şu haberi görünce aklım buna kaydı:</p>
<p><a href="http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2009/11/10/AR2009111001396.html?hpid=topnews&amp;sid=ST2009110903795" target="_blank">Muhammad is executed for sniper killing.</a></p>
<p>Bilmeyenler, ya da unutmuş olanlar için açıklayayım:</p>
<p><span id="more-2755"></span></p>
<p>Bundan tam yedi sene önce Amerika’nın kuzey doğu eyaletlerinden Maryland’in banliyölerinden biri olan Columbia’da yaşıyor, yine başka bir banliyö olan Silver Spring’de akıl hastalarına hizmet veren bir sivil toplum örgütünde çalışıyordum. Evimle işimin arası normalde 20-25 dakika, trafikle birlikte 40-45 dakikalık bir mesafeydi. (Başkent Washington DC’ye birkaç kilometre uzaklıkta olan Silver Spring, Los Angeles’tan sonra Amerika’nın en korkunç trafik eziyeti olan Capital Beltway civarında olduğu için ben de trafikten nasibimi alıyordum.)</p>
<p>Her gün mutlu mutlu işime gidip gelirken bir gün radyoda bir haber duydum: Adamın biri, benzin istasyonunda arabasına benzin doldururken kimliği belirsiz biri tarafından uzak mesafeden vurulup öldürülmüştü. Amerika’da (üstelik de ruhsatlı) silah kullanımının ne kadar yaygın olduğunu göz önünde bulundurarak <em>“Olur böyle vakalar, Amerikan polisi yakalar”</em> deyip geçtim.</p>
<p>Ancak bu tür haberlerin ardı arkası kesilmedi.</p>
<p>Başkent Washington DC civarında neredeyse her gün birisi alışverişe giderken, restorandan çıkarken, bahçesinde çimlerini biçerken, çocuklar okula giderken aynı şekilde “sniper” stili vurulup öldürülüyordu. Vuran kişi ya da kişilerin kim olduğu ya da ne sebeple böyle bir şey yaptıkları hakkında polis hiçbir fikir edinemiyordu. Sağda solda bir iki not, en son da 10 milyon dolar istediklerine dair bir yazı bulunmuştu, o kadar. Bir de vuran kişi(ler)in uzaktan nişan alma konusunda yetenekli ve hatta deneyimli olduğu ve ordudakilere benzer bir tüfek kullandıkları anlaşılmıştı.</p>
<p>Kurbanların da ortak bir yanı yoktu – siyah-beyaz, kadın-erkek, çocuk-erişkin, her türde on insan yaklaşık iki hafta boyunca gece gündüz demeden bu silsileye kurban gitti.<img class="alignright size-medium wp-image-2762" title="OlduDeNeOldu3" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/11/oldudeneoldu31.jpeg?w=234" alt="OlduDeNeOldu3" width="234" height="300" /></p>
<p>Acayip bir kargaşa vardı. Televizyonlarda sürekli <em>“Kalabalık istasyonlardan benzin alın, arabanızı açık yerlere park etmeyin”</em> gibi tavsiyeler veriliyordu. İnsanlar otoparklarda yürürken kolay hedef alınmasınlar diye zikzaklar çiziyor, okullar öğrencilerin dışarıda vakit geçirdikleri teneffüsleri iptal ediyordu. Olaylar Hollywood filmi gibiydi, ancak korku gerçekti.</p>
<p>Sonunda iki haftaya yakın süren bir terör havasının ardından katil zanlıları bir dinlenme tesisinde arabalarında uyurken yakalandılar. Yakalanmalarına sebep, bambaşka bir eyalette aylar önce karıştıkları bir başka vurma olayında bıraktıkları parmak iziydi. Bir üvey baba-oğul oldukları anlaşılan iki kişi suçlarını itiraf ettiler ve hapsi boyladılar.</p>
<p>Ama iş burada bitmedi. Oğlanın yaşı küçük olduğu için idama çarptırılamadı. Ancak baba idam cezasına mahkûm oldu ve senelerdir süren bir hukuki sürecin ardından dün zehirli iğneyle idam edildi. Yine de, yedi yıl sonra bile kimse bütün bunların neden olduğu, bu iki kişinin neden sinek avlar gibi tanımadıkları insanları çoluk çocuk demeden vurup öldürdüklerine dair tatmin edici bir cevap alamadı.</p>
<p>İşte yukarıdaki haber bunun haberi…</p>
<p>Haberi okuyunca beni bir düşünce aldı:</p>
<p style="padding-left:30px;">Onca suçsuz insanı öldüren, ya da –o zamanlar- 17 yaşındaki oğluna öldürten bu canavar ruhlu, ordudan terk, pislik herif idam edildi de ne oldu? Dünya bir pislikten kurtuldu, evet. Ama canına kıydığı insanlar geri mi geldi?</p>
<p style="padding-left:30px;">İdam cezası çözüm mü? İnsanları atış talimi yaparmışçasına öldüren bu pislik herifi kapkaranlık bir hücreye kapatıp, ömrünün sonuna kadar oraya mahkûm etmek varken, bu biraz ödül olmuyor mu?</p>
<p>diye düşünüyorum&#8230;</p>
<p>Ondan sonra kendimi bu gibi olaylarda yakınını kaybeden birinin yerine koymaya çalışıyorum. Yok yere öldürülenlerden bu insanlardan biri benim yakınım olsaydı ben ne yapardım, ne isterdim? Çok sevdiğim bir kişi bahçesinde çimlerini biçerken, okula giderken sırf birinin canı istedi diye bilgisayar oyunu oynarmışçasına öldürülseydi ben de onu öldüreni kendi ellerimle öldürmek istemez miydim? Ya da bir yakınım canavar ruhlu biri tarafından tecavüz edilip, işkenceyle öldürülseydi aynısını o canavara yapmayı, onu parçalamayı istemez miydim? İsterdim herhalde…</p>
<p><em>“Öldüğüne seviniyorum. Karım geri gelmeyecek ama en azından artık [o adamı] düşünmek zorunda değilim. Daha rahat nefes alıyorum”</em> demiş karısı öldürülen bir adamcağız. Buna kim ne diyebilir?</p>
<p><em>&#8220;Keşke böyle şeyler hiç olmasa&#8221;</em> diye geçiriyorum içimden. Ben &#8220;<a href="http://blogcuanne.com/tag/cocuk-ve-hayatin-aci-gercekleri/" target="_blank">Deniz&#8217;e Küçük Aslancık şarkısını söylesem mi, söylemesem mi?&#8221;</a> diye düşünürken o aslında böyle acımasız olayların yaşandığı bir hayata hazırlanıyor.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-2760 alignleft" title="LifeOFDavidGale" src="http://blogcuanne.files.wordpress.com/2009/11/lifeofdavidgale.jpg?w=213" alt="LifeOFDavidGale" width="213" height="300" /></p>
<p>İşte böyle bir düşünceler seline kapıldım haberi görünce…</p>
<p><em><strong>Dip not</strong> <strong>1</strong>: The Life of David Gale diye bir film vardı. Kevin Spacey, Kate Winslet ve Laura Linney oynuyordu. İdam cezasının yanlışlığına değinen, hukuk sisteminin de çuvallayabileceğini, arada masum insanların da yanlışlıkla öldürülebildiğini anlatan bir filmdi. Gerçekten etkileyici bir film. Tavsiye ederim.</em></p>
<p><em><strong>Dip not 2: </strong>Hep bazı konularda Amerika’yı örnek gösteriyorum. Kaldırımlar şöyle iyi, kütüphaneler böyle güzel diyorum. Herhalde Türkiye’nin Amerika’dan daha “medeni” olduğu bir konu varsa o da idam cezasının kaldırılmış olmasıdır. Ama AB istedi diye, ama bilmem ne diye… Yok mu, yok.</em><em><br />
</em></p>
<div id="crp_related"><h3 style="margin-top:50px !important;">İlginizi Çekebilir:</h3><ul><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/11/12/domuz-gribine-yakalanan-kedi/" rel="bookmark" class="crp_title">Domuz gribine yakalanan kedi</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/10/30/okul-kapatmaca/" rel="bookmark" class="crp_title">Okul kapatmaca&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/10/02/domuz-gribi-hamileleri-etkiliyormus/" rel="bookmark" class="crp_title">Domuz gribi hamileleri etkiliyormuş</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/11/25/deniz-uc-yasinda/" rel="bookmark" class="crp_title">Deniz üç yaşında&#8230;</a></li><li><a href="http://blogcuanne.com/2009/09/04/dogmak-dogurmak-ve-dogurtulmak-uzerine-bir-film/" rel="bookmark" class="crp_title">Doğmak, doğurmak ve doğurtulmak üzerine bir film&#8230;</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://blogcuanne.com/2009/11/12/oldu-de-ne-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

