Gazetelerde okuyoruz: “Ünlü annelerden Falanca oğlu Filanca’yla Bebek’te felekten bir gün geçirdi.” Benim gibi “ünsüz” annelerin çalışmayanları günlerinin çoğunu çocuklarıyla geçirdiğinden, çocuklarımızla geçirdiğimiz günlerin bazıları sıradan, bazıları yorucu, bazıları eğlenceli ama “felekten bir gün” değil. En azından benim için değil. Benim için felekten bir gün sıra dışı bir şey yaptığım, örneğin kendimle ya da Deniz’in Babası’yla baş başa kaldığım bir gün. Nitekim önümüzdeki hafta böyle bir gün, daha doğrusu gece geçireceğim.
"Mutlu Anne=Mutlu Çocuk" etiketli tüm yazılar
Bunalım halleri…
Galiba bana yine geldiler bu ara… Bir bunaldım. Tavana vuran hamilelik hormonlarının da çok faydası olduğu söylenemez. Sabahtan beri hüngür şakır ağlıyorum. Gözlerim şişti, eve alışveriş yapmam lazım, dışarı çıksam esnaf “Abla, hayırdır?” diye telaşlanacak. Aşağıdaki yazı çeşitli yahoo gruplarında dönüyor. İlk okuduğumda biraz fazla sert geldi. Acımasız geldi. Deniz’i her gün okula ben götürüyorum. “Götürmeseydim de servisle gitseydi ben de ona pencereden bakıp el sallardım, ne var yani?” diye düşündüm. Sonra… Bu sabahki senaryoyu hatırladım: “Deniz’ciğim, gel ellerini yıkayalım” – 4 kez “Deniz’ciğim, peynirini bitirir misin?” – 4 kez “Deniz’ciğim, ekmeğini bitirir misin?” – 3 kez “Deniz’ciğim, arabaya biner misin?” – 2 kez Bunlar sabah okula gitmedenki bir buçuk saat içerisinde tekrar tekrar söylediklerim arasından hatırlayabildiklerim. Kendimi duvarla konuşuyormuş …
Yaşasın okul!
“Yaz tatilini yaşasın çocuk, bu yaşta sürekli okul, okul olmasın” diye Deniz’i yaz okuluna göndermemeye karar verdiğimiz ve -bence- çok da hayırlı olmayan bir süreci nihayet atlatmış bulunuyoruz. YAŞASIN, DENİZ’İN OKULU BAŞLADI!!! Artık haftanın 5 yarım günü okulda olacak Deniz oğlum. Şu satırları yazdığım sırada bile onu özlüyorum, ama özlemeyi özledim. Biraz ayrılık herkese lazım. Her ne kadar okula her bıraktığımda sanki onu yetiştirme yurduna terk ediyormuşumcasına ağlasa da bu timsah gözyaşlarının ben -biraz da yutkunarak- arkamı dönüp yürümeye başladığım anda bittiğini biliyorum.
Kendim ettim, kendim buldum.
Hadi bakalım Blogcu Anne. Sen misin tatil isterim, isterim de isterim diye tutturan? Al sana tatilin alası. Kocayı bırak, oğlanı kayınvalideye sat, git New York sokaklarında bir hafta gez. -o- Amerika’ya her sene iş-güç için bir-iki kere gidiyoruz. Yine gidişimiz söz konusu oldu, ancak bu sefer Deniz’in Babası’nın buradaki işlerini ayarlamaktı, domuz gribiydi, yaz tatiliydi, bilet yoktu derken eylülü ettik. Deniz’in okulu başlayacağından onu Nunu‘ya bırakalım, hemencecik gidip dönelim dedik. Deniz’in Babası Miami’de iş-güçle meşgul olacağından, benim de Miami’yle yıldızım pek barışmadığından (Estetikli meme görmenin de bir sınırı var, değil mi? Belirli bir sayıdan sonra baygınlık geliyor insana!) ben ekstra uçuşu yapmayıp, New York’taki kuzenimizde konaklayacağım. Kuzenim gündüzleri çalışacağı için ancak akşamları bana vakit ayırabileceğinden gündüz tek başıma takılacağım.
Yıllık izin
Amerika’dayken sivil toplum örgütlerinde çalışmanın başkalarına iyilik yapmanın verdiği tatmin hissinin yanı sıra bir yan avantajı da yıllık izin konusunda rahat olmalarıydı. Hele son çalıştığım vakıfta, Noel-yılbaşı arasındaki tatil haftasıyla birlikte, yılda toplam dört haftalık iznim oluyordu, ki Amerika koşullarında bile görülmemiş bir şeydi… Senede dört haftalık izin Türkiye koşullarında biraz aşırı kaçsa bile, her işveren yılda iki hafta çalışanlarına ister aileleriyle vakit geçirmeleri, ister gezip tozmaları, kısacası yılın geri kalan 50 haftasında yapamadıkları ve yapmak istedikleri ne varsa yapabilmeleri için izin veriyor. Benim gibi zamanlarının tümünü çocuklarına bakarak geçiren “Çalışmayan Anneler”in yıllık izinleri konusunda İş Kanunu’nda ciddi bir boşluk olduğunu düşünüyorum. Nitekim 4857 sayılı İş Kanunu’nun Yıllık Ücretli İzin Hakkı ve İzin Süreleri’ni düzenleyen 53. maddesinde Çalışmayan Anne’lere yönelik …
Çalışmayan Anne Sendromu
İngilizcedeki “Stay-at-home Mom” terimi Türkçeye “Çalışmayan Anne” olarak giriyor. Adil olmadığını düşündüğüm, sanki evinden fiziksel olarak çıkıp para kazanacağı bir işe gitmeyen anneler günlerini çocuğuyla oynayarak, sevgi kelebeği şeklinde gezerek, çalışma hayatının stresinden uzak, huşu içinde geçiriyormuş gibi bir anlam barındırıyor “Çalışmayan Anne” terimi… Bu terimi kullanmayı sevmediğim için yeni tanıştığım insanlar bana “Ne iş yapıyorsun?” diye sorduklarında “Oğlumu büyütüyorum” diyorum. “İşim bu…” Deniz doğmadan çok önce “Maddi durumum el verirse bir süre çalışmaya ara verip sadece çocuğumla ilgileneceğim” diye düşündüğüm ve eşim de benim bu görüşümü desteklediği için Deniz doğduktan kısa süre sonra işe geri dönmek gibi bir telaşım olmadı. Zaten Amerika’dan yeni döndüğümüz için halihazırda bir işim yoktu. Yıllar boyu “Başkalarına iyiliğim dokunsun” düşüncesiyle sivil toplum örgütlerinde çalışan …











Esre: Bence çocuğu küçük olanlar 1. sınıfa yazdırsın ama okula göndermesin, ...
İçimdeki Dört Mevsim: Öncelikle zaman ayırdığınız ve böylesi bilgi yüklü bir paylaşımda bulu...
Mrs. Lucky: Merhaba, Yazinizi yine zevkle okudum. Dili kullanmadaki basariniz c...
İçimdeki Dört Mevsim: Öncelikle tavsiyeleriniz ve paylaşımınız için çok teşekkürler. Çok ilg...
filiz: tesekkur ederim iyi dilekleriniz icin..hala basliktaki gibi ikilem ice...