"Hamileliğin Yan Etkileri" etiketli tüm yazılar

16. hafta: Biri beni tekmeliyor

Hamileliğin en güzel olayını yaşamaya başladım bu hafta. Hayır, iddia ediyorum dünyanın en güzel olayı: bebeğin tekmelemesi… Aslında pek de tekmeleme denemez. 11 santim uzunluğunda, 140 gram ağırlığında bir şey sizi tekmelese ne olur, yumruklasa ne olur? Daha çok sanki içimde baloncuklar pıt pıt patlıyormuş, minicik bir çubuk beni dürtüyormuş gibi bir şey. Daha önceden yaşadığım için bunların neye dönüşeceğini çok iyi biliyorum, an gelecek “Dur oğlum, bir izin ver uyuyayım” diyeceğim. (İki Numara’nın da erkek olacağını söylemiştim.)

Arabamın anahtarı buzdolabında ne arıyor??

Resimde görülen arabamın anahtarı neden buzdolabında olabilir? a) Deniz muzırlık olsun diye koydu. b) Paphia gıcıklık olsun koydu. c) Plasenta beyinli, hamile kafalı blogcu gebe Elif sebebini bilmediği bir şekilde anahtarları buzdolabına yerleştirip, ne kadar olduğunu bilmediği bir süre sonra A-a! diye buldu. (İpucu: Hamilelerin beyni küçülüyormuş!)

Hamilelerin beyni küçülüyormuş!

Deniz’e hamileyken okumadığım kitap, internette girmediğim web sitesi, indirmediğim dosya kalmamıştı. Sadece o kadar değil, Deniz’in Babası’na da sürekli kitap alır, onları okuttururdum. Bu kitaplardan biri de “The Expectant Father” idi. Hoş, kitap yüzünden hakkımda “hoşaf beyinli” gibisinden söylentiler çıkacağını bilsem almaz, okutturmazdım.

11. hafta: Şişman değilim, hamileyim!

Son zamanlardaki uyanınca ağzıma bir şeyler atma ihtiyacı beni çok çaresiz ve sinirli hissettiriyordu… Gözüm hiçbir şey görmüyordu. Normalde ilk işim Deniz yesin diye kahvaltı hazırlamak olduğundan aynı şeyi yapmaya çalışıyordum. Ancak aç karnına başkasına yiyecek bir şeyler hazırlamak dünyanın en zor, en sinir bozucu şeyi olsa gerek ki sinirim tepeme çıkıyor, o an karşıma kim gelse dağlamak istiyordum. Sonunda Deniz’in Babası çareyi buldu: “Sevgilim… Hani uçaklarda derler ya… Oksijen maskelerinin düşmesi halinde çocuklu yolcularımızın önce kendi maskelerini, daha sonra çocuklarının maskelerini takmaları gerekmektedir diye… İşte o misal, sen de önce ağzına bir şeyler atıştır, ondan sonra yavrumuzun yemeğiyle ilgilen. Yoksa hayra varmayacak bu işin sonu.”

10. hafta: Mide bulanması… Ve yanması… Ve ekşimesi…

Bir yandan dur durak bilmeyen mide bulantıları, bir yandan da gitgide açılan iştahım oldukça tuhaf bir tablo yaratıyor. Sürekli bir şeyler yemek isteyen, yiyen, ve sonra da yediğinden öğüren hoşnutsuz bir yaratık haline geldim.

9. hafta: Güle güle ince belim

Şu fani dünyada kendimle ilgili beğendiğim bir şey varsa o da ince belimdir. Daha doğrusu öyleydi — bu haftaya kadar. Daha önce de söylemiştim, son üç aydaki yorgunluk, uykusuzluk, beş dakikada bir tuvalete gitme, bel ağrısı, kasık ağrısı ve daha nice şikâyetler sayılmasa hamileliğin en sinir zamanları bu ilk dönemleri. Onca sıkıntı yaşıyorsunuz – ha bire tuvalete koşturmanın yanı sıra bir yandan da hazımsızlık ve tıkanıklık problemleri, baş ağrıları, bulantılar, metalik tatlar, vesaire vesaire… Ve ortada gözle görülür bir şey de yok.

8. hafta: İçimde minik bir kalp atıyor

Bu haftanın en akılda kalıcı olayı İki Numara’nın kalp atışlarını duymamız oldu. Bundan yaklaşık iki buçuk hafta önceki randevumuzda kalp atışı henüz başlamamıştı. O yüzden bugün artık görmemiz şarttı. Nitekim doktor ultrasonu yaparken karşımdaki ekranda sadece yanıp sönen kalp atışını görmekle kalmadık, sesini dışarıya verince de bu-bum! bu-bum! şeklindeki gümbürtüye şahit olduk.

7. hafta: Tutmayın beni, uyuyacağım!

Deniz’e hamileyken de ilk başlardaki en büyük sıkıntım uykuydu. Mide bulantısı daha sonra başlamış ve baş edilir düzeyde kalmıştı. Ama uyku hali öyle baskındı ki, evden çalıştığım bir gün işyerimle yaptığım yaklaşık 1 saatlik bir telekonferans görüşmesinin neredeyse 20 dakikasında uyuyakalmış, “Sen de aynı fikirde misin Elif?” seslenişleri sonunda tatlı uykumdan uyanmak durumunda bırakılmış ve ne diyeceğimi şaşırmıştım.