"ikinci çocuk" etiketli tüm yazılar

Tarihe not: Seri imalat

Derin’le Deniz’i ilk kez birlikte yıkadım dün. Daha önce de birlikte yıkandıkları olmuştu, ama o zaman Derin tam oturamıyordu, yok ağlıyordu, yok üşüyordu. Birilerinin Derin’i tutması gerekiyordu, o kişi ıslanıyordu. Kısacası keyifli olmuyordu. Dün akşam ikisini de küvetin -daha doğrusu duşa kabinin- içine oturttum; seri imalat şeklinde yıkadım: Önce onun kafasına suyu tut; sonra ötekinin. Birinin kafasını şampuanla, sonra diğerinin. Evvela birinin vücudunu sabunla, sonra ötekinin. Çok komikti. Bunlar küvetin içinde ıslak kedi yavruları gibi otururken kendimi eski kadınlar gibi hissettim. “Demek ki  eskiden böyle yıkıyorlarmış çocukları” dedim içimden. Hamama götürüp, ya da banyoda odun sobasını yakıp hepsini inci gibi dizip sıradan geçiriyorlarmış. Babaannemi andım birden. Altı çocuğunu böyle mi yıkamıştı acaba? Başka nasıl yıkanır ki altısı birden? Sıcak su …

Tarihe not: Hakem

İki çocuk annesi (ya da babası) olmak zor, güzel, karışık, heyecan verici, yorucu… Liste uzayıp gider. Bir de hakemlik boyutu varmış işin. Derin hareketlenip Deniz’e karışmaya başlayınca anladık olayın bu yönünü. Derin, tabii ki paylaşmak, sıra beklemek, sabırlı olmak gibi erdemlerden yoksun bir insan yavrusu olarak Deniz’in her şeyine, ama her şeyine atlıyor. Legolar, sulu boyaları, çıkartmaları, kitapları, çorapları, puzzle’ları… HER ŞEYİ. Deniz ise, yaşı itibarıyla -ya da en azından okul sayesinde diyelim- paylaşmayı da, sıra beklemeyi de büyük ölçüde öğrenmiş bir çocuk olarak bütün bu öğrendiklerini unutarak Derin’i püskürtmeye çalışıyor. Aşağıdaki durumlar bizim evde çok olağan hale geldi: (1) Deniz masasında oturmuş uslu uslu sulu boya yaparken Derin defterini, fırçalarını almaya çalışıyor. Su dolu kabı devrilmekten son anda kurtarıyoruz. …

Deniz’e açık mektup

Deniz’ciğim, benim canım oğlum, Biliyorum kardeşini çok seviyorsun. Ve yine biliyorum ki zaman zaman “Nereden çıktı da geldi?” diye aklından geçiriyorsun. Nereden çıktığı konusunu ileride konuşacağız. Seni anlıyorum. Evdeki tahtın sarsıldı. Her şeyini, herkesi paylaşmak zorundasın. Her şeyine ortak oldu. Her şeyini yalamak istiyor. Resimlerini yırtıyor. Kitaplarını çiğniyor. Oyuncaklarınla istediğin yerde oynayamıyorsun. Legolarını Derin yemesin diye masa üstlerine taşıdın. Ne zaman sana kitap okumaya başlasam gelip kucağıma tırmanmaya çalışıyor. Biz yemek yerken bağırıyor. Senin deyiminle seni “rahatsız ediyor, başını ağrıtıyor.” Ama… Sen okuldan geldiğinde kardeşinin yüzünde nasıl gülücükler açıyor, dikkat ettin mi? Ben ettim. İçi içine sığmıyor. Hani bir konuşsa “İyi ki geldin Deniz, seni çok özlemiştim. Haydi, eğlence başlasın!” diyecek. Geçen ay gittiğimiz bir haftalık New York (pardon, Ankara!) …

Kardeşler arasındaki ideal yaş farkı

Bu blogda Sıkça Sorulan Sorular diye bir bölüm olsaydı, ikinci çocuğu yapıp yapmama ve kardeşler arasındaki ideal yaş farkı konuları listenin ilk sıralarında yer alırdı. Bu hafta yine bu konuda bir soru alınca artık konuyu buraya taşımaya karar verdim. İkinci çocuğu yapıp yapmama konusu, herkesin maddi durumuna, hayattan beklentilerine, kariyeriyle ilgili ne yapmak istediğine  göre, vesaire değişecektir. Benim için bu hiçbir zaman konu olmadı. Ben her zaman iki çocuk istediğimi bildim. Ancak şimdi anlıyorum ki zor kardeşim. Bu zamanda iki çocuk zor. Maddi külfetini bir kenara bırakalım, ev hayatı bile çok zor. Evet, babaannem zamanında altı çocuk büyütmüş, ne televizyon varmış, ne de hazır bebek bezi. Ellerinde yıkarlarmış çocukların kakalı bezlerini. Ama o zamanlar hayat daha basitmiş. Çocuklar sokakta, bahçede …

Aşağı baksam Deniz, yukarı baksam Derin

Kaçış yok. Bu suçluluk hissinden kaçış yok. Deniz bir ara acayip bir duygu sömürüsü taarruzundaydı. Odasında yalnız kalamıyor, okula gitmek istemiyor ama bunu söyleyemiyormuş gibi görünüyor, karanlıktan korkuyor, onunla hiç oynamadığımızdan şikayet ediyordu. Öğretmenine bu konuyu açtığımda kardeşi yüzünden zorlandığını düşündüğünü söyledi ve ekledi: “Ancak unutmayın, çocuklar böyle durumlarda anne-babalarını manipüle etmekte ustadırlar. Deniz büyük ihtimalle sizin düşündüğünüz kadar kötü hissetmiyordur.”

Marifet mi?

Çarşamba öğleden sonradan itibaren yalnızım. Çocuklarla yalnızım yani. Yardımcımız izne çıkıyor. Doğan normalde eve 8′den önce gelemiyor. Derin 7 gibi uyuyor. Deniz de 8′e doğru yatağına giriyor, tam o saatlerde uyumuş oluyor. Çarşamba günleri yalnız olmam ne demek? Şu demek:

Aşk yeniden

Derin’e âşık oldum. O kadar şirin, o kadar tatlı, o kadar içine sokulası bir şey oldu ki, severken canını yakmamak için kendimi zor tutuyorum. Taraflıyım, kabul ediyorum. Kuzguna yavrusu anka görünür, biliyorum. Ama ne fark eder ki, deli oluyorum! Bebeklerin altıncı aydan sonra ne kadar şirinleştiklerini unutmuşum. Bit kadar boylarıyla sırtları dimdik bir şekilde oturmaya başladıklarındaki görüntünün nasıl diş sıkıştırıcı bir etkisi olduğu gitmiş aklımdan.

Anne gibi sevmek

Az önce Derin’i uyuturken, onu kucağımda tutmuş bir sağa, bir sola yavaş yavaş sallanırken, gözleri gözlerime kilitlenmiş halde giderek ağırlaşan göz kapakları sımsıkı kapanırken, bir annenin çocuklarını “ayrı ayrı sevmesinin” ne demek olduğunu anladım. Deniz’i, Deniz olduğu için, Derin’i, Derin olduğu için seviyorum. Onları o kadar çok seviyorum ki, bazen nefes alamıyorum.

Tiryaki

Bir arkadaşım ikinci bebeğini doğurdu. Daha bir hafta olmadı. Dün görmeye gittik. Konu dönüp dolaşıp uyku meselesine geldi. İlk iki gece çok zor olduğunu, üçüncü gece bebeğin yaklaşık dört saat uyuduktan sonra uyandığını söyledi. O dört saatte bebeğini özlediğini, emzirmeye kalktığında “ohh, seni çok özledim” diyerek kucakladığını, bu işi son kez yaptığını düşünerek her anın tadını çıkarmaya çalıştığını söyledi.

İkinci kez ebeveyn olmak neden daha kolay?

Bilemiyorum birinci çocuklar mı daha şanslı, ikinciler mi?.. Anne-babaların ilk çocuklara daha fazla ilgi gösterdikleri kesin. Kafaları daha boş çünkü. Ama ikincilerin de daha rahat yetiştikleri bir gerçek. Ebeveynler daha deneyimli oluyorlar çünkü!